En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 06-12-09, 03:31   #1
heavenskhan

Varsayılan Bellek ve Bellek Süreçleri


BELLEK
Bellek hafıza olarak da bilinir, insanın geçmiş deneyim ve bilgilerizihinde tutma ve anımsama yetisi. Anımsama ve karşıtı olan unutma, normal olarak uyum sağlayıcı işlevlerdir. Anımsama olmaksızın öğrenme, düşünme ve usa vurmak olanaksızdır. Öte yandan, unutmanın da birçok işlevi vardır. Anıların zamanla zayıflama eğilimine dayanan bir zaman kavramı oluşturma, eskiden öğrenilenlerin yitimi ya da bastırımı sonucu yeni öğrenilenlere uyum sağlama ve üzücü anıların yarattığı bunaltıdan kurtulma bunlar arasında sayılabilir.
BELLEĞİN DOĞASI
Çağdaş dönemde psikologlar, anımsama konusundaki kritik sorunların, genellikle olay ve deneyimlerin eski biçimleriyle ya da bunlara eşdeğer tutulan işaret ve simgeler aracılığıtla zihinde sakklamasını sağlayan fizyolojik mekanizmalarla ilgili olduğunu varsaymışlardır. Bu nedenle bellek, genellikle eski olayı aslına uygun biçimde üretebildiği ölçüde yetkin sayılır. Araştırmacılar çoğunlukla, merkez sinir sistemi olan bir canlının davranışını etkileyen herhangi bir şeyin onda ya da vir dizi iz bıraktığı görüşündedirler. Bu izlerin uyarılmasıyla oluşumlarına olay ya da deneyimler kuramsal olarak anımsanabilir. Anımsamayı inceleyen deneysel psikoloji izlerin sürekliliği ve bu sürenin uzunluğu için gerekli ve yeterli koşulları belirleyebilecek yöntemleri ortaya çıkarmaya çalışmaktadır.
BELLEKTE TUTMANIN ÖLÇÜMÜ
Eski bilgileri anımsama ve daha önce karşılşılmış bir şeyi tanıma yeteneği, bellekte tutmanın iki göstergesidir. Basit bir bellek testinde deneğe öğrenmesi için bir liste verilir ve daha bu listeden anımsadığı maddeleri listedehi sırayla ya da o sıradan bağımsız olarak belirtmesi istenir. Tanıma testlerinde ise denekten, yeni bir listedeki maddelerden daha önce incelediği listeden bunları seçmeisi istenir. Denek, önceden belirlenmiş sayıda maddeyi anımsadığı ya da tanıdığı zaman listeyi öğrenmiş sayılır. Bu durunda, bellekte tutma oranıyla, daha sonra yapılan bir sınama testinde anımsanan miktar arasındaki fark, iki test arasındaki süre içindeki unutma hızını belirler. Bellekte tutmanın üçüncü bir göstergesi de, bir kez yapılmış bir işi sonradan daha çabuk yapabilmektir. "Yeniden öğrenme" adı verilen bazı testler bellekte tutmayı, deneklerin daha önce öğrenmiş oldukları bir işlemin yeniden yapmamalarındaki randıman artışının bir işlevi olarak ölçer.Anımsama, tanıma ve yeniden öğrenme testlerinin sonucunda ortaya çıkan bellekte tutma oraları değişir.Örneğin, altı aylık bir aradan sonra belirli bir işle ilgili hiçbir şey anımsamayan denek, daha önce öğrendiği bu işi, ilk kez öğrenenlere göre istatistiksel açıdan anlamlı bir ölçüde daha hızlı yapabilir.
BELLEKTE TUTMANIN ZAMANA BAĞLI YANI
Bazı araştırıcılar bilgiyi yalnızca birkaç saniye tutabilen, kapasitesi çok sınırlı, kısa süreli bir bellek ile kapasitesi ve bilgiyi tutma yeteneği görece sınırsız, uzun süreli bellekten oluşan iki sistemli kuramlar geliştirmişlerdir. Normal koşullarda insanlarda kısa süreli bellek işlevi, yaklaşık yei ayrı birimle (örn. rasgele seçilmiş yedi harf ya da yedi olağan söxcük) sınılanmıştır. insan telefon rehberinden bir telefon numarası öğrenip, daha çevirirken unutabilir. Bilginin uzun süreli belleğe yerleşmesinin tenileme ve kodlama gibi süreçlerle gerçekleşir gibi görünmesi, kısa süreli bellekte tutmanın, bilgi girişiyle daha kalıcı bellek arasında aracılık yaptığı izlenimi vermektedir.
Başka araştırmacılar ise, gözlenen kapasite ve bellekte tutma farklarını değerlendirirken, kısa ve uzun süreli bellek mekanizmaları arasında ayrım yapmazlar. Bu kuramcılar tek bir belleğe işleme sistemi ileri sürerek, kıa süreli bellrk olgusunu düşük öğrenme düzeyine bağlarlar.
Kuramcılar arasındaki bu tartışmayla ilgili başka bulgular, beyinlerinde belirli bir hasarlanma olmadığı bilinen insanlarla yapılan deneylerden kaynaklanmaktadır. bir listedeki sözcüklerin teker teker incelenmesinden hemen sonraki anımsamada, en kolay anımsanan sözcükler listenin başında (öncellik etkisi), daha zor anımsananlar listenin sonunda (sonsallık etkisi) ve en zor anımsananlar ise listenin ortasındadır. Anımsama listedeki son sözcüğün sunulmasından hemen sonra başlatılırsa bu olgu tutarlı bir biçimde görülür. Ama denek kısa bir süre meşgul edilerek, listeyi belleğindeyinelemesi önlenirse, sonsallık etkisi hemen tümüyle ortadan kalkabilir; liste sonundaki sözcükler ortadakilerden daha kolay anımsanmaz. Öncellik etkisi temelde kalıcıyken, onbeş saniye gibi kısa bir süre, sonsallık etkisinin tümüyle ortatdan kalkmasına yetebilir. Bazı kuramcılar, sonsallık etkisinin ayrı, kısa süreli bir bellek siteminden kaynaklandığını, öncellik etkisinin ise uzun süreli sistemin ürünü olduğunu savunmuştur. Buna karşılık, aynı bulgular tek bir bellek sistemiyle de açıklanabilir. Gene de, görece kalıcı anıların belleğe işlenmesi süreçlerinin anlaşılmasına katkıları nedeniyle, çok sistemli kuramlara duyulan ilgi artmaktadır.
KODLAMA
Belleğin fizyolojik ve davranışsal temelleri üzerine yapılan araştırmalar, bilgiyi kodlama (belleğe işlenebilir bir duruma dönüştürme), kodu çözme ve anımsama (anıyı belleğe çağırma) mekanizmalarını açıklamaya çalışmıştır. Araştırmaların bir bölümü, sinir sisteminde bir bellek izi oluşturalecek nörokimyasal kodun tanımlanmasına yöneliktir.
Kodlama mekanizmalarının incelenmesinde yaygın olarak başvurulan bir araştırma yöntemmi, sözvüklerin niteliklerinin değerlendirilmesine dayalıdır. Belirli özellikleriyle birbirleriyle ilintili (örn. işlev, yapı, dilbilgisi ya da ses açısından benzer) sözcükler, bir arada ve birbirini izleyen listelerde sunulur. Eğer ortak öellik önemliyse, kurasal olarak yewni bir özellik ekleninceye değin anımsama performansında bir düşme olacaktır. Performans yeni özelliğin eklenmesiyle düzelmezse, ilk kullanılan ortak özelliğin, kodlama sürecinde önemli olmadığı varsayılır.
Bellek izlerinin tümünün, her biri kod çözme ve anımsamaya ip ucu sağlayabilecek niteliklerin kümelenmesiyle (örn. "kedİ","siyam","mavi göz") oluşturduğu düşünülür. Anımsama olasılığı, öğrenme sırasındaki koşulların yeniden yaratılabilmesi ölçüsünde artar. Bilgi kodlama herhangi bir nitelik ya da çağrışıman yararlanılabilir, ama içlerinden bazısı daha çok kullanılır. Örneğin hayvan, sebze ya da maden gibi kategorilerin kullanılma olasılığı, dilbilgisi sınıflandırmalarınınkinden daha yüksektir. Tanıma testlerinde yapılan yanlışlar, çoğu kez deneklerin kendilerine sunulan bilgiyi nasıl kodlamış olabileceklerine ışık tutar. Örneğin listede "çam" sözcüğü gösterilen bir denek, tanıma testinde yanlış olarak "çan" sözcüğünü seçerse, fonetik bir kodlama yaptığı düşünülür.
Bir ad ya da sözcüğün "dilin ucunda" olması gibi yaygın bir deneyimin, özgül algısal niteliklere bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle, bir sözcüğün dilinin ucunda olduğunu söyleyen kişiler, sözcüğün ilk harfiyle hece sayısının basit tahminden beklenmeyecek doğrulukla belirleyebilmektedirler.
Anıların belleğe ne zaman işlendiklerinin ve ne sıklıklsa bellekte yeniden canlandırıldıklarına ilişkin bilginin de kodlandığını gösteren bulgular vardır. Ayrıca, araştırmalar unutma hızının değişik nitelikler için farklı olduğunu göstermiştir. Örneğin işitsel niteliklerin ağır bastığı anıların, bu niteliğin önemsiz olduğu anılardan çabuk unutulduğu görülür.
UNUTMA
Geçmiş deneyimlere ilişkin anılar günlerce yada aylarca canlandırılmazsa, bellek bunları unutma eğilimi gösterir; unutmaya ilişkin her kuram bu temel gözlemi dikkate almak zorundadır.Ayrıca,değişik bilgi türleri için farklı unutma hızlarının varlığı da, göz önünde bulundurulması gereken ikincil olgular arasındadır.
Zaman aşımı ile birlikte belleğin fizyolojik temelinin de değişme eğilimi gösterdiği ileri sürülmüştür. Sinirsel izin (beğindeki bellek izi ) kullanılmama sonucu giderek bozunduğu yada açıklığını yitirdiği düşünülmektedir. Böyle bir kuram mantıklı görünürse de, bu aşamada bırakılırsa, unutmaya ilişkin davranış bulgularını sinir sistemi düzeyinde yeniden belirtmenin ötesine geçmez. Belleğin bozunumunu yada zayıflamasını yalnızca zaman aşımına bağlamak olanaklı görünmemektedir; bunun temelinde yatan fiziksel sürecin de açıklanması gerekir. Belleğin nörokimyasal temeli daha açık bir biçimde betimlenmediği sürece, bozunum yoluyla unuymaya ilişkin kuramlar da gelişmeye açık olacaktır.
Davranış düzeyindeki unutma kuramlarından önde gelen biri, geriye ve ileriye yönelik ketleme diye adlandırılan bozucu etki (karışım ) oldusuna dayalıdır. Geriye yönelik ketlemede, yeni öğrenilenler eskiden öğrenilmiş olanlar üzerinde bozucu etki yapar ; ileriye yönelik ketlemede ise eski anılar yenilerin bellekte tutulmasına karışır. Her iki olgu da öğrenme biçimlerinin incelenmesinde genel bir önem taşımakla birlikte , insanlarla yapılan araştırmaların çoğunda sözel öğrenme ele alınmıştır. Örneğin denekler iki ayrı sözel listeyi ard arda öğrenirler. İkinci gün bazılarından birinci , bazılarından da ikinci listeyi anımsamaları istenir. Yalnız bir listedekileri öğrenen bir üçüncü gruptakilerden de (kontrol grubu ) bir sonra bu listeyi anımsamaları istenir. İki liste öğrenenlerin hemen hemen hepsi, tek liste öğrenenlerden daha az madde animsarlar. Kontrol grubundakilerin, iki listeyi öğrenip ilkini anımsayanlara göre başarı oranı geriye yönelik ketlemenin
ölçüsüdür. Kontrol grubundakilerin , iki listeyi öğrenip ikinci listeyi anımsayanlara göre başarı oranı ise ileriye yönelik ketlemenin ölçüsüdür.
Unutmanın açıklanmasında bozucu etki kuramı , davranışa ilşkin bulgularla desteklenmekle birlikte , sorunları vardır. Geçmişte öğrenilenlerle çelişkili yeni şeylerin öğrenilmesinden sonra bu kuramın ön gördüğü unutmanın gözlenmemesi , özellikle psikopatolojik olaylarda görülen oldukça seçmeci unutma olaylarının bu kuramla açıklanmaması ve benzer sorunlar , araştırmacıları bu konuda yeni bir kuram arayışına yöneltmiştir. Kısa ve uzun süreli bellek arasındaki farkı vurgulayıp bilginin edinilmesine ilişkin denetim süreçlerine ağırlık veren yorumlar , potansiyel olarak bozucu etki kuramından daha geniş kapsamlıdır ; bu kurama destek sağlıyan davranış bulgularını da açıklayabilir.
UNUTMA HIZI İLE BAĞINTILI ETKENLER
Unutma hızını etkileyen koşullar yoğun araştırmalara konu olmuşsa da tam bir açıklığa kavuşmamıştır. Unutma hızı ile bağıntılı etkenlerin başında öğrenme düzeyi gelir. Öğrenme düzeyi de yapılan alıştırmanın ( yinelemenin ) miktarı ile doğru orantılıdır : Öğrenme düzeyi yükseldikçe unutma hızı yavaşlar. Unutmaya direnmenin tartışmasız bir yoşu varsa bu, ilk öğrenme düzeyini yüksek tutmaktır; öğrenme dönemlerinin bir araya kümelenmesi durumunda sonouç daha da olumlu olmaktadır. Belirli aralıklarla yavaş yavaş gerçekleştirilen öğrenmeden sonraki unutma , aynı bilgiyi kısa bir dönemde yoğun olarak öğrenmeden sonraki unutmaya göre daha yavaştır. Aralıklarla öğrenme yerine sınavdan hemen önce yoğun bir öğrenmenin kısa bir süre için başarıya olanak tanıdığı , ama öğrenilenlerin uzun süreli bellekte kalması açısından olumsuz sonuç verdiği laboratuvar deneyleriyle de gösterilmiştir.
BELLEĞE YARDIMCI SİSTEMLER
Bellek işlevine destek olmak amacıyla yeni bilgiler eski anılara kodlanır. Bu amaçla kodlandırıldıklarında , kodlama yöntemlerine anımsama yöntemleri ya da teknikleri adı verilir. Sözcüklerin bir tekerleme içinde öğrenilmesi , ezberlenecek sayının , daha iyi anımsanmasını sağlayacak biçimde anlamlı parçalara bölünmesi ya da öğrenilecek şeyler arasında imgesel bağlantı kurulması gibi işlemler öğrenmeyi güçlendirip unutmayı yavaşlatacak yöntemlerdendir. Bu yöntemlerin yaraları tartışmalı olmakla birlikte , sonuçta unutma hızının azaldığına ilişkin bulgular daha ağır basmaktadır.
Öğrenme hızı üzerindeki etkanler , unutmayı etkieyenlerden ayrı tutulmalıdır. Değişik bilginin ( örn. anlamlı ya da anlamsız sözcükler ) öğrenilme hızları farklı olmakla birlikte , aynı düzeyde öğrenilmiş şeylerin unutulma hızlarında fark görülmez. Genelde , öğrenme hızında çok büyük farklara yol açabilecek etkenler , unutma hızını hemen hemen hiç etkilemez. (Bazı aykırı bulgulara karşın anımsama yöntemleri bu kuralı bozabilir. )
KİŞİSEL FARKLILIKLAR
Deneysel bulgular , unutma hızı konusunda insanlar arasında doğal farklılıklar olduğuna ilişkin yaygın kanı ile çelişmektedir. Bu sezgisel kanının , kişiler arasındaki kesin ve büyük öğrenme farlılıklarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır ; bazı insanlar başkalarından çok daha farklı öğrenebilirler. Böylelikle , insanların aynı süre ya da aynı sayıda deneme ile elde ettikleri öğrenme düzeyleri arasında çok büyük farklar olabilir. Bu durumda , yalnızca ne derece iyi öğrendiklerine bakılarak, insanlar arasındaki unutma farkları kestirilebilir. Bu da , öğrenme yeteneklerine ilişkin denetlenmemiş farklar nedeniyle , kişilerin unutma hızları konusundaki gelişi güzel değerlendirmelerin yersiz olabileceğini güçlü bir biçimde gösterir.
BELLEK ANORMALLİKLERİ
Çok eski dönemlerden beri bilinen bellek bozuklukları ilk tıp yapıtlarının çoğunda konu edinmiştir. Ama bozuklukların incelenmesi ya da beyindeki aksamalarla açıklanmaya çalışılması , tıp biliminin geliştiği 19. yy sonlarına rastlar. Bellek bozukluklarının incelenmesindeki üç öncü , bu konunun , çeşitli bilim dallarını ilgilendiren doğasını gösterir ; Fransız psikolog Théodule Armand Ribot , Rus psikiyatri uzmanı Sergey Sergeyeviç Korsakoff ve Fransız nöroloji uzmanı Pierre Sanet.
Bu öncülerin ortak katkıları şöyle özetlenebilir : Bellek yitimi (amnezi ) beyinin işleyişine bağlı olmakla birlikte , organik hasardan bağımsız olarak ortaya çıkabilir (örn. histeriklerde ) ve bu olgunun bir bunama ile ( usa vurma yeteneğinin yitimi ) ilgili olması gerekmez. Sigmund Freud'un da daha sonra gösterdiği gibi , bellek yitimi gerçekte duygusal bunaltıdan da kaynaklanabilir.
Beyin işlevlerindeki aksamanın en sık rastlanan belirtilerinden biri olan bellek bozuklukları (bir sara nöbetinden sonra olduğu gibi ) geçici ya da ( ciddi bir kafa travmasından sonra olduğu gibi ) kalıcı olabilir. Belleğine yeni bilgiler işleme yeteneğinde bir bozukluk bulunan kişide geleceğe yönelik bellek yitimi var demektir. Eski sanılarla ilgili abartılmış bir bellek yitimi ise geçmişe yönelik bellek yitimi ise geçmişe yönelik bellek yitimi diye adlandırılır. Bu iki bellek bozukluğu bir arada görülebilir , ama aralarında zorunlu bir bağ yoktur. En ağır bellek yitimlerinde bile anlık (kısa süreli ) bellek aksamaz.; bu olgu bilim adamlarının , yeni bilgilerin başlangıçta belleğe işlenip bir tepkiye olanak sağlayacak kadar uzun bir süre anlaşılabildiğini düşünmelerine neden olmuştur. Dolayısıyla kısa ve uzun süreli belleğe işleme sistemlerini birbirinden ayıran birçok psikolog , bellek sorunlarının bilginin bir sistemden ötekine geçişinde yattığını düşünmektedir.
Bu öneri , belirli kısıtlamaların ışığında değerlendirilmelidir. Korsakoff sendromlu ( usa vurma ya da yargı yeteneği aynı kalmak koşulu ile , ileriye yönelik bellek yitimi bulunan ) hastalar , yeni sözel bilginin zor anımsandığı durumlarda bile el becerileri öğrenebilirler. Yattığı hastanenin adını anımsayamayan , ama bir tahminde bulunması istendiğinde bir listeden doğru yanıtı bulabilen hasta örneğinde olduğu gibi , gizli öğrenme bir ölçüde olanaklıdır. Bu durumda sorunun belleğe işlenmiş bir şeyin ortaya çıkmasını engelleyen seçmeci bir yetersizlikten kaynaklandığı anlaşılmaktadır. İstençli bir anımsamanın sonuçsuz kaldığı bu gibi durumlarda , bir tanıma işlemi başarılı olabilir. Son olarak, gerek normal , gerek anormal bellek insanı o anda güdümlendiren ilgi ve amaçlardan güçlü bir biçimde etkilenmektedir. Hasar ya da hastalık nedeniyle ilgi ve amaçların değişmesi sonucunda bir bellek yitiminin ortaya çıkması olağan sayılmalıdır.
HASTALIK VE BOZUKLUKLAR
Bugün alkolizmden başka birçok fiziksel sorunun daha Korsakoff sendromunun nedenlerinden olduğu bilinmektedir. Korsakoff sendromu bozukluktan önceki dönemlerle ilgili geriye yönelik bir bellek yitimine yol açabilir. Ama sendromun temel ve tanımlayıcı psikolojik yanı , geleceğe yönelik , yeni olguları özümseme yeteneğinin yitimidir. Bu bozukluk o kadar ağır , bilinç de o kadar kısıtlı olabilir ki , bazı hastalar bir anla bir sonraki an arasında hiçbir bağlantı kuramazlar. Zaman zaman uydurma şeyler söyleyen hasta , geçmişi ile ilgili olayları gerçeklerden çok hayallere dayalı bir biçimde , bilinçsizce yeniden düzenleyerek anlatır; bazen de bellek sorunu olduğunu yadsır. Belirli beyin iltihabı türleri de benzer bozukluklar yaratır , ama bu durumda bu tür uydurmaca ya da yadsımalar görülmez.
Bilincin yitimine yol açan fiziksel bir travma , hasta kendine geldikten sonra günlerce zihin bulanıklığı yaratabilir. Hasta iyileştiğinde çoğu kez bu dönemle ilgili hiçbir şey anımsayamaz ve daha önceki olaylarla ilgili geriye yönelik bir bellek yitimi gösterebilir . Şiddetli sarsılmalara neden olan elektrik akımı uygulaması biçimindeki elektroşok tedavisi gören psikiyatri hastaları da bazen , daha sonra anımsamakta güçlük çektikleri bir zihinsel bulanıklık dönemi geçirirler. Böyle bir dizi tedavi , hastaların günlük olayları anımsamakta zorluk çekmekten yakınmalarına neden olabilir. Çoğu durumlarda bu tür sorunlar tedavi bittikten birkaç hafta sonra ortadan kalkar.
Beyinde belirli bölgelere kan akışındaki kısa süreli aksamalar , geçici genel bellek yitimine yol açabilir. Kriz süresince yeni anılar oluşmaz. İyileşme sırasında azalan ve geriye yalnız kriz dönemi ile ilgili bir boşluk bırakan geçmişe yönelik bir bellek yitimi söz konusudur. Bellek bozuklukları , beyin damarlarının sertleşmesinin ya da bunamanın erken belirtisi de olabilir
Beyin dokusunda çeşitli nedenlerle ortaya çıkan hasarın , yerine ve kapsamına bağlı olarak belleği olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Sarayı denetim altına almak amacıyla beyinin şakak loblarının bir bölümünün ameliyatla alınması , bellek sorunlarına yol açabilir. Yalnız baskın şakak lobunun ameliyat edilmesi söz konusu olduğunda , hasta yeni sözel bilgi öğreniminde üç yıl kadar sorunlarla karşılaşabilir. İki lobun da ameliyet edildiği ender durumlarda ise ( beyin iltihabı sonrası bellek yitimine benzer ) ağır bir bellek bozukluğu ortaya çıkar.
Ağır ve çok özgül bellek yitimi belirtileri ise çoğunlukla talamus ve şakak lobunun belirli bölgeleri (örn. hipokampus ) gibi beyin yapılarındaki hasardan kaynaklanır. Yeni deneyimi belleğe işleme ( ve belkide eski anıları canlandırma ) yeteneği , beyin kabuğunun şakak bölgesi ile talamus ve hipotalamusun sınırlı bölgelerini içeren belirgin bir sinirsel sisteme bağlı görünmekle birlikte , belleğin nöroanatomisi konusundaki bilgler , çok farklı görüşlere yol açacak kadar eksiktir.
BELLEĞİN PSİKOLOJİK ÖZELLİKLERİ
Bazı bellek yitimi biçimleri , beyinde belirlenmiş hasar ya da hastalıktan kaynaklanan türlerden oldukça farklıdır. Bunlar , görünürde normal kişilerde hipnoz yoluyla yaratılabilen bellek yitimi ile , genellikle histeri adıyla anılan ve şiddetli uyumsuzluk ya da gerilime tepki olarak kendiliğinden ortaya çıkan bellek yitimleridir. Bu tür bellek yitimleri tümüyle geçicidir ve psikolojik olgularla açıklanabilir. Ama bunlarda bazen organik etkenler de rol oynayabilir. Organik ve psikolojik kökenli bellek yitimleri arasındaki ayırımın sanıldığı kadar kesin olmadığı da zamanla ortaya çıkabilir.
Hipnoz olayları incelendiğinde , kendinden geçme (trans) durumunun yetersiz bir biçimde anımsandığı ve hipnozcunun bir telkininin ( istendiğinde bir ikinci telkinle canlandırmak koşulu ile ) belleği daha yeterli biçimde engelleyebildiği görülür. Bazı histerik bellek yitimi türleri , hipnoz durumunda yapılan bir telkinle iyileştirilebilir. Organik kökenli bellek yitimlerinden farklı olarak histerik bellek yitimleri , özgül ve duygusal açıdan önemli anı kümeleri ile ilgli gözükmektedir ve hastanın güdülerinden kalkarak etkili bir biçimde açıklanabilir.
Kişinin kimliğini unutup saatlerce , günlerce , hatta haftalarca evinden ya da iş yerinden evinden veya işyerinden uzaklaştığı füg durumu , hem psikolojik , hem de organik modeller aracılığı ile açıklanabilir.
Belleğin çarpıtılması olgusu ( paramnezi ) bilinçsizce yapılan uydurmaların yanı sıra geriye yönelik çarpıtmaları da içerir. Anıların bilinçli bir biçimde süslenmesi , yeni bir olayın daha önce yaşanmış olduğuna ilişkin gizemli bir duygu olan déja vu ve daha önceki bir deneyimi gerçeklere aykırı bir biçimde tanımama durumu olan jamais vu gibi olgular da belleğin psikolojik özellikleri arasında sayılabilir.
Olağan üstü yüksek bellek kapasitesi ( hipermnezi ) olaylarına zaman zaman rastlanmakla birlikte , bu olgunun anatomik ya da fizyolojik temeli konusunda çok az bilgi vardır. Olağan üstü anımsama gücünün hipnoz yolu ile gerçekleştirilebileceği görüşüne 19. yy tıp literatüründe rastlanmakla birlikte , yeni bulgular , daha önce ezberlenmiş malzemenin hipnoz altında daha iyi anımsandığını doğrulamaktadır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat