En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 12-07-12, 22:54   #1
Maroon

Varsayılan Sosyoloji Ders Notları


Sosyolojinin Tanimi ve Konusu

Sosyolojinin Tanimi

Toplumsal iliskileri ve bu iliskileri düzenleyen devlet, egitim, ekonomi, din, aile gibi kurumlarin yapilarinda ve görevlerinde (islevlerinde) meydana gelen degismeleri somut kosullari içinde inceleyen bilime sosyoloji denir.

Sosyolojinin Tarihçesi

Ilk çaglardan beri toplumun yapisiyla ilgilenen düsünürler vardi :

Platon, ideal toplum düzeninden söz etmistir.

Sosyolojinin müjdecisi sayilan Ibn-i Haldun ilk defa devletle toplumun birbirinden farkli oldugunu belirterek toplumsal yasami da incelemistir.

Machiavelli, Thomas More, Francis Bacon, toplumsal sorunlara “çözüm” önerileri getirmislerdir.

Bu düsünürlerden farkli olarak Montesquieu, “Olmasi gereken degil, olan incelenmelidir.” diyerek sosyolojinin sinirlarini çizmis ve bilim olarak dogusuna temel hazirlamistir.

Sosyolojinin, bu sözcügü ilk kullanan Auguste Comte tarafindan 19. yüzyil baslarinda kuruldugu kabul edilir. Comte'a göre sosyoloji, fizik, kimya biyoloji gibi doga bilimlerinin yöntemleriyle toplumu incelemelidir.

Sosyolojinin kurucularindan Emile Durkheim, sosyolojinin konusunun toplumsal olgu oldugunu ve toplumsal yasamin yine diger basit toplumsal olgularla açiklanabilecegini vurgulamistir.

Max **ber'e göre, toplumu ve toplumsal eylemleri açiklamak için genel kavramlardan degil, bireylerden, öznel olarak düsünülmüs anlamlardan hareket edilmelidir. Böylece **ber, psikolojik yaklasimla sosyolojik yaklasimi birlestirmek istemistir.

Ülkemizde, Durkheim sosyolojinin bilim yapma anlayisi Ziya Gökalp ile, Le Play çizgisi ise Prens Sebahattin'le temsil edilmistir.

Platon (M.Ö. 427 – M.Ö. 347) : Platon, baba tarafindan Atina'nin efsanevi krallariyla ve anne tarafindan da Solon'la akrabadir. Yasamindaki en önemli olaylardan biri de, gençliginde Sokrates'le karsilasmasidir. Sokrates'in mahkumiyeti ve idamindan sonra egitimde; özellikle de devlet adami egilimlilerin egitimlerinde derin degisiklikler olmadikça insanin kaderinin umutsuz olduguna karar verdi.

Bu nedenle de, kirk yaslarindayken, Sicilya ve Italya'ya ilk yolculugundan sonra (bu yolculukta Pythagoras'çilarlarla tanisti) aktif politikaya katilmaktansa, sitenin gelecekteki liderlerini yetistirmek üzere Atina'da bir okul kurar. Bu okula üzerinde kuruldugu parkin adi verilerek Akademia dendi. Aristoteles, yirmi yildan uzun bir süre Akademia'da ögrencilik ve ögretmenlik yapmistir.

Machiavelli, Niccolo (1469 – 1527) : Floransali Machiavelli 1498'de disisleri ve savunma ile görevli Ikinci Sansölyelik Sekreterligine atandi. Pek çok ülke dolasti ve diplomatik deneyim kazandi. Floransa'nin bagimsizligi için kurdugu milis birlikleri 1509'da Pisa'nin alinmasinda önemli rol oynadi. 1513'de Medici ailesinin Floransa'ya dönmesinden sonra hapsedildi.

Serbest kalinca, Floransa yakinlarinda yapitlarini yazamaya basladi. Bunlarin içinde en önemlisi; Medicilere sundugu 1513 tarihli “II Principe” (Prens) ‘dir. 1527'de Medicilerin devrilmesi üzerine gözden düstü ve ayni yil öldü. Machiavelli'nin tarih ve siyaset felsefesi üzerine yazdiklari ve karsilastirmali tarih metodu günümüzde de önemini sürdürmektedir.

St. Thomas More (1477 / 78 – 1535) : Aziz (St.), sövalye, Ingiltere Lord Sansölyesi (basbakan), yazar Thomas More 1477 ya da 1478 yilinda Londra'da dogdu, 1492'de Oxford Üniversitesi'ne girdi, 1499'da Erasmus'la tanisti. 1504'de parlamentoya girdi. 1516'da Londra'da ünlü eseri “Ütopya” yi tamamladi.

1523'de Avam Kamarasi'nin sözcülügüne seçilen More, 1534 yilinda uymayi reddettigi yasa nedeniyle Londra Kulesi'ne hapsedildi ve 1535 yilinda da idam edildi. Karl Kautsky söyle yazar : “Amaçladigi bos zaman rüyasini algilayabilmek için üç yüz yildan daha uzun bir süre geçmesi gerekmistir. Ütopya, dört yüz yildan daha eski olmasina ragmen, More'un idealleri yenilmemistir ve hala mücadele eden insanligin ardinda durmaktadir.”

Francis Bacon (1564 – 1616) : Verulam Baronu. 1564 Londra dogumludur. Hukuk ögrenimini tamamladiktan sonra baroya girmeye çalisti. 1593'de Avam Kamarasi'na girdi. Kraliçenin gözdesi Essex Kontu onu himayesine aldi. 1613'de Saray'in bas avukati, 1617'de bas mühürdar, 1618'de bas yargiç ve baron, 1620'de ise vikont oldu.

Ama 1621'de rüsvet almakla suçlanan Bacon devlet hizmetinden uzaklastirildi. Ömrünün son yillarini bilim ve felsefeye adadi. Bacon'un felsefesi'nin temelinde, tümdengelimci mantigin yerine tümevarimci metodu uygulamasi yatar. Ona göre gerçek bilim, nedenlerin bilimidir ve bu yolla insanoglu dogaya egemen olacaktir.

Montesqiueu (1689 – 1755) : Fransiz yazari Montesqiueu, 1689 yilinda dogmustur. Ayni zamanda bir hukukçu olan Montesqiueu, uzun süre hukuk alaninda çalismistir. Yazar olarak taninmasi, onun, 1721 yilinda yazdigi “Iran Mektuplari” adli eseriyle baslar. Montesqiueu'nu ikinci büyük eseri 1734 yilinda yazdigi “Roma'nin Büyüklügününün ve Çöküsünün Sebepleri Hakkindaki Düsünceler” adli eseridir. Montesqiueu'nun en büyük eseri 1748 yilinda yazdigi “Kanunlarin Ruhu” adli kitabidir.

Auguste Comte (1798 – 1857) : Fransiz Auguste Comte, sosyoloji biliminin kurucusu olarak taninmistir. Insan topluluklarinin dogasini ve nasil gelistigini anlamaya çalisti. Comte'a göre, insanlar mulu ve basarili olmak için birlikte çalisma ihtiyacindadirlar.

Comte'a göre, bilimler hiyerarsisinin en tepesinde etik (moral) vardir ve sonra asagiya dogru sosyoloji, biyoloji, kimya, fizik, astronomi ve matematik siralanir. Asagidan yukariya izlendiginde, kuramsal ve tarihsel olarak, basitten karmasiga bilimler birbirlerini izleyerek teolojik, metafizik asamalardan pozitif asamaya, diger bir deyisle etik ve sosyoloji alanina ulasmislardir.

Emile Durkheim (1858 – 1917) : Fransiz toplumbilimci Durkheim 1858 dogumludur. 1902'de Sarbonne üniversitesi'nde kürsü sahibi oldu. Toplumu bir organizma gibi degerlendirmesi ve bir organizma içerisindeki organlarin dayanismasi olgusu gibi bir toplumu da birbiri ile dayanisma içerisinde bulunan organlardan olusan bir bütün olarak degerlendirmistir.

Toplumsal örgütlenme üzerine yaptigi çalismalar toplumbilim çalismalarina yeni bir hamle getirmistir. Bunlarin disinda sosyal-psikoloji ile de ilgilenmis ve “intihar” eylemi üzerine ampirik çalismalar da yapmistir. 1917 yilinda Paris'de ölmüstür.

Max **ber (1864 – 1920) : Max **ber, kapitalizmin gelismesine katkida bulunan Hristiyan ahlaki üzerine vurgu yaparak gelistirdigi Protestanlik kuramiyla ünlü olmustur. **ber sosyolojisi gelenekselden rasyonel eyleme dönüsümü kesfetme ve anlamaya yöneliktir. Gelenek, modern öncesi toplumlarin üzerinde asilmaz bir güç olarak durmaktadir. **ber'e göre, Protestan etigi, gelenegin tutuculugunu kirmistir. Çünkü, Protestan etigi, insanlarin zenginlik elde etmek için çabalamalarini, dinsel onaylar sunarak rasyonellestirir ve cesaretlendirir.

Ziya Gökalp (1876 – 1924) : Idadi'de okurken Arapça, Farsça ve Fransizca ögrendi. Islam tanribilimi ve tasavvuf üzerine çalisti. Ikinci Mesrutiyet ilan edilince Ittihat ve Terakki'nin Diyarbakir subesini kurdu. 1909'da “Peyman” gazetesini çikardi. Ayni yil Ittihat ve Terakki'nin genel merkez üyeligine seçildi. 1912'de milletvekili seçildi.

Dört ay sonra Osmanli Mebuslar Meclisi kapaninca Darülfünun'da 1919'a kadar toplumbilim profesörlügü görevini yürüttü. Birinci Dünya Savasi'nda “Yeni Mecmua” yi çikartti. Türkçülük kavr*****n yayilmasinda öncülük eden Ziya Gökalp, eserlerinde misak-i milli sinirlari içerisinde dogu toplumundan bati toplumuna çevrilmis bir Türk devleti üzerinde durmustur.

Sosyolojinin Amaçlari

- Toplumlari, içinde bulunduklari yere ve zamana göre, nesnel ve somut kosullariyla anlamak.

- Toplumlarin tarihsel gelisim sürecinde geçirdikleri degisimin etkilerini ve yönünü açiklamak.

- Farkli toplumlar arasindaki benzerlikleri saptayip genellemelere ulasmak.

- Mevcut toplumsal verilere dayanarak ileride ortaya çikacak olaylarla ilgili öngörüde bulunmak.

Sosyolojinin Özellikleri

· Sosyoloji, tek tek bireylerin sorunlariyla degil, toplumu ilgilendiren sorunlarla ilgilenir. Örnegin sosyoloji, ilk bakista bireysel bir sorun olarak algilanan “intihar” olayinin toplumsal boyutuyla ilgilenir. E. Durkheim, “Intihar” adli çalismasinda, savas dönemlerinde intihar olaylarinin azaldigini, toplumda kuralsizlik halinin yasandigi ekonomik kriz dönemlerinde ise intihar olaylarinin arttigini göstermistir.

· Sosyolog, toplumsal olaylari kendi deger ve begenilerinin etkisi altinda kalmadan nesnel (objektif) olarak inceler. Durkheim'in deyisiyle sosyolog, toplumsal olaylari “bir esya gibi” ele alir.

· Sosyoloji, olani oldugu gibi inceler. Ahlak, hukuk, din gibi bireylerin nasil davranmasi gerektigine iliskin kurallar koymaz. Bu anlamda, sosyoloji kural koyucu yani normatif degildir. Örnegin, sosyoloji yardim etmeme davranisini iyi ya da kötü olarak degerlendirmez.

· Sosyoloji doga bilimleri gibi deneysel bir bilim degildir. Çünkü, sürekli degisim halinde olan toplumsal olaylari ve toplumsal çevreyi laboratuar kosullarinda gözlemlemek ve yönlendirmek olanakli degildir.

· Sosyoloji, toplumsal kurumlarin (aile, din, egitim, devlet, hukuk) yapilarinda ve islevlerinde meydana gelen degismeleri, tarihsel evrim süreci içerisinde inceler. Örnegin, Cumhuriyet devrimiyle beraber din kurumunun islevinde meydana gelen degismeler sosyolojinin alanina girer.

· Sosyoloji, toplumsal olgularin nedenlerini bireylerde degil diger toplumsal olgularda arar. Örnegin, köyden kente göç olgusunu inceleyen bir sosyolog, bu olguyu bireysel tercihlerle açiklamaz. Göçün nedenini tarimda traktörün kullanilmasina, sulu tarimin yapilmamasina, miras yoluyla topraklarin parçalanmasi vb. gibi diger toplumsal olgulara baglar.

· Sosyoloji, toplumsal yapiyi bir bütün halinde inceler. Diger toplumsal bilimler toplumsal yasamin farkli yönlerini ayri ayri incelerler. Örnegin, sosyal antropolog kültürel yapiyi; ekonomi, mal ve hizmetlerin üretimini, bölüsümünü ve tüketimini; tarih, geçmiste olup bitenlerin nedenlerini belgelere dayanarak saptamaya çalisir. Sosyoloji ise, toplumsal yapi içerisinde yer alan kültürel ögeleri, ekonomik iliskileri, tarihsel geçmisi, cografi konumu bilmek zorundadir. Bu yüzden de sosyologlar sürekli olarak diger toplumsal bilimlere basvurma gereksinimi duyarlar.

Toplumsal Olay ve Olgu

Toplumsal Olay

Insanlar arasi iliskilerden dogan, bir defada olup biten yeri ve zamani belli toplumsal olusumlara toplumsal olay denir. Örnegin, Ahmet ile Ayse'nin evlenmesi, Türkiye'deki 1974 genel seçimi birer toplumsal olaydir.

Toplumsal Olgu

Toplumsal olaylarin tekrar etmesiyle dogan, mekandan ve zamandan bagimsiz kavramlardir. Örnegin, Ahmet ise Ayse'nin evlenmesi bir toplumsal olayken evlilik bir toplumsal olgudur. Türkiye'deki 1974 genel seçimi bir toplumsal olayken seçim bir toplumsal olgudur.

UYARI : Toplumsal olaylar somut ve özel, toplumsal olgular soyut ve geneldir.

Toplumsal Olayin Özellikleri

• Toplumsal olaylar, insanlarin bir arada yasamalarindan dogarlar.

• Toplumsal olaylar bireyin disindadir ve bireye baski yaparlar.

• Birey toplumsal olaylari toplum içinde hazir bulur ve “toplumsal kalitimla” diger kusaklara aktarir.

• Toplumsal olaylar tarihsel gelisim sürecinde ayni toplumda zamanla degisirler.

• Toplumsal olaylar toplumdan topluma da farkliliklar gösterirler.

• Toplumsal olaylar sayilarla ifade edilebilir.

Sosyolojinin Diger Bilimlerle Iliskisi

Sosyoloji ve Tarih : Tarih bilimi, toplumlarin ortaya çikisi, gelisimi, dagilmasi, çözülmesi gibi geçmiste olup biten toplumsal olaylari belgelere dayanarak inceler. Içinde yasadigi toplumsal yapiyi anlamaya çalisan sosyolog, mutlaka arastirmasinin bir yerinde bu toplumsal yapiyi olusturan tarihsel olaylari bilme zorunlulugu hisseder. Tarih bilimi de sosyologa, olaylarin geçmisi hakkinda bilgi sunarak, toplumu bir bütün halinde kavramasina yardimci olur.

Sosyoloji ve Psikoloji : Psikoloji, insanlarin duyumsal (görme, tad alma, vb.) duygusal, davranissal, bilissel (zihinsel) özelliklerini inceler. Baska bir deyisle psikoloji insan dogasini inceleyen bir bilimdir. Kurumlari, gruplar içerisindeki insan davranislarini inceleyen sosyoloji, insan dogasini bilmeden toplum içindeki insani (toplumsal insani) anlayamaz.

Bu yüzden sosyoloji insan dogasiyla ilgili bilgilerini psikolojiden alir.

Sosyoloji ve Antropoloji : Antropoloji (insanbilim), evrim sürecinde, insanin degisen biyolojik yapisini, bedensel özelliklerini, irklara ayrilip ayrilmayacagini, ilkel topluluklari ve bunlarin kültürlerini inceleyen bir bilimdir. Antropoloji ikiye ayrilir :

Fizik Antropoloji : Insanin biyolojik yapisinda meydana gelen degismeleri, irklarin kökenini inceler.

Kültürel Antropoloji : Tarim, hayvancilik türleri gibi kültürel özellikleri; inanç, gelenek, görenek gibi kültürel kaliplari; araç, gereç, sanat ve bilgiler gibi kültürel ürünleri konu edinir.

Sosyoloji ve Hukuk : Hukuk bireylerin birbirleriyle ve toplum ile olan iliskilerini düzenleyen ve devlet gücünün destegindeki yaptirimlarla uyulmasi zorunlu duruma getirilen kurallar bütünüdür. Toplumu inceleyen sosyolojinin, toplumu düzenleyen hukuk kurallarini bilmeden, toplumsal yapiyi tam olarak anlamasi mümkün degildir.

Sosyoloji ve Ekonomi : Ekonomi, insanlarin ihtiyaç duydugu mal ve hizmetlerin nasil üretildigini, bölüsüldügünü ve tüketildigini inceleyen bir bilimdir. Üretim, bölüsüm ve tüketim gibi ekonomik olaylar sirasinda, insanlar arasinda birçok iliski kurulur (isçi-isveren is bölümü gibi). Bu ekonomik iliskiler bilinmeden toplumun yapisi bir bütün olarak anlasilamaz.

Sosyoloji ve Cografya : Toplumsal iliskiler, kurumlar, “dogal çevre” (fiziki çevre) üzerinde var olurlar. Bu dogal çevreyi inceleyen bilim de cografyadir. Bu dogal çevre taninmadan toplumsal olaylar, iliskiler, kurumlar açiklanamaz. Sosyolog, toplumun içinde bulundugu maddi (fiziki) yapiyi açiklayabilmek için cografyadan yararlanmak zorundadir.

Sosyolojide Kullanilan Yöntem ve Teknikler

• Sosyolojide Kullanilan Yöntemler

Yöntem

UYARI : Yöntem ve teknik kavramlari genellikle yanlis olarak birbirlerinin yerine kullanilmaktadir. Teknik, seçilen yönteme bagli olarak belirlenen bilgi toplama aracidir.

Bir arastirmanin basindan sonuna kadar izlenmesi gereken düsünsel yoldur. Sosyolojide kullanilan yöntemler sunlardir :

• Tümdengelim : Tümdengelim, gerek akil gerekse gözlem ve deney yoluyla elde edilmis genel bir ilkeyi ayri ayri olaylara uygulamaktir. Baska bir deyisle, özelin bilgisini genel yargilardan çikarmaktir.

• Toplumsal degismenin çok hizli oldugu dönemlerde suç orani artar.

• Istanbul'un toplumsal degisme hizi çok fazladir.

• O halde Istanbul'da suç orani artar.

Yukaridaki örnekte de görüldügü gibi tümdengelim yöntemi bize yeni bir bilgi vermez. Genel yargilarin içerisindeki sakli olan bilgileri açiga çikartir.

• Tümevarim : Tümevarim, gözlenen tek tek olgulardan yola çikarak genel yargilara ulasmaktir. Basa bir deyisle, tümevarim özelden genele giden bir akil yürütme türüdür.

• Gözledigim Seyrek köyünde köyden kente göç orani azdir.

• Gözledigim Ortaklar köyünde köyden kente göç orani azdir.

• Gözledigim Yaniklar köyünde köyden kente göç orani azdir.

• Gözledigim Geren köyünde köyden kente göç orani azdir.

• O halde sulu tarimin yapildigi köylerde köyden kente göç orani azdir.

Tümevarim mi, Tümdengelim mi?

Bilimsel arastirma sürecinde tümevarim ve tümdengelim yöntemleri birbirlerini tamamlar niteliktedir.

Tek tek olgulardan genel ilkelere ulasilir (tümevarim).

Genel ilkelerden yola çikilarak varsayimlarda bulunulur (tümdengelim).

Varsayimlarin dogrulugunu sinamak için deneyler ve incelemeler yapilir. Bu incelemelerin sonucunda genel ilkelere ulasilir (tümevarim).

• Anoloji : Anoloji, iki benzer olay arasinda karsilastirma yaparak sonuca ulasmaktir. Arjantin'de enflasyon orani yüksek oldugundan toplumsal muhalefet fazladir. Yunanistan'da da enflasyon orani yüksektir. O halde, Yunanistan'da da toplumsal muhalefet fazladir.

UYARI : Anolojinin tümevarim yönteminden farki sudur : Tümevarim, özelden genele bir akil yürütmedir, Anoloji ise özelden özele bir akil yürütmedir.

• Birlestirici Yöntem : Birlestirici yöntemde, incelenen toplumsal olay ile ilgili olan diger olaylar da göz önüne alinarak açiklamalar yapilir. Çünkü, toplumsal olaylar bir bütündür. Arastirmaci da toplumsal olaylarin karsilikli bagliligina ve etkilesimine dikkat etmek zorundadir.

UYARI : Birlestirici yöntem her ne kadar yöntem olarak anilsa da basli basina yöntem olmaktan çok, bir yöntem ilkesidir.

• Sosyolojinin Yöntem ve Ilkeleri :

• Somutluk : Sosyoloji yer ve zaman bakimindan belirli olan olgulari inceler. Sosyolog, hayalinde tasarladigi ideal toplum modelleriyle (ütopyalarla) ilgili degildir.

• Nesnellik : Sosyolog, toplumlari toplumsal ve bireysel deger yargilarindan siyrilarak inceler.

• Sinirlilik : Sosyolog, hem inceledigi konuyu hem de arastirma yaptigi alani (sahayi) sinirlandirmak zorundadir. Evren arastirmanin kapsadigi alandir. Sosyolog genellikle arastirmasinin kapsadigi alandaki bireylerin tümünden bilgi toplayamaz. Sosyolog bu durumda evreni temsil etme yetenegine sahip birimleri (örneklem gruplarini) seçerek, arastirmasini bu birimler üzerinde sürdürür.

• Karsilikli bagimlilik : Sosyolog, inceledigi degiskenlerle diger degiskenlerin karsilikli etkilesim içerisinde oldugunu gözardi etmemelidir. Örnegin, köyden kente göçün nedeni sadece ekonomik nedenlerle açiklanamaz; ekonomik nedenlerin yani sira hukuksal, dinsel vb. nedenler de köyden kente göçü etkiler.

• Dinamiklik : Sosyolog, toplumsal olgularin zaman ve mekan içinde degistigini göz önüne almak zorundadir.

• Bütünlük : Toplumsal olaylar ancak toplumun genel yapisiyla iliskilendirildigi zaman anlam kazanir.

• Öngörü saglama : Sosyolog, mevcut verileri degerlendirerek ilerde ortaya çikabilecek olaylari önceden kestirebilir.

• Kavramlari açik seçik tanimlama : Sosyolog, arastirmasinda kullanacagi kavramlari daha arastirma projesinin basinda tanimlamaktadir.

• Sosyolojide Kullanilan Baslica Arastirma Teknikleri

Teknik

Teknik, seçilen yönteme bagli olarak belirlenen bilgi toplama aracidir. Sosyolojinin kullandigi belli basli arastirma teknikleri sunlardir.

• Gözlem : Toplumsal yasamla ilgili olaylari olusum kosullari içinde amaçli ve sistemli bir biçimde izlemek ve kaydetmektir. Gözlem çesitleri sunlardir :

• Belgeler Üzerinde Yapilan Gözlem : Arastirilan konu ile ilgili kitap, yazit, film ya da ses, kayit, nesne, istatistik vb. belgeleri incelemektir.

• Kapsamli Gözlem : Çok sayida bireyden olusan bir toplumsal grubun ekonomik, kültürel ve toplumsal özelliklerinin görüsmelerle arastirilmasidir.

• Yogun Gözlem : Kapsamli gözlemin yetersiz kaldigi durumlarda arastirma konusu ile ilgili az sayida insanla derinlemesine görüsülmesidir.

• Katilarak Gözlem : Arastirmacinin inceledigi toplumun yasantisina katilarak bilgi toplamasidir. Çogunlukla antropologlarin kullandigi bir bilgi toplama aracidir. Katilarak gözlemde ideal olan incelenen kültürün içinde dört mevsim yasamaktir. Ancak bu zorunlu bir kosul degildir. Katilarak gözlemin olumsuz yönü arastirmacinin uzun süre inceleme yaptigi toplumun içinde kalarak objektifligini yitirmesidir.

• Anket : Anket, kisilerin belirli konulardaki tutumlarini, düsüncelerini saptamak için hazirlanmis soru listesiyle bilgi toplamaktir. Anket uygulanirken genellikle arastirmacilar ile anket uygulayan kisiler karsi karsiya gelmezler. Dagitilan anketler bireyler tarafindan doldurulur.

• Görüsme : Önceden hazirlanmis sorularin, arastirma konusuyla ilgili kisilere yüz yüze sorulmasidir. Görüsmede, anketten farkli olarak görüsmeciyle görüsülen kisi karsi karsiya gelmektedir.

UYARI : Enformel görüsmelerde önceden hazirlanmis sorular dogrudan degil de sohbet havasi içinde sorulur.

• Monografi : Aile, köy gibi küçük gruplarin ya da bir örnek olayin tüm degiskenleriyle derinlemesine bir sekilde incelenmesidir. Monografiler su sekillerde olabilir :

• Köy-sehir monografileri

• Sendika ve parti gibi kuruluslarin monografileri

• Kan davasi gibi özel bazi örnek olaylari ele alip inceleyen monografiler.

UYARI : Monografi tekniginde, diger tekniklerde oldugu gibi, seçilen birimin evreni temsil etme özelligi göstermesi gerekir.

• Sosyometri : Sosyometri, küçük gruplarda kimin kimden hoslanip hoslanmadigini saptamaya yarayan bir tekniktir. Sosyometri küçük gruplarda yildiz ve itilen kisileri saptamaya yarar. Testin sonuçlarindan yararlanarak grubun sosyogrami (iliski haritasi) çikartilir.

• Istatistik : Sosyolog, diger tekniklerle toplanilan verilen ne anlama geldigini ve bunlardan nasil geçerli sonuçlar çikartilabilecegini bilmek için istatistiksel tekniklerden yararlanmak zorundadir.

• Bilimsel Arastirma Sürecinin Asamalari

Kavramsal Model Asamasi

• Arastirma probleminin hissedilmesi, kaynak tarama

• Problemin sinirlandirilmasi

• Arastirma amacinin belirlenmesi

• Varsayimlarin (denencelerin) ortaya atilmasi

Arastirma Asamasi

• Arastirma Evreninin belirlenmesi

• Istatistiki tekniklerden yararlanarak arastirma örneklerinin seçilmesi

• Verilerin toplanmasi

Çözümleme (Analiz) Asamasi

• Verilerin istatistiki tekniklerle islenmesi, sunulmasi; verilerin varsayimlari dogrulayip dogrulamadiginin belirtilmesi

Biresim (Sentez) Asamasi

• Çözümleme asamasinda elde edilen sonuçlar yorumlanarak sistematik bilgilere (kuramlara – teorilere) ulasilir.

TOPLUMSAL YAPI

Toplumsal Yapi : Toplum, üyeleri arasinda is birligi bulunan ve bu isbirligini denetleyen kurallarin bulundugu; cografi bir yeri ve ortak kültür olan; çok ya da az ölçüde kurumlasmis iliskiler bütünüdür. Toplumun görevleri (islevleri) sunlardir :

- Neslin dev***** saglamak (biyolojik üretim)
- Yeni nesli egitmek (toplumsallastirma)
- Bireylere yasamin anl***** ve amacini asilamak
- Mal ve hizmetlerin üretimini ve dagilimini saglamak
- Toplumda düzeni saglayan kurallara sahip olmak ve bunlari uygulamak

Toplumsal yapi; içinde toplumsal iliskilerin, toplumsal olaylarin meydana geldigi, toplumsal gruplarin, kurumlarin yer aldigi, nüfus ve yerlesim tarzinin sekillendigi toplumsal varliktir.

Kültürel (Toplumsal) Yapinin Temel Ögeleri)

Toplumsal yapi, fizik ve kültürel yapi olmak üzere ikiye ayrilabilir.

Fizik Yapi :

Toplumun içerisinde bulundugu cografi mekan ve nüfus özellikleri fiziksel yapiyi meydana getirir. (Fizik yapiyi sosyolojinin son konusunda isleyecegiz.)

Kültürel Yapi :

Toplumsal iliskilerden kaynaklanan ögeler genel olarak kültürel (toplumsal) yapiyi meydana getirir. Bunlari su sekilde siralayabiliriz.

Toplumsal Iliski : Insanlarin bir arada yasamalarindan dogan, en az iki insan arasinda gerçeklesen, uzun bir süre devam eden, bireylerin birbirinin bilincinde oldugu etkilesimlere toplumsal iliski denir.

Toplumsal iliskiler üç tür altinda incelenebilir:

a) Insan - Insan Iliskisi : Ögrencinin ögretmene soru sormasi, ablanin kardesini bakkala göndermesi insan - insan iliskilerine örnektir.
b) Insan - Grup Iliskisi : Insanlar ister istemez gruplarin içinde yer alirlar. Bu durum grupla birey arasinda karsilikli hak ve görevleri gerektirir. Örnegin bir futbol takiminda görev alan futbolcunun gruba (takima)karsi sorumluluklari oldugu kadar grubun (takimin) da futbolcusuna karsi yerine getirmek zorunda oldugu görevler vardir. Futbolcunun takimla iliskisi insan - grup iliskilerine örnek olusturur.
c) Grup - Grup Iliskisi : Toplumsal yasamda, farkli toplumsal gruplar da karsilikli etkilesim içerisinde olurlar iki futbol takiminin maç yapmasi grup - grup iliskilerine örnektir.

UYARI :Toplumsal Iliski tanimini okurken su özellige dikkat edilmelidir.
Toplumsal iliski yardimlasma, dostluk, arkadaslik gibi yaklasimlari barindirdigi gibi, düsmanlik, rekabet ve benzeri uzaklasmalari da içerir.

Süreklilik Yönünden Toplumsal Iliskiler

Toplumsal iliskiler süreklilik yönünden üçe ayrilir :

a) Gelip - Geçici (igreti) Iliskiler : Kisa süreli iliskilerdir. Arkadasinizin dogum günü kutlamasinda ilk kez karsilastiginiz kisilerle iliskiniz kutlama bittiginde sona ermisse bu, igreti iliskiye örnek olusturur.
b) Devirli (Periyodik) Iliski : Belirli zaman araliklarinda insanlarin bir araya gelmesiyle olusur. Ayni okulu bitirmis kisiler yilda bir kez bulusuyor ve iliskiler yalnizca o günle sinirli kaliyorsa buna periyodik iliski denir.
c) Sürekli Iliskiler : Aile, akrabalik, arkadaslik gibi uzun süre devam eden iliskilere sürekli iliskiler denir.

Toplumsal Statü : Bireyin toplum içinde isgal ettigi mevkie (konum) statü denir. Baska bir deyisle statü, bireye toplum içinde hak ve sorumluluklar yükleyen konumdur (mevkidir). Birey toplum içerisinde birçok statüye sahiptir. Örnegin sizler; ögrenci, kardes, dayi, amca, arkadas, yurttas statülerinden bir kaçina ya da hepsine sahip olabilirsiniz.

- Statünün Islevi : Toplumsal grupta belli bir yerin (konumun) öteki yerlere göre durumunu gösterir. Örnegin, bir okul grubunda, müdürün konumuyla, müdür yardimcilarinin konumlari, onlarin ögrenciler tarafindan derecelendirilmesini saglar.
Toplumsal statüyü su faktörler belirler :

a) Demokratik ya da totaliter her toplumda soy bagi, kisinin toplumsal statüsünü belirler.
b) Bireyin sahip oldugu servet miktari statüyü belirler.
c) Kisinin yaptigi isin islevsel yararlari statüyü belirler.
d) Bireyin egitim düzeyi statüyü belirler.
e) Bireyin dini statüyü belirleyebilir.
f) Bireyin biyolojik özellikleri (cinsiyet, güzellik, yas vb.) statüyü belirleyebilir.

- Statü Türleri : Üç tür statü vardir ve bunlardan ikisi statülerin elde edilme biçimleriyle ilgilidir. Toplumsal statüler genellikle iki yoldan kazanilir :

a) Verilmis (edinilmis) Statüler : Bireyin yas, cinsiyet, irk ve öteki fiziki özellikleri gibi dogustan getirdigi ya da dogar dogmaz toplum tarafindan bireye yüklenilen statüler verilmis (edinilmis) statülerdir. Örnegin, erkek, kadin olmak, Hintli, Kizilderili olmak dogustan getirilen verilmis statülerdir.
b) Kazanilmis Statüler : Bireyin kendi emek, çaba, egitim ve yetenekleri ile elde ettigi statülerdir. Politikaci olmak, ressam olmak,anne, baba olmak kazanilmis statülerdir.
c) Anahtar Statü : Bireyin sahip oldugu statülerden en baskin olanidir. Erkek, baba, yurttas, dayi, arkadas, komsu, müdür gibi birçok statüye sahip olan bir birey çevresinde de "müdür amca" olarak aniliyorsa bu kisinin anahtar statüsü müdürlüktür.

Toplumsal Prestij : Bireyin statülerine toplumun verdigi degere prestij denir. Prestij kavrami, toplumdan topluma ve ayni toplumda zaman içerisinde degisen dinamik bir kavramdir. Örnegin, Cumhuriyetin kurulus yillarinda ögretmenlerin prestiji (sayginligi) yüksekken, günümüzde isletme, maliye, bankacilik gibi meslek gruplarinin prestiji artmistir.

Toplumsal Rol : Toplumun, belirli toplumsal statülerdeki kisilerden, yapmalarini bekledigi davranislara toplumsal rol denir. Örnegin toplum, doktorlardan, giyimlerinden hastalariyla iliskilerine varincaya kadar belirli davranislar bekler.
Toplumun bireyden bekledigi rollerle, bireyin gerçeklestirdigi roller arasinda farkliliklar gözlenebilir.
Farkli statülerin birbirleriyle olan iliskileri rol pekismesine ya da rol çatismasina neden olabilmektedir.

- Rol Pekismesi : Farkli statülerin gerektirdigi rollerden birinin diger bir rolün oynanmasini kolaylastirmasina rol pekismesi denir.

- Rol Çatismasi : Degisik statülere iliskin rollerin birbirleriyle çelismesine rol çatismasi denir.

UYARI : Beklenen rollerle, gerçeklesen roller arasinda söyle bir ayrim vardir; Beklenen roller kolay kolay degismez; ancak gerçeklestirilen roller bireyin kisiligine bagli olarak her zaman çesitlilik gösterir.

Toplumsal Gruplar (Kümler) :

Grubun Tanimi ve Özellikleri : Ortak amaçlarini gerçeklestirmek için üyeleri arasinda iliskileri düzenleyen kurallarin bulundugu, her üyenin grubun varligini ve simgelerini bilinçli olarak ayirdettigi, sürekliligi olan bireyler topluluguna grup denir.
Toplumsal grubun olusmasi için su özelliklerin bulunmasi gerekir:

- En az iki kisiden olusmak
- Ortak amaçlara sahip olmak
- Bireylerin yerlerini belirleyen statülere sahip olmak
- Statülere bagli beklenen rollere sahip olmak
- Grup içinde iliskileri düzenleyen kurallar

Bir grubun sürekliligini saglayabilmesi için su fonksiyonlari yerine getirmesi gerekir:

- Grup, grubu bir arada tutan "biz" bilincini olusturmalidir.
- Grup, üyelerinin beklentilerine yanit vermelidir.

Grup Türleri :

a) Üye Sayilarina Göre Gruplar
- Küçük Grup : Arkadaslik, aile gibi gruplar
- Büyük Grup : Kent, devlet gibi gruplar.
b) Sürelerine Göre Gruplar :
- Geçici Grup : Tatilde tanisip arkadaslik yapan kisilerden olusan gruplar bu türe girerler.
- Sürekli Grup : Aile, köy gibi gruplar.
c) Katilma Biçimine Göre Gruplar :
- Üyelerinin Iradeleriyle Katildigi Grup : Dernek, Siyasi parti bu tür gruplardir.
- Üyelerinin Iradeleri Disinda Katildigi Grup : Aile, akrabalik ya da bir kastin üyesi olarak dogmak bu gruplara örnektir.
d) Kurulus Biçimine Göre Gruplar :
- Resmi Grup : Bir devlet dairesinde çalisanlar, sendikalar, dernekler
- Resmi Olmayan Grup : Akrabalik, arkadaslik gruplari

Toplumsal Iliski Biçimlerine Göre Gruplar : Cooley, Tönnies ve Durkheim gruplari, üyeleri arasindaki iliskilere göre siniflandirmislardir.

- Cooley in Siniflandirmasi :

a) Birincil Gruplar : Yüzyüze iliskilerin ve duygusal baglarin güçlü oldugu gruplardir. Grubu birbirine baglayan "biz" bilincidir. Aile, akrabalik, arkadaslik gruplari birincil gruplardir.
b) Ikincil Gruplar : Grubun üyeleri arasindaki iliskiler sinirli ve resmi iliskilerdir. Grupta "ben" duygusu hakimdir. Bireyler ortak çikarlarini koruyabilmek için bir araya gelmistir. Dernek, sendika, siyasi partiler bu tür gruplara örnek olusturur.

- Tönnies in Siniflandirmasi :

a) Cemaat : Ortak iradenin, ortak mülkiyetin bulundugu, etnik köken, irk, din, kültür gibi özellikleri farklilasmamis gruplardir. Üyeler arasindaki iliskileri gelenekler saglar.
b) Cemiyet : Bireysel mülkiyetin, bireysel iradenin hakim oldugu gruplardir. Bireyler arasindaki iliskiler toplumsal sözlesmelerle (resmi ve yazili kurallarla) saglanir. Üyeler arasinda akilci çikar anlasmalari egemendir.

- Durkheim in Siniflandirmasi :

a) Mekanik Dayanismali Gruplar : Genellikle sanayi öncesi toplumlarda görülen, benzer statüdeki insanlar arasindaki dayanismanin güçlü oldugu, is bölümünün yayginlasmadigi, üyelerin birbirlerine duygusal baglarla bagli oldugu gruplardir.
b) Organik Dayanismali Gruplar : Durkheim e göre nüfus yogunlugunun artmasiyla birlikte is bölümü ve islevsel uzmanlasma ortaya çikmistir. Modern sanayi toplumlarinda farkli alanlarda uzmanlasan farkli gruplardaki insanlar arasinda organik bir dayanisma vardir.

Toplumsal Yigin : Ayni mekani paylasmalarina karsin aralarinda karsilikli iliskiler bulunmayan insan birikimleridir.

Toplumsal yiginlarin özellikleri sunlardir :

- Yigini olusturan kisiler anonimdirler ve birbirlerine yabancidirlar.
- Yigin örgütlenmemistir. Statü ve islevlerin olusturdugu ast - üst iliskisi yoktur.
- Yiginlarda toplumsal iliski yok denecek kadar azdir.
- Yiginlarda, davranislarda kisitlamalar ve düzenlemeler yapmayi gerektiren kurallarin sayisi azdir.
- Yiginlar sürekli degildirler.

Yigin Türleri :

a) Kalabalik : Fiziki olarak birbirine yakin olan, ancak göreli olarak etkilesim içinde olmayan, organize olmamis, kendiliginden bir araya gelen insan birikimleridir. Örnegin, kirmizi isikta duranlar, süpermarkette alis veris edenler kalabaliga örnektirler.
b) Izleyici Yiginlari : Çesitli gösterileri izleme, dinleme amaciyla bir araya gelen bireylerin olusturdugu yiginlardir. Örnegin, bir konseri dinleyenler, tiyatro izleyenler izleyici yiginlardir.
c) Gösteri Yiginlari : Belli bir düsüncenin, inancin aleyhinde ya da lehinde gösteri yapan kisilerin olusturdugu yiginlardir. Gösteri genellikle örgütlüdür. Fakat bu örgütlenme oldukça gevsek dokuludur. Örnegin, mitinglerde toplanan insanlar gösteri yiginlarini olustururlar.
d) Etkin Kalabaliklar (Moblar) : Genellikle siddet içeren, kontrolden uzak, düzensiz, kisa ömürlü, çok sayida bireyi içeren yiginlardir. Örnegin, linç kalabaliklari, moblari meydana getirirler.

Toplumsal Kategoriler : Belli özellikleri bakimindan bir arada düsünülen insan topluluguna kategori denir. Kategoriler üçe ayrilir.

a) Kitle : Ayni uyaricidan hoslanmakla birlikte aralarinda mekansal yakinlik olmayan kategorilerdir. Klasik müzik sevenler, ayni gazeteyi okuyanlar kitleye örnek olarak verilebilir.
b) Toplumsal Azinlik : Bir toplumda, egemen durumda olanlarin haklarindan yararlanamayan insanlarin olusturduklari kategorilerdir. Osmanli Imparatorlugunda gayrimüslimler toplumsal azinliktir.
c) Toplumsal Sinif : Ekonomik özellikleri, yasam biçimleri ve kültürel konumlari birbirine benzeyen insanlarin olusturdugu kategorilerdir. Bürokrat sinifi, isçi sinifi, burjuva sinifi gibi...

UYARI : Toplumsal kategori gerçekte degil de gözlemcinin düsüncesinde biraraya gelmis insanlari ifade eder. Toplumsal yiginlarin ise fiziki bir gerçekligi vardir.

Bazi toplum bilimciler sinifi, üretim araçlarina sahip olup olmamaya göre tanimlamistir. Örnegin, feodal toplumda üretim araçlarina (topraga ve onu islemeye yarayan araçlara)sahip olanlar senyör, üretim araçlarina sahip olmayanlar ise serf (köylü)tir.

Toplumsal Tabakalasma : Toplumda yer alan sinif ve tabakalarin, toplumsal hiyerarside alt, orta, üst diye derecelendirilmesidir. Toplumsal tabakalasma, tabakalasma piramidi ile gösterilir.

Ülkelerin gelisme düzeylerine göre toplumsal tabakalasma piramidi söyle gösterilebilir:


Tabakalasma Türleri

Toplumsal tabakalasma tarihsel gelisim sürecinde üç sekilde görülür:

a) Kapali Toplumsal Tabakalasma : Bu tabakalasma sisteminde bir tabakadan diger tabakaya geçis yasaktir. Birey hangi tabakanin ya da sinifin içerisinde dogmussa o tabakanin (sinifin) üyesidir, tabaka degistiremez. Hindistan daki kast sistemi ve köleci toplumlardaki tabakalasma mo**** kapali toplumsal tabakalasmanin tipik örnekleridir.
b) Yari Kapali Toplumsal Tabakalasma : Bir tabakadan diger tabakaya geçis imkansiz degildir. Ancak bu geçis din kurallariyla sinirlandirilmistir. Örnegin, lonca üyesi olmayan bir kisinin kent içinde ticaret yapmasi yasaktir veya belirli mesleklerden olmayanlar toprak sahibi olamazlar.
c) Açik Tabakalasma : Bir tabakadan diger tabakaya geçisi engelleyen kurallar yoktur. Herkes yetenegi ve çabasi ölçüsünde bir statüden diger bir statüye geçebilir. Demokratik toplumlarda görülen bir tabakalasma mo****dir.

Toplumsal Hareketlilik : Toplumsal tabakalar arasindaki geçiskenlige toplumsal hareketlilik denir. Toplumsal Hareketlilik ikiye ayrilir :

a) Yatay Hareketlilik : Bireyin gelirinde ya da prestijinde belirgin artislar yaratmayan, meslek ya da cografi mekan degistirmelerine yatay hareketlilik denir. Bir isçinin isini birakip pazarlama sirketinde çalismasi yatay hareketlilige örnektir.
b) Dikey Hareketlilik : Bireyin gelirinde veya prestijinde belirgin artislar ya da azalislar ortaya çikaran hareketlilige dikey hareketlilik denir. Bir köy agasinin topraklarini kaybettikten sonra pazarlamacilik yapmasi, asagiya dogru dikey hareketlilige örnektir.

Toplumsal Kontrol Mekanizmalari : Toplumda düzeni saglayan kurallarin, toplumda yer alan birey ve gruplari, ortak deger, inanç ve ölçülere uymaya zorlamasidir.

Toplumsal kontrol üç araçla saglanir :

a) Toplumsal Degerler : Toplumdaki bireylerin davranislarinda ölçü olarak aldigi iyi-kötü yargilardir.
b) Toplumsal Normlar : Toplumsal degerlere yaptirim gücü kazandiran, yani bireyin toplumdaki davranisina sinir koyan emir ve yasaklardir. Hukuk normlari, din kurallari, ahlak kurallari, görgü kurallari, örf ve adetler baslica norm biçimleridir.
c) Toplumsal Kurumlar : Toplumsal deger ve normlarin birlikte örgütlenmeleri sonucu olusan, toplumsal bütünlügü (yapiyi) korumayi amaçlayan, nispeten sürekli örgütlenmelerdir.

UYARI : Toplumsal degerlerin yaptirim gücü yoktur. Toplumsal degerler, normlar sayesinde yaptirim gücü kazanirlar.

Toplumsallasma (Sosyallesme) : Biyolojik varlik olarak dünyaya gelen insanin, toplumun degerlerini ögrenmesi sürecine toplumsallasma (sosyallesme) denir.

Toplumlarin bireye yönelik amaçlari sunlardir:

- Toplumun istedigi davranis biçimlerini, rolleri ögretmek.
- Toplumun hedefleri dogrultusunda hedef göstermek.
- Yetenek ve becerilerin ortaya koyulmasina firsat vererek bireyin kisilik sahibi olmasini saglamak.

Toplumsallasma araçlari sunlardir :

- Birincil toplumsallasma araçlari : Aile, akran gruplari, akrabalik, mahalle, köy gibi gruplardir.
- Ikincil toplumsallasma araçlari : Sendika, dernek, askerlik, kitle iletisim araçlari, okul vs.

UYARI : Birincil toplumsallasma araçlarinin birey üzerindeki etkisi daha fazladir. Ancak televizyonun gittikçe artan etkisi, ikincil toplumsallasma araçlarinin da birey üzerindeki etkisini azimsanmayacak derecede artirmistir.

Toplumsal Kurumlar

Aile

Toplumun gereksinmelerinden dogan, toplumsal yapida yer alan norm ve degerleri korumak açisindan zorunlu, nispeten sürekli örgütlenmelere toplumsal kurum denir.

Örnegin, aileyi toplumsal kurum yapan etmenler nelerdir?

• Toplumun gereksinmelerinden dogmustur.

• Toplumsal yapida yer alan ahlak, hukuk, din gelenek gibi normlari ve bunlara kaynaklik eden degerleri korur.

• Diger toplumsal olusumlara göre toplumlarin yasaminda sürekli olarak görülür.

• Ailede yer alan üyeler farkli sorumluluk ve ödevler üstlenerek örgütlü bir yapi olustururlar.

“Toplumsal Kurum” kavrami iki anlamda kullanilir :

Manevi toplumsal kurumlar

Insan bilincinde soyut olarak algilanan kurumlardir. Din, ahlak, hukuk, siyaset, demokrasi adini verdigimiz kurumlar toplumsal yapida yer alan iliski ve olusumlarin bilinçte birlestirilerek örgütlenmesinden olusur.

Maddi toplumsal kurumlar

Duyu organlarinca somut olarak algilanan kurumlardir. Cami, kilise, adliye, hükümet, siyasi parti, banka gibi kurumlar gözümüzün önünde yer alirlar ve “iste su” diyebilecegimiz niteliktedirler.

UYARI : Manevi toplumsal kurumlar, genis anlamda, maddi toplumsal kurumlar dar anlamda kullanilir. Sosyoloji “kurum” kavramiyla, daha çok manevi toplumsal kurumlari anlar ve “kurum” genis anlamiyla kullanilir.

Toplumsal Kurumlarin Özellikleri

• Toplumsal kurumlar, insanlarin gereksinmelerinden dogar ve gereksinimlerini karsiladigi oranda varligini sürdürür.

• Toplumsal kurumlar, normlar ve degerler araciligi ile toplumlara süreklilik kazandirir.

• Toplumsal kurumlar, toplumun gereksinimlerine göre zamanla içinde yer alan birimlerde ve tümünde degisime ugrar.

• Toplumsal kurumlar, farkli toplumlara göre farkli biçimlerde ortaya çikar.

• Farkli toplumsal kurumlar arasinda etkilesim vardir.

• Toplumsal kurumlarin içinde yer alan ögeler arasinda da etkilesim vardir.

Baslica Toplumsal Kurumlar

• Aile : Aralarinda gerçek ya da varsayimli kanbagi bulunan, karsilikli hak ve ödevleri üstlenen insanlarin olusturdugu toplumun en küçük birimine aile denir. Durkheim tarafindan yapilan bu aile tanimi, aile kurumunun en genel anlatimidir.

UYARI : Varsayimli kanbagi, aralarinda gerçek anlamda kanbagi bulunmamasina karsin, aile çatisi altinda birlikte yasayarak kanbagi varmis gibi yakinlasan insanlarin durumunu anlatir. Örnegin ilerde de görülecegi gibi totem ailesinde, kandas olanlar degil, ayni bitki ya da hayvana tapanlar ve ondan türediklerine inananlar aile olusturuyorlardi. Ayrica aile içinde yer alan kadin ya da erkegin veya evlatlik alinan çocuklarin ayni kandan olmamalari durumunda da aile olusturduklari kabul edilir.

• Ailenin Islevleri :

• Insanlar arasindaki cinsel iliskileri düzenleyerek, soyun sürmesini saglamak.

• Ailede yer alan çocuklarin beslenme, barinma gibi maddi gereksinimlerini karsilamak.

• Ailede yer alan çocuklarin egitim, saglik gibi gereksinimlerini karsilayarak, üyeleri arasinda sicak ve içten iliskiler kurarak onlarin güven içinde yasamalarini saglamak.

• Toplumun norm ve degerlerini üyelerine aktararak onlarin toplumsallasmalarini saglamak.

• Üyelerine farkli görev ve sorumluluklar yükleyerek isbölümü anlayisini gelistirmek.

• Diger toplumsal kurumlara insan kaynagi hazirlamak.

UYARI : Kurumlar içinde diger toplumsal kurumlara göre en evrensel olan kurum ailedir. Insanlik tarihinin her döneminde ve her toplum biçiminde aile kurumu degisik biçimlerde de olsa görülmektedir.

• Aile Biçimleri : Aile, tarihsel dönemlere ve toplumlara göre özellikle kadin-erkek cinsiyetlerinin egemenlik anlayisinin ön plana çiktigi biçimlerde görülür. Aile, ayni toplumda zamanla farklilastigi gibi, toplumdan topluma da farklilastirmistir.

Tarihsel gelisim sürecinde egemenlik kullanisina göre görülen baslica aile biçimleri sunlardir:

• Anaerkil (Matriyarkal) Aile : Ilkel toplumlarda görülen anaerkil ailede, ailenin sorumlulugu birinci derecede kadinin üzerindedir. Dogal isbölümü nedeniyle kadinlar toplayicilik, erkekler avcilik isini üstlendiler. Dogurgan olan ve çocuklara dogal yapisi geregi daha yakin bulunmak zorunda olan kadin, ailenin yas***** sürdürmesinde daha önemli idi. Sonuç olarak ailenin beslenme, barinma, soguktan, sicaktan korunma görevi kadinin sorumlulugundaydi. Klanlarda görülen bu aile biçiminde akrabalik bagi kandasliga degil, totemdasliga dayalidir. Erkek ve kadin ayni klanda yasamadiklarindan ve çocuklar annenin klaninda yasadigindan yalnizca ana akrabaligi vardi.

• Ataerkil (Patriyarkal) Aile : Toplumda tarimsal üretimin köklesmesi ve ticari yasamin yayginlasmasi sonucu ekonomik gücü, devletin dogusu ve köleciligin yayginlasmasi ile siyasi gücü eline geçiren erkek, aile içinde de mutlak güç olmaya basladi ve ataerkil aile dogdu. Ataerkil ailede söz ve miras hakki erkeklerin elindedir. Erkek ekonomik gücü elveriyorsa birden çok kadinla evlenir. Bu aile biçimi agirlikli olarak Ilk Çag köleci toplumlarinda görülür.

• Çekirdek (Modern) Aile : Sanayi toplumlari ile birlikte üretimde is gücüne talep duyulmasi kadini aile içinde çalisan birey olmanin disinda, disarida da çalisip para kazanan birey durumuna getirir. Öte yandan felsefede etkinlesen kisi hak ve özgürlükleri, devlette demokratiklesme, dinde laiklesme kadini etkiler ve onlari da erkekle esit bir birey olma mücadelesine zorlar. Böylece anne-baba ve evlenmemis çocuklardan olusan, kadinla erkegin hukuksal esitligine dayanan çekirdek aile yerini alir.

Çekirdek Ailenin Özellikleri :

• Ailede üye sayisi azalmistir.

• Aile üzerinde devletin ve hukukun etkisi artmistir.

• Aile laiklesmistir.

• Akrabalik iliskileri nispeten zayiflamis, aile büyükleri arasindaki baglar güçlenmistir.

• Akraba içi evlilikleri azalmis, es seçiminde akraba disi gruplar yeglenmistir.

• Aile üretim birimi olmaktan çikmis, tüketim birimine dönüsmüstür.

• Aile demokratiklesmistir.

• Ülkemizde Aile Biçimleri : Sanayilesme sürecindeki ülkemizde genelde anaerkil, ataerkil ve çekirdek olarak sinirlari çizilen aile ve evlilik biçimlerine saf olarak rastlamak zordur. Geçmisten gelen geleneksel aile biçimleri ile çagdaslasma çabalarinin getirdigi çekirdek aile özellikleri çogu yerde iç içedir.

• Köy (Kirsal kesim) ailesi : Tarim ve hayvanciligin egemen oldugu köy ailesi daha çok geleneksel aile özelliklerini tasisa da çekirdek aile özelliklerinin de kismen etkisi altindadir.

• Kent ailesi : Ticaret ve sanayinin egemen geçim kaynagi oldugu kent ailesi agirlikli olarak çekirdek ailenin özelliklerini gösterir. Ancak yer yer geleneksel aile özelliklerinin de etkisi sürmektedir.

• Gecekondu ailesi : Köyden kente göç sonucu dogan gecekondu ailesinde geleneksel aile özellikleri ile çekirdek aile özellikleri bir arada görülür. Bu etkiler yer yer çatisirken yer yer kaynasip senteze gider.

• Evlilik ve Evlilik Biçimleri : Karsi cinsten insan ya da insanlarin aile olusturmak amaci ile hukukça ya da toplumca bir arada yasamalarinin onaylanmasina evlilik denir.

EVLENME BIÇIMLERI



Oturulan Yere Göre
Es Sayisina Göre
Esin Seçildigi Gruba Göre
Diger Evlilik Türleri

Matrilokal
Monogami
Endogami
Lavirat

Patrilokal
Poligami
Ekzogami
Sororat

Neolokal
Poliandri
Berdel

Polijini


UYARI : Genelde anaerkil ailede matrilokal, ataerkil ailede patrilokal, çekirdek ailede ise neolokal evlilik görülür.

UYARI : Poligami ve monogami biçimi evlilikler toplumlarda kadin erkek nüfus dengesinin bir aleyhine bozulmasi durumunda görülür. Erkek nüfusun savaslar yoluyla kadin nüfusa göre azaldigi toplumlarda yaygin olarak polijini görülür. Kadin erkek nüfus dengesinin oldugu toplumlarda ise monogomi görülür. Nüfus dengesinin yani sira ekonomik özellikler, ailede ekonomik gücün kimin elinde bulundugu ya da olusan gelenekler es sayisina göre evliligi biçimlendiren diger etkenlerdir.

UYARI : Poligamide taraflarin ayni anda çok esle evli olmalari gerekir. Yoksa bosanan ya da esi ölen bir insanin yeniden evlenmesi poligami degildir.

UYARI : Esin seçildigi gruba göre evlilik daha çok ekonomik nedenlerden kaynaklanir. Örnegin; endogamiye daha çok Islamiyet'i benimseyen toplumlarda rastlanir. Çünkü Islamiyet erkegin yarisi kadar da olsa kadina miras hakki verir. Böylece evlilik sonucu kiz, aile disindaki gruptan birisiyle evlenirse topragin parçalanmasi söz konusudur. Öte yandan Islamiyet'i benimseyen toplumlarda kadinla erkegin birbirlerini tanimasina olanak saglayan ortamlar hos karsilanmamistir. Bu yüzden karsi cinsler birbirini ancak akraba grubunda taniyabilmekte dolayisi ile duygusal iliskiler akraba grubu içinde kurulmaktadir. Bati toplumlari ise genelde ekzogamiyi yeglemektedirler. Çünkü Yahudi ve Hiristiyan toplumlarinin geleneginde kzin evlilik sonucu erkege drahoma adi verilen tasinir mal ya da para götürmesi söz konusudur. Bu yüzden batililar kadinin aileye disardan getirecegi drahomayi tercih etmislerdir.

Matrilokal : Aile, kadinin evinde kuruluyorsa, bu evlilik biçimi matrilokaldir. Erkek evlilik sonucu kadinin evine gelir ya da çocuklar kadinin yaninda kalirlar. Anaerkil ailede de gördügümüz gibi ilkel toplumlarda erkek kadinin ailesiyle oturmaz ama çocuklar kadinin yaninda ve sorumlulugundadir.

Patrilokal : Evlilik sonucu kadin erkegin evine gelir ve aile erkegin evinde kurulur.

Neolokal : Evlilik sonucu kadin ve erkek kendi ailelerinden ayrilarak ayri bir yerde yeni bir aile kurarlar.

Monogami (tek esle evlilik) : Bir kadinin ya da erkegin ayni anda tek esle evlilik yapmasidir. Dünyada en yaygin görülen evlilik biçimidir.

Poligami (çok esle evlilik) : Bir erkegin birden çok kadinla ya da bir kadinin birden çok esle ayni anda evli olmasidir.

Poligami ikiye ayrilir :

• Poliandri (Çok erkekle evlilik) : Bir kadinin ayni anda birden çok erkekle evli olmasidir. Dünyada yaygin olarak görülmeyen bu evlilik türüne kadinlarin genel nüfus içindeki oraninin az olmasi durumunda basvurulmustur.

• Polijini (Çok kadinla evlilik) : Bir erkegin ayni anda birden çok kadinla evli olmasidir. Ataerkil ve babalik ailesinin etkili oldugu toplumlarda agirlikli olarak görülür. Özellikle erkegin ekonomik gücü yerindeyse, bu tür evlilige yönelmistir.

Endogami (içerden evlilik) : Seçilen esin akraba grubu içinden olmasi durumudur.

Ekzogami (disaridan evlilik) : Seçilen esin akraba grubu disindan olmasi durumudur.

Lavirat : Esi ölen kadinin, kocasinin kardesiyle evlenmesidir. Bu evlilik biçiminde kadinin kocasindan düsen mirasi alip baba evine gitmesi, dul kadina toplumun iyi gözle bakmamasi, kadinin aileden ayrilmasi durumunda çocuklardan ayrilmasi ve kadinin aileden ayrilmasi durumunda ailenin sirlarini disariya duyurmasi kaygilari etken olmustur.

Sororat : Erkegin ölen esinin kardesiyle evlenmesidir. Bu evlilikte de annesiz kalan çocuklara en iyi teyzelerin bakabilecegi mantigi egemendir.

Berdel : Farkli akraba gruplarindan insanlarin karsilikli olarak birbirlerinden kiz alip vermek üzere anlasarak evlenmeleridir. Bir gruptan bir erkek, baska bir gruptan bir kadinla evlenirken, karsi gruptan bir erkekle o gruptan bir kadini alir. Bu evlilik biçimine ise baslik parasindan kurtulmak için basvurulur.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-07-12, 22:55   #2
Maroon

Varsayılan C: Sosyoloji Ders Notları


• Bosanma : Evlilik sonucu olusan ailede karsi cinslerin, toplumca veya hukukça evlilik baglarinin sona erdirip ayrilmalarina bosanma denir.

Bosanma da evlilik kadar eski bir kurumdur. Ancak toplumlar evliligi tesvik ederken bosanmayi güçlestiren kurallar koymayi tercih etmislerdir. Özellikle evlilik baginin dince kutsal sayildigi toplumlarda bosanma ya yasaktir ya da çok zordur.

Günümüz çagdas toplumlarinda da hukuk, bosanmayi nispeten güçlestiren önlemler almistir. Bosanmalar çogunlukla su durumlarda görülür.

• Kadin ve erkek arasinda ekonomik sosyal ve kültürel statü farklilarinin çok olmasi durumunda

• Kadin ve erkek arasinda psikolojik farklarin olmasi durumunda

• Aile kurulmasinda önemli rol oynayan soyu sürdürmek isteginin yerine getirilememesi durumunda

UYARI : Toplumlarin evliligi tesvik edip bosanmayi güçlestirmelerinin temelinde, ailenin toplumun temeli ve çekirdegi olmasini bilerek ya da bilmeyerek fark etmeleri yatar.

Bosanmaya sanayi toplumlarinda daha sik rastlanmaktadir. Bunda kadinin ekonomik bagimsizligini elde etmesi ve dul kadinlarin yeniden evlenme olasiliklarinin yüksek olmasi etkilidir. Oysa erkeklerin egemen oldugu tarim toplumlarinda ve köylerde bosanma daha az görülür. Bosanmalara, evliligin ilk yillarinda daha çok rastlanmaktadir.

Siyasal Kurumlar (Devlet)

Toplumu yönetmek amaci ile iktidari ele geçirme mücadelesi ve iktidari kullanma araçlari siyasal kurumlari olusturur.

Siyasal kurumlar içinde en büyük ve etkili kurum devlettir.

Devlet

Devlet ve Devleti Olusturan Unsurlar

Sinirlari belirli bir toprak parçasi ile bu topraklarda yasayan insanlar üzerinde egemenlik hakki kullanan siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik örgütlenmelere devlet denir.

Devlet ;

• Yaptirim gücü yüksek hukuk normlari araciligi ile toplumda düzeni saglar.

• Iç ve dis güvenligini saglamak amaciyla silahli güç bulundurma ve kullanma yasal yetkisine sahiptir.

• Egemenlik hakkina dayanarak yasama (yasa yapma, degistirme, kaldirma), yürütme (yaptigi yasalardan güç alarak onlari uygulama), yargi (yasalara uymayanlari cezalandirma) güçlerini kullanir.

• Çatisi altinda yasayan insanlarin devlete üyeligini zorunlu kilar.

Devleti Olusturan Ögeler

Toprak (Ülke) : Devletin egemenlik hakkini kullandigi sinirlari belirli toprak parçasidir.

Halk : Devletin üzerinde egemenlik hakkini kullanip yönettigi insanlardir.

Iktidar : Devletin yasama, yürütme ve yargi yetkilerini kullanan yöneticilerdir.

UYARI : Devlette, yöneten konumunda olanlar iktidari, yönetilen konumunda olanlar halki olusturur.


DEVLET BIÇIMLERI



Devlet-Din Iliskisine Göre
Iç Yapisina Göre
Ekonomik Yapisina
Egemenlik Biçimine Göre

Devletin yetkilerini kullanirken din ve dinsel kurumlarla kurdugu iliskiye göre iki temel devlet biçimi vardir.
Devletin yasal egemenliginin bölgelere göre biçimlenip biçimlenmemesine göre iki temel devlet biçimi vardir.
Devletin ekonomideki rolüne göre üç temel devlet biçimi vardir.
Yasama, yürütme, yargi güçlerini, yani devletin egemenlik hakkini kim ya da kimlerin kullandigina göre devlet ikiye ayrilir.

Teokratik Devlet
Tek (Üniter) Devlet
Kapitalist Devlet
Demokratik Devlet

Laik Devlet
Toplu (Federal) Devlet
Sosyalist Devlet
Otokratik Devlet

Karma Devlet
Monorji

Oligarsi


Teokratik Devlet : Teokratik devlette yasama, yürütme, yargi yetkilerinin kaynagi tanri, din ve kutsal kitaptir. Teokratik devlette tüm düzenlemeler dinsel normlara uygun olarak yapilir.

Laik Devlet : Laik devlet yönetiminde dinsel kurum ve kurallar dayanak alinmaz. Devlet, tüm din ve mezheplerin ayin ve ibadetlerinin özgürce yerine getirebilmelerinin güvencesidir.

Tek (Üniter) Devlet : Devletin egemenlik hakkini kullandigi tüm sinirlar içinde ayni yasalar geçerlidir.

Toplu (Federal) Devlet : Devletin yasal egemenliginin bölgelere göre degistigi ancak tüm bölgeler için geçerli merkezi yasalarin da oldugu devlettir. Devlet içinde yer alan devletçikler (federe devletler) kendi yasalarini kendileri yaparlar. Ancak tüm devletçikler ulusal savunma, dis ticaret, dis politika gibi konularda merkezi devlete baglidirlar.

Kapitalist Devlet : Üretim araçlarinin (fabrika, tarla, maden ocagi, is atölyesi gibi) mülkiyet hakkinin kisi ya da kisilerin elinde bulundugu, dolayisi ile üretimde kisi ya da kisilerin olusturdugu kurumlarin öncelikle etkili oldugu devlet biçimidir.

Sosyalist Devlet : Üretim araçlarinin mülkiyeti ve kullanma hakki kamu adina devletindir. Devlet, üretimi kamu ihtiyaçlarini temel alarak planlar.

Karma Ekonominin Egemen Oldugu Devlet : Hem devletin hem de kisilerin üretim araçlari üzerinde mülkiyet hakkinin bulundugu devlettir. Karma devlette genelde ihtiyacin oldugu yerde devlet, karin oldugu yerde özel girisim (tesebbüs) üretimde egemendir.

Demokratik Devlet : Yasama, yürütme, yargi güçlerini kullanan kurumlarin temsilcileri yetkilerini halktan alirlar ve seçimle belirlenirler. Ayrica bu güçler birbirlerinden bagimsiz organlar tarafindan kullanilir.

Otokratik Devlet : Yasama, yürütme, yargi güçlerini kisi ya da kisiler kullanir. Otokratik devlette yönetici ya da yöneticiler kararlari yukardan alirlar ve halka dayatirlar. Halkin yönetime katilma yetkisi ve hakki yoktur. Otokratik devletler egemenligi kullanma biçimine göre ikiye ayrilir :

• Monarsi : Egemenligi kullanma hakki bir imparator, monark, ya da padiashin elindedir.

• Oligarsi : Egemenligi kullanma hakki küçük bir azinlik zümrenin elindedir.

Hükümet : Devlet adina isleri yürüten organ hükümettir. Yani hükümet, devletin kullandigi yasama, yürütme, yargi yetkilerinden yürütme yetkisini kullanan organdir.

UYARI : Devlet soyut, hükümet somut bir kurumdur. Devlet daha çok insanlarin kafalarinda biçimlenen ve kendini manevi olarak hissettiren bir kurumken, hükümet gerek yetkileri kullanan kisileriyle, gerekse yaptigi islerle ve uyguladigi yaptirimlarla kendini bireyin ve toplumun yasaminda somut olarak hissettirir.

Demokrasi : Halkin dogrudan ya da seçtigi temsilcileri araciligi ile kendini yönettigi yönetim biçimine demokrasi denir.

Demokrasinin ilk örnekleri ilkçag Yunan ve Roma toplumlarinda görülür. Ancak Yunan ve Roma demokrasileri bugünkü anladigimiz anlamda demokrasiler degildir.

UYARI : Toplumsal yasamda karsimiza çikan yeni durumlarin olusmasini saglayan alt yapilar vardir. Demokrasinin dogusunu ve gelisimini hazirlayan alt yapi ise sanayi devrimidir. Demokratik yönetimlerin kurulmasini sanayi devriminin dogurdugu yeni olusumlar zorlamistir.


Demokrasinin Dogusu ve Gelisimi

Demokratik yönetimlerin dogusunu ve gelisimini etkileyen baslica faktörler sunlardir :

• Ekonomik Gelismeler : Demokrasilerin dogusunda ve gelisiminde temel etken sanayi devrimi ve onun yarattigi yeni üretim iliskileri ve siniflar olmustur. Sanayi devrimi sonucu ****sen burjuvazi siyasal olarak da yönetimde söz hakki sahibi olmak istemistir. Bu amaçla köylüleri, yeni dogan ve gelisen isçi sinifini, dolayisiyla genis halk yiginlarini esitlik, özgürlük, adalet istemleri ile ayaklandirip feodal yönetimleri yikti. Bunun sonucunda yeni bir yönetim biçiminin kurulmasi gündeme geldi.

• Yeni Düsünce Akimlarinin Dogusu : Batida yasanan Rönesans ve Reform hareketleri, ortaçagin kilise merkezli tek sesli düsünce biçimini sarsti. Ortaçagin kitleleri sürü olarak gören, onlarin insan olarak görülmelerini engelleyen anlayisina karsi yeni çagla birlikte bireyi, bireyin hak ve özgürlüklerini temel alan yeni düsünce akimlari ortaya çikti.

• Kitle Iletisim ve Ulasim Teknolojilerinin Gelismesi : Matbaanin icadi ve yaygin kullanimi, buharin ulasim teknolojisine uygulanmasi, birey hak ve özgürlüklerini savunan görüsleri içeren yapitlarin çok sayida basilmasina ve dünyanin dört bir yanindan milyonlarca insanin bu yeni düsünce akimlarini tanimalarina ve etkilemelerine yol açti.

• Demografik (nüfus) Gelismeler (Nüfus Hareketleri) : Sanayi devrimi ile birlikte, dünyanin özellikle çalisan nüfus bilesimi degisti. Tarimin makinelesmesi ve kentlerin sanayilesmesi sonucu dünya nüfusu köyden kente yogun bir göç yasadi.
Demokrasinin Ögeleri
• Esitlik : Demokratik yönetimler, yurttaslari arasinda din, dil, irk, cinsiyet, sinif, mezhep ayrimi yapmaksizin tüm insanlari yasalar önünde esit sayar.

UYARI : Demokrasilerde esitlik, ekonomik esitlik degil, yasalar önündeki esitliktir.

• Halk Egemenligi : Demokrasilerde yönetimin belirlenmesinde halk, kayitsiz kosulsuz egemendir. Yani kendini yönetecek olanlari halk seçer, halk degistirir.

• Özgürlük : Demokrasilerde yurttaslarin düsünce, düsündügünü ifade etme yayma ve örgütleme özgürlügü vazgeçilmez unsurlardir. Yurttaslarin ayrica seçme, seçilme, inanç, ayin, ibadet, iletisim, ulasim, kendini gelistirme, bilim ve sanatla ugrasma özgürlükleri vardir. Ancak bu özgürlüklerin kullanilmasi ve sinirlari yasalarca belirlenir.

• Güçler Ayriligi Ilkesi : Demokrasilerde, kisi hak ve özgürlüklerinin güvence altina alinmasi amaci ile yasam, yürütme, yargi güçleri ayri organlarca kullanilir. Demokrasilerde yasama gücünü parlamento, yürütme gücünü hükümet, yargi gücünü bagimsiz mahkemeler kullanir. Bu güçler arasindaki iliskilerin sinirlari yasalarca belirlenmis ve özellikle yasam ve yürütmenin (parlamento ve hükümetin) yargiya müdahalesi olabildigince azalmistir.

• Siyasal Partiler : Yurt ve ülke sorunlarini çözmek ve devleti yönetmek için iktidara gelmek amaci ile kurulan örgütlenmelere siyasal parti denir. Bir örgütlenmeyi siyasal parti yapan temel özellik iktidara gelmek amaciyla örgütlenmesidir. Siyasal partiler programlarina göre ikiye ayrilirlar.

• Dikey nitelikli partiler : Toplumdaki tüm siniflar, zümreler ile dinsel, mezhepsel, etkin gruplar adina iktidara aday olan partilerdir.

• Yatay nitelikli partiler : Toplumdaki yalnizca bir sinif, zümre ya da tabaka adina iktidara aday olan partilerdir. Dünyadaki yaygin parti örgütlenmeleri isçi sinifinin iktidarini amaçlayan isçi partileridir.

UYARI : Tek parti ile demokrasi olmaz. Iktidara gelen parti ya da partilerin görevi yönetmek, muhalefet partilerinin görevi iktidarlari denetlemektir.

• Baski Gruplari : Yönetenleri mesleki, sinifsal, zümresel çikarlari için etkilemek amaci ile kurulan örgütlenmelerdir. Isçi sendikalari, mühendis odalari, barolar, dernekler, vakiflar, kooperatifler, yani tüm sivil toplum örgütlenmeleri baski gruplaridir. Baski gruplari da yönetenleri etkilemek için kitle iletisim ve propaganda araçlarindan yararlanirlar.

UYARI : Baski gruplari siyasal partilerle karistirilmamalidir. Çünkü siyasal partilerin amaci iktidara gelmek, baski gruplarinin amaci iktidarlari etkilemektir.

• Parlamento : Halkin oyu ile seçilen ve yasam gücünü kullanan milletvekillerinin olusturdugu meclistir. Parlamentonun temel görevi yasa yapmak, yasa degistirmek, islevini yitiren yasalari yürürlükten kaldirmaktir. Bunun yani sira parlamento, hükümetleri olusturur ve çalismalarini denetler, yaptigi bütçe ile devletin parasini harcama yetkisini hükümete verir.

• Seçim : Halkin belirli bir süre için kendini yönetecek vekillerini seçmek üzere oy kullanmasina seçim denir. Demokrasilerde seçimler gizli oy, açik sayim ilkesine göre yapilir. Seçimler sonucu çogunlugun yönetim hakki dogar. En çok oyu alan parti ya da partiler iktidar olup kurduklari hükümet araciligi ile yürütme yetkisini kullanirken, diger parti ya da partiler muhalefet görevini üstlenerek hükümet çalismalarini denetler. Demokrasilerde iki tür seçim sistemi vardir :

• Çogunluk Sistemi : Bir bölgede en çok oyu alan parti, o bölgedeki tüm milletvekillerini meclise gönderir. Bu sistem, demokrasisi yeni olan ülkelerde tercih edilir. Çünkü, bir parti güçlü bir biçimde iktidar olur ve koalisyonlar engellenir. Ayrica her bölgeden bir milletvekilinin seçildigi (dar bölge sistemi) durumlarda da dar çogunluk sistemi uygulanabilir.

• Nisbi Temsil Sistemi : Bir bölgede her parti aldigi y oraninda milletvekili çikarir. Dünyanin pek çok yerinde ise, ülke çapinda belirli bir oranin altinda oy alan partilerin milletvekili çikarmasinin engellendigi barajli nisbi temsil sistemi uygulanmaktadir.

• Hükümet : Parlamento tarafindan onaylanan ve yürütme islevini gören organ hükümettir. Demokrasilerde hükümet, basbakan ve bakanlar kurulundan olusur ve yaptiklari çalismalar parlamento tarafindan denetlenir. Demokrasilerde hükümet üç biçimde olusur.

• Dogrudan Hükümet : Oy verme hakkina sahip tüm yurttaslar yönetimle ilgili kararlara dogrudan katilir. Bu hükümet biçiminin pratikte uygulanmasi olasi degildir. Örnegin; Türkiye'de böyle bir sistem uygulanirsa yaklasik 35 milyon seçmenin bir araya gelip yönetimle ilgili kararlara dogrudan katilmasi gerekir.

• Yari Dogrudan Hükümet : Hükümet halkin kaderini dogrudan etkileyecek konularda kendini yetkili görmez ve kararlarin sorumlulugunu halkla paylasir. Yari dogrudan hükümetin halkla kararlari paylasirken kullandigi temel araçlar referandum ve plebisittir. Referandum, tek konuda çift seçenekli (evet-hayir) halk oyuna basvurmaktir. Plebisit ise birden çok konuda ve çok seçenekli halkoyuna gitmektir. Bu sistem dünyada yaygin olarak uygulanmamaktadir. Çünkü;

• Halk oylamalari uzun zaman almakta ve masrafli olmaktadir.

• Halkin yönetim kararlari ile ilgili bilinç düzeyi yetersiz olabilmektedir.

• Temsili Hükümet : Halkin yönetme yetkisini bir süre için temsilcilerinin olusturdugu hükümete birakmasidir. Hükümet kendine verilen süre içinde halk adina kararlar alir, devleti yönetir.

• Bagimsiz Mahkemeler : Yasalara uymayanlari yargilama ve cezalandirma yetkisini bagimsiz mahkemeler kullanir. Yargiç ve savcilarin olusturdugu mahkemeler yasama ve yürütmeden bagimsiz olarak çalismalarini yürütür.

Demokratik Devleti Özellikleri

• Laik Devlet : Demokrasilerde devlet dinsel kurallara göre yönetilmez. Laik devlette;

• Devletin resmi dini yoktur.

• Devlet, tüm din, mezhep ve inançlara esit uzakliktadir.

• Devlet tüm din ve mezheplerin ayin ve ibadetlerinin özgürce yerine getirebilmelerinin güvencesidir.

• Sosyal Devlet : Demokrasilerde devlet, yurttaslarinin sosyal ve kültürel gereksinimlerini karsilamak zorundadir. Devlet bu görevi yerine getirmek için vergi alir, bütçeden bu etkinlikler için pay ayirir.

• Hukuk Devleti : Insan haklari ve kisi hak ve özgürlüklerine dayanan evrensel hukuk kurallarina göre yapilan yasalarin, yönetim görevini üstlenen kisi ve organlari da bagladigi devlettir. Hukuk devleti “hukukun üstünlügü” ilkesine dayanir.

Hukuk;

• Yasalari yapan parlamenterlerin,

• Yasalari uygulayan basbakan, bakan ve tüm yöneticilerin,

• Yasalara uymayanlari yargilayan yargiç ve savcilarin üstündedir.

Yönetim görevini üstlenen herkes hukuka ve yasalara uygun davranmak zorundadir.

Demokrasilerde “hukukun üstünlügü” yasama, yürütme, yargi güçlerini kullanan organlarin karar ve eylemlerinin yüksek mahkemelerce denetlenmesi ile somutlasir. Anayasa mahkemesi, Yargitay, Danistay, ve Sayistay devlet organlarinin isleyisini denetleyen yüksek mahkemelerdir.

UYARI : Hukuk, devleti ve hukukun üstünlügünü yüksek mahkemeler araciligi ile yönetenlerin keyfi davranislarindan korur. Yasarlin anayasaya uygun olmasi zorunlulugu devlete süreklilik kazandirmak içindir. Nitekim, bunun için anayasalar yasalara göre daha zor degistirilir. Hatta bazi anayasa maddeleri asla degismez. Anayasa Mahkemesi ayrica siyasi partilerin kapatilmasina karar verir ve suç isleyici hükümet üyelerini “Yüce Divan” adi altinda yargilar.

Anayasa Mahkemesi : Parlamentonun yaptigi yasalarin anayasaya uygun olup olmadigini denetler. Anayasalar yasalardan üstündür ve yasalar anayasaya uygun olmak zorundadir. Çünkü anayasalar halk oyuyla kabul edilir ve halkin dogrudan yaptigi anayasalar, temsilcilerinin yaptigi yasalardan üstün sayilir.

Yargitay (Temyiz) : Bagimsiz mahkemelerin yargilamalarinin sonucunda aldiklari kararlarin yasalara uygunlugunu denetler.

Danistay : Hükümetle yurttas arasindaki sorunlari inceleyen Bölge Idare Mahkemeleri'ni denetler. Hükümetin gücünü kötüye kullanmasini ve yurttasina haksizlik yapmasini önler.

Sayistay : Parlamento bütçe ile devlet adina para harcama yetkisini hükümete verir. Sayistay, hükümetin bu paralari parlamentonun belirledigi alanlara harcayip harcamadigini parlamento adina denetler.

Demokrasiyi Diger Yönetimlerden Farklilastiran Özellikler

• Demokrasilerde yönetim gücünü elinde tutanlar belirli bir süre için bu gücü kullandiklarini bildikleri için halkin isteklerini sürekli göz önüne almak zorundadirlar.

• Demokrasilerde halk, yönetenlere daha yakindir ve onlari elestirecek ya da istemlerini onlara iletecek ortami rahatça bulur.

• Demokrasilerde görevini yerine getirmeyen, kötüye kullanan yöneticiler degistirilir.

• Demokrasilerde ekonomik yasamda oldugu gibi siyasi yasamda da dikey hareketlilik vardir.

• Demokrasilerde özgürlüklerin serbestçe kullanilmasi gizli düsünce akimlarini büyük ölçüde önler.

• Demokrasiler yenilik ve degismelere açiktir. Yenilik ve degismelere direnen yöneticiler, kolay kolay isbasinda kalamazlar.

Ekonomi – Din

Toplumsal Kurumlar

Ekonomi

• Ekonominin Tanimi : Sinirsiz insan ihtiyaçlari ile kit dogal kaynaklar arasinda denge saglamak, var olan kaynaklari akilci biçimde kullanmak üzere yapilan üretim, bölüsüm, degisim ve tüketim ugraslarina ekonomik faaliyet denir.

Ekonomi, tarih boyunca insanligin üretim araçlari ile üretici güçler arasindaki iliskilerini inceleyen bir bilim olarak karsimiza çikiyor. Ekonomik faaliyetler toplumlarin yasam biçimlerini norm ve degerlerini derinden etkiledigi için, sosyoloji ekonomi biliminin verilerini dikkate alir, ondan yararlanir.

• Ihtiyaçlar : Ekonomik faaliyetlerin temelinde ihtiyaç yatar. Insanlarin maddi ve manevi varliklarini sürdürmek için duyduklari yokluk ve eksikliklere ihtiyaç (gereksinim) denir.

Ihtiyaçlar önceliklerine göre ikiye ayrilirlar :

• Birincil (Biyolojik) Ihtiyaçlar : Organizmanin varligini sürdürmek için gerekli olan beslenme, barinma gibi ihtiyaçlar.

• Ikincil (Sosyal ve Kültürel) Ihtiyaçlar : Begenilme, ait olma, kendini gelistirme gibi insanin sosyal ve kültürel bir varlik olarak duydugu ihtiyaçlar.

UYARI : Burada, psikolojinin konulari ile bir baglanti kurmak gerekirse birincil ihtiyaçlar fizyolojik güdüleri, ikincil ihtiyaçlar toplumsal güdüleri karsilar. Yine psikolojideki güdülenme konusu göz önüne alinirsa birincil ihtiyaçlar evrenseldir, yani tüm insanlar için ayni biçimde zorunludur. Ikincil ihtiyaçlar görelidir, yani insanlara ve toplumlara göre degisir.

Ihtiyaçlarin Özellikleri

• Ihtiyaçlar sinirsizdir.

• Ihtiyaçlarin siddeti birbirinden farklidir.

• Ihtiyaçlarin siddeti kisilere göre degisir. (Relativdir.)

• Ihtiyaçlar doyuruldukça siddeti azalir.

• Benzer ihtiyaçlar birbirinin yerine geçebilir.

• Mallar ve Hizmetler : Ihtiyaçlar mal ve hizmetlerin tüketilmesi ile karsilanir.

• Mallar : Ihtiyaçlari karsilayan nesnelere mal denir.

MAL ÇESITLERI



Serbest Mal
Ekonomik Mal

Tüketim Mali
Üretim Mali
Ara Mal

Dayaniksiz Tüketim Mali
Dayaniksiz Üretim mali (Hammaddeler)

Dayanikli Tüketim Mali
Dayanikli Üretim Mali (Üretim Araçlari)


UYARI : Serbest mallar ekonomi biliminin konusuna girmez. Bir baska deyisle ekonomi serbest mallari mal olarak görmez.

UYARI : Bir mal kullanilis biçimine göre hem serbest mal, hem ekonomik mal, hem üretim mali, hem tüketim mali olabilir. Örnegin, su, çesmeden içilip karsiliginda para verilmemisse serbest mal; bakkaldan sise suyu olarak satin alinmissa ekonomik mal; içilerek kullanilmissa tüketim mali; tarlada ürünleri sulamada kullanilmissa üretim malidir.

Tüketim mali : Insanlarin ihtiyaçlarini karsilamak üzere dogrudan kullandiklari mallardir. Kisa sürede kullanip yok ettigimiz mallar dayaniksiz tüketim mali, uzun süreli kullanip eskittigimiz mallar dayanikli tüketim malidir.

Üretim mali : Dogrudan tüketilmeyip bir baska tüketim malinin elde edilmesine yarayan mallardir. Baska mallari elde ederken kullanilan araç ve gereçler yani üretim araçlari dayanikli üretim mallari, baska mallari elde ederken kullanilan ham maddeler dayaniksiz üretim mallaridir.

Ara mal : Üretim mallarinin tüketim mali haline dönüstürülürken aldigi yeni biçim ara maldir. Örnegin, un, bugdaydan ekmek elde etme sürecinde ara maldir. Ara mallar da üretim mali sayilir.

• Hizmet : Insanlarin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarini karsilayan islere hizmet denir. Hizmetler ikincil ihtiyaçlarin karsilanmasina yöneliktir. Hizmet, turizm, adalet, ulasim, egitim, saglik, sanat, spor gibi alanlarda insanlarin ihtiyaçlarini karsilar.

• Deger : Insanlarin bir mala ya da hizmete yükledikleri öneme deger denir. Mal ve hizmetlerin degeri iki biçimde ortaya çikar.

• Kullanim degeri : Mal ve hizmetlerin ihtiyaci giderme özelligine fayda denir. Eger mal ve hizmetlerin degeri, kullanana sagladigi faydanin derecesine göre belirleniyorsa bu kullanim degeridir.

• Degisim degeri : Bir malin degerinin alis-veris sirasinda baska mallarla karsilastirildiginda ortaya çikan degeridir.

UYARI : Bugün ekonomide degerden kastedilen degisim degeridir. Kullanim degeri daha çok ilkel toplumlara özgüdür. Örnegin, ilkel bir toplumda insanlarin soguktan korunmak için üzerlerine giydikleri bir kürkü, bir külçe altin vererek almak isterseniz alamazsiniz. Günümüz toplumlarinda ise kürkün karsiliginda bir külçe altin alamazsiniz.

Mal ve hizmetlerin duruma göre kullanim degeri çok, degisim degeri az olabilir ya da degisim degeri çok kullanim degeri az olabilir. Örnegin, havanin, suyun, ekmegin kullanim degeri çok degisim degeri azdir. Oysa, altinin, elmasin, sanat eserlerinin degisim degeri çok kullanim degeri azdir.

Degeri Belirleyen Etmenler

Emek : Bir mal ya da hizmetin üretiminde verilen emek degerin belirlenmesinde etkili olur. Örnegin el dokumasi hali çok emek verilerek üretildigi için fabrikasyon halidan daha degerlidir.

Azlik : Mal ya da hizmetin ihtiyaca göre dogada az bulunmasi ya da az üretilmesi degeri yükseltir. Örnegin, altin, elmas, uranyum az bulundugu için degerlidir.

Toplumsal deger yargilari : Toplumun düsünce ve inanislari mal ve hizmetlerin degerlerinin belirlenmesinde etkili olur. Örnegin; Domuz etinin Müslüman toplumlarda ekonomik degeri yoktur.

Fayda : Mal ve hizmetin degerini kullanana sagladigi fayda belirleyebilir. Örnegin, araba, ev insanlarin yasamlarini kolaylastirdigi için degerlidir.

Fiyat (Eder) : Mal ve hizmetlerin birim para insinden degerine fiyat denir. Mal ve hizmetlerin degeri fiyata göre belirlenir. Mal ve hizmetlerin fiyatlari piyasalarda olusur. Piyasalar alici ve saticilarin karsi karsiya geldigi yerlerdir.

Fiyati Belirleyen Etmenler :

Arz (Sunu) : Piyasaya sunulan mal miktaridir.

Talep (Istem) : Alicilarin bir mali isteme derecesidir.

Kalite : Bir malin ihtiyaci gideren mallara göre daha kullanisli olmasidir.

Rekabet (Yarisma) : Piyasaya ayni mali süren firmalarin mücadelesidir. Bir mal ya da hizmetin arzi çok, talebi azsa fiyati düser, arzi az talebi çoksa fiyati yükselir. Arzin da talebin de çok olmasi durumunda kaliteli malin fiyati daha çok olur. Piyasaya ayni mali süren firmalarin sayisinin az ya da çok olmasi ve mali piyasaya sürüs biçimleri de fiyati etkileyen bir faktördür.

• Para : Mal ve hizmetlerin fiyatini belirleyen degisim araci ve deger ölçüsü olarak kullanilan kiymetli kagit ya da madenlere para denir.

UYARI : Para, günlük dilde kullanildigi gibi yalnizca devletlerin bastigi banknot (kagit para) ya da madeni paralari anlatmaz. Alisverise konu olan her türlü kiymetli kagit ve maden paradir. Yeni çek, senet, hisse senedi, yerine göre altin, gümüs para kavr*****n kaps***** girer.

Paranin Islevleri

• Para, degisim aracidir. Mal ve hizmetleri, mal ve hizmetlerle degistirmek yerine araci olarak para kullanilir. Örnegin, bir ögretmen sinifta anlattigi ders ya da okulda yaptigi çalismalarla hizmet üretir. Bu üretimi karsiliginda hizmet verdigi kesimlerden dogrudan gereksinimlerini karsilayan mal ve hizmet almak yerine maas olarak para alir ve aldigi para ile baskalarindan diger mal ve hizmetleri satin alir.

• Para, deger ölçüsüdür. Mal ve hizmetlerin degeri para ile ölçülür. Tüm mal ve hizmetlerin parasal

karsiligi vardir. Ihtiyaçlarimizi karsilayan her mal ve hizmet için belirlenmis miktarlarda para ödememiz gerekir.

• Para, tasarruf aracidir. Insanlar gelirlerinden tüketemedikleri kismi mal ve hizmet olarak saklamak yerine para olarak saklamayi tercih ederler. Örnegin, 500.000.000 TL. geliri olan bir insan, bunun 300.000.000 TL'sini tasarruf yapmissa bunu yerine göre ulusal para, yabanci para, hisse senedi, altin, elmas gibi para olarak degerlendirir.

• Para, deger tasiyicisidir. Mal ve hizmetlerin degeri paraya tasinir. Örnegin, bir mal ya da hizmetten yararlanmak isteyen bir insan, bunu alacak gücü yoksa para ile borçlanarak onu alir. Böylece mal ve hizmetin degeri paraya tasinir.

Para ile Ilgili Kavramlar

• Enflasyon : Mal ve hizmetlerin fiyatlarinin yükselmesi sonucu paranin satin alma gücünün düsmesidir. Enflasyonun nedeni, dis satimin (ihracatin) az, dis alimin (ithalatin) çok, üretimin az, tüketimin çok olmasi yani bütçe açigidir. Bir devlet ürettiginden çok tüketiyorsa, sattigindan çok aliyorsa enflasyon yasar. Enflasyon iki biçimde ortaya çikar :

• Talep Enflasyonu : Bir mal ya da hizmetin arzi az, talebi çoksa malin fiyati yükselir.

• Maliyet Enflasyonu : Bir malin üretimi sirasindaki girdilerin fiyatlarin yükselmesi malin fiyatini yükseltir. Örnegin, üretim sirasinda, hammadde girdilerinin, isçilik masraflarinin artmasi satis fiyatinin artmasina yol açar. Enflasyon yasayan ülkelerde maliyet enflasyonunu ithal enflasyon da etkiler. Ulusal paranin degerinin düsmesi sonucu disardan alinan mallarin fiyatlarinin yükselmesi, bunun sonucu maliyet fiyatinin yükselmesi ithal enflasyondur.

Enflasyonun Sonuçlari

• Halkta ulusal paradan kaçis, mala ve yabanci paralara dogru yönelme artar.

• Yatirimcilar, yeni is alanlarina yatirim yapip üretimi artirmak yerine para ile para kazanacaklari ölü alanlara yönelirler.

• Dar ve sabit gelirliler daha çok yoksullasir.

• Enflasyondan zarar gören genis halk kitlelerinin rahatsizligi yönetenleri zor durumda birakir, siyasal istikrarsizlik dogar.

• Devletin disariya olan borçlari nedeni ile IMF, Dünya Bankasi ve alacakli devletlerin zorlamasi ile ulusal paranin degeri yabanci paralar karsisinda düser. (Devalüasyon)

Enflasyonun Önlenmesi

• Enflasyonu önlemek için üretimin ve dis satimin artirilmasi, tüketimin ve dis alimin azaltilmasi gerekir. Böylece bütçe denklestirilir.

Uzun vadede bunlar yapilirken kisa vadede de;

• Vergi düzenlemeleriyle devletin gelirleri artirilir; yeni vergiler konur, vergi kaçaklari önlenir, vergilendirilmemis alanlar vergilendirilir.

• Devlet harcamalarinda tasarrufa gidilir. Devlet giderlerini alt düzeyde tutarak bütçenin denklesmesi için çaba harcar.

• Tasarruf faizleri yükseltilerek mala ve yabanci paralara olan talep azaltilir. Faizlerin yükselmesi ile toplanan paralar yatirimcilara kredi olarak verilir. Böylece uzun vadede enflasyonu önleyerek üretken isletmelerin açilmasi tesvik edilir.

• Tüketici kredileri ve taksitli satislar sinirlandirilarak mala karsi talep azaltilir.

• Gerekirse ulusal paranin degeri dis yabanci paralar karsisinda makul oranlarda düsürülür. Ihracat ve ithalat yollari açilir.

• Devalüasyon : Bir devletin ulusal parasinin yabanci paralar ve altin karsisinda degerinin düsürülmesidir. Yüksek enflasyon yasayan devletlerin dis borçlarinin artmasi sonucu, ulusal paranin degeri resmi olarak düsürülür. Bu deger düsürme isleminde IMF, Dünya Bankasi gibi uluslar arasi finans kuruluslarinin zorlamasinin etkisi büyüktür.

• Deflasyon : Ulusal paranin degerinin yükselmesi sonucu mal ve hizmetlerin fiyatlarinin düsmesidir. Deflasyon üretimin tüketimden, dis satimin dis alimdan çok olmasi durumunda görülür.

UYARI : Gerek enflasyon önlenirken, gerekse deflasyon yasanirken ekonomi, talep yetersizligi nedeni ile yatirimlarin ve üretimin durmasi, issizligin artmasi gibi stagfasyona (ekonomide durgunluk)da girebilir. Enflasyon önlenirken tasarruf faizlerinin yükselmesi, taksitli satislarin ve tüketici kredilerinin sinirlandirilmasi sonucu talebin en alt düzeye inmesine yol açabilir. Bu durumda var olan isletmeler ürettikleri mali satamaz duruma gelir, bunun sonucu yatirimlar durur, stoklar çogalir, isletmeler kapanir,

isçiler çikartilir. Ayni durum deflasyon sonucu da yasanabilir. Deflasyon yasayan ülke iç pazari doyurduktan sonra ürettigi mallari satacak dis pazar bulamazsa gene üretim ve yatirim durur, stoklar çogalir, issizlik bas gösterir.

• Revalüasyon : Bir devletin ulusal parasinin yabanci paralar ve altin karsisinda deger kazanmasidir.

• Ekonomik Hayatin Ana Unsurlari :

EKONOMIK FAALIYETLER



ÜRETIM
B**ÜSÜM
DEGISIM
TÜKETIM

Dogal Kaynaklar
Rant

Emek
Ücret

Girisim
Kar

Sermaye
Faiz

Teknoloji
Teknik Bilgi Ücreti (Know-how)


Üretim : Mal ve hizmetlerin fayda saglamak amaci ile biçiminin, yerinin ve adedinin degistirilmesine üretim denir. Örnegin, fayda saglamak amaci ile bugday tohumunu ekip büyüterek çok sayida bugday elde etmek, bugdayin biçimini degistirip un ve ekmek haline dönüstürmek, ekmegi firindan alip satmak amaci ile pazara (bakkala, markete) tasimak birer üretim faaliyetidir.

Bölüsüm : Üretim sonucu elde edilen gelirin üretime katilan unsurlar arasinda paylasilmasidir. Üretimde : Dogal kaynaklarin mülkiyetine sahip oldugu için katilan unsur üretim sonucu rant (kira) elde eder, emegiyle katilan ücret alir, girisim gücüyle katilan kar ya da zarar eder, sermaye ve teknoloji ile katilan unsur ise faiz alir.

Degisim : Mal ve hizmetlerin, mal ve hizmetlerle ya da parayla degistirilmesidir. Mal ve hizmetlerin, mal ve hizmetle degistirilmesine ise trampa (takas) denir.

Tüketim : Mal ve hizmetlerin ihtiyaçlarini gidermek amaciyla kullanilmasidir. Tüketim, bireylerin gelir düzeyi ile dogru orantili fiyatlarla ters orantilidir. Gelir düzeyi arttikça tüketim artar; fiyatlar arttikça tüketim azalir. Gelirin tüketilmeyen bölümüne ise tasarruf denir.

Dogal Kaynaklar : Ova, irmak, orman, maden rezervleri, denizler olmadan üretim olmaz.

Emek : Dogal kaynaklari isleyen, biçimini ve yerini degistiren, adedini çogaltan kas gücü yani is gücüdür.

Girisim : Üretim faaliyetlerini planlayan, düzenleyen ve örgütleyen beyin gücüdür.

Sermaye : Üretimin adedini ve kalitesini artiran üretim araçlari ve hammaddelerdir.

Teknoloji : Üretim araçlarinin gücünü ve etkinligini artirmak için bilimsel buluslarin araç ve gereçlere uygulanmasidir.

• Is Bölümü : Farkli islerin farkli insanlar tarafindan ya da ayni isin farkli kisimlarinin farkli insanlar tarafindan yapilmasina is bölümü denir. Tarihsel gelisim sürecinde toplumlarda agirlikli olarak üç temel is bölümü görülür.

• Dogal Is Bölümü : Yasa ve cinsiyete bagli olarak görülen is bölümüdür. Kadin ve erkek, çocuk, yetiskin ve genç kendi beden ve güç yapilarina göre farkli isler yaparlar. Agirlikli olarak ilkel toplumlarda görülür.

• Mesleki Is Bölümü : Farkli islerin farkli insanlar tarafindan yapilmasidir. Toplumlarin topraga yerlesmesi ile görülür.

• Teknik Is Bölümü : Ayni isin farkli kisimlarinin farkli kisiler tarafindan yapilmasidir. Sanayi devrimi ile önem kazanmistir.

Is bölümünün Yararlari
Is Bölümünün Sakincalari

Yetenek, beceri ve zekasini kullanacagi bir iste sürekli çalisan insan o alanda yenilikler yapar, yaptigi isi gelistirir. Isine kendinden bir seyler katan insan yaraticiligini gelistirerek mutluluk duyar.
Birey, yetenek, zeka ve becerilerini kullanamadigi bir iste sürekli çalisirsa otomatlasir, isine, kendine ve topluma yabancilasir, toplumsal ve psikolojik bunalimlar yasar.

Kisa sürede daha çok üretim yapilir.
Özellikle teknik is bölümüne yönelik egitim uzun zaman alir ve masrafli olur.

Üretim kalitesi ve verimi artar.


Din

Sosyoloji dinlerin ayin, ibadet ve inanç biçimlerini içeriklerinden çok, onlarin toplumsal yasama etkilerini ve tarihsel gelisim sürecinde karsilasilan farkli dinsel anlayislarin biçimlenisini etkileyen faktörleri inceler.

Tüm dinler, inanç, ayin ve ibadet kurallarinin yani sira toplumda düzeni saglayan kurallar sistemi olarak da islevlere sahiptirler.

Tarihsel gelisim sürecinde görülen baslica din anlayislari sunlardir :

• Totemizm : Kutsal sayilan bitki ve hayvanlara tapilan din anlayisidir. Agirlikli olarak ilkel toplumlarda görülür.

• Manizm : Dogaüstü ve gizli güçlerin bazi insanlarda bulunduguna inanilan din anlayisidir.

• Naturizm : Dogal varliklarin ve olaylarin kutsallastigi din anlayisidir. Tarimin insan yasaminda önem kazanmasi ile tarimsal üretimi yöneten dogal olaylar kutsallasmistir.

• Politeizm (Çok tanricilik) : Farkli dinlere inanan gruplarin bir arada yasamasi sonucu olusan tüm toplumsal gruplarda site devletlerinde agirlikli olarak görülür.

• Monoteizm (Tek tanricilik) : Tek ve soyut bir tanriya inanilan din anlayisidir. Müslümanlik ve Hiristiyanlik gibi dinler Orta Çag feodal toplumlarinda dogup yayginlasmistir.

Din ve Sosyal Düzen

Sosyal gruplar tarafindan benimsenen din, diger sosyal kurumlardan etkilenir ve onlari etkiler. Örnegin tarimin insan yasaminda önem kazanmasi ile ekonomi kurumu din anlayisini etkilemis ve naturist dinlere geçilmistir. Ayni biçimde dinsel kurallar, aile, hukuk, ahlak gibi pek çok kurumu etkilemis ve biçimlendirmistir.

Din ve Laiklik

Toplumsal kurumlarin isleyis ve düzenlemelerinin dinsel kurallara dayanmadan yapilmasina laiklik denir.

Ülkemizde laiklik Cumhuriyet'le birlikte uygulamaya konulmus, hilafet kaldirilmis ve devletin resmi dininin olmamasi ilkesi anayasaya girmistir.

Toplumlarin Evrimi - Kültür ve Toplumsal Degisme

Toplumlarin Evrimi

Temel Toplum Biçimleri ve Özellikleri

Bilinebilen ilk insan toplumlarindan bugünkü toplumlara gelene dek insanlik çesitli asamalardan geçmistir. Her bir asama toplumsal kurumlarin etkilesimine göre biçimlenerek kendine özgü toplumsal yapilar olusturdu. Emile Durkheim ayrintili bir toplumsal Genetik Evrim Siniflandirmasi yapmistir. Durheim'in bu ayrintili siniflandirmasini biraz toparlayacak olursak, söyle bir siniflandirma yapabiliriz.

• Ilkel toplumlar (klan, boy)

• Ilk topraga yerlesik toplumlar (asiret, kent)

• Feodal toplumlar (imparatorluklar, derebeylikler)

• Ilerlemis toplumlar (milli devletler)

Toplum Biçimi
Din Anlayisi
Aile ve Akrabalik Iliskileri
Toplumsal Düzen
Ekonomik Yasam

Ilkel Toplumlar (Klan, Boy)
Totemizm
Anaerkil
Tabular
Üretim bilinmiyor Göçebe

Asiret
Manizm - Naturalizm
Bölünmez Soy (Asabe)
Erkegin Sefligi
Yari Göçebe Kapali Köy Ekonomisi

Kent
Politeizm
Ataerkil
Ilk Yazili Hukuk Ilk Devlet Ilk Mahkeme
Ilk Para Ilk Tüccar Zümresi

Feodal Toplum (Imparatorluk, Derebeylik)
Monoteizm
Babalik (Germen)
Teokratik Monarsi
Örgütlü Tarim Örgütlü Ticaret

Ilerlemis Toplum (Milli Devlet)
Laiklik
Çekirdek
Demokrasi
Kapitalizm


Ilkel Toplumlar (Klan, Boy) : Üretmesini bilmeyen, dogada hazir bulduklarini tüketen göçebe toplumlar klan, klanlarin birlesmesinden olusan boylar (fratri) ilkel toplumlari olusturur. Ilkel toplumlarin özellikleri :

• Dinsel Yasam : Ilkel toplumlarin din anlayislari totemizm adini alir. Totemist din anlayisi üç ana unsura dayanir.

• Totem : Kutsal sayilip tapinilan bitki ya da hayvandir. Doga karsisinda son derece güçsüz olan ilkel insan, yasadigi sorunlar karsisinda bir bitki ya da hayvana siginmak zorunda kalmis ve onlari kurtarici olarak görmüstür.

• Mana : Totemin sahip olduguna inandiklari gizli güçtür. Totem bu güç sayesinde dogadaki olaylari yönetmekte ve insanlarin iyi ve kötü günlerini biçimlendirmektedir.

• Tabu : Totemin koydugu emir ve yasaklardir. Yasadiklari olumlu ya da olumsuz olaylarla totem arasinda baglar kuran ilkel insanlar toplumsal düzeni saglamak üzere kurallar olusturmuslardir.

• Aile ve Akrabalik Iliskileri : Ilkel toplumlarda genelde anaerkil aile düzeni egemendir. Ailenin sorumlulugu öncelikle kadinin üzerindedir. Klan ailesi de denilen bu ailede soy (akrabalik) ana tarafindan geçer. Kandasliga dayali akrabalik iliskileri yerine totemdasliga dayali akrabalik iliskileri egemendir. Evlilik biçimi olarak ekzogami egemendir. Ilkel toplumlarda daha çok monogami egemendir.

• Toplumsal Düzen : Toplumsal düzeni totemist din inancina bagli olarak tabular saglardi. Bu yüzden toplumdaki bireylerin tümü egemen sayilirdi; toplumu yöneten kisi ya da zümre egemenligi yoktu. Ilkel toplumlarda henüz yöneten-yönetilen ayrimina rastlanmaz. Ancak yasli kadinlarin prestiji biraz fazladir. Klanlar genelde baris içinde yasarlardi. Klanlar arasi savasa neden olan tek olay cinayettir. Cinayet kolektif bir suçtur ve kolektif cezalandirmanin konusudur.

• Ekonomik Yasam : Ilkel toplumlar üretmesini bilmeyen, dogada hazir olani tüketen, bun sonucu da göçebe yasam süren insan topluluklaridir. Ilkel toplumlarda yasa ve cinsiyete dayali dogal isbölümü egemendir. Kadinlar toplayicilik, erkeklerse avcilikla ugrasirlardi. Klan yasaminda kolektif tüketim vardi. Dogadan ihtiyaçlarini karsilayan ilkel toplumlarda mülkiyet duygusu yoktu.

Ilk Topraga Yerlesik Toplumlar (Asiretler ve Kentler)

• Topraga Yerlesmenin Nedenleri :

• Ekonomik Neden : Tarim devrimi adi verilen üretimin ögrenilmesi bitki ve hayvanlarin çogaltilmasinin denetim altina alinmasi topraga yerlesmenin temel nedenidir. Bitkileri üreterek çiftçiligi, hayvanlari evcillestirerek çobanligi ögrenen insan göçebe yasamin zorluklarindan ve belirsizliklerinden kurtulmustur.

• Dinsel Neden : Totemin resim ve heykellerinin yapildigi magaralar ayin ve ibadet yerlerine dönüsmüs, bunun sonucu da o yerler kutsallasmistir. Böylece kutsal yerler insanligin çekim merkezleri olmustur.

• Demografik (Nüfus) Neden : Üye sayilari çogalan klan ve boylarin hem göç etmeleri zorlasmis hem de dogada hazir olan yiyecekler yetmemeye baslamistir. Bunun sonucunda insanlar yerlesik yasama geçmenin çarelerini aramaya baslamislardir.

• Topraga Yerlesmenin Sonuçlari :

• Topraga yerlesme sonucu uygarlik hizli gelisme olanagi bulmustur.

• Üretimin ögrenilmesi sonucu dogal is bölümü yerini mesleki is bölümüne birakmistir.

• Totem inanci yikilmistir.

• Totem inancinin yikilmasi ile yöneten – yönetilen ayrimi dogmustur.

• Totem inancinin yikilmasi sonucu totem akrabaligi, yerini kandasliga dayali akrabalik iliskilerine birakmistir.

• Bitkilerin ve hayvanlarin üretilmesinde emek veren insan bunlari sahiplenmeye baslamis ve mülkiyet duygusu dogmustur.

• Topraga yerlesme sonucu kölecilik dogmus, siniflar ortaya çikmistir.

• Asiretler (Özler) : Toplumlarin evriminde ilk yerlesik toplum sayilan asiretler yari-göçebe köy yasami süren toplumlardir.

• Dinsel Yasam : Asiretlerin ilk dönemlerinde atanin ve ata ruhunun kutsallastigi, ata ruhunun canli ve ölümsüz inancini içeren animist bir din anlayisinin bir biçimi olan manizm egemendir. Ancak daha sonra asiretlerde dogal olay ve varliklara tapma biçiminde görülen naturalist din anlayisi görülür.

UYARI : Naturist din anlayisinin dogmasinda toplumlarin yasaminda tarimin önem kazanmasi etkili olmustur. Tarimi yöneten günes, dag, irmak gibi dogal olay ve varliklar kutsallasmistir.

• Aile ve Akrabalik Iliskileri : Asiretlerde bölünmez soy ailesi egemendir. Totem inancinin yikilmasi ile kandasliga dayali akrabalik egemen olmustur. Erkegin nisbi üstünlügüne karsilik kadinin da klanlardan gelen prestiji devam etmektedir. Akrabalik hem ana hem baba tarafindan geçer.

• Toplumsal Düzen : Asiretlerle birlikte toplumu yöneten liderler dogmustur. Lider, genelde ailenin en yasli ya da güçlü erkegidir. Endogami hala yasaktir. Asiretlerde baslangiçta kolektif suç ve ceza egemendir ve kan gütme vardir. Ancak asiretlerin son dönemlerinde bireysel ceza anlayisi olusmaya baslamis ve suçu isleyen kisi sorumlu tutulmustur.

• Ekonomik Yasam : Asiretlerde egemen geçim kaynagi tarim ve hayvanciliktir. Ancak, mevsime, iklime ve doga kosullarina bagli olarak yari-göçebelik görülmektedir. Üretimin yapisi asiretin ihtiyacina yönelik kapali köy (aile) ekonomisidir. Ancak, tarihte ilk kez, ihtiyaç fazlalarini Pazar yerlerinde degistirmeye dayali ticaret asiretlerle birlikte görülmüstür. Asiretlerle birlikte ulasim, tasima ve üretimde hayvan enerjisinin yani sira köle emegi de kullanilmaya baslanmis ve toplumda siniflar dogmustur.

• Kentler (Siteler): Asiretlerin birlesmesi sonucu kentler olusur.

Dinsel Yasam : Kentlerin din anlayisi genelde politeism (çok tanricilik) dir. Farkli naturist din anlayisina sahip olan asiretler kentlerde bir arada yasamaya baslayinca, birbirlerinden etkilenmisler, asiretlerin farkli tanrilari süreç içinde kentin ortak tanrilari olarak kabul edilmistir.

• Aile ve Akrabalik Iliskileri : Kentlerde ataerkil aile iliskileri egemendir. Tarimda erkegin kol gücüne dayali üretim, ticaretin yayginlasmasi sonucu erkegin bu alandaki faaliyetlerde etkili rol almasi, savaslarda erkek gücünün kullanilmasi ve devlet yönetiminde erkek egemenligi ailede de erkegin tek egemen olmasi sonucunu dogurdu. Böylece kadinin söz, miras ve akrabalik hakki ortadan kalkti.

• Toplumsal Düzen : Özellikleri birbirlerinden farkli olan asiretlerin bir arada yasamalari, asiretler arasi sorunlarin çikmasi, kentin gücünü içten zedelemeye baslayinca, asiretler arasi uzlasmayi saglayacak hukuk sistemine gereksinim dogmus ve ilk yazili hukuk sistemi ortaya çikmistir. Kalabaliklasan ve karmasiklasan toplumu denetlemek üzere de devlet aygitinin kurulmasi zorunlu hale gelmistir. Kentlerde görülen ilk devlet biçimi genelde asiretler federasyonu biçimindedir. Yani her asiretin lideri kendi asiretinden sorumludur. Ancak asiret liderlerinin olusturdugu kurul asiretler arasi sorunlari çözmek, savas kararlarindan, ticari iliskileri düzenlemekten, baska kent devletleri ile olan iliskilerden sorumludur. Öte yandan kentlerde ilk kez, suç isleyenleri yargilayan mahkemeler kurulmus, yargiçlar kurulu görevini ise genelde devleti de yöneten asiret liderlerinin olusturdugu kurul üstlenmistir.

UYARI : Görüldügü gibi kentlerde tipik bir devlet birligi ilkesi uygulanmaktadir. Yasalari yapan, uygulayan ve uymayanlari cezalandiran hep ayni kuruldur. Kentlerle birlikte köle emegi kullanmak, köle alip satmak yasal hak haline gelmistir.

• Ekonomik Yasam : Tarim ve hayvanciligin egemen geçim kaynagi özelligini sürdürmesinin yani sira esnaf ve zanaatkarlik gelisti, ticaret yayginlasti. Ticaretin yayginlasmasi takasin yetersiz kalmasina yol açti ve tarihte ilk kez kentlerle birlikte alisveriste para kullanilmaya basladi. Mal takasinin zorlasmasi, mallarin alisverisini saglayan tüccar zümresini dogurdu. Böylece, kendisi üretmedigi halde üretenlerin mallarinin degismesinde aracilik eden tüccarlar, ticari yasamda etkili bir güç oldular.

Asiretlerden kentlere geçisin nedenleri :

• Ekonomik Neden : Kentler genelde asiretlerin pazar yeri olarak kullandiklari yerlerde kurulmustur. Ticaretin yayginlasmasi, zanaatkarligin gelismesi pazar yerlerini ekonomik merkezler haline getirmis ve asiretler zamanla buralara yerlesmeye baslamislardir.

• Dinsel Neden : Pazar yerlerine alisveris için gelen asiretler, islerin iyi gitmesi için kendi din anlayislarini simgeleyen heykeller (putlar) yapmislar, süreç içinde pazar yerleri insanlari çeken dinsel merkezler haline dönüsmüstür.

• Savas ve Savunma : Saldirgan ve güçlü asiretlere karsi kendilerini korumak ve savunmak zorunda kalan asiretler bir araya gelerek kentleri olusturmuslardir.

Feodal Toplumlar

Feodal toplumlar kentlerin birlesmesinden olusan imparatorluklar dil, din, irk olarak birbirlerinden farkli toplumlari içlerinde barindirdiklarindan, bu farkli toplumlari denetim altinda tutabilmek için güçlü merkezi otoriteye sahip olmak zorundaydilar. Merkezi otoritenin zayiflamasi sonucu ise imparatorluklar çözülmüs ve derebeyler kendi egemenliklerini ilan etmislerdir.

• Dinsel Yasam : Feodal toplumlarda monoteist (tek tanrili) din anlayisi egemendir. Müslümanlik, Hiristiyanlik gibi tek tanrili dinler bu dönemde görülür.

• Aile ve Akrabalik Iliskileri : Feodal toplumlarla birlikte ataerkil ailede görülen babanin mutlak üstünlügü nisbi üstünlüge dönüsür. Güçlü merkezi siyasi otoriteler ve toplumlari derinden etkileyen tek tanrili dinler babanin elindeki güçlerin etkisini azaltmistir. Yani baba yetkilerinin bir kismini devlete ve dine devretmek zorunda kalmistir. Babalik (Germen) ailesi adini alan bu ailede yine de babanin gücü agirlikli olarak etkilidir.

• Toplumsal Düzen : Feodal toplumlarla birlikte devlet toplumda düzeni saglamada etkili bir güç haline gelmistir. Tek tanrili dinlerden de güç alan devlet yönetimi, teokratik bir sistem halini almistir. Devlet, gücünü dinsel kurallardan almaktadir. Öte yandan, feodal toplumlarda yasama, yürütme, yargi güçleri tek kisinin elinde toplandigindan monarsik devlet özelligi tasir. Imparator ya da kral ülkesindeki etkisini, bulundurdugu güçlü ordu ile sagladigindan feodal yönetimler militaristtirler. Feodal toplumlarin son döneminde yargilama, krala ve dine bagli olmak kosulu ile uzman yargiçlar tarafindan yapilmistir. Bu durum demokrasilerde görülen güçler ayriligi ilkesinin ilk isaretidir.

• Ekonomik Yasam : Feodal toplumlarin ekonomik yasaminda egemen olan tarim, siyasi otorite ile iç içe geçmistir. Siniflarin yapisi ve iliskisi degismistir. Köleligin yerine serflik dogmus ve serfler toprak sahibi beyler (vassal) adina üretim yapmaya baslamistir. Vassal gelirin bir kismini kendini korumasi için derebey ya da imparatora haraç olarak vermistir. Feodal toplumlarda, tarimdan elde edilen gelir genelde yatirima dönüstürülmezdi. Gelir lüks tüketimde, halk için yapilan eserlerde ve ordu harcamalarinda kullanilirdi. Öte yandan feodal toplumlarda ticari yasam örgütlü güçler araciligi ile düzenlenmistir. Batida loncalar, doguda ahilik, ticaret, esnaflik ve zanaatkarlik islerini organize edip yöneten etkili güçlerdir.

Feodal toplumlarda devlet de militarist yapisi geregi bulundurmak zorunda oldugu ordunun beslenme, barinma ve savas araç gereç ihtiyaçlarini karsilamak için ekonomik faaliyetlerde bulunmaya zorlanmistir.

• Ilerlemis Toplumlar (Milli Devletler) : Sanayi devrimi ile topyekün bir degisim yasamak zorunda kalan toplumlar, imparatorluklardan, derebeyliklerden milli devletlere geçmislerdir.

• Milli Devletlere Geçis : Milli devletlere geçis dünyada üç biçimde gerçeklesmistir.

• Ekonomik gelisme : Sanayi devrimi sonucu ekonomik gücü eline geçirip zenginlesen burjuvazi feodal yönetimleri yikmak için toplumsal destege muhtaçti. Burjuvazi toplumsal destegi saglamak için millet ve milliyetçilik ideolojisini ortaya atip kitleleri ayaklandirdi ve yikilan imparatorluklar ve derebeyliklerin yerine yavas yavas milli devletler kurulmaya baslandi. Sanayi devrimi sonucu Avrupa'da pek çok milli devlet bu sekilde kurulmustur.

• Siyasal parçalanma : Sanayi devrimini gerçeklestiremeyen, bu yüzden burjuva sinifina sahip olmayan imparatorluklarda milli devletlere dis etkenlerle geçilmistir. Farkli özelliklere sahip toplumlar Avrupa'daki milliyetçilik hareketlerinden etkilenerek milli devlet kurmak için isyanlar çikartmislardir. Böylece, imparatorluklar parçalanmis ve yerlerini çok sayida milli devlete birakmistir. Osmanli imparatorlugu'nun içinde yer alan farkli toplumlarin baslattiklari iç ayaklanmalar, imparatorluk üzerinde çok sayida milli devletin kurulmasina yol açmistir.

• Ekonomik parçalanma : Yeniçagla baslayan cografi kesiflerle Avrupa, denizasiri ülkelerde sömürgeler olusturmus ve sömürge imparatorluklari kurmustur. Sömürge toplumlarda bir süre sonra anti-sömürgeci duygular gelismis ve milliyetçilik anlayisi egemen olmustur. Anti-sömürgeci temelde verilen ulusal kurtulus savaslari sonucu milli devletler kurulmustur. Amerika kitasinda, Afrika'da ve Uzakdogu'da pek çok milli devlet böyle kurulmustur.

• Ilerlemis Toplumlarda Yasam Biçimleri :

• Ilerlemis toplumlarda dinsel yasam : Sanayilesme ile birlikte din ve devlet islerinin birbirinden ayrildigi laiklik anlayisi dinde egemen olmustur.

• Aile ve akrabalik iliskileri : Sanayilesme sonucu anne, baba ve evlenmemis çocuklardan olusan, kadin ve erkegin hukuksal esitligine dayanan çekirdek aileye geçilmistir.

• Toplumsal düzen : Sanayilesme ile birlikte kisi hak ve özgürlüklerini, hukukun üstünlügünü temel alan, egemenligi halkin belirli süreler için seçtigi kisilerin kullandigi demokratik devletlere geçilmistir.

• Ekonomik yasam : Sanayilesme sonucu üretim araçlarinin mülkiyetinin kisi ya da kisilerde toplandigi, kar için üretim yapan, serbest rekabete dayali kapitalist ekonomik sisteme geçilmistir.

• Millet : Belli bir toprak üzerinde yasayan, ortak tarih ve ülküleri benimseyen insanlarin olusturdugu topluma millet denir.

Milleti Olusturan Manevi Unsurlar :

• Tarih Birligi : Milleti olusturan insanlarin ortak bir tarihi benimsemeleri zorunludur.

Ülkü Birligi : Milletin olusmasi için, milleti olusturan insanlarin ortak duygu ve düsünceleri paylasmasi zorunludur. Kederde ve kivançta ortak duygular yasamayan insanlar millet olusturamaz.

• Devlet Birligi : Milletin bir milli devlet çatisi altinda yasamasi ve egemenlik hakkini kullanmasi gerekir.

• Din Birligi : Milletin olusmasinda ayni dinsel inanca sahip insanlarin bulunmasi tercih edilir, ancak din birligi olmadan da millet olusur.

• Dil Birligi : Milleti olusturan insanlarin ayni dili kullanmalari tercih edilir, ancak zorunlu degildir.

Milleti Olusturan Maddi Unsurlar :

• Toprak Birligi : Bir toplumun millet olabilmesi için yasadigi topraga vatan olarak sahip çikmasi gerekir.

• Ekonomik Yasam Birligi : Milleti olusturan insanlar ekonomik yasamda ortak çikarlar etrafinda birlesip, milli çikarlarini korumak zorundadir.

• Irk Birligi : Milleti olusturan insanlarin ayni irktan gelmeleri milli baglari güçlendirir. Ancak dünyanin yüzyillardir yasadigi savaslar, istilalar ve göçler yüzünden saf bir irktan söz etmek pek mümkün degildir. Irk birligi milletin olusmasi için zorunlu degildir.

Kültür ve Kültürel Süreçler

Kültürün Tanimi

Insanligin maddi ve manevi anlamda yapip ettigi her seye kültür denir. O halde, insan yapisi olan, insanlar arasindaki iliskilerden dogan her sey kültürdür. Kültür insanligin ürünüdür. Dogada hazir buldugumuz nesne ve olaylar kültürün disinda kalir.

• Kültür Türleri : Kültür ikiye ayrilir.

• Maddi Kültür : Insanlarin maddi anlamda yaptiklari her sey maddi kültürü olusturur. Maddi kültür, insanligin yapip gelistirdigi araç ve gereçlerdir, kisaca teknolojidir. Irmaktan su getirmek için agaç kütüklerinin için oyup kova yapan insan maddi kültür olusturmustur. Maddi kültür sayesinde insanin yasami kolaylasir.

• Manevi Kültür : Insanlarin manevi alanda olusturdugu her seydir. Manevi kültür insanlar arasi iliskilerden dogmustur. Ahlak, din, hukuk, gelenek gibi normlar ve degerler, bunlarin bagli oldugu kurumlar manevi kültür unsurlaridir. Manevi kültür insanlar arasi iletisimi kolaylastirir ve toplumsal denetimi saglar.

• Kültürün Özellikleri :

• Kültürsüz toplum olmaz. Kültür toplumsal yasamin zorunlu sonucudur.

• Kültür, ögrenmeyle kazanilir. Birey, kültürü toplumda hazir bulur ve bunu basta aile olmak üzere içinde yer aldigi gruplardan ögrenir.

• Kültür, kusaktan kusaga aktarilir ve süreklidir.

• Kültürün tasiyicisi dildir. Dil, kültürün sürekliligini ve gelismesini saglar.

• Kültür, insan türüne özgü bir özelliktir. Hayvanlarin kültür yaratma yetenekleri yoktur.

• Kültür toplumun gereksinimlerinden dogar.

• Kültür toplumlara ve zaman göre degisen dinamik bir yapidir.

• Kültür, manevi kültür araciligi ile toplumsal denetimi saglar.

• Kültür, manevi kültür araciligi ile toplumda ortak ülkü ve düsünceler olusturup toplumun bütünlügünü saglar.

• Kültür, toplumlari birbirinden ayiran temel özelliktir.

• Kültürel Süreçler

• Kültürleme : Kültürün toplum içindeki grup ve bireyleri etkileme sürecidir.

• Kültürlenme : Bireyin, toplumun kültürünü benimseme sürecidir. Kültürlenme, genis anlamda toplumsallasma süreci ile es anlamlidir. Kültürleme kültürün bireyi etkilemesi, kültürlenme bireyin kültürden etkilenmesidir.

• Kültürlesme : Farkli kültürlerin etkilesimi sonucu bir kültürün baska kültürlerden unsurlar almasi ona benzemesidir. Kültürlesme, kültürel yayilma sonucu olusur. Kültürlesme üç biçimde gerçeklesir.

• Iki kültür yan yana geldiginde bir kültür diger kültürü yok eder.

• Iki kültür birlikte yasadiginda kaynasip senteze gidebilir.

• Iki kültür, etkilesim sürecinde direnmelerine karsin az da olsa birbirlerinden etkilenerek kültürlesme yasayabilir.

• Kültürel Yayilma : Bir toplumun kültürünün baska toplumlari etkilemesi (içten disa) ya da baska kültürlerden etkilenmesidir (distan içe).

• Kültürel Gecikme : Maddi kültürün gelismesinin manevi kültür tarafindan önlenmesidir.

• Kültürel Sok : Bireyin veya grubun farkli kültürel bir çevreye girdiginde yeni kültüre uyum saglamada zorlanmasidir. Kültür soku en çok köyden kente göçte ve dis göçlerde yasanir.

• Kültürel Çözülme : Maddi ve manevi kültür ögeleri arasindaki uyumsuzlugun dogurdugu sorunlardir.

• Kültürel Çatisma : Disardan giren kültür unsurlarinin toplumun bir bölümü tarafindan benimsenip bir bölümü tarafindan reddedilmesi sonucu dogan çatismadir.

• Kültürel Yozlasma : Bir toplumun kültürünün baska toplumlarin kültürlerine tümüyle açik olmasi sonucu yasanan kültür bozulmasidir.

• Kültürel Kapalilik : Bir toplumun baska toplumlarin kültürlerine tümüyle kapilarini kapatmasidir. Kültürel kapalilik kültürün gelismesini önleyerek bir baska biçimde kültürel yozlasmaya yol açar.

• Kültür Biçimleri

• Evrensel Kültür : Tüm insanligin mali sayilan ve tüm toplumlarca kullanilabilen kültür unsurlaridir. Örnegin, maddi kültür alaninda teknoloji, manevi kültür alaninda bilim, insan haklari, Müslümanlik, Hiristiyanlik gibi dinler, demokrasi evrensel kültür unsurlaridir.

• Ulusal Kültür : Bir ulusa özgü olan kültür unsurlaridir.Örnegin, Ispanyollarin boga güresi, Japonlarin ulusal giysileri, Türklerin halk oyunlari ulusal kültür unsurlaridir.

• Alt Kültür : Bir ulusal kültür içinde yer alan ve yerlesim birimlerine, bölgelere, toplumsal sinif ve tabakalara göre farklilasan kültürdür. Türkiye'de Karadeniz, Ege ve Dogu kültürü, köy, kent, gecekondu kültürleri alt kültürlerdir.

Toplumsal Degisme

• Toplumsal Degismenin Tanimi : Toplumsal yapinin bir kisim unsurlarinin ya da tümünün zaman sürecinde bir durumdan bir baska duruma geçisine toplumsal degisme denir. Sanayi devrimi sonucu baba otoritesinin egemen oldugu geleneksel aileden çekirdek aileye geçis ailede bir toplumsal degisme örnegidir.

• Toplumsal Degismenin Özellikleri

• Toplumsal degisme tüm toplumlarin zorunlu olarak yasadiklari kaçinilmaz bir süreçtir.

• Toplumlarin degismesinin yönü ileri dogru da olabilir geriye dogru da. Ancak, toplumlar zaman zaman geriye dogru degisseler de toplumsal degismenin yönü ileriye dogrudur.

UYARI : Toplumlarin yasadiklari sikinti ve sorun yaratan ihtilal, darbe, isyan, savas, istila gibi olumsuzluklar da birer toplumsal degismedir.

• Toplumsal degismeler topluma rahatlik, mutluluk, istikrar getirebildigi gibi kargasa da getirebilir.

• Toplumsal degismenin yönü ve hizli toplumlara göre ve ayni toplumda zamana göre degisir.

• Degisime hazir olmayan toplumlar degisime zorlanirsa sorunlar yasar.

• Toplumsal yapinin her hangi bir unsurunda yapilan degisme diger unsurlarini da etkiler.

• Toplumsal Degismeyi Etkileyen Etmenler

• Bilimsel buluslar, teknolojik gelismeler : Bilim alaninda elde edilen bulgular teknolojik araç ve gereçleri etkileyerek degistirir. Gelisen teknoloji onun kullanimi ile ilgili kural ve degerler dogurur. Örnegin, bilimsel buluslarin yansimasi sonucu yapilan otomobiller trafik kurallarini dogurmus, toplumlar otomobillerle ilgili yeni düzenlemeler yapmak zorunda kalmistir.

• Ekonomik gelismeler : Üretim araçlarinin gelismesi üretici güçlerin konumunu ve üretim iliskilerini degistirmistir. Örnegin, sanayi devrimi sonucu gelisen üretim araçlari isçi sinifi ve burjuvazinin, kapitalist ekonomi sisteminin dogmasina neden olmustur. Yeni üretim iliskileri toplumlari hukuk sistemlerinden devlet yapilarina, din anlayislarindan aile yapilarina uzanan bir dizi degisime zorlamistir.

• Cografya (fiziki) dogal çevre kosullari : Yüzey sekilleri, iklim kosullari gibi cografi çevre etmenlerindeki degismeler toplumsal degismeye yol açar. Köyden kente göç toplumsal degismesi yer yer deprem, kuraklik, sel erozyon gibi cografi çevrede yasanan olumsuzluklardan kaynaklanmistir.

• Ideoloji : Ideolojiler toplumlarin inanç ve düsüncelerinin bileskesi olarak dünyaya bakis açilaridir. Yeni ideolojilerin dogmasi da toplumsal degismeye yol açar. Örnegin, Rönesans'la birlikte bireyi temel alan hümanizm ideolojisi insan haklari, özgürlükler, demokrasi gibi toplumlarin yasaminda yeni düsüncelerin yayginlasmasina yol açmistir.

• Nüfus bilesimi (Demografi) : Toplumun nüfus yapisindaki degismeler toplumsal degisime neden olur. Örnegin, toplumda kadin erkek nüfus dengesinin degismesi evlilik biçimlerinde degismelere, kir agirlikli nüfustan kent agirlikli nüfusa geçis demokrasi anlayisinin yayginlasmasinda etkili olmustur.

• Toplumsal Degisme ile Ilgili Temel Kavramlar

• Evrim : Toplumlarin dogal gelisme sürecinde ve iç dinamikleriyle uzun bir zaman diliminde yasadiklari kendiliginden ve ileri dogru yasadiklari degisimlerdir.

• Ilerleme : Toplumsal yapinin bir unsurunda yasanan ileri dogru toplumsal degismelerdir.

• Gelisme : Toplumsal yapinin bir çok unsurunda ya da tümünde birbiriyle baglantili olarak yasanan ileri dogru degismelerdir.

• Modernlesme : Gelismemis ya da az gelismis toplumlarin gelismis toplumlari yakalamak için verdigi ugrasin sonucu yasanan degismelerdir.

• Inkilap : Toplumun istegi sonucu toplumsal yapinin kimi unsurlarinda gerçeklestirilen barisçil yenilesmelerdir.

• Ihtilal : Toplumda yöneticilerin degisemeye direnmesi sonucu halk ayaklanmasi ile gerçeklesen ve yönetim biçiminin degismesi ile sonuçlanan zora dayali degismelerdir.

• Isyan (Ayaklanma) : Basariya ulasmayan ihtilal girisimleridir.

• Toplumsal Degisme Tipleri

• Serbest Toplumsal Degisme : Kültürel etkilesim sonucu, planlanmayan ve toplumun farkina varmadan yasadigi degismelerdir. Örnegin, bugün Türkiye'de insanlarin kot pantolon giymeleri, hamburger yemeleri, kola içmeleri baska toplumlarla kitle iletisim araçlarinin olusturdugu etkilesim sonucu ögrenilen aliskanliklardir.

• Müdahale Yoluyla Toplumsal Degisme : Degisimin amacinin ve yönünün bilinçli olarak planlanarak degistirildigi toplumsal degismelerdir. Müdahale yoluyla toplumsal degisme iki biçimde gerçeklesir.

• Demokratik Degisme : Degisme, halkin istek ve gereksinimlerine göre ikna yoluyla gerçeklesir.

• Baski Yoluyla Degisme : Degisim, direnenlere karsi zor kullanilarak, yukaridan asagiya gerçeklesir.

• Toplumsal Bütünlesme : Toplumda yer alan kurum, grup ve siniflar arasinda uyum bulunmasina ve toplumda düzeni saglayan norm ve degerlere toplumun benimseyerek uymasina toplumsal bütünlesme denir. Örnegin, toplumdaki kurumlar, gruplar ve bireyler arasinda dayanisma, uzlasma, normlari benimseme egilimleri varsa toplumsal bütünlesme gerçeklesir. Toplumsal bütünlesme yasayan toplumlarda saglikli toplumsal gelisme yasanir.

• Toplumsal Çözülme : Toplumda düzeni saglayan norm ve degerlerin denetim gücünü yitirmesine toplumsal çözülme denir. Toplumsal çözülme yasayan toplumlarda hukuk, ahlak, din gibi normlar kisi ve gruplar üzerinde etkisini yitirir, bir anlamda toplumda doga yasalari egemen olur. Durkheim toplumsal çözülmeyi anomi (kuralsizlik) kavrami ile ifade eder. Toplumlar ihtilal öncesi durumlarda genelde anomi yasarlar.

• Kentlesme ve Nüfus : Bir bölgede yasayan, aralarinda nisbeten sürekli sosyal, kültürel ve ekonomik iliskiler bulunan insanlarin sayisina nüfus denir. Nüfusun sayisi, bilesimi ve hareketliligini inceleyen bilime demografi (nüfus bilimi) denir.

UYARI : Bir bölgede bulunan tüm insanlar o bölgenin nüfusunu olusturmaz. Nüfusun olusmasi için insanlar arasinda sosyal, kültürel ve ekonomik iliskilerin bulunmasi gerekir. Sosyoloji nüfusun toplumsal yasami etkileyen yönü üzerinde durur. Çünkü nüfus sayisi, bilesimi ve hareketliligi toplumsal yasamin biçimlenmesinde ve degismesinde etkili olur.

• Demografinin Konusuna Giren Baslica Kavramlar :

• Nüfus Sayisi : Nüfusu olusturan insanlarin niceliksel ifadesi nüfusun sayisini olusturur. Toplumda nüfus sayisinin az ya da çok olmasi toplumsal yasami etkiler. Örnegin, nüfus sayisinin az oldugu toplumlarda toplumsal degisme genelde yavas olurken nüfus sayisinin çok olmasi toplumsal degismeyi hizlandirir.

• Nüfus Artisi : Bir toplumda nüfusun, belli bir zaman sürecinde oransal artisina nüfus artisi denir. Köylerde, dogurganligin nedenleri :

• Üretimde geri teknoloji kullanilmasi nedeni ile isgücüne duyulan gereksinim.

• Tarimda sigortanin olmamasi, çocuklarin yaslilik güvencesi olarak görülmesi.

• Devletin can güvenligi saglayamamasi nedeniyle kalabalik aile olma dürtüsü.

• Kirsal kesimde dogum kontrol yöntemlerinin bilinmemesi.

• Ataerkil yani agir basan geleneksel ailelerde erkek çocuk sahibi olma istegi.

• Nüfus Sayisi ve Nüfus Artisinin Yarattigi Sorunlar :

• Nüfus Patlamasi : Bir toplumda beslenme, barinma ve saglik sorunlarinin çözülmesi sonucu çocuk ölüm oranlarinin düsmesi ve ortalama ömrün uzamasi nedeniyle nüfusun beklenenden fazla artmasina nüfus patlamasi denir.

• Nüfus Baskisi : Geçim kaynaklarinin insanca yasatacagi nüfusun üzerinde nüfus sayisina sahip olan ülkelerde nüfus baskisi yasanir. Nüfus baskisi genelde nüfus patlamasi sonucu yasanir.

• Nüfus Yetersizligi : Ülkede var olan ekonomik ve dogal kaynaklari isletecek kadar nüfus bulunmamasi nüfus yetersizligine yol açar. Nüfus yetersizligi yasayan ülkeler dogurganligi tesvik ederek ve baska ülkelerden nüfus ithal ederek bu olumsuzluga çözüm ararlar.

• Nüfus Bilesimi : Nüfusun yasa, cinsiyete, egitim durumuna, sinifsal konumuna göre oransal dagilimina nüfus bilesimi denir. Nüfus bilesimi toplumsal yasamin anlasilmasinda önemli bir veri olarak degerlendirilir.

• Nüfus Hareketliligi :Bir toplumda nüfusun tümünün ya da bir kisminin ekonomik, siyasal, kültürel ve cografi nedenlerle bir yerden bir yere göç etmesidir. Nüfus hareketliligi sosyolojik olarak iç göçler ve dis göçler biçiminde yasanir.

• Iç Göçler : Bir ülkede nüfusun bir yerden bir baska yere göç etmesidir. Iç göçlerin en yaygin örnegi köyden kente göçtür. Köyden kente göç olgusunu inceleyebilmek için öncelikle köyü ve kenti tanimamiz gerekir.

• Köy : Agirlikli olarak tarim ve hayvancilikla geçinen, birincil iliskilerin yaygin oldugu nüfusu az yerlesim birimleridir. Baslica köy biçimleri :

• Toplu Köy : Evlerin birbirine yakin oldugu yerlesim birimleridir. Bu tür köylerde aileler küçük toprak sahibidir, kapali köy ekonomisi egemendir ve tarlalar köyün uzagindadir. Bu nedenlerle genelde üretimde verim düsüktür. Ancak toplu köylere elektrik, su, yol, egitim, iletisim, saglik gibi alt yapi tesislerini götürmek ucuza mal olur.

Daginik Köy : Evlerin birbirinden uzakta oldugu köylerdir. Alt yapi tesisleri açisindan dezavantajli olan bu köylerde, üretimde verim yüksek olur. Çünkü daginik köyler büyük çiftlikler biçiminde olusan yerlesim birimleridir. Bu tür köylerde üretim pazar için yapilir ve en gelismis tarim araç, gereç ve teknikleri uygulanir. Daginik köyler bazen cografya kosullarinin zorlamasi sonucu da olusabilir. Genelde daglik kesimlerde görülen bu köyler arazi yapisi nedeniyle evlerin birbirinden uzakta kurulmasini zorunlu kilar.

• Hat Köyü : Eskiden irmak kiyilarinda ve vadilerde günümüzde ise daha çok anayol kenarlarina siralanan evlerden olusan yerlesim birimleridir.

• Kent : Agirlikli olarak ticaret ve sanayi faaliyetlerinin görüldügü, ikincil iliskilerin yaygin oldugu nüfusu yogun yerlesim birimleridir. Kentler ekonomik, siyasal, kültürel, egitsel, sanatsal ve bilimsel merkezlerdir.

• Köy ve Kent Yerlesimlerinin Karsilastirilmasi :

• Köyde nüfus yogunlugu az, kentte çoktur.

• Nüfus köyde dogurganligin çok olmasi nedeniyle, kentlerde ise köyden kente göç sonucu artar.

• Köylerde birincil iliskiler, kentlerde ikincil iliskiler yaygindir.

• Köyler kültürel anlamda tutucu, kentler yenilikçidir.

• Köylerde egemen geçim kaynagi tarim ve hayvancilik, kentlerde ticaret ve sanayidir.

• Köylerde dogal is bölümü, kentlerde mesleki ve teknik isbölümü agirlikli olarak görülür.

• Köyler üretimin dogal kosullara bagli olmasi nedeniyle kentlere göre dogal afetlerden daha çok etkilenir.

• Köyden Kente Göç : Sanayi devrimi sonucu köy agirlikli nüfus, kent agirlikli nüfus haline dönüsmüs, bu durum toplumsal yasamin her alaninda ciddi degismelere yol açmistir.

• Köyden kente göçün nedenleri :

• Makineli tarima geçisle birlikte emek yogun isgücüne talebin azalmasi.

• Kentlerin sanayilesmesi sonucu açilan isletmelerin isgücüne gereksinim duymasi.

• Köylerde dogurganligin yüksek olmasinin yasattigi nüfus artisi.

• Kentsel yasamin sagladigi kolayliklar, iletisim ve ulasim olanaklarinin artmasi.

• Topragin bölünmesini engelleyen eski geleneklerin yerine hukukun etkinlesmesiyle topraklarin miras yoluyla bölünmesi.

• Cografya kosullarindaki kötülesmeler, kuraklik, sel, çig, erozyon, deprem gibi dogal afetler.

• Kirsal kesimdeki siyasal istikrarsizliklarin kan davalarinin yarattigi can güvenligi sorunu.

• Köyden kente göçün sonuçlari :

• Kentlerin sanayilesmesi ve tarimin makinelesmesinin birlikte yasanmasi sonucu görülen köyden kente göç olayi ulusal gelirin artmasina neden olmustur.

• Tarimda makinelesme ve diger etkenlerle köyden kente göç yasanirken kentler yeterince sanayilesmemisse issizlik kentlerde daha yogun sorunlar olusturmustur.

• Issizlige bagli olarak suç oranlarinda artis yasanmistir.

• Kentlerin göç olayina hazirliksiz olmasi durumunda altyapi sorunlarinin yasanmasi gecekondulasma gibi çarpik kentlesme sonuçlarini dogurmustur.

• Köy – kent kültür farklilasmasi yüzünden kültürel çatisma, kültür soku, kültürel yozlasma gibi sorunlar yasanmistir.

• Dis Göçler : Bir ülkeden baska bir ülkeye dogru yasanan nüfus hareketliligine dis göç denir. Dis göçlerin nedenleri :

• Issizlik : Nüfus baskisi yasayan ülkelerde yasanan issizlik sonucu nüfus yetersizligi yasayan ülkelere dogru dis göç yasanir.

• Siyasal Nedenler : Savaslar, iç siyasal istikrarsizliklar ve azinliklar üzerindeki siyasal baskilar yüzünden dis göçler yasanir.

• Beyin Göçü : Bir ülkedeki yetismis uzman elemanlarin baska ülkelere göçüne beyin göçü denir. Uzman elemana ülkesi yeterince ekonomik olanak saglayamiyorsa, uzmanlik alani ile ilgili altyapi yoksa ve ülkede iç siyasal istikrarsizlik yasaniyorsa beyin göçü görülür.

• Nüfusun Toplumsal Yasam Üzerindeki Etkileri :

• Çocuk ve genç nüfusun genel nüfus içerisinde oraninin yüksek olmasi genelde toplumsal gelismeyi olumsuz etkiler.

• Dogum oraninin yüksek olmasi sonucu nüfus artis hizinin yüksek olmasi toplumsal gelismeyi olumsuz etkiler.

• Kentlesme hizi nüfus artis hizinin gerisinde kalirsa gecekondulasma gibi çarpik kentlesme sorunlari yasanir.

Toplumlarin gelismisliginin bir ölçüsü de nüfusun ortalama ömrünün yüksek olmasidir.

I. Ünite : SOSYOLOJİYE GİRİŞ: SOSYOLOJİNİN ALANI ve YÖNTEMLERİ



A. SOSYOLOJİNİN ALANI


1- Sosyolojinin Konusu ve Tanımı
İnsan, yaşamının her döneminde diğer insanlara ihtiyaç duyan bir canlı olduğu için toplum yaşamı, insanlık tarihi kadar geçmişe dayanmaktadır. Düşünce tarihi boyunca bir çok filozof, toplum yaşamını ele almışsa da toplumsallığı bugünkü biçimiyle ele alan ilk kişi İbn-i Haldun’dur. İbn-i Haldun, özellikle “Mukaddime” adlı kitabında toplumları Göçebe (Bedevi) Toplum ve Yerleşik (Hadari) Toplum olarak ikiye ayırmıştır. Ancak Sosyolojinin felsefeden bağımsızlaşarak kendi başına bir alan olması Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi’nin sonuçları üzerine 19. yy.’ın başlarına rastlar.
Fransız Saint Simon, sosyolojiden 19. yy.’daki olayları açıklamak için yararlanmış; yine bir Fransız, Auguste Comte ise 1839 yılında yazdığı kitapta ilk defa “Sosyoloji” terimini kullanmıştır. Sosyoloji, “society” (toplum/topluluk) ve “logy” (loji/bilim) kelimelerinin birleşiminden “toplumbilimi” olarak üretilmiştir. Ama yine de sosyolojinin tanınması İngiliz Herbert Spencer tarafından sağlanmıştır. Bu yönüyle sosyoloji “en genç bilim dalı” ünvanına sahiptir.
Batı’da 19. yy.’da büyük bir kargaşa ortaya çıkmıştır. Özellikle, büyüyen kentlerde yaşayan işçilerle aristokrat kesim arasında ciddi uçurumlar oluşmaya başlamış, bu ise toplum içerisinde önemli bir hareketlilik ve değişim yaşanmasına neden olmuştur.
Sosyoloji ilk olarak bu dönemde, “toplumsal değişimi ve bu değişimin nedenlerini” açıklamaya çalışmıştır. Ancak sonraki dönemlerde, insanlar arasındaki tüm ilişki biçimlerini araştıran, bu ilişkilerin arkasında yatan nedenlerle birlikte sonrasında ortaya çıkan sonuçları konusu içerisine alan bir bilim dalı haline gelmiştir. Sosyolojinin amacı, toplumsal ilişkileri açıklayarak genel bir toplum kuramına ulaşmaktır.


Sosyolojinin Özellikleri:
• Toplum içerisinde olanı inceler; olması gerekenle ilgilenmez. Bu nedenle, kural koyan (normatif) bir alan değildir.
• Olayları neden-sonuç bağıyla birlikte inceler.
• Toplumu bireylere göre değil, bir bütün olarak değerlendirir.
• Kendine özgü araştırma yöntemleri vardır. Deney yapmaz.



ÖRNEK :

Boşanmaya yol açan belirli nedenlerin sosyolojinin ilgi alanına girebilmesi için, sadece birkaç çiftin bu nedenlerle boşanmış olması yeterli değildir. Bu nedenlerin başka birçok çifti de boşanmaya yöneltmiş olması gerekir.
Bu durum dikkate alındığında, bir olgunun sosyolojinin ilgi alanı içinde yer alması aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?

A) İnsan ilişkilerini olumsuz yönde etkilemesine
B) Toplumun gelişmesinde rol oynamasına
C) Toplumun genelinde gözlenmesine
D) Birey için önemli bir sorun olmasına
E) Belirli normlara dayanmasına

( 1996/ÖSS)


Çözüm :
Sosyoloji insanların oluşturduğu toplumun içerisindeki ilişkileri konu edinmektedir. Bu nedenle herhangi bir konunun sosyolojinin ilgi alanına girebilmesi için, insanlar arasında görülmesinin dışında toplum içerisinde de gözlenmesi gerekmektedir.
Paragrafta boşanma olayından bahsederken, bunun “olumlu ya da olumsuz yönlerine” değinilmemiştir. Bu nedenle “A” ve “D” seçenekleri geçerliliklerini yitirmektedirler. Bununla beraber “toplumun gelişimine ya da gerilemesine” yönelik bir etkisi de anlatılmamaktadır. Böylelikle “B” seçeneğini de eleyebiliriz. Ayrıca “E” seçeneğinde denildiği gibi “boşanma”, genelde, hukuk kurallarına dayanıyor olsa da paragrafta kurallarla (normlarla) ilgili bir bilgi verilmemiştir. Ancak, “birkaç çiftin” değil, ”birçok çiftin” boşanmış olması durumunda sosyolojiye bir çalışma alanı doğacağı belirtilmektedir. Bu nedenle denilebilir ki, sosyoloji, toplumun genelinde görülen olguları konu edinir.
Bundan dolayı yanıt: C’ dir.


ÖRNEK :

“Olanı, var olanı söylemek gerekir, olması gerekeni değil.”
“Geleneklerin doğru ya da yanlış olduğunu söylemiyorum, onları yalnızca açıklıyorum.”
Bu iki cümlesiyle Montesquieu, aşağıdakilerden hangisini söylemek istemiş olabilir?

A) Toplumsal olaylar, değer yargılarından kaçınarak incelenmelidir.
B) Düşünürün görevi toplumu yargılamak değil, sorunlara çözüm getirmektir.
C) Toplumsal konularda, bir önerinin gerçekleştirilmesi eskisinden daha kötü sonuçlar verebilir.
D) Bir toplumsal olayın aksayan yanını düzeltebilmek için önce o toplumsal olayı açıklamak gerekir.
E) Toplumsal olaylar, akla göre yorumlanmalıdır.

(1982/ÖSS)

Çözüm :
Montesquieu, dile getirmiş olduğu sözleriyle aslında sadece sosyolojinin değil, tüm bilim dallarının genel bir kuralını dile getirmektedir. Bilimler sahip oldukları bilgilerin doğruluklarını test ederken aynı zamanda ulaşılan bilginin bir başkasına kabul ettirme yolunu da araştırır. Bu nedenle bilimler, bilgiye ulaştıkları yöntemlerin kesinlikle nesnel olmasına dikkat ederler. Nesnel bilginin ilk şartı somut verilerdir. Bu açıdan idealler, rüyalar ve hayaller bu tür bilgi olarak değerlendirilmez. “Var olan” somut bir gerçekliğe sahipken, “olması gereken” ancak soyuttur.
Bir soruna “çözüm getirmek” mutlaka zihinde doğru ve soyut bir kalıbın olması anlamına gelir. Bu nedenle “A”, “D” ve “E” seçeneklerinde bir ideale bağlı kalındığından bilimsel nesnelliğe ulaşılamaz. “C” seçeneğinde ise, “önerinin gerçekleştirilmesi” şartına bağlı bir değerlendirme yapılmıştır. Oysa bilim, yorumsal bir önerinin varlığına karşıdır. Bilimsel çalışmada sadece gerçeğin bilgisine ulaşmak istediğimiz için “değer yargılarından uzaklaşmamız” gerekir.
Bundan dolayı cevap A’ dır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-07-12, 22:58   #3
Maroon

Varsayılan C: Sosyoloji Ders Notları


2- Sosyoloji ile İlgili Temel Kavramlar
Toplum : Belli bir fiziksel yeri ve coğrafyası bulunan, ortak bir kültüre ve devamlılığa sahip, üyeleri arasında işbirliği olan ve kendi kendini devam ettiren insan topluluklarına denir. Toplum, farklı sosyologlar tarafından çeşitli özelliklerine göre sınıflandırılmıştır:

İlk olarak İbn-i Haldun, toplumu insanları birbirine bağlayan duygu temelinde ikiye ayırır:
– Göçebe (Bedevi) Toplum: Kan bağıyla bir araya gelmişlerdir ve göçebedirler.

– Yerleşik (Hadari) Toplum: Belli amaçlarla bir araya gelmişlerdir ve yerleşik bir yaşam sürerler.

Emile Durkheim ise toplumu insanlar arasındaki ilişkiye göre ikiye ayırır:
– Mekanik (Basit) Toplum: İnsanlar arasında yüz yüze ve samimi ilişkilerin olduğu, homojen (uzmanlaşmanın olmadığı) toplumlardır.
– Organik (Karmaşık) Toplum: İnsanlar arasında resmi ilişkilerin ve işbölümünün olduğu, geniş nüfustan dolayı insanlar arasındaki kontrolün toplumsal baskı ile sağlandığı toplumlardır.

F. Tönnies, Durkheim’in toplum sınıflandırmasından yararlanarak ikili bir ayrım yapar:
– Cemaat: Mekanik toplum gibi basit, ırk ve etnik yönden farklılaşmamış bireylerin kurduğu toplumlardır

– Cemiyet: Organik toplum gibi karmaşık, etnik yönden farklılaşmış bireylerin kurduğu toplumdur.

Auguste Comte ise toplumun gelişimine göre her toplumun üç ayrı aşamadan geçeceğini/geçtiğini söyler:
– Teolojik Aşamadaki Toplum: Askeri ve monarşik bir yapı vardır. Askerler ve din adamları egemendir.

– Metafizik Aşamadaki Toplum: Her olay dine göre yorumlanır. Dini kurallar toplumun işleyişini belirler. Batıl inançlar (fallar, büyüler…) söz konusudur.

– Pozitif Aşamadaki Toplum: Tüm doğa ve toplum olayları sadece somut verilerle açıklanmaya çalışılır. Bilimsel düşünce egemendir. Sosyal karışıklıkların sona ereceği aşamadır.


3- Sosyolojinin Alt Dalları
Zaman içerisinde Sosyoloji incelediği konulara göre çeşitli alt dallara ayrılmıştır. Bunlar:
Genel Sosyoloji, Ekonomik Sosyoloji, Sanayi Sosyolojisi, Hukuk Sosyolojisi, Kent Sosyolojisi, Köy (Kır) Sosyolojisi, Din Sosyolojisi, Siyaset Sosyolojisi, Bilgi Sosyolojisi, Aile Sosyolojisi, Eğitim Sosyolojisi’dir.

Bununla birlikte E. Durkheim, sosyolojiyi toplumla ilgili olarak incelediği alana göre şu üç bölüme ayırır:

a. Genel Sosyoloji: Temel olarak sosyolojinin konu alanını, kullanacağı yöntemleri ve diğer bilim dalları ile ilişkisini inceler.

b. Sosyal Morfoloji: Toplumun maddi yapısıyla ilgilenir ve iki ana bölüme ayrılır:
– Sosyal Coğrafya: Yaşanılan bölgedeki coğrafi koşulların toplum yaşamı üzerindeki etkisini inceler.
– Sosyal Demografya: Toplumun nüfusunu, nüfusun yapısını ve özelliklerinin toplum üzerindeki etkisini inceler.

c. Sosyal Fizyoloji: Toplumu oluşturan temel öğeler olan aile, din, ekonomi… gibi kurumların değişimi ve gelişimini inceler.


B. SOSYOLOJİNİN DİĞER BİLİMLERLE İLİŞKİSİ

İnsan topluluklarıyla ilgilenen sosyoloji, birçok bilim dalı ile beraber çalışma yürütmektedir. Beraber çalıştığı bilim dallarıyla ilişkisi şöyledir:

1- Sosyoloji – Tarih: Geçmişte yaşamış insan toplulukları hakkında bilgi edinir.

2- Sosyoloji – Psikoloji: Toplumun bireye, bireyin de topluma etkilerini inceler. Bu alandan “Sosyal Psikoloji” ortaya çıkar.

3- Sosyoloji – Antropoloji: Toplumların gelişimini ve kültürel özelliklerini inceler.

4- Sosyoloji – Hukuk: Hukuk kurallarının toplumsal işlevlerini ve kuralların topluma uygunluğunu inceler

5- Sosyoloji – Ekonomi: Ekonomik olaylar ve toplumsal olaylar arasındaki etkileşimi inceler.

6- Sosyoloji – Siyaset Bilimi: Toplumların yönetim biçimlerini inceler.

7- Sosyoloji – Coğrafya: Toplumun yaşadığı bölgenin coğrafi özelliklerinin toplumun yaşayışına etkilerini inceler.

ÖRNEK :

Anadolu kadını;
– Evlilik çağına gelmişse “gül oyası”,
– Nişanlı ya da evliyse “karanfil oyası”,
– Sevdiğinden ayrı, üzüntülü ya da yalnızsa “nergis oyası” ,
– Kocasından hoşnut değilse “biber oyası” takar.
Görüldüğü gibi, Anadolu kadını “oya”yı yalnızca süslenmek amacıyla kullanmamaktadır.
Oya'nın bu parçada sözü edilen toplumsal işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Duygu, düşünce ve sorunların dile getirilmesine yardımcı olma
B) Toplumsal olayları denetim altında tutma
C) Deneyimleri sonraki kuşaklara aktarma
D) Toplumdaki dayanışmayı yaygınlaştırma
E) Bireylerin gelenek ve göreneklere bağlılığını sağlama

(1993/ÖSS)

Çözüm :
Toplum, aynı zamanda toplumsal ilişkiler bütünüdür. Bu yönüyle toplum denildiği zaman, gelenek, görenek, sanat, teknoloji… girmektedir. Paragrafta Anadolu kadının takmış olduğu bir eşyanın kullanım amacı, insan ilişkileri çerçevesinde açıklanmıştır. Kadın, istek, duygu ve şikayetlerini kullandığı eşyanın desenleriyle anlatmaya çalışmaktadır. Bunun dışında duygusunu dahi açık biçimde ortaya koyamayan kadının “toplumsal olayları denetim altına almaya” ya da “dayanışmayı yaygınlaştırmaya” çalıştığını söyleyemeyiz. Ayrıca burada oya, bir eğitim aracı da değildir. Bu nedenle “deneyimleri sonraki kuşaklara aktarma amacı olarak” da görülemez. Kadın, duygusunu ifade ederken “gelenek ve göreneklerine bağlı” kalmışsa da paragrafın temel vurgusu duygunun dile getirilmesidir.
Bu sebeplerden yanıt: A’ dır.

C. SOSYOLOJİDE YÖNTEM ve ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ

Sosyoloji, toplumsal olayları bilimsel bir disiplinle inceler. Tarafsız, düzenli ve en doğru bilgiye ulaşmak için çeşitli yöntemler kullanır. Yöntem, doğru bilgi elde etme sürecinde sosyolojinin kullandığı kurallar ve araçlar bütünüdür.


1- Sosyolojik Yöntemler
a. Toplumsal olay ve olguları araştırır ve belirler.

– Olay: Bir toplumda gelişen tek tek durumlardır. Tekildir ve somut olarak yaşanmıştır. Örneğin: 1789 Fransız İhtilali, Kurtuluş Savaşı, I. Dünya Savaşı, Ali’nin doğumu, Ayşe’nin okula gitmesi…

– Olgu: Olaylardan yola çıkılarak ulaşılan genellemelerdir. Tümel ve soyutturlar. Örneğin: İhtilal, savaş, doğum, eğitim…

b. Olaylar arasında neden-sonuç bağı kurar.

c. Ulaştığı bilgilerden toplumların tümü için geçerli genellemelere ulaşmaya çalışır.

Bunu yapmak için sosyoloji üç ayrı yöntem kullanır:
– Tümevarım: Tek tek olayların bilgisinden genel bir bilgiye ulaşma.
– Tümdengelim: Genel bilgiden hareketle yaşanmış olan tek tek olayları anlamlandırma.
– Birleştirici Yöntem: Herhangi bir olayı genel olarak toplumdan soyutlamadan, aksine toplumla iç içe değerlendirerek tanımlama.

ÖRNEK :

“M.Ö. V yüzyıl Atina’sı hakkında pek çok bilgi kaynağı vardır. Ancak bunların çok büyük bir kısmı o dönemde yaşamış olan “Atinalı yurttaşlar” tarafından yazılmıştır. Bu yüzden dönemin Atina’sının bir Persliye, bir köleye ya da yerleşmiş bir Korintli’ye nasıl göründüğü hakkındaki bilgilerimiz pek azdır. Tarihsel belgelerin yazarları, olayları kendi görüş ve duyguları doğrultusunda değiştirmiş olabileceklerinden o dönem Atina’sının gerçek durumu yazılanlardan ve anlatılanlardan farklı olabilir.
Bu parçada sözü edilen duruma düşmemek için, günümüz olaylarını inceleyen bir tarihçi nasıl bir yol izlemelidir?

A) Belgelerdeki eksiklikleri yorum yaparak tamamlamalıdır.
B) Yalnız yabancı gözlemcilere dayanan belgelerden yararlanmalıdır.
C) İlk elden yazılmış belgelerden yararlanmalıdır.
D) Değişik kaynaklara dayalı belgelerden yararlanmalıdır.
E) Yalnız resmi kaynakları kullanmalıdır.

(1983/ÖSS)

Çözüm :
Paragrafta anlatılana göre Antik Yunan dönemiyle ilgili olarak elde edilen bilgiler bize geçek olayları göstermekten uzaktır. Bunun nedeni bu dönemdeki belgeleri “Atinalı yurttaşların” hazırlamış olmalarıdır. Bu yüzden elimizdeki bilgilerin öznel olacağı vurgulanmış, bize bir bu dönemdeki bilgilere güven duymamamız önerilmiştir. Ancak soruda “günümüz olaylarını” inceleyen bir tarihçinin ne yapması gerektiği sorulmuştur.
Dikkat edilmesi gereken nokta, sorunun doğru anlaşılmasıdır. Eğer, soruyu “tarihçinin Antik Yunan’daki, bu olumsuz durumu düzeltmek için yapması gereken nedir?” şeklinde anlayacak olursak “A” seçeneği bizi yanıltabilecektir. Çünkü bu dönemde başka kaynak olmadığı için yorum yapmaktan başka çare kalmamaktadır.
Oysa “günümüz” olaylarının incelenmesi sırasında değişik kaynaklar da bulunmaktadır. Bu sebepten, “ilk elden bilgilere ulaşmak” önemli olsa da yeterli değildir. Tıpkı ne “sadece resmi kaynakların” ne de “sadece yabancı kaynakların” yeterli olmaması gibi. Tarihçi elindeki kaynak bolluğunu iyi kullanmalı ve “değişik kaynaklardan yararlanmalıdır.”
Yanıt: D’dir.


2- Sosyolojik Araştırmalarda Veri Toplama Teknikleri

a. Gözlem

İnsanlar arasındaki sosyal ilişki ve olguları yerinde izlemek ve incelemektir. İki türlü gözlem vardır:

– Doğal Gözlem: Araştırılan konunun kendi doğal ortamında ve araştırmacının müdahalesi olmaksızın incelenmesidir.
Uyarı: Doğal gözlemde, araştırmacının toplumsal olayların karmaşıklığından dolayı tam ve net bilgi elde etmesi mümkün olmayabilir.

– Katılımlı Gözlem: Araştırmacının araştırdığı gruba dahil olarak olayları daha yakından izlemesidir.
Uyarı: Katılımlı gözlemde araştırmacının doğrudan grubun içerisinde olması objektifliğini bozabilmektedir. Bu durumda nesnel bir değerlendirme mümkün olmayabilir.


b. Anket

Belirli bir konuda kişilerin ve toplumların eğilimlerini ve düşüncelerini öğrenmek için, uzmanlarca hazırlanmış soruların kişiler tarafından verilmiş yanıtlarının yorumlanmasıdır. Bilgisine ulaşılmak istenen toplumdaki kişi sayısının fazla olması, ekonomik ve zamansal sorunlar doğuracağından anketler, toplumun genelini yansıtacağı düşünülen belli bir “örneklem” grubu üzerinde yapılır.

c. Monografi

Özel bir toplumsal olayı incelemek için aynı türden gruplar üzerinde yapılan yoğunlaştırılmış ve derinlemesine incelemelerdir. Örneğin: Aile, köy ve mahalle monografileri gibi.

d. İstatistik

Diğer tekniklerle elde edilen sayısal verilerin daha kolay yorumlanmasını sağlamak için bilgilerin tablolarda gösterilmesidir.

e. Sosyometri

Bir gruptaki kişilerin aralarındaki tüm ilişkilerini çözümlemeye çalışan ve bu amaçla uzaklık-yakınlık, grup-alt grup ilişkisini ölçen bir çalışma biçimidir.



ÖRNEK :

“Toplumsal ilerleme” kavramı, ilerleme sözcüğünden dolayı, “daha iyiye gidiş” anlamını içermektedir. Bu yüzden toplumsal değişme, “toplumsal ilerleme” olarak adlandırılmamalıdır.
Bu yargı, Durkheim’in sosyolojik araştırmalarla ilgili hangi ilkesine uygun düşmektedir?

A) Toplumsal bir olayın nedeni, yine bir toplumsal olayda aranmalıdır.
B) Bir toplumsal olayın normal olup olmadığını anlamak için genel olup olmadığına bakılmalıdır.
C) Toplumsal olaylar incelenirken bu olayların değişmeyen yönleri üzerinde durulmalıdır.
D) Her türlü toplumsal olayın kökeni demografik olaylarda aranmalıdır.
E) Toplumsal olaylar değer yargılarından sıyrılarak incelenmelidir.

(1992/ÖYS)


Çözüm :
Bilimsel araştırmalarda temel amaç, konu edilen varlığın elde edilen bilgisini olduğu gibi vermektir. Bu açıdan bilimi mahkemeye delil sunan dedektiflere benzetebiliriz. Bilim bilgiyi sunarken, bu bilginin nasıl yorumlanacağı konusuna karışmaz. Çünkü, bilim adamının bilgiyi yorumladığı durumlarda, bir süre sonra “bilgi elde etme” amacından uzaklaştığı gözlenmiştir. Bu nedenle yoruma dayalı ifadeler bilime ters düşmektedir
“Daha iyiye gidiş” ifadesi, içerisinde “iyi-kötü” yorumunu barındırmaktadır. seçeneklerde, bilim adamının nesnel tavrı ile ilgili kural, “değer yargılarından sıyrılarak inceleme” ifadesiyle “D” seçeneğinde görülmektedir. Diğer seçeneklerde zaten sosyolojinin kuralı durumundaki bilgiler verilse de “nesnellik” özelliğine dair bilgi bulunmamaktadır.
Bu nedenle yanıt: E’ dir.

ÖRNEK :

Kentteki insan davranışları üzerinde araştırma yapan bir sosyoloğun, tüm bireylere ulaşıp onlarla konuşması mümkün değildir. Bu nedenle, araştırma kapsamına giren bireylerin tümü üzerinde değil, bunlardan belli bir yöntemle seçilen bir kısmı üzerinde inceleme yapılır.
Bu parçada, araştırma ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinin gerekliliği üzerinde durulmaktadır?

A) Genellemelere varma
B) Verileri analiz etme
C) Varsayım (hipotez) oluşturma
D) Örneklem alma
E) Problemi tanımlama

(1994/ÖYS)

Çözüm :
Toplumla ilgilenen sosyolojinin önündeki en ciddi engel, maliyet ve zaman sorunlarından dolayı toplumdaki tüm bireylerle görüşme yapamamasıdır. Bu sorunu aşabilmek için sosyoloji anket tekniği içerisinde bir kolaylık geliştirmiştir. Buna göre toplumsal yapının benzeri özelliklerini taşıyan insanlardan yine toplumda bu özelliklere rastlanan oranlarda kişi sayısıyla örnek bir grup oluşturulur. Böylelikle, oluşan grup toplumun bir minyatürü şeklinde olacaktır. Sosyolojik araştırmalar bu “Örneklem” grubu üzerinde yapılarak tüm toplum için geçerli olacak sonuçlar projeksiyon tekniğiyle elde edilir.
“A” seçeneği projeksiyon tekniğindeki genellemeleri ifade etmektedir. Oysa, paragrafın vurgusu öncelikle “Örneklem grubuna” dairdir.
Bu nedenle yanıt: D’ dir.



ÖRNEK :

Atatürk, Anadolu insanının bağımsızlığına ve özgürlüğüne düşkün olduğunu, vatan sevgisini her şeyin üstünde tuttuğunu ve ülke yönetiminde karar verici güç olması gerektiğini her fırsatta vurgulayarak ve onlara sorumluluk vererek, onların Kurtuluş Savaşına katılmalarını sağlamıştır.
Buna göre Atatürk, Anadolu insanının savaşa katılmasını aşağıdakilerden hangisini gerçekleştirerek sağlamıştır?

A) Toplumun sorunlarını kendi sorunları gibi ele alarak
B) Bireylerin davranış, tutum ve değerlerini etkileyerek
C) Toplumdaki ortak sorunlara çözüm arayarak
D) Engin bilgi ve deneyimlerini bireylere aktararak
E) Toplumdaki tepkileri dikkatle izleyerek

(1995/ÖYS)

Çözüm :
Toplum içerisinde karşılaştığımız tüm ilişki biçimleri ve yapılar, insanların arasında gelişen yaklaşma ve uzaklaşmaların sonucudur. Bundan dolayı Atatürk, bunun bilincinde olarak, Anadolu halkının Kurtuluş Savaşına katılımını, halkın değer yargılarına müdahale ederek sağlamıştır.
Bu dönemde halk, tıpkı şuurunu yitirmiş bir hasta insan gibi tepki verme yetisini gösteremez durumdadır. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde direnişler gösterilse de ortak bir hareket için, ortak bir bilinç gereklidir. Toplumun bir arada olmasının en önemli sebebi ortak değer yargısıdır. Atatürk de bu amaçla öncelikle halk içerisinde ortak değer yargısını yaratmayı amaçlamıştır.
Bu nedenle yanıt: B’ dir.



Konuyla ilgili ÖSYM tarafından sorulmuş sorular. (Kitabı 2005-2006 öğretim yılı için hazırladığımdan bu dönemden sonraki sorular yoktur)

1. “Toplumsal olaylar bir eşya gibi ele alınmalıdır”
İfadesiyle kastedilen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ortaya çıkışları bakımından toplumsal olaylarla fiziksel olaylar arasında fark yoktur.
B) Toplumsal olaylarla fiziksel olaylar, sonuçları itibariyle aynıdır.
C) Toplumsal olayların gözlemiyle fiziksel olayların gözlemi aynıdır.
D) Toplumsal olayların fiziksel nedenlere bağlı olduğu unutulmamalıdır.
E) Toplumsal olayların gözlenmesinde, önyargılardan arınık olunmalıdır.

(1974)



2. “Sosyolojinin konusu toplumdur. Sosyoloji, konusu içine giren her şeyi toplumu tümüyle ilişkileri içinde, yani öteki toplu öğeleri de dikkate alarak inceler.”
Aşağıdakilerden hangisi, bu sosyoloji anlayışına ters düşmektedir?

A) Toplumsal kurumlardan birindeki değişim zamanla, öteki toplumsal kurumları etkiler
B) Maddi ve manevi toplumsal öğelerinden bağımsız olarak incelenir
C) Toplumsal olarak nitelendirilen her şey sosyolojinin inceleme alanına girer
D) Sosyoloji, tarih, psikoloji ve ekonomi bilimleriyle ilişkili olmak zorundadır
E) Toplumsal gerçeği tümüyle laboratuvarda bir araya getirip incelemek zordur.

(1982/ÖYS)



3. “Genç bir bilim olan sosyolojinin konusu toplumun bütünüdür. Diğer sosyal bilimler toplumun çeşitli öğelerini ayrı ayrı incelerken, sosyoloji toplumun çeşitli öğeleri arasındaki ilişkileri bulmaya çalışır ."
Bu paragrafta, aşağıdakilerden hangisi vurgulamaktadır?

A) Toplum için en yararlı sosyal bilimin sosyoloji olduğu
B) Sosyolojinin, sosyal bilimler dışındaki bilimlerde de yararlanması gerektiği
C) Sosyolojinin diğer sosyal bilimlerden farkı
D) Sosyal bilimlerin tek bir bilim dalı olarak birleştirilmesi gereği
E) Sosyolojinin bağımsız bir bilim dalı haline ne zaman geldiği

(1983/ÖYS)



4. “XIX. yüzyılın Avrupalı tarihçileri için din uğruna yapılmış Otuz Yıl Savaşlarını anlamak oldukça zordur. Çünkü bu tarihçiler, yalnızca vatan uğruna savaşmayı doğru ve övgüye değer bulan bir anlayışla yetiştirilmişlerdir.”
Bu parçada sözü edilen tarihçilerin eksiklikleri nereden kaynaklanmaktadır?

A) Tarihsel belgelere gerekenden daha az önem vermelerinden
B) Geçmişi, çağlarının değer yargılarıyla yorumlamalarından
C) Yalnızca kendi uluslarını ilgilendiren olayları incelemelerinden
D) Olaylara ilişkin koşullarda, maddi olanlara ağırlık vermelerinden
E) Yalnızca kendi çağlarının olaylarını incelemelerinden

(1983/ÖYS)



5. Aşağıdakilerden hangisi, toplumsal olayların bir özelliği değildir?

A) Toplumdan topluma değişiklik gösterme
B) Zamandan zamana değişiklik gösterme
C) İleri bir uygarlığın ürünü olarak ortaya çıkma
D) Toplu halde yaşayan insanlar arasında ortaya çıkma
E) Kişinin davranışlarını kontrol edici etkilerde bulunma

(1984/ÖYS)



6. Aşağıdakilerden hangisi, sosyolojinin doğrudan doğruya ilgilendiği bir konu değildir?

A) Toplumsal değerler ve bu değerlerin önemi
B) Toplumsal gruplarda grup içi ve gruplar arası ilişkiler
C) Kişinin grup içindeki yeri (statüsü, mevkisi) ve rolü
D) Toplumsal değişmeyi hızlandıran etmenler (faktörler)
E) Kişinin geçmiş yaşantılarının onun davranışları üzerindeki etkileri

(1984/ÖYS)



7. Aşağıdakilerden hangisi toplumsal davranış
kurallarının bir özelliği olamaz?

A) Bireylerin ilişkilerini düzenlenmesi
B) Bireylerin çoğunluğu tarafından benimsenmesi
C) Deneyimler sonucu ortaya çıkması
D) Eşit ağırlıkta ve önemde görülmesi
E) Zamanla değişip yeni biçimler alabilmesi

(1986/ÖYS)



8. Tönnies, kuvvetli bir dayanışmanın, ortak irade ve ortak mülkiyetin bulunduğu kültürlere cemaat; sözleşmeli dayanışmanın, kişisel iradenin ve kişisel mülkiyetin bulunduğu kültürlere de cemiyet demektedir.
Buna göre, cemaat ve cemiyet ayrımında, aşağıdakilerden hangisi ölçüt alınmıştır?

A) Otoritenin dağılışı
B) İnsanlar arası ilişkilerin türü
C) Toplumsal sınıfların varlığı
D) Geleneklerin gücü
E) Ekonomik faaliyetlerin türü

(1986/ÖYS)



9. Ekonomik ve teknolojik gelişmeler toplumsal davranış biçimlerini etkileyerek değişmeye zorlar. Fakat toplumsal davranış biçimleri bu tür etkilere karşı dirençlidir, hemen değişmez.
Aşağıdakilerden hangisi, toplumsal davranış biçimlerinin kolay değişmediğini gösteren en iyi örnektir?

A) Sanayileşmiş toplumlarda geleneksel davranış biçimlerinin de görülmesi
B) Gelişmekte olan ülkelerin ulusal kimliklerini yitirmesi
C) Sanayileşme sürecinin ülkeden ülkeye farklılık göstermesi
D) İşlevini yitiren toplumsal davranış biçimlerinin terk edilmesi
E) Davranış biçimlerinin uygun toplumsal koşullarda oluşması

(1987/ÖSS)



10. Propaganda, belli bir görüşü benimseyen kişilerin sayısını artırmak amacıyla o görüşü kitle iletişim araçlarıyla kamuya yaymaktır.
Bu tanıma göre, bir propagandacının asıl hedefi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Toplumsal sorunlara çözüm bulma
B) Kitlelerin değer ve tutumlarını yönlendirme
C) Toplumdaki belli eğilimleri eleştirme
D) Bireylere belli konularda bilgi verme
E) Bireylerin eleştirme gücünü geliştirme

(1987/ÖYS)



11. Aşağıdakilerden hangisi, bir topluluğun yaşayışını araştırmak isteyen bir bilim adamının sağlıklı bilgiler elde etmesini güçleştirir?

A) Topluluğu uzunca bir süre gözlemlemesi
B) Kendini toplulukla özdeşleştirmesi
C) Önyargısız gözlemler yapmaya özen göstermesi
D) Topluluk üyeleriyle iyi ilişkiler kurması
E) Önceden hazırladığı sorulara cevap araması

(1988/ÖYS)



12. Tarih zamanı ve yeri belli toplumsal olayları inceler. Fransız Devrimi, Roma İmparatorluğunun çöküşü gibi. Sosyoloji ise aynı olayları inceleyerek zaman ve yerden bağımsız olgusal gerçekleri belirlemeye çalışır. Devrimleri ya da çöküşleri hazırlayan koşullar gibi
Buna göre, sosyolojinin hangi niteliği onu tarihten ayırır?

A) Uzun bir zaman dilimini kapsayan ele alması
B) Olayların ortak yanlarını bulup genellemelere ulaşması
C) Etki alanı geniş olan olayları konu edinmesi
D) Çağdaş toplumları etkileyen olaylara daha geniş yer vermesi
E) Olayları yansız belgelere dayanarak değerlendirmeye çalışması

(1988/ÖSS)



13. Toplumsal kuramların geçerliklerini belirlemek için somut olayları açıklayıp açıklayamadıklarına bakmak gerekir.
Bu cümlede, toplumsal kuramlarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinin gerek olduğundan söz edilmektedir?

A) Yaşanan durumlara uygun düşme
B) Soyut ilişkilere dayanma
C) Belirli görüşlere uygun düşme
D) Olayları değişik yönleriyle açıklama
E) Belli varsayımlara dayanma

(1989/ÖYS)



14. Maden kömürünün yanması bir doğa olayıdır. Bu olayı kimya inceler. Maden kömürüyle çalışan bir termik santralin, bulunduğu yörenin yerleşim birimlerinde yapacağı değişikliklerin incelenmesi ise sosyolojinin konusudur.
Bu parçaya göre, doğa olaylarının hangi yönden araştırılması sosyolojinin kapsamına girer?

A) Denetim altına alınma yolları
B) Doğada yol açtıkları değişiklikler
C) Sanayide kullanılabilecekleri alanlar
D) Ortaya çıkış koşulları
E) İnsanların yaşayışı üzerindeki etkileri

(1990/ÖSS)



15. Nüfus artışı, göç, kentleşme, intihar, evlenme, boşanma gibi sorunları ele alırken sosyoloji bu olguların hangi yönüyle en az ilgilenir?

A) Hangi nedenlerle ortaya çıktıkları
B) Bireysel farklar üzerindeki etkileri
C) Birindeki değişmenin ötekileri nasıl etkilediği
D) Gelecekte hangi yönde ve nasıl değişecekleri
E) Toplumdan topluma farklılık gösterip göstermedikleri

(1990/ÖYS)



16. Gecekondulaşma sorununu incelemek isteyen bir sosyolog araştırmasını, içinde psikolog, iktisatçı, siyaset bilimci ve eğitimcinin bulunduğu ekiple yürütmeyi planlamaktadır.
Gecekondulaşma sorununun hangi özelliği, sosyoloğun bu kararı için bir gerekçe olabilir?

A) Az gelişmiş ülkelerin çoğunda görülmesi
B) Değişik bilimleri ilgilendiren yönlerinin bulunması
C) Önlem alınması halinde çözümlenebilmesi
D) Toplumsal gelişme ile yakından ilişkili olması
E) Nüfusun önemli bir kısmını ilgilendirmesi

(1990/ÖSS)


17. Toplumsal işbölümünün ortaya çıkışını açıklayan bir görüşe göre, nüfus yoğunluğu artan bir toplumda herkes aynı işi yaparsa toplumu oluşturan bireylerin bir arada yaşaması çok güçleşir. Bu nedenle, nüfus yoğunluğu arttıkça işbölümü de ilerlemeye başlar. Öte yandan, işbölümünün gelişmesi, çok sayıda bireyin bir arada yaşamasını kolaylaştıracağı için nüfus yoğunluğunun artmasına yol açar.
Bu durum aşağıdaki yargılardan hangisi için uygun bir örnektir?

A) Sayısal olarak ifade edilebilen toplumsal olayların incelenmesi daha kolaydır
B) Toplumsal olayları belirleyen etkenlerden biri de doğa olaylarıdır
C) Toplumsal olaylar karşılıklı olarak birbirlerini etkiler
D) Toplumsal olaylar tek bir temel etkenle açıklanabilir
E) Bir toplumsal olay farklı toplumlarda farklı sonuçlara yol açabilir

(1990/ÖYS)



18. İnsanlığın ilk dönemlerinde, bitki ve hayvanların doğal çoğalma hızlarından daha hızlı bir biçimde tüketilmesi kıtlık yaratabilirdi. Bu tehlike, insanın yerleşik hayata geçmesiyle birlikte gerçekleşen Tarım Devrimi ile önlenmiştir.
Buna göre Tarım Devrimi nasıl tanımlanabilir?

A) İnsanın bitki ve hayvan türlerinin çoğalmasını denetim altına almayı öğrenmesi
B) İnsanın yenebilecek bitkileri toplamayı ve hayvanları avlamayı öğrenmesi
C) Tarım ürünlerinin sanayide işlenerek mamul madde haline getirilmesi
D) Ateşin bulunmasıyla insanın, önceleri yaşamasına elverişli olmayan yörelerde de yaşamaya başlaması
E) İklimin daha elverişli hale gelmesi sonucu doğada, yenebilecek bitki ve hayvan türlerini çoğalması

(1991 /ÖSS)



19. “Araştırma yapan bir bilim adamının amacı, araştırdığı konunun nasıl olması gerektiğini değil, nasıl olduğunu ortaya koymak olmalıdır.”
Aşağıdakilerden hangisi bu amacın gerçekleşmesini engeller?

A) Diğer araştırmaların bulgularından yararlanma
B) Araştırmada etkisi incelenecek değişkenleri belirleme
C) Araştırma yöntemiyle ilgili eleştirileri dikkate alma
D) Araştırma bulgularını inançlarına göre yorumlama
E) Araştırma konusunun sınırlarını belirleme

(1991 /ÖSS)



20. 1914 yılında Saraybosna’da Avusturya-Macaristan veliahdının bir Sırplı tarafından öldürülmesini l. Dünya Savaşı'nın nedeni olarak görmek doğru değildir. Çünkü 1914 yılı Avrupa’sında koşullar o hale gelmişti ki herhangi bir olay savaşı başlatabilirdi.
Bu parçada, toplumsal olaylarla ilgili hangi tür açıklamalar eleştirilmektedir?

A) Nedenleri, birçok olayın etkileşiminde arayan
B) Nedenleri, toplumsal olaylarla doğa olaylarının etkileşiminde arayan
C) Nedenselliği, yüksek olasılık olarak kabul eden
D) Nedenselliği, katı bir gerekircilik olarak gören
E) Toplumsal olayları tek bir etkenle açıklayan

(1991/ÖSS)



21. Bir araştırmacı, “Tarıma traktörün girmesi köyden kente olan göçü artırır.” hipotezini, tarımda traktör kullanmaya başlayan birkaç köyde sınamak istiyor.
Bu araştırmacının, aileler arasında çatışma olması gibi, köyden kente göçe yol açabilecek başka etkenleri dikkate almaması, aşağıdaki araştırma ilkelerinden hangisine ters düşer?

A) Kullanılacak veri toplama teknikleri araştırmanın amacına uygun olmalıdır.
B) Etkisi araştırılan değişkeni nicel ya da nitel oluşu göz önünde bulundurmalıdır.
C) Etkisi araştırılan değişken, kendisiyle aynı yönde etkisi olabilecek etmenlerden yalıtılmalıdır.
D) Üzerinden araştırma yapılacak birimler, evreni temsil edebilecek sayıda olmalıdır.
E) Araştırmayı en az maliyetle sonuçlandıracak bir araştırma yöntemi seçilmelidir.

(1991 /ÖSS)



22. Bir araştırmacı, piyasaya yeni sürülen bir mal hakkındaki tüketici düşüncelerini öğrenmek amacıyla bir soru formu hazırlamış ve bu soru formunu malı kullanan tüketicilere göndererek okuyup cevaplamaları istemiştir.
Bu araştırmada, hangi veri toplama tekniği kullanılmıştır?

A) Deney
B) Sosyometri
C) Katılımlı gözlem
D) Görüşme
E) Anket

(1991/ÖYS)



23. Aşağıdakilerden hangisi, kalkınmakta olan ülkelerde nüfusun artmasına yol açan etkenlerden biri değildir?

A) Eğitim düzeyinin yükselmesi
B) Doğum kontrolü çalışmalarının beklenen ölçüde etkili olamaması
C) Salgın hastalıkların önlenmesi
D) Tarımsal bölgelerde ailenin üretim birimi olma özelliğini sürdürmesi
E) Kıtlıkların denetim altına alınması

(1991/ÖYS)



24. Hoşgörüsüzlük ve saldırganlığın egemen olduğu çevrelere ileri teknolojinin sokulması tehlike olabilir.
Burada sözü edilen sakıncayı ortadan kaldırmak için aşağıdakilerden hangisinin en uygun yol olması beklenir?

A) Geri kalmış toplumlarda teknoloji kullanımının, ileri toplumların denetimine verilmesi
B) Her toplum kendi ürettiği teknolojiyi kullanması, dışarıdan teknoloji almaması
C) Teknik eğitimden vazgeçilerek insanı ahlaken yüceltecek bir eğitime ağırlık verilmesi
D) Teknolojik gelişmenin toplumsal değerlerdeki değişme hızına uyacak ölçüde yavaşlatılması
E) Teknik bilgi ile birlikte insana saygının öğretilmesine önem verilmesi

(1991/ÖYS )



25. Ulusal marş, bayrak gibi simgeler, bireyleri belli bir toplumsal varlığa katılmaya çağırır ve onların kendilerini bu varlığın bir parçası olarak hissetmelerine yardımcı olur.
Yukarıda, toplumsal simgelerin hangi işlevinden söz edilmektedir?

A) Evrensel değerlerde birleşmeyi özendirme
B) Toplumsal birliği güçlendirme
C) Toplumun sosyoekonomik düzeyini yükseltme
D) Bireysel yetenekleri geliştirme
E) Bireysel hak ve özgürlükleri koruma

(1992/ÖYS)



26. Tarih, yalnızca olağanüstü olayların ve büyük adamların başarılarının sergilendiği bir sahne olmaktan çıkarılmalıdır. Çünkü böyle bir yaklaşım, toplumların yaşamında rastlantıların çok önemli olduğu izleniminin verilmesine yol açmaktadır.
Bu eleştiriyi yapan Comte’a göre tarihin işlevi ne olmalıdır?

A) Etkisi büyük olan olaylara önem ve öncel vermek
B) Geçmişteki olumsuz durumlardan ders alınmasını sağlamak
C) Geçmişteki olayları kronolojik sıraya koymak
D) Ulusal bilincin güçlenmesini sağlamak
E) Toplumsal olayların belirli yasalara bağı olduğunu göstermek

(1992/ÖSS)



27. Günümüzde sosyal bilimciler “Gelir ve eğitim düzeyi yüksek ailelerde çocuk sayısı azdır.” örneğinde olduğu gibi, “A oldu mu B de olur.” diyen kesin belirleyicilik anlayışını benimsememektedir. Bunun yerine, “Ailelerin gelir ve eğitim düzeyi arttıkça, çocuk sayısının azalması beklenir.” örneğinde olduğu gibi, “A olursa B’ nin gerçekleşme olasılığı artar.” diyen olasılığa dayalı belirleyicilik anlayışını benimsemektedirler.
Aşağıdakilerden hangisi, sosyal bilimcileri olasılığa dayalı bir yaklaşıma yönelten nedenlerden biridir?

A) Sosyal olaylara karşı ilginin giderek artması
B) Sosyal olayların, doğa olaylarıyla açıklanmak istenmesi
C) Sosyal olaylarda, sonucu etkileyen birçok etken bulunabilmesi
D) Veri toplamada çeşitli araçlardan yararlanılması
E) Farklı olaylar arasında benzer ilişkiler bulunabilmesi

(1992/ÖYS)



28. Sosyal etki, bireyin, başkalarının varlığından etkilenerek davranışını değiştirmesine veya benimsediği bazı davranışlarda bulunmasına yol açar.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi sosyal etkiye örnek gösterilemez?

A) Ev sahibinin, zevk almadığı halde konuğuyla sohbeti sürdürmesi
B) Bir gencin, giyimini yeni girdiği arkadaş grubunun beğenisine göre değiştirmesi
C) Yalnızken şarkı söylemeyi seven bir çocuğun topluluk karşısında şarkı söylemekten sıkılması
D) Bir kişinin evinde yemek yerken çatal bıçak kullanmadığı halde lokantada kullanması
E) Tarih dersine ilgi duyan bir öğrencinin, bu derse diğer derslerinden daha çok çalışması

(1993/ÖSS)



29. Sosyoloji öğretmenleri devlet, ekonomi, ideoloji, tabakalaşma, din, otorite gibi konularla ilgili bilgi verirken kendi kişisel değerlerini öğrencilere aşılamamaya çalışırlar. Ancak bunu başarmak için, ders anlatırken olgularla ilgili farklı yorumlara eşit ağırlık verseler de ses tonu, vurgulama, beden hareketleri ve mimikleri, onların kişisel görüşlerini ele verebilir.
Bu parçada, sosyoloji öğretimi sırasında aşağıdaki güçlüklerden hangisiyle karşılaşıldığından söz edilmektedir?

A) Olgular arasındaki farkları ortaya koyma
B) Olgular hakkında görüş bildirirken yansız olma
C) Yorum farklarını göz önünde bulundurma
D) Olguları çok nedenli olarak ele alma
E) Yargıları yeterli sayıda gözleme dayandırma

(1993/ÖYS)



30. Eski Akdeniz uygarlığında, zeytinin ve üzümün çok önemli bir yeri vardı. Birincisinden yağ ikincisinden içki yapılırdı. Bu bölgede yaşayan insanlar zeytinyağını yemek yapımı dışında din törenlerde, ölüleri yıkamada, gömmede ve güreş sporunda kullanırlardı. İçki ise genellikle konuklara, savaştan zaferle dönenlere ve düğün gibi özel törenlere katılanlara sunulurdu.
Bu durum aşağıdakilerden hangisi için uygun bir örnektir?

A) Toplumsal ilişkilerin temelinde üretim biçimi vardır.
B) Bir toplumda doğal çevrenin sağladığı olanaklar toplumsal ilişkilerde rol oynar.
C) İnsanlar gereksinim duydukları ürünler daha çok yetiştirirler.
D) Doğal ürünlerin mamul maddeye dönüştürülmesi teknolojik birikimi gerektirir.
E) Benzer ürünlerin yetiştiği toplumlarda, insan ilişkileri farklı olabilir.

(1993/ÖYS)



31. Kış mevsiminin uzun ve soğuk olduğu Erzurum’da yaşam daha çok kapalı mekanlarda geçer. Bu mekanlar arasında kahvehanelerin ayrı bir önemi vardır. Bazılarında bir şey oynanabilir, seyyar satıcıların uğrak yeri olan bazılarında alışveriş yapılabilir, bazılarında aşık atışmaları dinlenir ve toplumsal konularda yorumlar yapılır. Kış mevsiminin bu kadar uzun ve sert geçmediği yörelerde kapalı mekanlardaki sosyal etkileşim bu derece zengin değildir.
Bu parçada, toplumsal yaşamın özellikle hangi yönü üzerinde durulmaktadır?

A) Zaman içinde değişikliğe uğraması
B) İnsan ilişkilerinin sonucu olması
C) Bireysel davranışlara yön vermesi
D) Belirli kurallara dayanması
E) Doğa koşullarından etkilenmesi

(1994/ÖSS)



32. Çerkez gençleri, kendi aralarında sohbet ettikleri, şarkı söyleyip oyun oynadıkları “zehes”, “ferfene” ve “muhabbet” gibi adlar verilen eğlenceler düzenlerler. Bu eğlencelerde erkek beğendiği kızı “kaşen” seçip tatlı sözlerle onun gönlünü kazanmaya çalışır, dans edip şarkı söyler. Eğlence bittiğinde kaşenlik de biter. Genç erkek, bu türden başka bir eğlencede kendisine başka bir kaşen seçebilir.
Çerkez geleneklerinde gençlere “kaşen” seçme fırsatı verilmesinin temel amacı aşağıdakilerden hangisi olabilir?

A) Karşı cinsi tanımaya ve eş seçmeye yardımcı olmak
B) Gelenek ve göreneklerin sürmesini sağlamak
C) Toplumdaki birlik ve dayanışmayı artırmak
D) Kadının toplumsal konumunu yükseltmek
E) Kişisel deneyimlerin paylaşılmasına ortam hazırlamak

(1994/ÖSS)



33. Atatürk’ün lider olarak ortaya çıkmasında rol oynayan etkenlerden biri, Anadolu toprağının ve insanının başka ulusların denetimi altına girmiş olmasıydı. Anadolu insanı bu duruma razı olup, bağımsızlığına ve özgürlüğüne ölümü pahasına sahip çıkmasaydı, Atatürk belki de bir Türk lideri olamayacaktı.
Bu parçada, bir liderin ortaya çıkmasında rol oynayan etkenlerin hangisinden söz edilmektedir?

A) Yeni düşüncelerin toplumda önemli görülmesi
B) Elverişli toplumsal koşulların bulunması
C) Toplumda geleneksel ilişkilerin yaygın olması
D) Liderin sorunlara gerçekçi çözüm yolları önermesi
E) Liderin belirli bir eğitim düzeyin gelmiş olması

(1995/ÖSS)



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
E B C B C E D B A B

11 12 13 14 15 16 17 18 19 20
B B A E B B C A D E

21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
C E A E B E C E B B

31 32 33
E A B

II. Ünite : TOPLUMSAL YAPI



A. TOPLUMSAL YAPI ve TOPLUMSAL İLİŞKİLER

1- Toplumsal Yapı

Toplum belli bir coğrafyada bir araya gelmiş insanların tamamıdır. Bütün bu insanlar kendi aralarında değişik ilişki biçimleri geliştirirler. İşte toplumsal yapı, bir toplumdaki bireylerin, grupların, kurumların kendi aralarında düzenlenmiş toplumsal ilişkilerinin bir bütünüdür. Toplumu oluşturan parçalar insan yaşamının ürünü oldukları için çok çeşitlidir. Dolayısıyla toplumsal yapı, toplumun hem maddi hem de manevi yönünü içine alan bir kavramdır. Toplumsal yapı ikiye ayrılır:

a. Maddi Yapı (Fiziki Yapı): Toplumun yaşamış olduğu mekanın ve bu mekandaki yerleşiminin şeklini ve çevresini anlatır. Nüfusun yerleşim biçimi, dağılımı, köy-kent yapılanması…
b. Manevi Yapı (Kültürel Yapı): Bir toplumun insanları arasındaki sosyal ilişkiler ağını anlatır. İnsanlar arasındaki ilişkiler sonucunda ortaya çıkan ilkeler ve anlamlar manevi yapıyı oluşturur. Sosyal ilişkiler, statüler, roller, değerler…

Toplumsal Yapının Özellikleri:
• Toplumsal yapı her toplumun kendisine özgüdür ve toplumdan topluma değişir.
• Toplumsal yapıdaki değişmeler birbirini etkiler.
• Toplumsal yapı aynı toplumda zaman içinde değişime uğrar.
• Her toplumsal yapının sahip olduğu özellikler kendine özgüdür.



ÖRNEK :

Toplumsal yapıda yer alan kurumlardan birindeki değişme, bu kurumla diğer kurumlar arasındaki uyumu bozar. Bu uyumsuzluk diğer kurumların değişmeye ayak uydurmasıyla giderilir. Böylelikle toplumsal yapıda sağlanan uyum, kurumlardan birinin değişmesiyle tekrar bozulur ve benzer süreçten geçirilerek yeniden sağlanır. Bu durum zaman içinde böylece sürer gider.
Bu açıklamada, toplumsal yapının hangi özelliği üzerinde durulmaktadır?

A) Bir kurumdaki değişmenin, başka kurumlarca engellenmesi
B) Bazı temel niteliklerinin değişmeye kapalı olması
C) Toplum geliştikçe değişme hızının azalması
D) Değişmeyi, sürekli olarak yeni kurumun başlatması
E) Dengeyi sağlamaya yönelik bir iç dinamiğe sahip olması

(1992/ÖYS)

Çözüm :
Toplumlar, hareketli birer organizma gibidirler. Öncelikle çevresel etkenlere uyum sağlamaya çalışırlar, sonrasında ise toplum içi unsurların olası hareketliliklerine uyum sağlamak için değişimler gösterirler.
Paragrafta, toplum içindeki değişimlerin birbirini nasıl tetiklediğinden bahsedilmektedir. Ancak bunu değişim zincirini ilk olarak başlatan yapının devamlı suretle “yeni olan toplumsal yapılar” olduğuna değinilmiyor. Bunun yanında paragrafta anlatılan değişim süreçleri “farklı hızlarda ilerlemiyor”. Ayrıca değişimin bu kadar açık anlatıldığı bir paragraftan sonra “değişimin engellenmesinden” bahsedemeyiz. Ancak, bu değişim zincirinin aslında değişime uğrayan bir yapıya uyum sağlamak için başka yapıların da değişimiyle gerçekleştiği vurgulanıyor. Yani amaç, “iç dinamiğe karşı, dengenin sağlanmasıdır”.
Bu nedenlerden doğru yanıt: E’ dir.



2- Toplumsal İlişkiler

Bir toplumdaki insanların kendilerini anlatmak, başkalarını anlamak, gereksinimlerini gidermek, karşılıklı yardımlaşmak ve anlaşmak üzere giriştikleri her türlü yaklaşma ve uzaklaşmalara toplumsal ilişki denir.

Max Weber'e göre toplumsal ilişkilerin özellikleri şunlardır:
• Toplumsal ilişki, en az iki kişi arasında olmalı.
• Belirli bir zaman dilimi içinde yaşanmalı.
• İlişki içerisindeki bireyler birbirinden haberdar olmalı.
• Bireyler birbirlerini etkilemeli.
• Yaşanan ilişki bireyler arasında aynı anlama gelmeli.

3- Toplumsal İlişki Çeşitleri

Toplumsal ilişkiler ilişkinin süresi ve ilişkide bireyler arası yakınlık derecesine göre iki farklı ölçüte göre sınıflandırılırlar:

A. İnsanlar Arası Samimiyet Derecesine Göre:

a. Birincil ilişkiler : İnsanlar arasında yüz yüze ve sıcak bir ilişki vardır. “Biz” duygusunun egemen olduğu bu ilişkide ağırlıkta olan bir kişisel çıkara rastlanmaz. İlişkideki insanlar benliklerinin bütünü ile ilişkiye katılırlar. Yazılı kurallara dayanmayan, daha çok duygu ve samimiyetin geçerli olduğu ilişkilerdir. Örneğin: Aile fertleri, komşular ve yakın arkadaşlar arasındaki ilişki.

b. İkincil ilişkiler : İnsanlar arasındaki resmi kurallara dayanan ve genelde yazılı kurallarla çerçevesi sınırlandırılmış olan ilişkilerdir. Bu ilişkide “ben” duygusu hakim durumdadır. İlişkideki insanlar yüzeysel ve kısmi olarak ilişkiye katılırlar. Çok geniş bir insan katılımı vardır. Örneğin: Askerde komutan ile er, bir resmi kurumda amir ile memur ilişkisi.


ÖRNEK :

Aile, komşuluk, mahalle arkadaşlığı gibi gruplarda görülen ilişkilere birincil ilişkiler denir.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi birincil ilişkilerin özelliklerinden bir değildir?

A) Küçük gruplarda yer alması
B) Yazılı kurallara bağlı olması
C) Duygusal ilişkilerin yoğunluk kazanması
D) Bireyler arası etkileşimin güçlü olması
E) İlişkilerin uzun süreli olması

(1985/ÖSS)

Çözüm :
Birincil ilişkiler, insanlar arasında samimi bir ilişkinin olduğu, “biz” duygusunun egemen olduğu, duygusal temele sahip ve yazılı kurallara bağlı olmayan ilişkilerdir.
Yazılı kurallar, gruptaki insan sayısının artmasından sonra, insanlar arasında ortaya çıkan güvensizliğe karşı önlem olarak konmuş kurallardır. Ancak birincil ilişkinin var olduğu gruplar, küçük gruplardır. Bu nedenle insanlar, yüz yüze ve samimi ilişkiler kurabilirler. Bunun doğal sonucu olarak da, yazılı kurallara ihtiyaç duymazlar.
Bundan dolayı doğru cevap: B’ dir.


ÖRNEK :

“Durkheim’e göre, bir toplumda nüfus arttıkça yaşamak için verilen mücadele de şiddetlenmektedir. Toplumsal farklılaşma, nüfus artışının getirdiği sonuçlara barışçıl bir çözümdür. Bu yolla aynı işlerdeki yarışma ortadan kalkar; bireyler başka başka meslekler edinerek farklı görevleri yerine getirirler. Böylece her birey ayrı ayrı çalışarak diğer bireylerin hayatına katkıda bulunur.”
Bu paragraf, aşağıdakilerden hangisine ilişkin bir açıklamayı içermektedir?

A) Organik dayanışmanın ortaya çıkışına
B) Mekanik dayanışma ile toplumsal bilinç arasındaki ilişkiye
C) Kolektif mülkiyetin bireysel mülkiyete dönüşmesine
D) Toplumsal bilinç ile bireysel bilinç arasındaki farka
E) Toplumun sürekliliği ile toplumsal bilinç arasındaki ilişkiye

(1983/ÖYS)

Çözüm :
Durkheim’e göre insanlar, oluşturdukları gruplarda kişi sayısına göre yaşam biçimi geliştirmektedir. Bunun sebebi ise, bir arada yaşayan insan sayısı arttıkça, kaynak kullanımı sorunun ortaya çıkmasıdır. Bu ise, paylaşım ve değişim ilişkilerini karmaşıklaştırmaktadır. Bu nedenle bizler, aile içerisindeki ilişkinin benzerini toplumun kendisinde görememekteyiz. Toplumlar da kendilerini oluşturan kişi sayısına göre yaşam biçimi geliştirmişlerdir. Örneğin: Kişi sayısı az iken daha samimi ve sözlü kurallara dayalı dayanışmanın olduğu mekanik ilişkileri; kişi sayısının arttığı durumlarda ise, yüzeysel ve yazılı kurallarla belirlenmiş işbölümünün olduğu organik ilişkiler bulunmaktadır.
Paragrafta insanların kendi işlerini yaptıkları, uzmanlaşmış bir toplum yaşamı anlatılmaktadır. Buna göre “işbölümü” anlayışı gelişmiştir. Çünkü üretimde herkesin kendince yapabildiği bir iş vardır ve ortak çalışma bir ürünü ortaya çıkarmaktadır. Böylece aslında “organik toplumun ortaya çıkışının” anlatıldığını görmekteyiz.
Bu nedenle yanıt: A’ dır.


B. İlişkinin Süresine Göre:
a. Tesadüfi ilişkiler : Belli bir ihtiyacı gidermek için karşı karşıya gelmiş insanların kısa süreli sosyal ilişkileridir. Örneğin:Taksi şoförü ve yolcusu arasındaki ilişki.

b. Periyodik ilişkiler : Önceden planlanmış bir program dahilinde belirli zamanlarda gerçekleşen seyrek, fakat düzenli ilişkilerdir. Örneğin: Haftanın belirli günlerinde ders için bir araya gelen öğretmen ve öğrencilerinin ilişkisi.

c. Sürekli ilişkiler : İnsanların birbirleriyle gerçekleştirdikleri çok uzun süreli olarak devam eden ilişkilerdir. Örneğin: Aile içinde ve yakın arkadaşlarla kurulan ilişkiler.


4- Toplumsal İlişki ile İlgili Temel Kavramlar

a. Toplumsal Statü ve Roller

Statü :
Bir toplum içinde yaşayan bireyin, o toplumdaki yerini, konumunu ve mevkisini belirleyen özelliklerine toplumsal “statü” denir. Statüler ikiye ayrılırlar:

a. Verilmiş Statüler : Bireyin kazanmak için herhangi bir çaba sarf etmediği, doğuştan kendisinde varolan statülerdir. Örneğin: cinsiyet, ırk, zengin ya da yoksul bir ailenin çocuğu olmak gibi.
b. Kazanılmış Statüler : Bireyin doğuştan sahip olmadığı, kendi çaba ve gayretiyle sonradan elde ettiği statülerdir. Örneğin: öğretmen, öğrenci, zengin ya da yoksul olmak gibi.

Statülerin Özellikleri:
• Bazı statüler doğuştan vardır, bazıları ise sonradan kazanılır.
• Aynı anda birden çok statüye sahip olunabilir.
• Bireylerin sahip oldukları statülerin sayısı zamanla artar.
• Her statü kendisine özgü bazı kurallara bağlıdır.
• Statüler arasında karşılıklı ilişki vardır.
• Statüler toplumdan topluma değişebilir.
• Statülerin kaynağı toplumdur.



Anahtar (Kilit) Statü :
Bireyin sahip olduğu statüler arasında bulunduğu toplumda en etkin olanına "anahtar" statü denir. Anahtar statü, bireyin toplumdaki temel görevlerini ve kimliğini belirler. Örneğin: çalışan bir bayan için "annelik" anahtar statü olabilir.

Toplumsal Rol :
Her statünün kendisine özgü olarak bireye yüklediği bazı görevler vardır. Toplum bireyin bu görevleri yerine getirmesini beklemektedir. Bireyin statüsüne uygun davranışlarına "rol" denir. Roller, "ideal rol" ve "gerçek rol" olarak ikiye ayrılır. Bir statüden toplumun beklentilerine (olması istediklerine) “ideal rol”, o statüdeki kişinin gerçekleştirebildiklerine de (statüsüne uygun olarak elinden gelenlere) “gerçek rol” denir.

Rollerin Özellikleri:
• Roller, statünün değişken ve hareketli yönüdür.
• Her statünün rolü ait olunan toplum tarafından belirlenir.
• Roller statüye sahip bireyin tutum ve davranışları üzerinde etkilidir.
• Toplumsal yapılara göre farklılaşabilir.
• Bireyin statüsüne uygun biçimde yaptığı gerçek rol, toplumun beklentilerine uygunsa beğenilir, uygun değilse kınanır.
• Bir statünün rolü zamanla değişebilir.


Rol Çatışması ve Rol Pekişmesi :
Birey bir toplumda aynı anda birçok statüye sahiptir ve aynı anda bu statülerin gerektirdiği rolleri yerine getirmek zorundadır. Bireyin rollerinden bir tanesinin, başka bir rolün gerektiği gibi davranmasını güçleştirmesine "rol çatışması" denir. Örneğin: bir okul müdürünün evinde de çocuklarıyla resmi bir ilişki kurarak “baba” rolünün gereklerini yerine getirememesi.
Bir rolün, bireyin diğer rolünü yerine getirmesini kolaylaştırmasına da "rol pekiştirmesi" denir. Örneğin: anaokulu öğretmeni olan bir annenin, çocuklarını eğitirken bu bilgisini kullanması.

Toplumsal Prestij :
Toplumsal prestij (saygınlık), bireyin sahip olduğu statülerle ilgilidir. Birey, statüsünün kendisine yüklemiş olduğu rolü ne kadar başarılı uygularsa, yani gerçek rolü, ideal rolü ile ne kadar örtüşürse toplumun önünde o kadar beğeni kazanır. Bireyin zeka, ahlâk, yetenek ve yaratıcılık yönü saygınlığın kazanılmasında etkilidir. Saygınlık, birey tarafından kazanılıp kaybedilebilir.

b. Toplumsal Kontrol Mekanizması
Bir toplumda düzenin bozulmaması ve top-lumsal birlik ve beraberliğin sağlanması için insanlar üzerinde etkili denetim görevi yapmaya "toplumsal kontrol" denir. Toplumsal kontrolün amacı gerek insanlar gerekse kurumlar arası denetimi düzenleyerek toplumun düzenini devam ettirmektir. Toplumsal kontrolün olmadığı yerde toplumun devamından söz edilemez.

Toplumsal Kontrolü Sağlayan Faktörler:

I. Yazılı (Resmi) Normlar:
Hukuk Kuralları: Toplum içerisindeki bireylerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkisinde haklarını ve yükümlülüklerini düzenleyen ve devlet gücüyle desteklenen sosyal kurallar bütünüdür. Hukuk kuralları yazılı ve devletin güvencesi altındadır. Kurallara uymayanlar devlet tarafından cezalandırılır. Bu kurallar genel olarak insanların hepsini kapsayacağı gibi, etnik bir topluma da özgü olabilir. Etnik bir toplumda hukuk kurallarının etkin olması için uygulanacak kuralların, toplumun inancıyla ve töreleriyle aynı paralellikte olması gerekir. Aksi takdirde hukuk kuralları toplumda uygulanma zemini bulamaz.

II. Yazısız (Resmi olmayan) Normlar:
a. Töreler: Uyulması zorunlu davranışlardır. Yazısız kuralların en etkili olanıdır. Birçoğu yasalarla desteklenmiştir. Cepheden kaçmamak, namusu korumak…

b. Adetler: Toplumdaki yaygınlaşmış alışkan-lıklardır. Uyulması ve yapılması toplumca gerekli görülen davranışlardır. Düğünler, bayram ziyaretleri…

c. Gelenekler: Bir kuşaktan diğerine aktarılan köklü ve eski alışkanlıklardır. Türk misafirperverliği, belirli yörelere göre değişen kız isteme biçimleri…

d. Görgü Kuralları: Bireylerin birbirlerinden görerek yaptıkları davranışlardır. Yaptırım gücü en az olandır.

Toplumsal Kontrolün Özellikleri:
• Toplumsal yaşama göre ortaya çıkar.
• Toplumsal bütünleşmeyi ve ulusal birliği sağlar.
• Toplumda düzeni ve devamlılığı sağlar.
• Toplumdan topluma ve bir toplumda zaman içerisinde değişirler.
• Bireylerin toplumsallaşmasına katkı sağlar.



ÖRNEK :

Batı ülkelerinde, ikram edilen bir yiyeceği alması için misafire ısrar edilmez. Bu ülkelerde, karnı aç olduğu halde misafirlikte ikram edilen yiyeceği almayıp ısrar bekleyen ve bu nedenle aç kalan Türkler olmuştur. Oysa Türkiye’ye gelen yabancılar kendilerine ikram edilen yiyecekleri, eğer istiyorlarsa, ısrar beklemeden alırlar. Bu durum Türkler tarafından genellikle yadırganır ve böyle davrananlar görgü kurallarını bilmeyen kişiler olarak değerlendirilir.
Bu parçada, toplumsal değerlerin hangi özelliği üzerinde durulmuştur?

A) Yaptırım gücüne sahip olma
B) İnsan gereksinimlerine cevap verme
C) Toplumdan topluma değişme
D) Zaman içinde değişme
E) Bireylere belli sorumluluklar yükleme

(1993/ÖSS)
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-07-12, 22:59   #4
Maroon

Varsayılan C: Sosyoloji Ders Notları


Çözüm :
Anlatılan örnekte asıl vurgulanan iki kültürel özelliğin birbirleri arasındaki farkın vurgulanmasıdır. Özellikle batı ülkelerinde olan anlayış ile ülkemizde uygulanan anlayış farkı ortaya konmuştur. Böylece anlatılmak istenen asıl konu toplumsal değerlerin “toplumdan topluma değişebileceğidir”.
Bu nedenle doğru yanıt: C’ dir.


c. Toplumsallaşma (Sosyalleşme)

Bir toplum içinde yaşayan bireyin o toplumun tüm davranış, değer ve düşünme biçimlerini öğrenmesi, benimsemesi ve yapmasıdır. Birey, top-lumsal yaşama katılmak için sahip olması gereken beceri, değer ve davranış kalıplarını toplumsallaşma sayesinde öğrenir. Toplumsallaşma doğumla başlar ve ölünceye kadar devam eder. Toplumsallaşmada en etkili kurum "aile"dir. Daha sonra bunu akraba, arkadaş çevresi ve okul takip eder.


d. Toplumsal Sapma

Bireyin içinde bulunduğu toplumun davranış, değer ve düşünme biçimlerini öğrenemediği ya da onlarla uyum içinde bulunmadığı, yani “toplumsallaşamadığı” durumlarda gösterdiği davranışlara “toplumsal sapma” denir. Örneğin: çöplerini sokağa döken, görevini yapmayan kişilerin davranışları.


ÖRNEK :

Bir toplumda;
– Trafik polisi yoksa kırmızı ışıkta geçilmesi
– Piknik yapılan yerlerde, çöplerin çöp kutusuna atılmayarak açıkta bırakılması
– Toplu taşıma araçlarında gençlerin, yaşlılara yer vermemesi
gibi davranışların yaygın olması aşağıdakilerden hangisinin en güçlü göstergesidir?

A) Bazı toplumsal kuralların gereği gibi benimsenmemiş olduğunun
B) Teknolojik ilerleme karşısında yasaların yetersiz kaldığının
C) Endüstri toplumlarında, duygu ve düşünce alışverişinde azalma olduğunun
D) Nüfusun hızla artmakta olduğunun
E) Kültürler arası etkileşimin ulusal değerleri değiştirdiğinin

(1992/ÖSS)

Çözüm :
Verilen örneklerde insanların toplum içerisinde konulmuş olan bazı kurallara uymadığı görülmektedir. Ancak bunun nedeni konusunda bize kesin bir bilgi verilmemiştir. Bu nedenle kurala uymama davranışının “teknolojik ilerleme karşısındaki yasaların yetersizliği” olarak düşünmemizi sağlayacak bir bilgi de bulunmamaktadır. Aynı şekilde karşımızdaki toplumun “endüstri toplumu” ya da “nüfusu hızla artmakta olan bir toplum olduğunu” da söyleyememekteyiz. Ayrıca bu toplumun bir başka toplumla “kültürel etkileşime girmesinden dolayı ulusal değerlerini yitirdiğini” de paragrafta bulamıyoruz.
Ancak elimizdeki bilgilerden bu toplumdaki insanların “bazı toplumsal kuralların gereği gibi benimsenmediklerini” anlayabilmekteyiz.
Bu nedenle doğru yanıt: A’ dır.

B. TOPLUMSAL GRUPLAR

1- Toplumsal Grup ve Özellikleri
Ortak bir amacı gerçekleştirmek için veya bir inanç etrafında iki ya da daha fazla insanın bir araya gelerek oluşturdukları topluluklardır.

Grupların Temel Özellikleri:
• Grubu oluşturan insanların ortak bir amaçları vardır.
• Grubun içerisinde bir işbölümü vardır.
• Grubun ortak değer ve normları vardır.
• Grup üyeleri arasında rol ve statü ayrımı vardır.
• Grup içerisinde birbirleriyle bağlantılı ilişkiler ağı vardır.
• Bireylerin psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarına cevap verirler.
• Her grup, amaçladığı işlevini sürdürdüğü müddetçe varlığını sürdürür.


2- Toplumsal Grup Çeşitleri

I. Süresine Göre Gruplar:
a. Geçici gruplar: Belirli kısa bir süre devam edip, dağılan gruplardır. Örneğin: bir yarışma programı için bir araya gelerek aynı evi paylaşan insanlar, olimpiyat grupları, dersaneler…

b. Sürekli gruplar: Grubun ömrünün, katılan bireylerin ömründen daha uzun olduğu gruplardır. Örneğin: aile, millet…

II. Katılım Şekillerine Göre Gruplar:
a. İradi (İradeye bağlı) gruplar: Bireylerin kendi istek ve iradeleriyle tercih ederek katıldıkları gruplardır. Örneğin: dernekler, sendikalar…

b. Gayri iradi (İrade dışı) gruplar: Bireyin kendi isteği dışında katıldığı ya da zaten ait olduğu gruplar. Örneğin: aile, millet…

III. Üyeleri Arasındaki ilişkiye Göre;
a. Birincil gruplar: Üyeleri arasında yüz yüze, samimi, sıcak ilişkilerin bulunduğu gruplardır. Üyeler arasındaki ilişkilerde gelenekler, görenekler ve din kuralları geçerlidir. Örneğin: aile, akraba grupları…

b. İkincil gruplar: Üyeleri arasında resmi, dolaylı ve çıkar ilişkilerine dayalı gruplardır. Üyeler arası ilişkilerde, yasalar yönetmelikler geçerlidir. Örneğin: dernek, siyasi parti…

Toplumsal Grupların Dışındaki Topluluklar:
I. Toplumsal Yığınlar:
Aynı mekanı paylaşmalarına rağmen aralarında birleştirici ve bütünleştirici ilişkilerin bulunmadığı, tesadüfen bir araya gelen ve çabucak dağılan topluluklardır. Örneğin: bir sinemada film izleyenler, markette alışveriş yapanlar...

a. Basit (Sıradan) Kalabalıklar: Rastlantısal bir biçimde bir araya gelen ve belli ilkesi olmayan topluluklardır. Örneğin: otobüs yolcuları, bayram alış-verişinde aynı mağazada bulunan kişiler…

b. Gösteri Toplulukları: Belli bir düşünceyi savunmak ya da bir düşünceye karşı çıkmak için kararlı biçimde bir araya gelmiş topluluklardır. Örneğin: siyasi parti mitingine katılanlar, takımlarının mağlubiyetini eleştirmek için bir araya gelmiş insanlar…

c. Etkin Kalabalıklar: Bir liderin etkisiyle vurucu ve kırıcı eylemlerde bulunmak için bir araya gelmiş insan topluluklarıdır. Örneğin: Fransız İhtilâli savunucuları.

II. Toplumsal Kategoriler:
Ortak özellikler taşıyor olsalar da birbirleriyle ilişkisi bulunmayan insanların oluşturduğu toplumsal bölümlerden her birisine toplumsal kategori denir. Örneğin: lise mezunları, üniversiteye hazırlananlar, erkekler, kadınlar birer kategoridirler.

Toplumsal kategoriler genel olarak üçe ayrılırlar:

a. Toplumsal Sınıflar: Gelir düzeyi, kültürü, yaşam biçimi ve eğitimi büyük ölçüde birbirine benzeyen insanların oluşturduğu kategorilerdir. Örneğin: işçiler, patronlar, memurlar…

b. Kitle: Tek bir ortak özelliğin grubun üyelerini bir araya getirdiği kategorilerdir. Örneğin: üniversiteye hazırlananlar, aynı gazeteyi okuyanlar…

c. Toplumsal Azınlık: Egemen konumundaki insanlarla aynı haklara sahip olamayan insanların oluşturduğu kategorilerdir. Toplumsal azınlık kategorisini oluşturmak için insanların sayı itibariyle az olması yeterli değildir. Örneğin: toplumdaki gelir düzeyi çok yüksek olan kişiler. Toplumsal azınlık için haklardan yoksunluk gerekmektedir. Örneğin: Yunanistan’daki Türkler.



3- Toplumsal Grup Örnekleri

a. Köy Öncesi ve Köy
İnsanların eski çağlarda, avcılık-toplayıcılık yaptığı dönemlerde, elde edilen yiyecekler kabile arasında tüketilirdi. Yerleşik yaşama geçiş ile birlikte toplayıcılığın yerini tarım, avcılığın yerini ise hayvancılık almıştır. Bu şekilde köy yaşamı gelişmiş ve bugünkü anlamıyla şehirlerin ilk adımı atılmıştır.

Köy Toplumunun Temel Özellikleri:
• Tarım ve hayvancılık faaliyeti temel geçim kaynağıdır.
• Yaşamda değişimin oldukça az olduğu ve geleneklerin toplum yaşamını düzenlediği topluluklardır.
• Homojen (grup üyelerinin özellikler bakımından birbirine benzediği) bir yapı vardır.
• Kolektif dayanışma ve birlikte tüketme yaygındır.


b. Kent ve Metropoller
Tarım ve hayvancılıktan, ticaret ve sanayi kollarının gelişmiş olduğu yaşam biçimine geçiş ile birlikte daha fazla insanın bir arada yaşadığı büyük şehirler kurulmuştur. Temelde ekonomi ve güvenlik ile ilgili kaygılar insanların bir arada toplanmasını gerekli kılmıştır.

Kent Toplumunun Temel Özellikleri:
• Ticaret, sanayi ve hizmet sektörleri ekonomik yaşamda egemendir.
• Yaşamda değişim oldukça hızlıdır. Buna karşın hukuk kuralları toplum yaşamını düzenler.
• Heterojen (grup üyelerinin özellikler bakımından birbirinden farklılaştığı) ve organik dayanışmalı bir yapı vardır.
• Eğitimle meslekte uzmanlaşma yaygındır.


ÖRNEK :

Bir spor salonunda boks çalışanlar veya bir salonda güreş karşılaşması izleyenler birer toplumsal küme (grup) olmadığı halde, bir futbol takımındaki oyuncular bir toplumsal kümedir (gruptur).
Buna göre, bir insan topluluğunun küme (grup) niteliği kazanması neye bağlıdır?

A) Bir nitelik yönünden benzer olmalarına
B) Fiziksel bakımdan birbirine yakın bulunmalarına
C) Benzer etkinliklerde bulunmalarına
D) Bireylerin birbirlerini tanımalarına
E) Ortak bir amaçla işbirliği yapmakta olmalarına

(1984/ÖYS)

Çözüm :
İki veya daha fazla insanın ortak bir amacı gerçekleştirmek için işbölümü çerçevesinde bir araya gelmesine toplumsal grup denir. Ancak yukarıdaki örnekte, birarada boks çalışan ve müsabaka izleyen insanların bir işbölümü ilişkisine ya da ortak bir amacına rastlayamamaktayız. Bu nedenle bu insanların toplumsal grup oluşturduklarını da söyleyemiyoruz. Bu insanlar için “toplumsal yığın” tanımı daha uygun düşmektedir. Oysa bir takımın oyuncuları aynı amacı gerçekleştirmek için birbirleriyle işbölümü dayanışması sergileyen insanlardır.
Bu nedenle yanıt: E’ dir.

C. TOPLUMSAL TABAKALAŞMA ve TOPLUMSAL HAREKETLİLİK


1- Toplumsal Tabakalaşma
Toplumsal tabakalaşma; insanların gelirlerine, eğitim düzeylerine ve yaşam tarzlarına göre toplum içerisinde birbirleri arasında hiyerarşik bir biçimde sıralanmasıdır.
Bir toplumun tabakalaşması, toplumsal tabakalaşma piramidi ile gösterilir:



Her toplumda belirli bir tabakalaşma söz konusudur. İnsanlar arasında doğal farklılıklar (yaş, cinsiyet, zekâ) ve toplumun empoze ettiği suni farklılıklar (gelir, meslek, eğitim) vardır. Bu farklılaşmaya dayalı olarak yapılan değerlendirme sonucunda toplumsal tabakalaşma ortaya çıkar. Böylece tabakalaşma toplumda bir hiyerarşik sistemi meydana getirir.
Toplumsal tabakalaşma, toplumsal gerçeği yorumlama ve analiz etmede kullanılan bir araçtır. Her tabakalaşma sisteminde üç sosyal süreç vardır. Bu süreçler şöyle sıralanabilir:

a. Sosyal farklılaşma: Doğumla birlikte varolan ve sonradan edinilen farklılıklar.

b. Altlık ve üstlük düzeyine göre sınıflama: Statü ve rol farklılaşmasını belirler.

c. Değerlendirme: Statülerin her birine değerler sıralamasında bir yer verir.


2- Toplumsal Tabakalaşma Türleri

a. Kapalı Tabakalaşma
Toplumsal tabakalar arasındaki geçişin engellendiği toplumlardır. Örneğin: Kast sistemi.

b. Yarı Kapalı Tabakalaşma
Katı kurallarla tabakalar arası geçişin oldukça sınırlandırıldığı toplumlardır. Örneğin: Lonca sistemi.

c. Açık Sınıf Tabakalaşması
Özellikle sanayileşmeyle beraber tabakalar arası geçişin serbest kaldığı toplumlardır. Bu toplumlarda düşük seviyelerde bulunan kişilerin yükselme umudu, yüksek seviyelerdeki kişilerin de düşme korkusu vardır. Örneğin: sanayi toplumu.


3- Toplumsal Hareketlilik
Sanayi toplumunda ortaya çıkan açık sınıf tabakalaşmasıyla birlikte toplumsal hareketlilik de hızlanmıştır. İnsanların farklı düzeylerdeki mevkiler arasındaki hareketine toplumsal hareketlilik "mobilite" denir ve ikiye ayrılır.


a. Yatay Hareketlilik



Aynı tabaka veya bölüm içindeki hareketliliktir. Bireylerin ya da grupların bir toplumsal durumdan benzer başka bir duruma geçişidir. Bu hareketlilik genelde coğrafidir ve meslekler arasında olur. Belirgin gelir ve saygınlık farkı içermeyen mobiliteyi kapsar. Örneğin: bir bakkalın, manavlığa başlaması, bir mankenin dizilerde oyuncu olması...



Sınıflar arasında geçişe neden olan hareketliliktir. Kişilerin bir toplumsal sınıftan diğerine geçmeleridir. Örneğin: bir tüccarın iflas ederek seyyar satıcılığa başlaması, şans oyunlarından büyük ikramiyeyi kazanan bir işçinin fabrikatör olması…


Konuyla ilgili ÖSYM tarafından sorulmuş sorular. (Kitabı 2005-2006 öğretim yılı için hazırladığımdan bu dönemden sonraki sorular yoktur)

1. Büyü, muska ve benzeri bazı batıl (temelsiz ve geçersiz) inanç ve geleneklerin süregelmesini, sosyal bilimciler hangi nedene bağlayabilir?

A) Gericilik ya da gelenekçiliğin güçlü oluşuna
B) Bazı kişi ve grupların, çıkar sağlamak için yürüttüğü propagandaya
C) Kişileri bu tür davranışlara zorlayan çözümlenmemiş bazı sorunların varlığına
D) Yasal tedbirlerin yetersizliğine
E) Polis ve jandarma gibi kolluk kuvvetlerinin yeterli olmayışına

(1975)



2. “Nerede bir toplum varsa orada hukuk vardır.” ifadesindeki “hukuk” sözcüğü ile aşağıdakilerden hangisi anlatılmak istenmiş olabilir?

A) Tüm toplumlar için geçerli olan kurallar
B) Toplumsal ilişkiler düzenleyen tüm kurallar
C) İnsan onurunu koruyan temel kurallar
D) Uluslararası ilişkileri düzenleyen kurallar
E) Yöneticiler tarafından konan kurallar

(1982/ÖSS)



3. Aşağıdakilerden hangisi “moda’nın karşıladığı bir insan gereksinimi değildir?

A) Ünlü kişilere benzeme
B) Farklı olma
C) Alışkanlıkları sürdürme
D) Gruba uyum sağlama
E) Değişiklik

(1982/ÖYS)



4. Aşağıdakilerden hangisi “dikey hareketlilik” için örnektir?

A) Yurda dönüş yapan bir işçinin makine üreten bir işyeri açması
B) Bir öğretmenin müdür yardımcılığı görevini de yapmaya başlaması
C) Bir kişinin bakkallığı bırakarak manavlık yapmaya başlaması
D) Bir çiftçinin başka bir köye göçerek çiftçiliğe devam etmesi
E) Bir gencin askerlik dönüşünde eski işinde çalışmaya başlaması

(1982/ÖYS)



5. “Toplumun, belli bir konumda bulunan kişiden beklediği davranışlar bütününe ‘rol’ denir.”
Bu tanımda “rol”ün hangi özelliği vurgulanmaktadır?

A) Zamanla farkına varılmadan öğrenilmesi
B) Aynı zamanda birden fazla kişiye verilebilmesi
C) Bireyde çatışma yaratabilmesi
D) Zaman içinde değişebilmesi
E) Toplum tarafından belirlenmiş olması

(1985/ÖYS)



6. Aşağıdakilerden hangisi toplumsal davranış kurallarının bir özelliği olamaz?

A) Bireylerin ilişkilerini düzenlemesi
B) Bireylerin çoğunluğu tarafından benimsenmesi
C) Deneyimler sonucu ortaya çıkması
D) Eşit ağırlıkta ve önemde görülmesi
E) Zamanla değişip yeni biçimler alabilmesi

(1985/ÖYS)



7. Bireylerin toplumun örf, adet, gelenek ve benzeri değerlere uygun biçimde davranmalarını sağlayan önlemlerin tümüne “sosyal kontrol" adı verilmektedir.
Buna göre, “sosyal kontrol” mekanizmasının temel işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Toplumsal düzene devamlılık kazandırma
B) Bireylerin akla uygun davranmalarını sağlama
C) Bireylere saygınlık kazandırma
D) Geleneksel değerleri, değişmenin etkisinden koruma
E) Toplumun aksayan yönlerini ortaya çıkarma

(1986/ÖYS)



8. Kendi çocuğunun öğretmeni olan bir baba, çocuğunun sınav kağıdını okurken, baba gibi davranırsa öğretmenlik görevini, öğretmen gibi davranırsa babalık görevini aksatacaktır. Bu kişinin içinde bulunduğu durum, aşağıdakilerden hangisine örnektir?

A) Yabancılaşma
B) Rol çatışması
C) Toplumsallaşma
D) Statü değişmesi
E) Saygınlık kazanma

(1987/ÖYS)



9. Bir kurumdaki yönetici, görevi sırasında astlarına emirler verebildiği, sorumluluklar yükleyebildiği halde, görev süresi bitince kendisini güçlü kılan yetkilerini yitirir.
Bu cümlede aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?

A) Yetkinin kullanılması bulunulan mevkiye bağlıdır.
B) Kurumun başarısı yöneticinin kişiliğine bağlıdır.
C) Yöneticinin yetkilerini sınırlayan kuralla vardır.
D) Kurumun başarısı yetki dağılımına bağlıdır.
E) Yöneticinin gücü, kurumda yarattığı güvene dayanır.

(1988/ÖSS)



10. Değişmekte olan toplumlarda yeni ihtiyaçlar ve bunları karşılayan yeni normlar doğar. Geleneksel normlar ise alışkanlık yüzünden varlıklarını bir süre daha korurlar. Ancak bu tür normlardan sapmalar gittikçe artar ve norm zamanla ortadan kalkar.
Bu parçada, normlardan sapmaya yol açan nedenlerden hangisi üzerinde durulmuştur?

A) Normların işlevini yitirmesi
B) Toplumsallaşma koşullarının elverişsiz olması
C) Normların katı bir biçimde uygulanması
D) Yaptırımların yetersiz kalması
E) Toplumdaki bazı kesimlerin sapmayı desteklemesi

(1988/ÖYS)



11. Toprak kayması nedeniyle yolda kalan bir otobüsün yolcuları arasında başlangıçta var olmayan birtakım ilişkiler kuruluyor. Çıkış yolu bulmak için aralarında konuşup tartışıyor, zor koşullara birlikte karşı koyup birbirlerine destek oluyorlar.
Bu durum aşağıdakilerden hangisinin oluşmasına örnektir?

A) Toplumsal statü
B) Toplumsal kurum
C) Toplumsal değişme
D) Toplumsal tabaka
E) Toplumsal grup

(1989/ÖYS)



12. Disiplinli antrenörlerden hoşlanmayan bir sporcu, ilerideki yıllarda antrenörlük mesleğini seçmiş ve işinin gereği olarak disipline önem veren bir kişi olmuştur.
Bu durum, aşağıdaki yargılardan hangisine bir örnektir?

A) Kişinin davranışları tutumlarıyla çelişebilir
B) Her tutum bir değer yargısı taşır
C) Grup birliği, karşıt tutumların uzlaştırılmasını gerektirir
D) Kişi, olayları kendi tutumlarını doğrulayacak biçimde yorumlar
E) Toplumsal rol, kişinin tutumları üzerinde etkili olur

(1989/ÖYS)



13. Her birey, içinde doğup büyüdüğü toplumda hakim olan inanç, değer ve davranışları benimser; o toplumun üyesi olur. Kısaca, o toplumdaki yaşam biçiminin belirlediği kişiliği kazanır.
Her bireyin geçireceği bu öğrenme sürecine ne ad verilir?

A) Çağdaşlaşma
B) Toplumsal değişme
C) Büyüme
D) Toplumsallaşma
E) Toplumsal bütünleşme

( 1990/ÖYS)



14.



Yukarıda verilen resim “toplumsal statü”nün hangi özelliğini göstermektedir?

A) Belirli kurallara dayanmasını
B) Statülerden birinin, anahtar statü olmasını
C) Aynı anda, birden çok statüye sahip olunabilmesini
D) Statülerin, toplumlara göre değişmesini
E) Statülerin birbirleriyle ilişkili olmasını

(1992/ÖSS)



15. Batı toplumlarında, üniversite çağına gelmiş bir gencin tek başına ayrı bir evde yaşaması çevresi tarafından doğal karşılanır. Oysa aynı durum, Türk toplumunda tepki ile karşılanır. Bu yüzden, sözü edilen durum Batı toplumlarında çok yaygınken Türk toplumunda seyrektir.
Aynı insan davranışının bir toplumda sık, diğerinde seyrek olarak görülmesine neden olan etken aşağıdakilerden hangisidir?

A) Toplumsal çözülme
B) Toplumsal tabakalaşma
C) Toplumsal kontrol
D) Toplumsal hareketlilik
E) Toplumsal dayanışma

(1993/ÖYS)



16. Aşağıdakilerden hangisi, sanayileşmiş toplumlarda bireylerin içinde yer aldığı toplumsal sınıfı belirlemede kullanılan ölçütlerden biri değildir?

A) Eğitim düzeyi
B) Rollerin sayısı
C) Tüketim biçim
D) Gelir düzeyi
E) Bireylerin saygınlığı

(1994/ÖYS)



17. — Ne ölçüde Doğulu ya da Batılıyız?
— Hangi geçmişin sahibiyiz, hangi geleceğin umudu içindeyiz?
— Uluslar içinde yerimiz, ayrıcalığımız nedir?
— Dünyaya bırakmak istediğimiz, nedir?
Bu tür sorulara verilecek cevaplar, aşağıdakilerde hangisini belirler?

A) Toplumsal statü
B) Toplumsal dayanışma
C) Toplumsal kimlik
D) Toplumsal rol
E) Toplumsal değer

(1995/ÖYS)


18. İnsanoğlunun ateşle tanışması, büyük bir olasılıkla, doğal yangınlar sırasında olmuştur. O dönemde doğada tek başına yaşayan insan güvenlik içinde uyumak, besin aramak ve bu sırada da ateşin sönmesini engellemek durumundaydı. Bu nedenle, birkaç kişinin bir araya gelerek nöbet tutması ve bazı işleri paylaşması gereği doğdu.
Buna göre, insanın ateşi söndürmeme çabası aşağıdakilerin hangisine adım atılmasını sağlamıştır?

A) Toplumsal yaşama
B) Aile kurumuna
C) Nüfus artışına
D) Yerleşik yaşama
E) Avcılık ve toplayıcılığa

(1996/ÖSS)



19. Bir olgu, olay ya da durumun bilimsel inceleme konusu olması öncelikle aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?

A) Kültürel değerlere uygun düşmesine
B) İnsan davranışlarını etkilemesine
C) Toplum tarafından önemli görülmesine
D) Yeni ve özgün olmasına
E) Gözlenebilir ve ölçülebilir olmasına

(1997/ÖYS)



20. Bireyler ne kadar çok sayıda gruba katılırsa o kadar çok konuma sahip olurlar. Ancak, okuyan bireyler için “öğrencilik”, çalışan bireyler için “iş ve meslek”, ev dışında çalışmayan kadınlar içinse “ev hanımlığı” diğer konumlar içinde genellikle daha önemli bir yere sahiptir.
Bu parça, aşağıdaki kavramlardan hangisini örneklerle açıklamaktadır?

A) Rol çatışması
B) Edinilmiş statü
C) Toplumsal rol
D) Anahtar statü
E) Toplumsal saygınlık

(1997/ÖYS)

Cevapları
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
C B C A E D A B A A
11 12 13 14 15 16 17 18 19 20
E E D C C B C A E D
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-11-12, 21:23   #5
dahi genc

Varsayılan C: Sosyoloji Ders Notları

Teşekkürler gerçekten çok güzel.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat