En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 18-12-07, 22:05   #1
AdR3NaLiN

Varsayılan Aristo'nun Felsefesi


ARİSTO’NUN FELSEFESİ

Ödevi indirmek için [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]


Kod:
ARİSTO’NUN FELSEFESİ


Aristo Felsefesinin Eflatun’la İlişkisi, Sistemin Bölümlenmesi


	Arsito için de felsefenin nihâi hedefi, varlığın bilgisi, genel olarak geçerli olanın ilmidir. O da, iki selefi olan Eflatun ve Sokrat gibi, gerçek bilginin ancak kavramsal bilgi yoluyla elde edilebileceğine inanır. Fakat bu ortak temelden çok, hiç olmazsa Eflatun’a karşı Aristo’nun düşüncelerindeki başkalık, güçlü bir şekilde göze çarpar. Eflatun bilgi eleştiricisi olarak düşünmeye başlar; Aristo ise bütünüyle dogmatik (nassi, îkâni) olarak halkın “eşya”yı tasavvur edişi kendisine düşünce başlangıcı olarak seçer, onun ancak mantıksal yöntemle yoğrulması gerektiğini kabul eder. Felsefenin baş sorusu olan “var olan nasıl düşünülmelidir? Cevher (töz) nedir?” sorusuna şu cevabı verir. Varlığı, ne ruhu açıklamaya güç yetiremeyen sırf maddede arayabiliriz, ne de (Eflatun’daki) sırf tümellik düşüncesinde; varlık, tümelle belirlenmesi ve özelleştirilmesi bakımından ve belirlenip özelleştirildiği oranda, tiksel eşyadadır. Eflatun’un ilgisi, bilgi teorisi yönüne, bilgide kesinliğe, “varlığın” değer ve gerçekliğinin ne tarzda olduğuna yönelikti; Aristo’nun ilgisi oluşsaldır (génétique): Duyulur dünyada etkili olan nedenleri bulmak ve açıklamak ister. Eflatun’un ideleri, ona bu amacı sağlamaya elverişli gözükmediklerinden, üstadının ideler teorisini çok uygun olmayan bir eleştiriye (özellikle Metafizik’in 1., 6. ve 12. kitaplarında) tabi tutar. Aristo’nun iddiası şudur, Sokrat, haklı olarak şu savunma ile yetinmiştir: Ne kadar doğa eşyası varsa, o kadar onların cins kavramı vardır; Eflatun ise, bundan başka her bir şey için bir örnek (Idee) istemiştir. Ona göre örneği, üç başka başka gök vardır: Biri duyularla algılanabilendir, diğeri matematikle kavranılan, üçüncüsü de gök idesidir; aynı şekilde üç başka insan vardır: Bir yandan insan bireyi, sonra insan türü ve bir “üçüncü insan” ki, ilk ikisi onun idesinin taklididirler. Aristo’nun bu değerlendirmeleri ortaya koymasına, Eflatunculardan bazı filozofların savunanlarının veya yorumlarının etkili olması mümkündür. Fakat buna göre, üstadının teorisini, en ince ve samimi yanına nüfuz ederek anlamayı başaramamıştır. Aslında Aristo’nun olguları doğru olmayan bir tarzda tasvir ettiği de açık olarak gösterilebilir. Bu türden olarak Aristo der ki, Eflatun sınaî ürünler, oranlar, nitelikler vs. için ideler kabul etmeyerek felsefesinin mantığına aykırı davranmıştır. Oysa Eflatun’u incelemiş olan her kimse, filozofun ideler teorisi için ileri sürdüğü “Kratylos”’daki dokumacılık, Devlet’teki minder ve genel olarak zanaat ürünü, Phaidon’daki eşitlik ideleriyle yakınlık kurmuştur. Aristo, eşyanın “niteliğ”’ni “ dış eşyadan soyutlamadan ve ayırmadan, onların içinde arayarak, “bir”i “çok”un yanında değil, belki içinde bularak idealizmin kurucusuna karşı güçlü bir ilerleme ortaya koymuş olduğuna inanır. Kuşkusuz Aristo’nun (ihtimal doktor olan atalarından miras kalmış) gerçekçiliği (realisme), olgulara karşı duyarlılığı takdire değerdir, bu sayede çok sayıda ve önemli bakımdan sağlam bir eleştirel temel yoktur. Bir bilimsel düşünce aracı olması bakımından matematiğin değerini gerektiği gibi takdir etmemesi, buna karşılık biçimsel (formel, sûri) mantığa, özellikle haddinden fazla değer vermeye eğilimli olması da bununla ilişkilidir.

Biçimsel Mantığın Kurulması

	Aristo’ya mantığın “babası” denilmesi kural olmuştur ve haklıdır. Fakat bunu, Aristo’nun mantığı bir defada icat ettiği anlamına almamalıdır. Daha doğrusu mantık ilmi, düşünceyle en sıkı bağlantı halinde olarak meydana gelmiştir: böylece, örneği töz, miktar ve hareket gibi temel kavramlar, Pisagorcuların ve Elealıların fesefi-matematik meseleleriyle, bizzat kavram tasavvuru da Sokrat’la ortaya çıkmıştır. Daha Eflatun’un ideler teorisinde bile, sadece genel olarak “diyalektik” yol değil, belki olmsuzlama, varsayım, birlik, neden gibi belirli sınırlanmış kavramlar, zengin ve bilimsel bir olgunluk haline varmış bulunuyordu. Fakat bunları ve diğer kavramları ilk defa bir sistem düzenleyerek ifâde eden, onlardan bilimsel bir birlik oluşturan ve böylece mantığa özel ilim yöntem ve teâmülden değil, belki daha çok dilin teâmüllerinden çıkarır; derinliği göz önüne alınırsa bu mantık, kuşkusuz kendi türünde koca bir eser olmakla birlikte, ancak “önerme”nin şekillerinden analiz ve açıklamasından, bunlardan bir sistem ortaya çıkarılmasından ibârettir.

	Bütün kavramlarımız, “varlık hakkında ifadelerimizin ve yüklemelerimizin başlıca cinslerine”, yani kategorilere (mekûlât) dahildir. Bunları Aristo, keyfi olarak bazen sekiz, bazen on olarak sayar. (Aşağıdaki örnekler Aristo’nundur)

1. Töz (cevher), Örnek: İnsan, at
2. Nicelik (kem), Örnek: İki veya üç ölçü uzunluğunda
3. Nitelik (keyf), Örnek: Beyaz, edebi, hırslı
4. Görelik (izâfet), Örnek: İki katı, yarısı, daha büyük
5. Mekân (eyne), Örnek: Pazarda, Lykeion’da
6. Zaman (meta), Örnek: Dün, Geçen yılda
7. Durum (vaz’), Örnek: Uzanmıştır, oturuyor
8. İyelik (mülk), Örnek: Ayakkabılıdır, silahlıdır
9. Etki (fiil), Örnek: Keser, yapar
10. Edilgi (infiâl), Örnek: Kesilmiştir, yakılmıştır

Aristo’nun Metafizik, ya da “İlk Felsefe”si

	Daha önce giriş teşkil eden düşünceleri ortaya koyarken görmüştük ki, Aristo’nun koyduğu felsefi sorunun yöneliş noktası duyulur somut varlıklardır, “buradaki”dir. Fakat Aristo’ya göre “tanım” (tarif) ve kanıt (burhan), duyulur somut olanlar hakkında değil, belki genel ve tümel olanlar hakkındadır. Bunların bilginse nasıl ulaşıyoruz? Bilginin aslı ve oluşması sorunu, Aristo’da ve ondan başlayarak felsefi düşünceler içinde geniş bir alan tutarlar. Oysa bilgi eleştiricisi Eflatun için bu sorun, ancak ikinci derecede kalıyordu.

	1.Tikel ve Tümel : Bireysel eşyanın duyumlanır algısı, tümellerin bilgisinden önce gelmelidir. Bu bireysel şeylerin algılanmasından, tümevarım sayesinde, gerek zaman ve gerekse ortaya çıkış vesilesi dolayısıyla, bizce “önce bilinenler” türer. Bunları “kendinde” veya “doğa ve niteliği” bakımından, ilk ve öncelikli olanla karıştırılmamalıdır. Biz insanlar, sınırlı olan bilgi melekemizle, önce “bizce ilk bilinenlerle” işe başlarız, ancak araştırmalarımız devam ettikçe “niteliği bakımından önce ulaşana” derin olarak nüfuz edebiliriz.

	Fakat kendinde ilk ulaşan bu “nitelik”, tasavvurdan başka nerde olabilir sorusunu, Eflatun’un bakış açısını kabul eden kimse, haklı olarak Aristo’ya sorar. Eğer Aristo, 19.yüzyıl Alman düşünürlerinden Trendelenburg’un sandığı gibi, bu kanıda olsaydı, gerçekte Eflatun’un “idelerinden” “kendinde”sinden pek uzak olmaz ve idealizme karşı hücum etmeye ihtiyaç duymazdı. Fakat durumlar başka türlüdür. Aristo’ya göre gerçek olan, ancak bireysel şeydir (şu insan, bu at) özel anlamıyla töz (cevher:ousia:varlık) odur. Tüm kavramları (genel olarak insan, canlı varlık) ancak dilin kullanılmasında bireysel bir şey ifâde ederler, gerçekte ise sadece mecazî, tali tözlerdir. Onlar gerçek anlamları bakımından ancak bir niteliği ve sayısız bireylerin bu niteliğe göre uygunluğunu ifâde ederler. Şu da var ki, diğer yandan Aristo felsefesinde töz, tekrar “kendinde olan şey”, nitelik anlamına ve ilineksele, yani eşyaya rastlantıyla eklenene karşılık olarak kullanılmaktadır: Öyle ki, Zeller gibi o kadar tutucu ve genelliği bakımından Eflatun’dan çok Aristo’nun taraftarı olan bir felsefe tarihçisi bakımından Eflatun’dan çok Aristo’nun taraftarı olan bir felsefe tarihçisi bile, burada “bir çelişki” bulunduğunu ve onun sonuçlarının Aristo sisteminin ta sonuna kadar genişlik oluşturduğunu itiraf etmektedir.

2.Madde ve sûret (imkân-varlık) : Eflatun’un ideler teorisine karşı olan mücâdelesine rağmen Aristo, bu teorinin baş düşüncelerini kurtararak “ilk felsefe”sine almak ihtiyacını duymaktadır. Bu amaçla, o zamandan beri felsefede yerleşmiş olan iki kavramı ortaya koyar: Sûret (ki Eflatun’un kullandığı “eidos” kelimesiyle ifade olunduğu gibi, şekil anlamına gelen “morfe” ile de karşılanır) ve madde (Hyle, İslâm felsefesinde “heyûlâ”, bizzat Aristo tarafından bulunmuş bir kavramdır). Madde, şekilsiz, sabit tözdür, temelde olan odur, sûret onun şekil almasıdır. Örneği tunç ve mermer, maddedir, hazırlanmış ve tamamlanmış heykel, sûrettir; tahta, taş, toprak maddedir, ev onların sûretidir. Asla sûretsiz bir madde var olamaz, fakat buna karşılık bağımsız bir sûret ilkesi vardır: O da, eşyada kalıcı olan nitelik (mahiyet), salt kavramdır. Bununla birlikte sûretsiz, bütünüyle belirlenmemiş madde, bir ilk veya nihâî madde -hiç olmazsa- düşünülebilir; Aristo “algılanabilir, duyulur” maddeyi, özellikle düşünülebilir olan maddeden ayırıyor. Böylece filozofun kaçınmak istediği “madde-olmayan”, arka kapıdan tekrar içeri sokuluyor. Sûret unsuru oluşturan, sabit matematiksel veya fiziksel belirlenimler değildir, aksine madde ile sûret arasında zıtlık tamamen değişkendir, akışkan ve dalgalıdır. Birine oranla madde olan, diğerine oranla sûret, olabilir; böylece kereste, ağaç kütüğüne oranla sûret, yapılmış eve oranla maddedir. Ruh bedene oranla sûrettir, sûretin sûreti olan akla oranla maddedir.Bireysel ile tümel kavramları arasındaki çelişki, burada da ortaya çıkıyor.

