|
||||
|
|
|||||||
|
|||||||
|
|||||||
| Felsefe Sosyoloji Psikoloji Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji Bilgileri Paylaşımlarınız Bu Forumdan |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#31 (permalink) |
|
๘۩๘۩๘۩ gαℓαταѕαяαч ๘۩๘۩๘۩
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 01-09-2005
Yer: imiz yurdumuz ForumTR Ortam: O biçim... Takım:Galatasaray
Yaş: 25
Mesajlar: 28,711
Rep Puanı: 31027889
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
[Yahudi Philon] (M.Ö. 15/10 - M.S. 45/50) Yahudi filozofu. Helenstik Yahudiliğin en önemli temsilcilerinden biri olan Philon, vahye dayalı iman ile felsefi düşünce arasında bir birleşim deneyen ilk düşünür olarak felsefe tarihinde önemli bir yeri vardır. Yahudi tarihçi İosephos (M.S. I. yüzyıl) Philon'un soylu bir aileden geldiğini söyler. İskenderiye'deki diğer Yahudiler gibi Philon'da bir Yunan gymnasion'unda öğrenim görmüş olmalıdır. Tümünü Yunanca kaleme aldığı yapıtlarında çok sayıda Yunan yazarından, özellikle manzum oyun ve destan şairlerinden söz eder; Yunan retorik okullarının tekniklerini kullanır ve gymnasionları över.
Öte yandan yapıtları, kendini tam anlamıyla dindar bir Yahudi saydığını gösteren ipuçları içerir. 39 ya da 40 yaşlarında İskenderiye'de Yahudilere karşı düzenlenen bir soykırımdan sonra, Ptolemaios döneminde güvence altına alınan ve İmparator Augustus'un onayladığı Yahudi haklarını geri vermesini istemek için İmparator Caligula'ya giden bir heyete başkanlık eder. Philon'un felsefi görüşleri özelikle Platon, Aristoteles, Yeni Pythagorasçılar, Kinikler ve Stoacılar'ın etkisi altında gelişmiştir. Temel felsefi yaklaşımı Platon'a yakındır. Ama, kozmoloji ve etik gibi konularda özellikle Aristoteles'e çok şey borçludur. Öte yandan Yeni Pythagorasçılar'dan, sayıların özellikle de yedi sayısının mistik anlamı ve ölümsüzlüğe hazırlık olarak öz disiplinli bir yaşam sürdürmekle ilgili görüşlerini almıştır. Kinikler de eleştiri yöntemleriyle, Philon'un görüşlerini açıklama biçimi üzerinde etkili olmuştur. Başka okullara oranla Stoacılar'ın terminolojisini daha sık kullanmakla birlikte; bu okulun düşüncelerini de eleştirdi. tanrının varlığının bilinebilirliği ile özünün bilinemezliği arasındaki ayrımı ilk kez vurguladı. O dönemde geçerli olan Yunan felsefi düşüncesinin, doğanın değişmez yasalarına bağımlı evrensel kayra anlayışına karşı, doğa yasalarını geçersiz kılabilen bireysel kayra anlayışını savundu. Platonculuğun maddenin öncesizliği kuramını reddetmedi, ama bu maddenin de yaratılmış olduğunu ileri sürdü. Yahudi ilahiyatına ilişkin görüşlerini de Platon'un idea öğretisiyle özgün bir biçimde uzlaştırdı. İdeaların Tanrının öncesiz ve sonrasız düşünceleri olduğunu, Tanrının bunları dünyayı yaratmadan önce gerçek varlıklar olarak yarattığını öne sürdü. |
|
|
|
|
|
#32 (permalink) |
|
๘۩๘۩๘۩ gαℓαταѕαяαч ๘۩๘۩๘۩
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 01-09-2005
Yer: imiz yurdumuz ForumTR Ortam: O biçim... Takım:Galatasaray
Yaş: 25
Mesajlar: 28,711
Rep Puanı: 31027889
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Yunan filozofudur. Sokrates'in öğrencilerindendir. Sokrates ölüm cezasına çarpılınca (M.Ö. 399) Atina'dan ayrılan Platon (M.Ö. 429-347), Mısır ve Güney İtalya'ya yolculuklar yaptıktan sonra Dionysos I'in kayınbiraderi Dion tarafından Syrakusai'e çağrıldı. Bir süre sonra Atina'da kendi felsefe okulunu (Akademia) kurup Dionysos I'in ölümünden (M.Ö. 367) sonra yeniden Syrakusai'e giderek, Dionysos II'yi bir "düşünür-kral" olarak yetiştirmeye çalıştı.
M.Ö. 361'de üçüncü kez Syrakusai'e gidip genç kralla antlaşmazlığa düştüğü için kısa bir süre cezaevine kapatıldıktan sonra Atina'ya döndü. Ölürken akademisini yeğenine bıraktı. Platon'un yapıtları 35 söyleşiden (diyaloglar) oluşur. Platon, matematik prensiplere hayrandı. O, diğer konuların da matematik prensiplere dayandırılmasını istiyor, matematiğin bir kesinlik ölçüsü olduğuna inanıyordu. Matematik, felsefe için bir giriş idi. O bakımdan Platon, Akademia'nın kapısına "Geometri bilmeyen buradan içeri girmesin" diye yazdırmıştır. Platon felsefesi, akılcılık ve spiritüalizmin temalarından esinlenerek bu iki felsefe akımının bir tür bileşimini oluşturmuştur. Gerçeği araştırmak için Sokrates'in soru yanıt yöntemini felsefenin bütün alanlarına yayan Platon'a göre, anlaşılabilir bir dünyada idealar, gerçek varlığı oluşturur; sezgilenen her şey, bu ideaların birer eksik ve değişken yansımasıdır. Platon, gerçekliği iki bölüme ayırmıştır. Birinci bölüm, duyular dünyasıdır. Bu dünya hakkındaki yaklaşık ve mükemmel olmayan bilgilerimizi, beş duyumuzu kullanarak edinebiliriz. Duyular dünyasındaki her şey için "her şeyin değiştiği" ve hiç bir şeyin sonsuza dek var olmadığı gerçeği geçerlidir. Duyular dünyasında hiç bir şey var değildir; burada bir şeyler ortaya çıkar ve sonra ortadan kaybolur. İkinci bölüm idealar dünyasıdır. Aklımızı kullanarak bu dünya hakkında kesin bilgilere ulaşabiliriz. İdealar dünyası, duyularla algılanamaz. Buna karşılık idealar (ya da biçimler) mutlak ve değişmezdir. Platon, insanların ikiye ayrılmış yaratıklar olduğunu düşünür. "Değişen" bir vücudumuz vardır. Vücudumuz, duyular dünyasına bağımlıdır ve bu dünyadaki diğer şeylerin kaderini paylaşır. Tüm duyularımız vücudumuza bağlıdır ve dolayısıyla güvenilmezdir. Ancak bizim bir de ölümsüz bir ruhumuz vardır ki bu ruh, aklın yuvasıdır. Ruh, maddesel olmadığı için idealar dünyasına girebilir. Platon daha da ileriye giderek, ruhun bir vücuda yerleşmeden önce de var olduğunu ve ruhun önce idealar dünyasında var olduğunu söylüyordu. Platon'a göre anlaşılabilir dünyayı topluca kavramayı sağlayan yüce bilgi, diyalektiktir. İdealar, birbirinden ayrı gerçeklikler değil, aynı ile başkanın, bir ile çokun, son ile sonsuzun karışmasından oluşan karışımlardır. Dolayısıyla, idea ve anlaşılabilir gerçek de birer karışımdır. Platon'a göre insan vücudu üçe ayrılır: baş, göğüs ve karın. Bu bölümlerin her biri ruhsal bir erdeme karşılık gelir. Baş akla, göğüs isteme, karın da haz ya da arzuya karşılık gelir. Bu üç ruhsal yeti, bir ideale ya da bir değere bağlanabilir. Akıl, bilgeliğe ulaşmaya çalışır; istek cesaret gösterir; arzu da insanın ölçülü olması için denetlenir. İnsanın bu üç bölümü bir bütün içerisinde hareket etmeye başladığı zaman uyumlu ya da "bütünlüklü" bir insan ortaya çıkar. Platon, "Devlet" adlı diyaloğunda "ideal devlet"i anlatır. Burada anlatılan örnek bir devlet ya da "ütopik" bir devlettir. Platon, bu devletin filozoflar tarafından yönetilmesi gerektiğini söyler. Platon, tıpkı bir insan vücudu gibi yaratılmış bir devlet düşünür. Bu devlet aynı şekilde üçe bölünmüştür. Vücudun "başı", "göğsü" ve "karnı" olduğu gibi devletin de yöneticileri, bekçileri (veya askerleri) ve ticaretle uğraşanları (bunlara zanaatkârlar ve köylülerde dahildir) vardır. Ona göre sağlıklı ve uyumlu bir insan nasıl dengeli ve ılımlı ise, "adil" bir devlet de herkesin bütün içindeki yerini bilmesiyle ortaya çıkar. Platon'un felsefesinde genel olarak geçerli olduğu gibi, onun devlet felsefesi de rasyonalizmden etkilenir. İyi bir devlet yaratmanın yolu, bu devletin mantıkla yönetilmesinden geçer. Başın vücudu yönetmesi gibi toplumu yönetenler de filozoflar olmalıdır. Platon, kadınların da erkekler gibi yönetici olabileceklerini söylüyordu. Bunun da nedeni, yöneticilerin siteyi yönetmesinin tam da akılla mümkün olmasıydı. Kadınlar da erkekler gibi aynı mantığa sahipti. Kadınları yetiştirmeyen bir devletin yalnızca sağ kolunu çalıştırıp güçlendiren bir insana benzediğini söyler. Platon, aile ve özel mülkiyeti de reddediyor, bunların devleti yönetenler ve koruyanlar tarafından idare edilmesini savunuyordu. Görüşleriyle Plotinus'u ve Hıristiyan din bilimcileri etkilemiş olan Platon'un başlıca söyleşileri arasında Devlet, Şölen, Phaidon, Gorgias, Protagoras sayılabilir. |
|
|
|
|
|
#33 (permalink) |
|
๘۩๘۩๘۩ gαℓαταѕαяαч ๘۩๘۩๘۩
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 01-09-2005
Yer: imiz yurdumuz ForumTR Ortam: O biçim... Takım:Galatasaray
Yaş: 25
Mesajlar: 28,711
Rep Puanı: 31027889
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
(M.Ö. 4 - M.S. 65) Romalı filozof, devlet adamı, hatip ve tragedya yazarı. M.S. I. yüzyılın ortalarında Roma'nın en önde gelen düşünce adamı ve Neron'un saltanatının ilk döneminde imparatorluk politikasına yol veren kişilerden biriydi. İspanya'nın Cordoba kentinde doğan Seneca varlıklı bir ailenin oğluydu. Babası Lucius Annaeus Seneca (Yaşlı) Roma'nın ünlü retorik öğretmenlerinden biriydi. Lucius çocukken Roma'ya gönderilerek orada hitabet eğitimi aldı ve Stoacılık ile çileci Yeni Pythagorasçılığı kaynaştıran Sextii okulunda felsefe okudu.
M.S. 41 yılında imparator Cladius Seneca'yı Korsika'ya sürgüne yolladı. Seneca orada, doğa bilimleri ve felsefe üzerine çalıştı ve Consalationes (Avutmalar) başlıklı üç inceleme yazdı. 49 yılında imparatorun karısı Agrippa'nın etkisiyle Roma'ya geri çağrıldı. Burada varlıklı bir kadınla evlenerek güçlü bir çevre edindi. Ayrıca, geleceğin imparatoru Nero'nun özel öğretmeni oldu. 54 yılında Claudius'un öldürülmesi Seneca ve Burrus'u güçlendirdi. Nero'nun Seneca tarafından hazırlanan halk önündeki ilk konuşması, Senato'ya bağımsız karar verme yetkisi tanıyor ve azatlı kölelerin etkisine son vermeyi vaat ediyordu. Seneca ve Burrus taşralı olmalarına karşın Roma'nın karşı karşıya olduğu sorunları iyi kavramışlardı. Bu sorunları çözmek amacıyla bir dizi mali ve adli reformlar başlattılar, kölelere karşı da daha insani bir politika geliştirdiler. Burus'un 62 yılında ölmesinden sonra Seneca da görevden çekildi. 65 yılında düşmanları Seneca'yı Gaius Calpurnius Piso'nun Nero'ya karşı düzenlediği komploya katılmakla suçladılar. Bunun üzerine Seneca Nero'nun buyruğuna uyarak kendini öldürdü. Seneca'nın günümüze ulaşan yapıtları arasında Apocolocyntosis divi Claudi'nin (Seçme Epigramlar ve İmparator Claudius'un Kabaklaşması) ayrı bir yeri vardır. Zekice yazılmış yapıt, imparator Claudius'un tanrılaştırılması üzerine acımasız bir siyasl yergidir. Seneca'nın felsefi yapıtları ise, M.Ö. II. yüzyılda Rodoslu Panaitios tarafından Roma'ya uyarlanan ve M.Ö. I. yüzyılda Poseidonios'un geliştirdiği. Orta Stoacılığın eklektik yorumlarını içerir. Doğa bilimlerini konu alan Naturales Quaestiones de (Doğa İncelemleri) Poseidonios'un düşüncelerine dayanır. Seneca'nın yapıtları arasında en iyi yazılmış ve ikna gücü en yüksek olanı, şair Lucilius'a hitaben yazılan Epistulae morales ad Lucilium'dur (Lucilius'a Ahlaki Mektuplar; 63-65). Seneca'nın monarşi ve görevleri üzerine görüşlerinin Antonius Pius (138-161), Marcus Aurelius (161-180) ve Commodus (177-192) dönemlerinin insancıl ve liberal havasına katkıda bulunduğu söylenebilir. Bu arada, Stoacılığın yayılması ve Seneca'nın görüşleriyla Hıristiyanlık arasında yakınlılar bulunması da Seneca'nın felsefesinin sonraki yıllarda canlı kalmasında etkili olmuş ve Seneca'nın yapıtları çeşitli antolojilere alınarak ortaçağ Latin kültürünün bir parçası haline gelmiştir. Seneca'nın günümüze ulaşan 40 kitabı özgün olmayan, ama çok yönlü zihnin ürünleridir. Bireysel, keskin, kısa ve özlü bir üslup taşıyan ve büyük bir dil ustalığının ürünleri olan bu yapıtlar 16.-18. yüzyıllarda hem içerik, hem de üslup olarak yerel dillerde gelişen edebiyatlara, özellikle de denemelere, vaaz ve ahlak yazılarına örnek olmuş, Calvin, Montaigne ve Rousseae gibi yazarları etkilemiştir. |
|
|
|
|
|
#34 (permalink) |
|
๘۩๘۩๘۩ gαℓαταѕαяαч ๘۩๘۩๘۩
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 01-09-2005
Yer: imiz yurdumuz ForumTR Ortam: O biçim... Takım:Galatasaray
Yaş: 25
Mesajlar: 28,711
Rep Puanı: 31027889
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
(M.Ö. 469 - 399) Yunan filozofu. Sokrates, Atina'da doğmuş olan ilk Yunan filozofudur. Tek bir kelime yazmamış olmasına rağmen, Avrupa düşünce tarihine çok büyük etkisi olmuş kişilerden biridir. Heykelci Sophroniskos'un oğlu olan, babası gibi heykelcilik öğrenip çok geçmeden kendini felsefeye adayan Sokrates, bir çok savaşta başarıyla savaştı.
Siyasette de hızla yükselip meclis başkanlığı yaparken Argireuses adalarındaki savaşı yasaya aykırı olarak yargılatmak isteyen bir önergeye karşı çıktı. Peloponnesos savaşları döneminde ve Atina'nın M.Ö. 404 yılında uğradığı bozgunu izleyen kargaşa yıllarında demokratlarda düşmanlık uyandıran genç soyluların arasına katılması üzerine, Meletos, Anytos ve Lykon'un açtıkları davada, yeni tanrılar getirerek gençleri baştan çıkarmakla suçlanıp ölüm cezasına çarpıldı. Dostu Kriton'un kaçma önerisini geri çevirip dostlarının arasında, ruhun ölümsüzlüğü üzerine bir konuşma yaptıktan sonra baldıran zehri içerek intihar etti. Derslerini sözlü olarak verip hiç bir şey yazmadığı için felsefesi özellikle Platon'un, Ksenephon'un ve Aristoteles'in anlattıklarından tanınan Sokrates, "kendi kendini tanı" özdeyişinin felsefesinin temel kuralı olduğuna inanmış, "hiç bir şey bilmediğinden başka şey bilmediğini" söyleyip kişiyi bir tümevarım yöntemiyle peş peşe sorular sorarak ahlak kavramalarını tanımayı sağlayan tanımlar bulmaya yöneltmeyi amaç almış, her kişinin yaratılırken iyi yaratıldığını, kimsenin bile bile kötü olmadığını, her kötülüğün bilgi sanılan bir bilgisizlikten ileri geldiğini savunmuştur. Sokrates "doğruyu bilen doğru davranır" diyor, doğru bilginin doğru eylemi gerçekleştireceğine inanıyordu. Sokrates'in uğraşındaki temel öğe, onun kimseye bir şey öğretme peşinde olmayışıdır. O, tersine, konuştuğu insandan bir şeyler öğrenmek istediğini dile getirmiştir. Zamanının çoğunu sokaklarda ve meydanlarda karşılaştığı insanlarla konuşarak geçirdiğini biliyoruz. Kırlardaki ağaçlar bana bir şey öğretemez, demişti. O genellikle konuşmanın başında soru sorardı. Böylece hiç bir şey bilmiyormuş gibi yapardı. Konuşma sırasında genellikle karşısındaki kişinin kendi düşünce biçimindeki zayıflıkları görmesini sağlardı. Sonunda konuştuğu kişinin bir köşeye sıkıştığı ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendine itiraf etmek zorunda kaldığı olurdu. Sokrates hiç bir şey bilmiyormuş gibi yaparak, insanları mantığını kullanmaya zorlardı. Cahili "oynardı"- ya da olduğundan daha aptalmış gibi görünürdü. Buna "Sokrates'ci İroni" denir. "Atina uyuşuk bir at. Ben de onu uyandırıp canlandırmaya çalışan bir at sineğiyim," diyordu. Sokrates hep içinde "tanrısal bir ses" olduğunu söylüyordu. Romalı filozof Cicero şöyle diyordu: "(O) felsefeyi gökyüzünden Dünya'ya indirip şehirlerde barındırdı. Felsefeyi evlere sokup insanları hayat ve töreler, iyilik ve kötülük üzerine düşünmeye zorladı." Sokrates, Sofistler ile aynı dönemde yaşamış olmasına rağmen onlardan önemli bir noktada ayrılıyordu. O kendini bir "Sofist", yani eğitimli ve bilge bir kişi olarak adlandırmıyordu. Sofistlerin aksine, öğrettikleri için para almıyordu. Hayır, Sokrates kendine kelimenin tam anlamı ile "filozof" diyordu. "Philosophos"un kelime anlamı "bilgeliğe ulaşmaya çalışan kişi"dir. Sokrates tek bir şey bildiğini söylüyordu, bu da hiç bir şey bilmediğiydi! Sokrates bilgimizin temelinin insan mantığı olduğuna inanıyordu ve İnsan mantığına bu denli güvenişi açısından kesin bir Akılcı idi. |
|
|
|
|
|
#35 (permalink) |
|
๘۩๘۩๘۩ gαℓαταѕαяαч ๘۩๘۩๘۩
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 01-09-2005
Yer: imiz yurdumuz ForumTR Ortam: O biçim... Takım:Galatasaray
Yaş: 25
Mesajlar: 28,711
Rep Puanı: 31027889
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Çinli filozof (M.Ö. 551-479). Cizvit misyonerlerin, adını «Konfüçyüs» olarak Latinleştirdikleri Kung Fu Dzı, Çin kültürünü derinden etkilemiş bir felsefe ve politika öğretisinin yaratıcısıdır.
«İyi insanlar» yetiştirmeyi amaçlayan bir küçük okulun kurucusuydu, felsefe öğretiyordu. Ona göre erdem, soyaçekim yoluyla aktarılan bir nitelik değil, kişisel bir çabanın ürünüdür. Bunun için, dürüst olmalı, çevresiyle ahenk içinde yaşamalı ve başkalarına güven göstermelidir. Hareketlerine, davranışlarına ve duygularına hâkim olmak, atalarına saygı göstermek ve toplumun kurallarına uymak da gereklidir. Ahlâk Kuralları Topraklarında düzenin kurulmasını arzulayan imparatorlar tarafından benimsenen Konfüçyüs ahlâkı, sonradan, gelenekçilikle eş anlam kazandı. Bu niteliğiyle çoğu zaman törelere önem vermeyen bir öğreti sayılan Taoculuğa karşı çıkartıldı. Gerçekte ise, bu iki düşünce, birbirleriyle çelişkili değil, birbirinin tamamlayıcısıdır: yüzyıllar boyunca Konfüçyüsçülük Çinlilerin toplum yaşamını yönetti, Taoculuk ise kişisel kaygılarına (özellikle dinsel) yön verdi. Çin Komünizmi ve Konfüçyüs XX. yy. başlarından itibaren Çin devrimcileri, Konfüçyüsçülük ile de, onun tutucu yönleriyle de mücadeleye giriştiler. Gene de, çağdaş Çin toplumunda devletin önemi ve ahlâkın oynadığı rol hakkındaki inançlar, bu eski ustanın felsefesini garip bir biçimde andırmaktadır. Bu yüzden, 1974 başlarında, bir devrimci eleştiri akımı, Çin halkının düşüncesinden Konfüçyüsçülüğü kesinlikle silip atmağa girişti. Konfüçyüs ve öğrencileri, XIV. yy. Kore resmi. Kendi evinde açtığı okulda eğitici ve sonradan Çin imparatorunun adalet bakanı ve danışmanı olarak Konfüçyüs, toplumsal ve siyasal reform düşüncelerini uygulama alanına koymağa çalıştı. Deyişlerinden birine göre: «Eğer insan kendini yönetmeyi biliyorsa, devleti yönetmekte de hiç bir güçlükle karşılaşmaz demektir.» |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com