3. Hareketli Olan Şey ve Hareket Ettirici Neden – Allah- : İmkândan fiil ve gerçeğe geçiş, zorunlu olarak harekete (kinesis), yani mekan içinde kımıldamaya değil, belki değişmeye bağlıdır. Mekan için hareket ise, ancak bunun türlerinden birini oluşturur. Hareket, henüz tamam olmayan varlıktır, örneği gitmek, öğrenmemek, kurmak, kemirmek gibi. Bunlara karşılık gitmiş olmak, bilmek vs.tamamlanmıştır. Deneyim dahilinde her şey gibi, hareketli olanın da nedeni (illeti) olması gerekir. Bu nedeni daima geriye dönerek izleyelim, böylece mekan ve zaman başlangıçsız ve sonsuz olduklarından, sonunda maddi olmayan bir “ilk hareket ettiriciye” ulaşırız. O, hareketli değildir ve hareketlendirilemez, tektir, mutlak olarak yetkinlik sahibidir, cismâni değildir, dolayısıyla bir aklî varlıktır, yani uhûliyet veya ilâhî ruhtur(nous:akıl). Eflatun’un “iyi ilkesi”ne yüklediği bütün nitelikleri, Aristo ona veriyor: Sonsuz ve öncesiz, değişmez, kendinde, bütün diğer varlıklardan ayrı, bununla birlikte onların nedenidir. Fakat ahlaki aşama bütünüyle kaybolmuştur.

4.Gaye : Aristo, şimdiye kadar sözünü ettiğimiz ilkeler konusunda İyonyalılar, Empedokles, Anaksagoras ve Eflatun gibi seleflerine dayandığı halde, özel biçimde dikkate sunduğu gibi, gaye ilkesini ilk kez olarak ileri süren, bizzat kendisindir: her şeyin niteliği ve nedeni, onda içkin olan gayedir. Sokrat ve Eflatun’da gaye düşüncesinin belirmekte olduğunu görmüştük. Bununla birlikte Aristo, ilk kez olarak özel bir gâî teorinin (Teleologie) koyucusudur. Böylece Aristo felsefesi, Demokritos’un mekanik evren anlayışıyla açık bir zıtlık gösterir. “Gaye nedenleri dikkate almayarak, her şeyi zorunluluğa (anangke,kader,zorlama) dayandırdığından dolayı, Aristo Demokritos’u açıkça suçlar. Su birikmesi hastalığına yakalanan adamın vücudundaki su, cerrah bıçağından değil, belki sağlık için cerrah bıçağı vasıtasıyla akar! Bu durumlarda çağımızın doğa bilimlerine özgü anlayışı temsil eden kuşkusuz Demokritos’tur. Aristo bile, kendi bakış açısının güvenilir olmadığını hisseder: Doğa araştırmasında mekanik ilke “de” geçerli olmalı, fakat “ondan fazla” gâi ilke gözetilmeli. Yukarıda verdiğimize benzer sıradan örnekler de, çoğunlukla onu tatmin eder: Gezinti, sağlık amacıyla yapılır, duvar gerçekte maddeden yapılmıştır, fakat ancak eşyayı korumak ve esirgemek için yapılmıştır vs… Doğa  da, insanın sanatsal faaliyetine benzer olarak işler. Onda peşinden var olan gâi tasavvura, örneği hayvan cinsinin gâi tasavvuruna göre onun tek tek kopyalarını yaratır. Aristo’nun bu düşüncesi, Eflatun’un ideler teorisinin yanlış anlaşılmasından ve ona maddî varoluş yüklenmesinden başka bir şey değildir, oysa Aristo ona karşı mücâdele etmektedir. Açık bir biçimde gayeye yönelerek davrananlar, sadece karıncalar ve örümcekler gibi hayvanlar değildir, belki bitkilerin yaprakları, kökleri de onların korunması, beslenmesi için yaratılmışlardır. Tohumun gayesi ağaçtır. Kötü oluşumlar, noksanlar doğada bu gâî süreklilik aleyhine bir kanıt olamazlar; sanatta da hatalar meydana gelebilir; Örneğin yazı hataları, ilâçların bileşimindeki hatalar vs…

ARİSTO’NUN DOĞA VE RUH HAKKINDA ÖĞRETİSİ

a) Doğa Teorisi :  Doğa alanında Aristo’nun geniş bir deneyime dayanan bir bilgiye sahip olduğu bilinmektedir. Yazılarının büyük bölümü, doğa bilimine ilişkindir. Kendisi de yalnızca döneminde değil, belki ölümünden sonra onsekiz yüzyıl süreyle, bu araştırma zemininde “muallim” payesini korumuştur. Aristo’nun ansiklopedik bilgisi, ayrıntılardan aldığı haz, kendisindeki büyük gözlem yeteneği ve gözlemden duyduğu zevk yanında, aslında kayda değer zaaflar da vardır: Gerçekten, derin ve cesaretli düşüncelerden korkuyor gibidir; halkın geleneğe dayalı inançlarına, hatta bazen gerçek hurafelere ve akla aykırı kanılara yönelir.  Örneği, kargaların soğuktan beyazlaşmaları, kekliklerin insandan gelen solukla döllenmelerinin mümkün olduğu gibi. Fakat bütününe bakarak denilebilir ki, Aristo elinde bulunan vasıtalarla doğa bilimleri alanında, o zaman yapılabilecek olan hizmeti yapmıştır ve özellikle karşılaştırılmalı hayvanlar anatomisi ve fizyoloji bilimlerinin kurucusu sayılabilir. Aristo’dan önceki doğa filozofları hakkında elimizdeki belgeler sınırlı olduğundan, onların ayrıntılara ilişkin meseleler hakkında ne düşündüklerini kaydetmemiz doğruydu. Fakat Aristo’nun, doğa bilimlerinin araştırdığı olaylara ait çeşitli öğretilerini birer birer anmamız mümkün değildir. Hatta bu konuda ayrıntılı bir levha bile ortaya koymaya girişemeyiz. Bizim için söz konusu olabilecek hedef, Aristo’nun doğa teorisinin en genel taslağını çizmek ve bu arada felsefi olan unsurları belirginleştirmektir.

1.Fizik : Hareket ve sükûnunun nedeni, yani durum ve konumunun değişmesinin nedeni kendinde olan, başka bir anlatımla, maddeye sahip olan her şey, doğaya aittir. Doğa bilimi (fizik), hareket bilimidir. Değişme üç türlüdür: a)Mekanda veya mahalde değişme, b)Nitel veya maddi değişme, c)Nicel artma veya eksilme. Birincisi, -çağdaş deyimle- mekaniğin temeli, ikincisi kimyanın temeli, üçüncüsü de canlı (organik) olguların temeli olarak nitelendirilebilir. Aristo, mekanik ve matematikle ilgilenmez, Demokritos’un atmculuğuna karşı mücadele ettiği kadar, Pythagoras’ın sayılar teorisine ve Eflatun’un unsurları matematiksel biçimde kurmasına karşı da mücadele eder. Atom teorisini hem gereksiz, hemde kabul edilmesi imkansız sayar. Aristo’nun doğa teorisi, metafizik kanıtsamalarında, özellikle gâyelilik düşüncesinden kaynaklanır. Bütün doğa, kocaman bir birliktir, ilk hareket ettirici tarafından gayeli olarak düzenlenmiştir, onun gerçek ilkesi mekanik değil, belki gâî veya nihâi nedenlerdir (cause finale). Bu doğa anlayışı ne kadar derin bir düşünceyle ve ayrıntısıyla tasarlanmış olsa da aslında ancak bundan dolayı yaklaşık ikibin yıl, kavimler ve dinlerin değişmesine rağmen, egemen olan doğa anlayışı olarak kalmıştır, yine onun yüzünden nedensel oılarak açıklayan, matematik olarak kurulması gereken bir doğa bilimi imkansız oluyordu. Bundan dolayı, fiziğin bağımsız bilim olarak (Galilei,Newton ile) gelişmesi, Aristo yanlılarına ve onların “tözsel sûretine” karşı mücadele tarzında gerçekleşti. Aristo’nun güçlü yanı ve kendisi tarafından tercih edilen inceleme alanı da, bundan dolayı teorik fizik değildir, teorik fizikte Aristo çok yüksekten baktığı Demokritos’tan çok geride kalır, onun güçlü yanı doğanın resmedilmesi, özellikle organik dünyanın tasvir ve resmedilmesidir.

2.Biyoloji : Dört unsurdan ilk olarak canlı varlıkların homojen bölümleri, örneği hayvanların kemikleri ve etleri, sonra bunlardan da, bölümleri birbirinden farklı olanlar, örneği yüz, eller ve onların aşağı bölümleri (ki bunlardan her birinin bir görevi vardır) oluşur. En aşağı derecede olan hayvanlar, çamurdan veya hayvanî salgılardan doğarlar ve oluşurlar, yüksekler ise yalnız aynı cinsten olan varlıklardan doğarlar. Kansız ve arka kemiksiz olan hayvanlar, kanlı ve bel kemikli hayvanlardan daha aşağıdadırlar. Canlı varlıkların sıradüzeni, daima daha yüksek bir yetkinliğe doğru yükselerek çıkar. Bu zincirlemede, aşağı derecede olan yukarı derecede olana, örneği bitkiler hayvanlara, hayvanlar insanların gayelerine orantı, maddi unsurun, ona biçim verici güce (kuvvet-i musavvire) oranı gibidir. Gayeci bakış açısının, her tarafta geçerli ve egemense de, özellikle biyoloji alanında çoğunlukla düşünceyi arttırdığı ve ürün verici bir etkisi olduğu inkâr edilemez: Nitekim hepsinden önemli olarak canlılık kavramıdır. Gerçi bu arada sahte, sanatsal gayelilik örnekleri de göze çarpar: Örneği, insanın iki kulağı olması, simetri gereği sayılır. Ya da bazı gayeci açıklamalar, tekyönlü ruhçu (Spritualiste) görüşünden ibârettir. Örneği, beden ruh içindir ve ona uygundur.

	Böylece Aristo’nun biyolojisine sıkı sıkıya karışmış, gerçekte ancak onun bir bölümünü oluşturmuş olan psikolojisine ulaşıyoruz.

b) Psikoloji : Psikoloji (Rûhiyât:İlmü’n-nefs), hayati faaliyetlerin bilimidir. Çünkü Aristo’da, Antikçağ medeniyetinde hemen daima ve her tarafta görüldüğü üzere, ruhun (psykhe) anlamı özellikle ve yalnızca hayat, hayat ilkesidir. Beden ile ruhun birbirine oranı, madde ile sûretin, göz ile görme gücünün oranı gibidir. “Organik ve canlı hayatın, bedenin ilk yetkinliği” olması dolayısıyla, onun sûreti, hareket ettirici neden ve gayesidir. Aristo, seleflerinin, özellikle Demokritos’un araştırmalarını ele alarak ruhsal olayları özenle tasvir ederek, sınıflandırarak ve açıklayarak deneysel (Empirique) psikolojinin kurucusu olmuştur, onun hizmet ve ayrıcalığı budur.

Ruh da, en aşağı dereceden, en yüksek dereceye doğru yetkinleşir. En aşağı derece, bitkisel ruhtur ki, genel olarak hayatın, özellikle üreme ve beslenmenin ilkesidir, henüz onun hayatî merkezi yoktur. Bundan sonra hayvansal veya duygusal ruh gelir ki, onunla dokunma duyusu, haz ve acı izlenimi, eğilim ve iştiha, mekan içinde hareket meydana gelir. En yüksek olan, insanî ruh, aklî ruh, yada konuşan ruhtur (nefs-i nâtık). Nasıl “kare üçgeni içerirse”, onun gibi yüksek ruhsal faaliyet de aşağı dereceler faaliyetini içerir. Duyular konusunda (bu duyular arasında dokunma en geneli, gereklisi ve en fazla incelmeye yetenekli olanıdır) Aristo, sayısız değerli görüşleriyle bu araştırma alanında bir uyarıcı hizmetini görmüştür.

ARİSTO’NUN AHLAK FELSEFESİ (Ehtik)

	Ahlak felsefesi alanında Aristo, büyük selefi tarafından açılmış olan bilgi eleştirisi yolunu terk ediyor. İyi idesini, kendinde ahlaki olan her şeyi ve onun itibara sahip olma değerinin neden ibaret olduğunu araştırmıyor. Aristo’nun ahlâk felsefesi sonsuz, değişmez bir idealin bilgisini elde etmeye yönelmez. Belki insan için erişilmesi mümkün olan iyiyi araştırır. Bu iyi ise, cinse, mesleğe, kavme, sınıfa göre değişir. Aristo diyor ki: “Kardeşlerin” (Eflatuncuların) kendinde şeyden amaçlarının ne olduğu anlaşılamaz. Bir “kendinde iyi”nin var olduğu varsayılsa bile, o insanlar için uygulanma ve gerçekleşme imkânına sahip olamaz, insanlar ona erişemezler, oysa aranılan yalnızca budur. “Çulhanın veya dam yapan amelenin “kendinde iyi”  bilgisinden, kendi sanatı için nasıl yararlanabileceğini, ya da “ideyi” temâşâ etmiş olanların nasıl diğer meslektaşlarından daha mükemmel doktor veya asker kumandanı olacağını tasavvur etmek mümkün değildir”. Aristo’ya göre iyi, kendinde var olan bir ideden ibâret değildir.Aksine iyi her sınıfta ve her işte, herkesin yöneldiği şeydir, yani o işin gayesidir: Doktorlukta iyi, sağlıktır; savaş sanatında zafer; ekonomi biliminde servettir vs… Demek ki ölçü hizmetini gören, sadece faydadır. Çünkü bizim hedefimiz ilim değil, iştir. Ahlak felsefesini derinleştirmemiz teorik bir tecessüle, erdemin ne olduğunu bilmek için değil, belki bizim hünerli ve erdemli (Yunancada “arete”, hem hüner, hem erdem anlamına gelir, Frasızlar bunu çoğunlukla excellecen” ile çevirirler) olmamız içindir ve  buna dayanarak Aristo, ilim olarak bir ahlâk (Ehtik) kurmaktan vazgeçiyor –ona göre bu alanda, matematik ve metafiziğin aksine olarak olasılıklara dayalı yargılarla yetinmek gerekir, kavramları sınayarak tanımlamak ve belirlemek ve ahlâk felsefesi konusunda ruhu uyaran düşünceler ortaya koymakla yetiniyor.

3. Aristo’nun Siyaset ve Sanat Teorisi 

1.Devlet Teorisi : Ahlak sorunu, ancak devlet sinesinde çözümlenebilir, yani bireyde ahlâki erdem, ancak devlet içinde tam olarak gelişebilir. İnsanın doğasında da hemcinsleriyle iyi geçinme ve ortak toplum hayatının devamı için bir eğilim vardır. İnsan bir siyasi hayvandır (zoon politikon). Zaman bakımından aile ve ailelerden oluşan köy, devletten (Medine) önce varlık bulmuşsa da; bir bütünün parçalarının üstünde olduğu gibi, devlet de aile ve köy topluluklarının üstündedir ve insani işleri ve durumları düzenlemek üzere onlara müdahale etmek hakkında sahip bulunmalıdır. Devletin hedefi, vatandaşların yalnızca maddi varlıklarının değil, belki ahlaki yaşamlarının da korunması, elde edilmesi ve geliştirilmesidir. Demek ki ahlak felsefesinde (Ehtik), kendi araştırmaları sonucunda, bireyin özel hayatı için en yüksek olarak iyi olarak Aristo’nun kabul ettiği en büyük mutluluk (eudaimonia), aynı zamanda devletin de hedefini oluşturur. “Devletin meydana gelmesine sebep, sıradan yaşamak ihtiyacıdır. Fakat devletin varlığının devamına sebep, devletin bekasıyla hedeflenen gaye, iyiye uygun hayattır”. Eğer mutluluk ilkesi üzerinde ısrarından vazgeçilirse, bu noktaya kadar Aristo, Eflatun’dan çok uzaklaşmamıştır. Devletin en önemli görevinin, gençliğin sıkı sıkıya düzenlenmiş bir tarzda eğitim ve öğretimi olduğunu takdir etmesi de, Eflatun’un düşüncelerine uygundur. Doğal ihtiyaçların karşılanmasından öteye giden kazanç hırsına, sermaye biriktirilmesine, hatta genel olarak ticaret ve sarraflığa karşı gösterdiği kin ve öfke de Eflatun’unkinden az değildir. Bundan başka Aristo’ya göre de vatandaş, kendine bağlı değil, devlete bağlıdır. Eflatun gibi Aristo da, devleti şehir şeklinde, yani toprak sahibi ve küçük kasaba olarak tasavvur eder, onu büyük ölçüde bir organizma olarak düşünür.

2. Sanat Teorisi : Aristo felsefesinin sonunda, sanat teorisine kısa bir bakış gezdirelim. Aristo, sanatsal faaliyeti “Poetika” adı altında sınırlandırmışsa da, bu alanla ilgili konuları bir sistem halinde ve özenle incelememiş gibi gözükmektedir. Yalnız “Şiir Sanatı Üzerine” yazısı ve bu yazıdan da aslında trajedi ve destana ilişkin bölümü zamanımıza kadar korunabilmiştir. (Bu kitabın Yunanca ve Almanca basımı 1865’te Susemihl tarafından ve tenkitli bir basımı da üçüncü kez olarak 1865’te Vahlen tarafından yayınlanmıştır. Aristo lirik türü hiç dikkate almamış gibi gözüküyor. Bu da onun heyecandan uzak olan düşünce tarzına uygun düşer. Çünkü Aristo sanatı, Eflatun gibi bereketli örneklerin yaratıcı gücünden çıkarmaz, onu bütün yaratılanlar arasında ortak, fakat özellikle insana özgü bir doğal yönelim olan “taklit”ten türetir. Gerçekten Aristo’ya göre taklit, tesadüfi olguların yalnızca kopyasından ibaret değildir, aksine “muhtemel olanı”, “çoğunlukla gerçekleşeni”, “gerçekleşmesi gerektiği tarzda” tasvir etmekle yükümlüdür, öyle bir şekilde ki, serbest faaliyet bütünüyle yok edilmiş değildir. Fakat sanatçının, konusuna şekil verirken harcadığı yaratıcı faaliyet için bir ölçü gösterilmiyor; onun alanı sonsuz ve değişmez olan değil, belki değişken ve geçici olan eşya dünyasıdır. Sanatın gayesi doğrudan doğruya pratik yararların elde edilmesine hizmet eden teknik sanatlar, yani zanaatlar, meslekler bir yana ilk olarak ruhun asil bir tarzda şenlendirilmesi, rahatlatılmasıdır. Bununla birlikte daha yüksek bir gayesi de vardır: Ruhu sıkıştıran, ezen etkilerden geçici olarak kurtarmak(temizlemek:katharsis). Çünkü Bernays gibi yazarların son zamanlarda yaptıkları ancak bu olabilir: “Trajedi, önemli ve tam bir bütün oluşturan, az çok sürekliliği olan bir işin çekici ve süslü bir dille taklididir…Trajedi, merhamet ve korku duygularını uyandırarak insanda bu etkileri (ve aynı zamanda insanı bu etkilerden) temizler”. Aristo’nun bu tanımı çevresinde bir çok tartışmalar yapılmıştır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat