|
||||
|
|
|||||||
| ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC | |||||||
|
|||||||
Üniversite Bilgileri Kategorisinde ve Ekonomi / İktisat / İşletme Forumunda Bulunan 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri Garanti Bankasi Konusunu Görüntülemektesiniz => 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri Garanti Bankasi Ergun Özen Genel Müdür Türkiye'de de 2001 yilinin Ocak-Eylül döneminde bankacilik ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Vatani Görevde
![]() Giriş Tarihi: 23-05-2005
Yaş: 23
Mesajlar: 10,942
Rep Puanı: 14211143
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri Garanti Bankasi
Ergun Özen Genel Müdür Türkiye'de de 2001 yilinin Ocak-Eylül döneminde bankacilik sektöründe faaliyet gösteren banka sayisi 79'dan 68'e düstü, sektördeki toplam sube sayisi ise 503 adet azalarak 7.335'e geriledi. Kasim 2000 ve Subat 2001 krizleri, bankacilik sektörünün, özellikle de kamu bankalarinin ve küçük özel bankalarin sermaye birikimlerini, ciddi bir erozyona ugratti. Enflasyonun ve reel faiz oranlarinin düstügü bir ortamda, bankalarin kârli çalisabilmeleri için yüksek verimlilige sahip olmalari geregi ortaya çikti. "Ölçek ekonomilerinden yararlanmak" ve "sermayeyi güçlendirmek" amaciyla Türk bankacilik sektöründe yasanan birlesmeler ve satin almalar, 2001 yilina damgasini vurdu. Dogus Grubu, 1998 yilinda belirledigi stratejiler dogrultusunda, tüm finansal istiraklerini 2001 yilinda Garanti semsiyesi altinda topladi. Bunun sonucunda Garanti Bankasi; sigortadan ev kredisine, kredi kartindan eft, havale, mevduat ve hesap açtirmaya kadar tüm temel bankacilik ürünlerini genis bir yelpazede sunabilen bir "finansal süpermarket" olarak müsterilerine hizmet etmeye basladi. Bankacilik sektöründeki rehabilitasyon çalismalari ve ekonomideki bankacilik islemlerinin genel olarak artmasiyla birlikte yabanci bankalarin sektördeki payinin artmasi, bankamizin 2002 yili beklentileri arasinda yer almaktadir. Diger beklentiler ise söyle özetlenebilir: Türk bankacilik sektörü büyüme potansiyeline sahiptir. Ancak sektörde halen kapasite fazlasi ve ekonomik olmayan büyük rakipler bulunmaktadir. Sektör, büyüme potansiyelinden yararlanmak isteyen büyük global oyuncularla rekabet edecektir. Dolayisiyla, verimli bankalar piyasadaki varliklarini kârli bir biçimde sürdürebilecektir. Türk bankalari, basari için "kritik ölçege" sahip olmalidir. Bunun için de satin alma ve birlesmeler artmalidir. Ayrica; Garanti Bankasi olarak, müsterilerinin on-line ihtiyaçlarini karsilayabilen bankalarin lider olacagina; sunulan on-line hizmet ve ürünlerin, verimlilik açisindan önemli bir rekabet avantaji haline gelecegine ve kriz sonrasi dönemde, bankacilik sektörü aktiflerinin ve ortalama banka aktiflerinin büyüyecegine, banka sayisinin azalacagina, kamu bankalarinin piyasa payi düserken, yabanci bankalarin piyasa payinin satin almalar vasitasiyla artacagina inaniyoruz. Her müsteri kesimine özel subelerle hizmet veren, perakende bankacilik alaninda güçlü, Internet ve telefon bankaciliginda lider, yatirim fonlarinda öncü, kredi karti müsteri sayisi ve yeni ürünleri en hizli artan banka olan Garanti; kurumsal ve ticari bankacilikta güçlü, menkul hizmet saklama hizmetlerinde öncü, nakit yönetiminde lider, seçkin müsteri portföyüne sahip, PTT ödeme sistemi mevcut ve köklü bir geçmise sahip Osmanli Bankasi ile birleserek, bütün bu üstünlükleri bünyesinde bulunduran bir banka haline geldi. Bunun sonucunda Türkiye'nin en büyük özel sektör bankasi haline gelen Garanti, 2002 yilinda, birlesmeden dogan sinerjiyi kullanarak her alandaki pazar payini artirmayi, özellikle de bireysel bankaciliktaki payini yükseltmeyi hedefliyor. Activeline gazetesi'nin,Pamukbank’ta 1990’dan beri yönetim kurulu üyesi ve 1995’ten beri de Genel Müdür olarak görev yapan ve bankacilik mesleginde 35 yilini tamamlayan Sayin Orhan Emirdag ile yaptığı röportajıdır. SORU: Uzun yillar tecrübe kazanmis bir yönetici olarak Türkiye’de bankacilik sektörünün geçmisini, mevcut yapisini ve isleyisini genel hatlariyla degerlendirir misiniz? Bankacilik sektörünün kritik sorunlari ve bu sorunlarin çözümü konusunda önerileriniz nelerdir? Bence esasinda bugünlerde bankaciligin en önemli konusu paragdimalarin degismesi gereken bir asamaya giriyor olmamiz. Yüksek enflasyon ortaminda alinan kararlarin, verimlilik hesaplarinin ve bu verimlilik hesaplarina göre olusturulan bankacilik uygulamalarinin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Ben biraz 1980 öncesi nesilden kalan bir yönetici oldugumdan, daha dogrusu 1980’den önceki dönemi daha çok denetim tarafinda geçiren bir yönetici oldugumdan enflasyonsuz ortami da hatirliyorum. Daha faiz rekabetinin olmadigi, enflasyonun en çok %10’u biraz astigi, ama genellikle tek haneli rakamlarda seyrettigi dönemlerdi. O dönemlerde inceledigimiz bankalarda, sonraki dönemle karsilastirildiginda en çarpici farklilik kar zarar cetvellerinde faiz gelir ve giderlerinin payinin yaklasik %50’ler seviyesinde ya da biraz üzerinde olmasi; yani bankalarin faiz disi giderleri ile faiz disi gelirlerinin kar-zarar rakamlari içinde %40-50’lerde seyretmesiydi. O dönemin kosullarinda hatali yatirim kararlari alanlarin bunun yüklerini tasidiklarini ve bunun kar zararlarina yansidigini, hatta mali bünye sorunlarini olusturdugunu o denemin Bankalar Yeminli Murakibi olarak gözlemlemis olan bir insanim. 1980’den sonraki dönemde yüksek enflasyon esasinda her seyin üstüne bir tül de örttü. Reel faizlerin asiri yüksek oldugu, kümülatif faizlerin %100’ün üstünde seyrettigi, hatta %120-150’lere çikabildigi dönemler gerek faiz gelirlerinin, gerek faiz giderlerinin kar zarar cetvellerindeki nispi önemini çok artirdi. Bu agirliklar %90-95 seviyesine geldi. Dolayisiyla faizde dogru pozisyon alanlar, kaynak toplamada, döviz pozisyonu tutma ve açik pozisyon imkanin yarattigi karlilik olanaklarindan yararlanabilme belirleyici oldu. Faiz gelirleri ve giderleri bankalarin kar-zararlarini çok daha fazla etkilemeye basladi. Bunun dogal bir sonucu olarak da pozisyon almayi bilen, bundan yararlanmayi bilen, fon yöneticisi tipli bankacilar son dönemde ön plana çikti. “Enflasyon tülü” böylece bankacilikta faiz-döviz operasyonlari disindaki alanlara olan ilgiyi büyük ölçüde azaltti. Yine 1980 öncesindeki dönemde bankalar için büyümek ancak sube açmakla mümkündü. Özellikle 1973’ten baslayarak 1980’e kadar olan dönemde bankalarin yogun bir subelesmeye gittiklerini görmekteyiz. O subelerin yatirim kararinin dogru olup olmadigi sonradan çok tartisildi ve bankacilik sistemine getirdikleri yükler uzun yillar tasindi. Türk bankaciliginda, 1980’lerin sonunda ve 1990’larin basinda yüksek enflasyona ragmen bu verimsiz subelerin ayiklandigi bir süreç yasandi; pek çok sube kapatmalari gözlendi. Bunda Türkiye’nin o dönemde disardan oldukça iyi fiyatlarla ve büyük rakamlarla borçlanabilmesi ve içerden borçlanmanin maliyetinin nispeten yüksek kalmasi etkili oldu. Içerden fon toplayan bu subelerinin karliliklarinin istenen düzeyde olmamasi nedeniyle alinan bu kararlar dogru kararlardi. Fakat 1994 sonrasinda Türk bankacilik sisteminin tekrar bir maliyetli yapiya dogru döndügü görüldü. Disardan borçlanma olanaklarinin daralmasiyla beraber yine iç piyasaya dogru bir yönelis oldu. 1994 Krizinin neden oldugu bu dönüsüm, daha önce Türk bankaciliginda bir ölçüde de olsa var olan farklilasmayi ortadan kaldirdi. Daha önce az subeli bankalar grubu vardi ve onlar daha çok ihtisas bankaciligi yapmaya çalisiyorlar, disardan iyi rakamlarla da borçlandiklari için iç piyasadaki fonlara tabi olmak durumunda kalmiyorlardi. Bir de tam tersi sekilde yogunlasan çok subeli bankalar vardi. Iki grup kendine göre bankaciligi farkli usullerle yapiyorlardi ve bir denge olusmustu. 1994 sonrasinda disardan fon bulma olanaklarinin daralmasi az subeli bankalarin da içeriye dönmelerine ve iç fonlara talip olmalarina yol açti. Öncelikle, disardan fonlamanin açigini bir an önce kapatabilmek için faizleri yükselterek daha sonra da sube açarak rekabet yapma yolunu tercih eden bu bankalar dolayisiyla tekrar bir subelesme görüldü. Ancak unutmamak gerekir ki bir bankanin kulvar degistirmesi çok da kolay degildir. Eskiden kendilerine göre bir kulvarda giden orada basarili olan bu bankalar arasindan -hepsi degil ama bir kismi- bu kez büyümeye büyük banka olamaya soyundular. Bu arada bireysel bankaciligin da moda olmasiyla bu trend hizlandi. Zira “bireysel bankacilik için müsteriye yaklasmak, bunun için ise subelesmek lazim” gibi bir mantik yürütmenin sonucu olarak böyle bir genel politika ortaya çikti. Ama bir bankanin sube adedi bir yilda elliden yüze ya da yetmisten yüz otuza, yüz kirka çikiyorsa ben bunu riskli bulurum. Burada ortaya çikan iki risk olabilir. Birincisi, biraz da prestij unsuru olarak görülen pahali dekorasyonlu subelerin getirdigi maliyet yükünün dönemin yüksek enflasyon ve yüksek reel faiz kosullari sebebiyle gerçekçi biçimde hesaplanmamis olmasi; ikincisi buralara eleman bulmak için bu kez bankacilik sistemin tümünü etkileyen sonuçlari olan bir transfer politikasi izlenerek çok yüksek ücretlerle eleman transfer edilmesidir. Öte yandan, yine bu bankalarin iç pazara girmeleriyle bankacilik hizmet ve komisyonlarinda olusan ve bana göre normal sinirlari asan bir asagi baski rekabeti de dogdu. Özellikle teminat mektubu komisyonlarinin bu alana yeni giren bazi bankalar dolayisiyla anormal ölçüde düstügü gözlendi. Bankaciliga basladigim yillarda, kredi faizlerinin %10-11 oldugu dönemlerde teminat mektubu komisyonlari azami %4 olarak belirlenir ama fiiliyatta %2 olarak uygulanirdi. Simdi ise özellikle ihale teminat mektuplarinda bindelerin, on bindelerin konusuldugu bir döneme gelindi. Oysa, teminat mektubu komisyonunu sigorta primi olarak görsek, bu primle hiçbir sigortaci bu teminat mektuplarini sigorta etmek istemez. Sonuç olarak bir taraftan hizli subelesme ve yüksek ücret politikasi sebebiyle faiz disi giderlerin arttigi, diger yandan da komisyonlar örneginde belirttigim gibi gelirlerin azaldigi bir rekabet ortami dogdu. Burada tehlikeli olan, asiri yüksek reel faizler dolayisiyla faiz disi gelir-gider yapisindaki ciddi bozulmanin hissedilmemesidir. Yani sanildiginin aksine yüksek reel faizlerden en fazla zarar görenlerin basinda bankacilik sektörü gelmektedir. Bu dönemde bankacilik sisteminin büyük ölçüdeki karliliginda zorlanan açik pozisyonlar ve zorlanan açik pozisyonunun karsiliginda plasman yerine kamu kagidi alma seklinde isleyen sistemin etkili oldugu bir sir degil. Bu isleyis giderek bankaciligin asli faaliyetlerinin yerine geçti Yalniz burada sirasi gelmisken kamuoyunda zaman zaman rastladigimiz önemli bir yanlisi düzeltmek isterim: Bankalarin TL mevduat toplayip onunla kagit aldiklari ve oturduklari yerlerde büyük paralar kazandiklari seklinde bir kanaat var ki bu yanlis. Bankalarin TL. mevduat maliyetleri ile kamu kagidi getirisi arasinda tam tersine negatif bir fark var. Dolayisiyla bu dönemin kosullarinda kamu kagidi faizlerinin yüksekligi döviz pozisyonu açan ya da öz kaynaklari güçlü olan bazi bankalar için belki yüksek bir karlilik orani yaratti ama öz kaynaklari çok güçlü olmayan bir kisim bankalar yüksek reel faizlerden oldukça önemli ölçüde olumsuz etkilendiler Burada tabii ki kamu bankalarinin da yüksek reel faiz ödüyor olmalarinin büyük etkisi vardi. Yani sadece Hazinenin devlet iç borçlanma senetleri yoluyla yaptigi borçlanma degil, kamu bankalarin kamunun ihtiyacini karsilamak için yüksek reel faiz ödemeleri de bu isleyiste etkili olmustur. Tabii burada kamu bankalarini suçlamak dogru degil, onlar da kendilerine verilen görevleri yerine getirmek için bu yola gitmislerdir. Yüksek reel faizlerin bankacilik üzerindeki bir diger olumsuz etkisi de TL mevduat kaynaginin pahalilasmasina ve bu kaynaklarla yapilan plasmanlarin ya karlilik problemlerine ya da geri dönüs problemlerinin yasamasina neden olmasidir. 1998 yilinda hem dis ekonomide yasanan krizler hem de iç piyasalardaki durgunlugun da etkisiyle bu geri dönüs problemleri had safhaya çikmis ve bazi bankalar için tehlikeli boyutlara varan bir tahsili gecikmis alacaklar yükü ile bu zamana kadar gelinmistir. Simdi yeni bir döneme giriyoruz. 2000 yili ümit verici bir dönem. Bugün bence bankacilik sektörüne simdiye kadar yaptigimiz degerlendirmenin çok farkli sekilde yapilmasini gerektiren bir ortami yarattigini fark etmek ve yeni döneme uygun yeni stratejileri belirlemek büyük önem tasiyor. Bir kere kamu kagidindan ve açik pozisyondan büyük karlar elde etmis olan bazi bankalarin eski karlari elde edemeyecegini görebiliyoruz. Bu yil için izlenen kur politikalari ve bu faiz oranlari ile eskisi kadar olmamakla beraber açik pozisyonda hala bir kar marji var ama hele hele 2001 yili ve daha uzun vade düsünülecek olursa bu isleyisten para kazanma imkani kalmayacak. Dolayisi ile bankacilik asli fonksiyonlarina dogru dönecektir. Karlilik temel bankacilik faaliyetlerinden saglanacak, bunun için de gerçek krediler, bankacilik hizmet ve ürünlerinde kalite ve özellikle de bireysel bankacilik ön plana çikacak. Bankacilik sektörü nasil etkilenecek dendiginde farkli kulvardaki bankalarin farkli sekilde etkilenecekleri kanaatindeyim. Eskiden çok fazla kar etmis bankalar ayni ölçüde kar etmeyecekler, daha makul karlara ve dünya standartlarinda kabul edilebilir kar oranlarina inecekler. Buna mukabil, yüksek reel faizlerden olumsuz etkilenen bazi bankalarin da durumu bence iyilesecek ve olumsuzluk bir ölçüde ortadan kalkacak. Bir baska deyisle sektöre denge gelecek. Faizlerin kar zarar cetveli üzerindeki belirleyici etkisinin azalmasi maliyet kavramini öne çikaracak ve faiz disi giderlerin faiz disi gelirlerle karsilanabilmesi kritik bir önem kazanacak. SORU: Makroekonomik kosullardaki son gelismelerle birlikte bankalarin farkli bir fiyatlandirma stratejisi izlemeye baslamak zorunda olduklari yorumlarina katiliyor musunuz? Bu gelismeler Türkiye’de bireysel bankaciligi nasil etkileyecek? Siz Pamukbank olarak ne gibi hazirliklar yapiyorsunuz? Geçmiste özellikle bankacilik hizmetlerinde çok büyük komisyon indirimleri yapildi. Söz konusu indirimler bazen hesapsizca yapilsa da temelde dayandiklari nokta, vadesiz mevduatin bankaya getirisinin yüksek olmasiydi. Dolayisiyla belirli ortalama saglayan müsterilere bedava hizmet sunulmasi ya da belirli islemlerin mevduatin belirli süre bankada kalmasi karsiliginda yapilmasi mümkündü. Örnegin biz; paranin yedi gün bizde kalmasi karsiliginda Türksel tahsilatini bedava yapiyoruz. Vergi tahsilatinin yapilmasina aracilik eden bankalardan biriyiz. Orada da yaptigimiz anlasma üç gündür, yani üç gün sonra parayi devrediyoruz. Keza maas ödemelerinde de ayin on besinde yaptigimiz kamu maasi ödemelerini biz iki is günü önce aliyoruz. Bu sistem henüz degismedi ama mutlaka degismeli ya da alternatif tahsilat yöntemlerinin gündeme gelmesi söz konusu olmali. Biz kasadan tahsilat yerine bu kez baska tahsilat yöntemlerini degerlendirmeye çalisiyoruz. Esasinda Türk bankacilik sistemindeki bankalarin bir kismi -ki biz de bunlardan biriyiz- alternatif dagitim kanallari stratejileriyle enflasyonsuz bir dönemde bankacilik hizmetlerinde maliyet düsürme hazirligi içinde oldu. Internet bankaciligi, call center, canli telefon bankaciligi uygulamalari, sube bankaciliginin nispeten daha maliyetli olmasi sebebiyle bugün de yararlanilan kanallardir ama daha çok gelecege yönelik uygulamalardir ve daha çok önem kazanacaklardir. Bundan sonra herkes maliyet tarafini çok iyi ölçmek ve maliyetlerini indirmek zorunda. Aksi taktirde 1980 öncesinde bazi bankalarda oldugu gibi indirect giderlerin payinin %50 yaklastigini görecegiz ki bu normal bir yapi degil. Pamukbank olarak biz, sube genel degerlendirme raporlarimizda son dönemde faiz disi gelirlerin faiz disi giderleri karsilama orani diye bir orani sürekli inceliyoruz ve bunun trendini takip ediyoruz. %50’lere yaklasan indirect giderlerle karliligi sürdürebilmek onun karsiliginin faiz disi gelirlerle saglanabilmesine bagli. Bunlarin ikisinin birden gerçeklesebilmesi ise kolay degil. Bir taraftan faiz disi gelirleri artirmamiz lazim ama rekabet edebilmek için de bankacilik islemlerinde baskalarindan daha pahali tarife uygulayarak artirma yoluna gidemezsiniz. O zaman bunun gider tarafini da azaltmak ve etkin hale gelmek lazim. Etkin hale gelmenin yöntemleri sube is akislarinin gözden geçirilmesi, bir takim islemlerin merkezilestirilmesi ve dagitim kanallarinin gelistirilmesidir. Öte yandan konunu bir de müsterilerle ilgili yönü var. Ürünleri tek tek ele alirsak, yani havale tarifem budur teminat mektubu tarifem budur diyerek farkli tarifeleri herkese uygulayip her bir üründen kar etmeyi hedeflerseniz rekabet ortaminda müsterilerle çok genis bir alanda çalismaniz imkani yoktur. Ürün karliligini esas alarak fiyatlandirma yaptiginiz zaman müsteri de sizin ucuz yaptiginiz hizmeti size yaptirmak bir baskasinin ucuz yaptigi hizmeti de oradan almak yoluna gidebilir. Bu bakimdan bir kavram degisikligi yapmak ve ürün karliligindan müsteri karliligina dogru gitmek gerekiyor. Toplam müsteri karliligi size pozitif sonuç veriyorsa o müsteriyle çalismaniz gerekiyor. Bu durumda müsteri ile olan iliskilerinizde bazi ürünlerde zarar etmeyi göze alabilirsiniz ama bazi ürünlerden çok daha fazla kar ediyorsunuzdur. Bu da bilgi islem alt yapisi bakiminda saglam bir veri tabanina sahip olmanizla, veri ambari projeleri denilen yönetim bilgi sistemleri sayesinde mümkün. Pamukbank olarak bu noktaya geldik Ürün karliligi, müsteri karliligi, her bir müsteri iliskileri yöneticisinin sorumlu oldugu müsteriler toplulugunun karliligi ve giderek sube, merkez ve banka karliligina dönüsen bir agaci olusturmaya çalisiyoruz. Bunu herkes yapmak zorunda yoksa bir bankanin tek basina basarmasi yeterli degil. Zira siz; “bütün faktörleri iyi hesapladim dolayisiyla benim tarifem budur.” dediginizde öbür tarafta da bir diger banka bu yönde bir çalismasi olmadan çala kalem yaptigi hesaplara dayanarak sizin fiyatinizin yarisina, bir digeri de üçte birine yapiyorsa, siz sapkanizi önünüze koyup kisa vade uzun vade hesaplari yapmak zorunda kalacaksiniz. SORU: Bu durum bankaciligin piyasa yapisindan mi kaynaklaniyor sizce? Onun da etkisi var ama daha önemlisi bankalarin teknoloji seviyelerinin esit olmamasi. Bankalarin esit teknolojik seviyeye ve esit mantaliteye gelmeleri çok önemli. Yani hem herkesin de homo economicus olmasi, kendi yararini rasyonel biçimde görebilir olmasi hem de teknolojik olarak bu menfaati hesaplayabilir ve ölçebilir durumda olmasi lazim. Bunu sagladiktan sonra da elbette ki herkesin pazar politikalari ve yöntemleri farkli olacaktir ama herkesin o sofistikasyona gelmesi bence benim gelmem kadar da önemli. Aksi halde sinama yanilma yöntemiyle ve dolayisiyla da çok agir maliyetlerle bazi seyleri ögreniyoruz. Her türlü maliyet indirme tedbirinizi almis olarak buldugunuz tarife yüz birimlik fiyati gerektiriyorken rakibiniz o tedbirleri bile almadan elli birim fiyata ayni hizmeti sundugu zaman müsteri dogal olarak ona gidecektir. O zaman siz bunu göze almali miyiz almamali miyiz tercihini bir daha düsüneceksiniz. Iki asama sonra o banka da bu fiyatlarla o islemlerden veya toplamda zarar ettigini görüp düzeltecektir ama o zamana kadar hem kendisi hem de dissallik dolayisiyla siz etkilenmis olacaksiniz. Dolayisiyla bizim hep beraber yeni bir döneme yeni bir bakis açisiyla bakma mecburiyetimiz var. SORU: Bankacilik sektörü bu ortak sorunlara ortak çözüm arama yoluna gidiyor mu? Bankacilik sektörünün yasal mesleki örgütü olan Bankalar Birligi’ne bu konu ile ilgili olarak ne gibi sorumluluklar düsüyor? Bu konu Bankalar Birligi’nde tartisiliyor. Bankalar Birligi’nin bu konuda bazi çalismalari oldu. Düsen enflasyon ortaminda bankacilik, ürün ve hizmetlerin fiyatlandirilmasi, maliyet indirme yolundaki tedbirler gibi. Bugün bankalarin maliyetlerini nasil daha asagiya indirebileceklerinin tartisilmasi büyük önem tasiyor. Konuyu iki maddede incelemek mümkün. Birinci yönü; tek tek her bir bankanin maliyetlerini asagiya indirmek için alacagi önlemler olusturuyor. Bunlar; banka içinde verimlilik artislari, daha etkin teknoloji kullanimi ve bunun ötesinde de bazi islemlerin merkezilestirilmesi ve hatta outsource edilmesi -yani nerede daha ucuza yapilabiliyorsa oraya götürülmesi- olarak siralanabilir. Hatta daha öteye götürüldügünde; Bati dünyasinda örneklerini gördügümüz Transaction Bank olarak çalisan, yani herkese ortak hizmet veren banka subeleri modeli söz konusu edilebilir. Dünyadaki ileri bankacilik uygulamalari incelendiginde ölçek ekonomilerinin sagladigi avantajlardan faydalanmaya yönelen çok degisik çalismalar var. Bu örnekler bizim için belli ölçüde uzak görünse bile Türk bankaciliginin çok daha yakin baska verimsizlikleri var. Bugün üye isyerlerine gittigimizde her bankanin bes alti tane POS’inin olmasini ben ciddi bir verimsizlik örnegi olarak görüyorum. Bankacilik sisteminin bu alanda ve bu seklide komisyon rekabeti yapmasinin çok anlamli olmadigini düsünüyorum. Baska ülkelerde böyle anlamsiz sey yok. Bir baska örnek ATM sistemleri olabilir. Biz ATM sistemlerini olustururken paylasimi düsünmedik. Hiç kimseye güvenmedigimiz için teknoloji kullaniminda da Amerika’yi yeniden kesfederek her birimiz kendi sistemimizi kendimiz uzun uzun gelistirdik, ayri ayri pazarliklar ettik. Sonunda da ATM’leri yan yana dizdik. Korkarim Türkiye bir ATM ve bir POS mezarligi haline geliyor, bu da yillarini bu sektöre vermis bir yönetici olarak beni üzüyor. Ikinci yönü bu kez ücret ve komisyon uygulamalarinda en azindan bir takim ortak tarifelerin, daha dogrusu ilkelerin belirlenmesidir. Belki Bankalar Birligi olarak ortak tarifeye girmek sakincali olabilir ama buna mukabil, müsteri verimliligi bazinda indirim yapilabilecek bir yapinin olusturulmasi ve gereken esnekliklerin saglanmasi sartiyla tarifelerle ilgili genel çerçeveyi belirleyen ilkeler olusturulabilir ve bence bu gereklidir. Bence bugün, özellikle bireysel bankacilikta müsteriye Bati standartlarinda hizmet sunuyoruz. Sektör olarak teknolojiye çok büyük yatirimlar yaptik. Ama bu yaptigimiz yatirimlara karsilik, sundugumuz hizmetlerde hemen hemen hiçbir ücretin alinmadigini görüyoruz. Bir örnekle konuyu açmaya çalisayim: Bankalar genellikle banko ile karsilastirildiginda ATM’lerin daha düsük maliyetli bir alternatif dagitim kanali oldugunu düsünürler. Sube açiksa içerdeki bankoya gelmek yerine subenin açik oldugu saatte ATM’den bir islem yapilmasi para çekilmesi tercih edilen bir sey. Ama subenin kapali oldugu saatlerde de biz 24 saat bankacilik sunuyoruz. Hatta Istanbul’da hesabi olan birisi Bodruma gidiyor. Gece saat üçte Bodrumda parasi bittiginde ATM’den gidip gayet rahatlikla para çekiyor ve yine hiçbir ücret ödemiyor. Oysa Batida birçok banka kendi subesi hariç ATM islemlerinden de ücret alabiliyor. Tabii bu ücret herkesten alinir demek de yanlis, mevduat ortalamasina ve müsteri karliligina bakilmaksizin ücret alinmiyor. Vadesiz tasarruf mevduatinda belirli ortalamasi olan kisinin elbette ki belirli mesafelere kadar ATM’lerde yapacagi islemler ileride de ücretsiz olabilir. Ama en düsük mevduat müsterisi ile en yüksek mevduat müsterisine ayni hizmeti en uzak mekanlarda ücret almadan ayni sartlarla sunmak yanlis. Dedigim gibi müsteri verimliligi konusunda bulunan uluslar arasi standartlar böyle Biz de bu uygulamaya uyum saglamak zorundayiz. Bu bakimdan, bu ortak bilincin saglanmasina yönelik olarak Bankalar Birligi’ne büyük görev düsüyor. SORU: Uluslararasi bankacilikta, bir süredir hizli bir birlesme süreci yasaniyor. Üniversal bankacilik anlayisinda ve finansal hipermarket yapisinda faaliyet gösteren devler doguyor. Türkiye’nin AB ile her alanda entegrasyon arayislarinda oldugu bu dönemde Türk Bankaciligi’nin bu trendden nasil etkilenecegini düsünüyorsunuz? Dünyadaki uygulamalara baktigimizda birlesmelerden çok önce operasyonel islemlerin outsource edilmesi ya da ayni gruba mensup bankalar arasinda ortak operasyon merkezleri kurulmasi seklinde bir trend göze çarpiyor. Biz de operasyonel verimliligi artirmaya yönelik çalismalarimizda üç konu belirledik. Birincisi; banka içinde basit düzeltmelerle, is akislarinda hizli kazanimlar saglamaya yönelik önlemler, ikincisi ileri teknoloji kullanimi, üçüncüsü de merkezilestirilmis operasyon. Merkezilestirilmis operasyon süreci; sizin kurum bünyesinde daginik operasyon merkezleri kurmanizdan baslayan ve giderek bütün operasyonlarinizi tek bir merkezde toplamaya giden, daha da ötesinde bunu gelistirerek sadece sizin yararlanacaginiz degil disariya da hizmet verebilecek bir operasyon merkezi haline getiren bir seyir izliyor. Bizim bu yöndeki çalismalarimiz sürerken bir taraftan da grup içinde Yapi Kredi Bankasi’nin da operasyon merkezi anlaminda büyük bir yatirimi vardi. Simdi benzer gruplardan Dogus grubunun da üç bankanin operasyonlarinin merkezilestirilmesi ve böylece verimliliginin artirilmasi gibi çalismalari var. Bu zor bir çalisma. “Neleri ortak yapabiliriz? Nerelerde onlarin var olan yatiriminin içinde ilave bir yatirima gerek olmadan kurulu sistemden yararlanma imkani vardir? Neleri bizim ayri yapmamiz gerekir?” gibi sorulara cevap bulunmasi icap eder. Su anda tam degerlendirme asamasindayiz. SORU: Bu çalismalar ilerideki muhtemel bir birlesmenin isareti midir? Hayir onu öyle görmemek lazim. Sürdürülen, operasyonel verimlilik açisindan Batida da çok önceden yapilmis örneklere benzer bir çalismadir. Banka birlesmeleri daha farkli bir kavram. Banka birlesmeleri dünyada operasyonel verimlilikten daha çok rekabet gücünü arttirmaya yönelik olarak gündeme gelen bir konu. Bankacilik bilindigi gibi oligopol piyasa özellikleri tasir. Böyle piyasalarda agirlik sahibi olan fiyat belirleyici hale gelir, rekabet gücü artar. Baktiginizda dünya siralamasini degistirecek ölçekte banka birlesmeleri oluyor. Bu süreçte yine piyasanin özelliklerinden dolayi rakiplerinizi izleme mecburiyeti var. Rakipleriniz birlesip dengeyi ve siralamayi sizin aleyhinize bozarsa siz de büyümek için birlesme yoluna gidersiniz. Nitekim dünyada da böyle luyor. Yalniz bunu yaparken verimlilik ya da etkinlik açisindan da uygun mixlerin yakalandigi haller var. Örnegin; National ile Bank of Amerika birlesmesi böyledir. Bank Of Amerika A.B.D.’nin bati bölgelerinde bayagi önemli yeri olan bir bankaydi. National ise son yillardaki birlesmelerde dogunun bayagi büyük bankalarindan biri oldu. Ikisi birlestigi zaman hem Amerika’daki eyalet sistemi çerçevesinde etkinligi artiran hem de büyüklük olarak dünyanin büyük bankalarindan biri olan bir kurum ortaya çikti. Isterseniz buna cografi etkinlik de diyebiliriz. Diger yol bankaciligin farkli alanlarinda ihtisaslasmis olan bankalarin birlesmesiyle çok daha genis bir faaliyet alanini kapsayan ve bütün alanlarda basarili olan ünitelerin olusturulmasi var. Universal bankaciligin giderek önem kazandigi yasadigimiz dönemde, bu, bazi banka birlesmeleri için etkili olan bir yol. Hatta bu günlerde çok daha degisik kombinasyonlar da olabiliyor. Enteresan bir örnek, Ispanya’da Banesco ile Telefonika’nin, yani bir telefon sirketi ile bir bankanin birlesmesi. Ileride Turkcell ile YKB veya Pamukbank birlesir mi? Ortaya ne gibi bir sey çikar? Bugün Türkiye henüz bu ufuk açikligina sahip degil Hatta yapi olarak da mevzuat açisindan da bu tür birlesmelere imkan veren bir ortam yok. Ama dünya son derece hizli degisiyor. Bugün bireysel bankacilik, elektronik ticaret, telekomünikasyon, perakendecilik yan yana geldiginde farkli bir bankacilik türünü dogurabilir. Bütün alanlarin ve kurumlarin sekil degistirerek birbirine yaklastigini görüyoruz. Ileride böyle bir birlesme muhtemelen olacaktir. Bazi birlesmeleri bugün için hayal etmek bile kolay gelmeyebilir ama ileride bunlar yasanacaktir. Türkiye’de banka birlesmelerini zorlastiran faktörler var. Cografi olarak hepimiz Istanbul’da toplandik. Izmir’de ihtisaslasmis bir banka ile, örnegin eskinin Egebank’i orda iken Istanbul’un bir bankasinin birlesmesi cografi açidan anlamli olurdu. Ama Yasarbank da Egebank da artik birer Istanbul bankasi oldular. Sube sebekelerimiz de birbirine benziyor, çok farkli degil. Ihtisas bankaciligi da hemen hemen kalmadi gibi bir sey. Onun için Batili anlamda bu tür sinerjiyi artiracak birlesmeler pek kolay degil. Ikincisi banka lisansinin bir degeri var. Oysa iki bankayi yan yana getirdiginizde, birlestirdiginizde o lisans degerini yok ediyorsunuz. Iki bankanin subelerinin bir kismi da paralellikten dolayi kapatilacak hale geliyorsa bir arti birin üç degil hatta iki bile etmedigi, bir buçukta kaldigi bir durumla karsilasiyorsunuz. Bundan dolayi bugün için sektör içi birlesmeler açisindan çok elverisli bir ortamin var olmadigi kanaatindeyim. Ama öte yandan, Türk bankaciliginin toplam aktif toplami dünya standartlarinda oldukça küçük. Dolayisiyla, iç birlesmeler için uygun ortam olmamakla birlikte disarida ki bazi yabanci bankalarla birlesmek ya da ortak almak gibi yöntemlerle disariya açilmayi da mümkün kilacak tarzda birlesmelerin olabilecegini düsünüyorum. Bizim grubumuz konusuna dönecek olursak, operasyonel isbirligi giderek YKB ile Pamukbank’i yavas yavas birlesme noktasina getirir mi? Bunlar stratejik kararlardir. YKB ile Pamukbank yan yana geldiginde Türkiye’nin en büyük bankasini olusturabiliyor. Ama bugün için böyle bir durum söz konusu degil zira çok mantikli degil. Ilerde bes sene sonra olur mu? O zamanin kosullarinda bakmak lazim. Belki de bes sene sonra bu isin içine bir de diger telekomünikasyon sirketleri ve diger kuruluslar dahi girebilecek noktaya gelinebilir. SORU: Pamukbank; internet bankaciligi konusunda Türkiye’nin öncüleri arasinda, kredi kartlarinda ikinci sirada, diyalog en büyük call center ünvanini kazandi. Bankanin yönünün bireysel bankaciliga dogru oldugu açikça görülüyor. Bu tercihin altinda yatan nedir? Gelecegin bankaciligi projesinde bireysel bankacilik alanina yönelik özel bir çalisma yaptik. Bu çalismanin gösterdigi sonuçlardan biri, Pamukbank olarak bizim, mevcut durumda bireysel bankaciligi yeterince iyi yaptigimiz. Türkiye’de düsen enflasyon bireysel bankaciligi daha karli hale getirecek. Geçmiste bankacilik sistemi için bireysel bankacilik öyle iddia edildigi kadar çok karli degildi. Özellikle üye is yeri karliligi hiç yoktu Türkiye’de kredi kartlarinda kredi karti kullanicisi kredi kullanirsa kar etmek mümkündü. Bati ile karsilastirildiginda Ticari kredilerle bireysel kredilerin karliligi arasinda batida yakalanan marjlar yoktu. Gerçi Batida da rekabet artti ama ticari kredilerin faizlerinin tek haneli rakamlarda oldugu ülkelerde bireysel kredi faizlerinin ya da kredi kartinin kredilendirilmesinden olusan faizin %20’ler ya da biraz üzerinde yani oldugunu görüyor idik. Rekabetin etkisiyle bu marj daralmakla beraber kurumsal ve ticari bankacilikla bireysel bankaciligin islemleri arasinda faiz orani bakimindan yine de epey bir fark var. Tabii ki bu farkin tümü kar degil, bireysel bankaciligin banka açisindan islem maliyetlerinin daha yüksek oldugunu yani maliyetlerinin farkli oldugunu da dikkate almamiz lazim. Türkiye’de böyle bir karlilik avantaji olmamasina karsin faaliyet alanlari arasindaki dagilimlar ve yatirimlar, daha çok gelecege yönelik olarak planlandi. Zira ileride bireysel bankaciligin ve perakendeci bankacilik iliskilerinin öneminin artacagi, bununla beraber teknoloji kullaniminin da agirlik kazanacagi gözüküyor. Bugün herkes o alana giriyor. Rekabetin avantaji orda gözüküyor. Fakat biz Pamukbank olarak biraz farkli bir yerdeyiz. Biz besinci büyük özel bankayiz ama bireysel bankacilikta ilk üçte olduk. Ama durmak mümkün degil. Bir taraftan yeni ürünler bir taraftan da teknoloji destegiyle bireysel bankacilik alaninda da ilerlemek durumundayiz. Biz herkesin bireysel bankaciliga daha az yöneldigi dönemlerde bireysel bankaciligi daha iyi yaptigimizi düsünüyoruz. Su anda öncelikli hedefimiz bu yönelimimizi birakmamak, dolayisiyla bulundugumuz yeri koruyarak farkli alanlara girmek seklinde. Bu arada subelerimizin kalabaliginin yol açtigi sorunlarin çözümü için düsündügümüz yöntemler arasinda, bu subeleri verimlilik açisindan ölçerek gerekirse tahsilat islemlerini tahsilat merkezlerine kaydirmak da var. Bunun yani sira uydu sube uygulamasina ve alternatif dagitim kanallarina agirlik verecegiz. SORU- Sizce önümüzdeki dönemde (kisa vadede ve uzun vadede) bankacilikta rekabetçi üstünlügü belirleyecek en önemli faktörler neler olabilir? Pamukbank’a mevcut durumda rekabet avantaji saglayan alanlar nelerdir? Pamukbank bu çerçevede sahip oldugu rekabetçi avantaji sürdürebilmek ve yeni üstünlük alanlari saglamak için neler yapmayi planliyor? Iki yildir McKinsey ile gelecegin bankaciligi projesi adi altinda bir çalisma yürütüyoruz. Bu bir anlamda 2000’li yillarin bankaciligina hazirlikti ama bir anlamda da düsen enflasyona hazirlik çalismasiydi. Bu çalismanin dört ayagi var. Daha etkin ve müsteri odakli bir organizasyon yapisi birinci ayagi. Bu müsteri segmentasyonuna dayaniyor ve farkli yerlerde farkli subelerle farkli müsteri tiplerine hitap etmeyi öngörüyor. Kurumsal bankacilik alaninda “ilk bin” dedigimiz firmalara bes adet olarak planladigimiz ve kurumsal bankacilik merkezleri dedigimiz Türkiye’deki ünitelerden hizmet sunacagiz. Oradaki ürün çesitlenmesi, müsteriye yaklasimlar, pazarlama stratejileri ve performans kriterleriyle diger pazarlama elemanlarinin standartlari biraz farkli olacak. Bunun bir altinda ise ilk binden sonra gelen, yaklasik 250 bin dolarin üstünde kredi kullanabilecek durumda gördügümüz genis müsteri topluluguna yönelik alana ise ticari bankacilik diyoruz. Bu kesime de 30 civarinda ticari bankacilik merkezimizden hizmet sunmayi planliyoruz. Bunlar subenin üstündeki biraz daha genis bir alanda kurulacak. Operasyon subede kalirken yukarisi daha çok pazarlama agirlikli olacak. Ticari bankacilik merkezlerinin ayri bir yöneticinin sorumlulugu altinda örgütlenmesi ve pazara çok etkin girmesi planlaniyor. Farkli stratejik alanlarin farkli genel müdür yardimcilarina bagli olmasi dogrudan sorumluluk mantigini getiriyor ve performans ölçümü de ona dayaniyor. Biz bireysel bankaciligi da; bir gerçek bireylerle ilgili yapilan bankacilik, ikincisi girisimci bankacilik dedigimiz küçük ve orta boy isletmelere yönelik olan bankacilik olarak ele aliyoruz. Bu ikinci grup, bizim eskiden sube yetkisindeki veya bölge yetkisindeki kredi dedigimiz kredinin mantigi içinde, biraz daha farkli ürün paketleriyle, biraz daha sistem destekli, daha yaygin ve eskiye göre çok daha hizli cevap verebilecek ama bu arada standardi artiran, risk ölçümünü daha iyi yapan ve merkezilestiren bir yapida olacak. Bir de özel bankacilik dedigimiz daha üst gelir grubuna sundugumuz özel ürünlerin ve hizmetlerin yürütüldügü merkezlerimiz var. Bu ikinci ayagin en önemli noktasi etkin performans ölçümü dedigimiz ve içinde ürün karliligi, müsteri karliligi, müsteri iliskileri yöneticisi karliligi, sube karliligi gibi bilesenlerin bulundugu yeni ölçme ve degerlendirme metodolojisi. Üçüncü ayak ise kredi süreçlerinin yeniden degerlendirilmesi ve risk yönetiminin farkli bir bakis açisindan yürütülmesi. Biz bunu kredilendirmede risk yönetimi olarak planlamistik. En tepede makroekonomik gelismeler, sektör gelismeleri, sektörden asagi inildigi zaman firmalarimizdaki muhtemel gelismeler ve bunun firma düzeyindeki raporlarla standart hale getirilmesi bu sürecin asamalari. Bu ayni zamanda son günlerin öncelikli gündem konusu. Dünyada risk yönetim merkezleri kavrami var. Risk yönetimi sadece kredi riski degil diger riskleri de ayri ayri ve kredi riskine olan etkileri itibariyla toplulastirilmis olarak ölçmek ve buna uygun yönetim stratejilerini belirlemeyi içeriyor. Batidaki Chief Credit Officer kavramina paralel olarak yöneticimiz kredi politikalarini belirlemek, yönlendirmek ve yönetmekten sorumlu olacak. Diger birimler bu politakalara göre kredi verecekler. Bu sistem gelismeleri yakindan izleyen, olusan ve degisen riskleri ölçen ve buna göre de yeniden degerlendirerek gereken kararlari zamaninda alan bir yapiyi ortaya çikarmayi planliyor. Projemizin dördüncü ayagi operasyonel verimlilik. Operasyonel verimliligin temeli “düsen enflasyonda gelir-maliyet dengelerini yeniden olusturmak banka karliligi için en önemli unsur haline gelecek, biz bunu bir an önce yapmaliyiz” mantigina dayaniyor. Aslinda kurumsal ve ticari bankacilik dedigimiz merkezlerde yürütecegimiz bankaciligi da simdiye kadar gayet basarili bir sekilde yapiyorduk. Ama bu yeniden yapilanma ile bugünkünden daha iyi yapacagimizi görüyoruz. Gelecegin bankaciligi projesinin pilot çalismalari bes yerde; bir kurumsal merkez, bir ticari merkez, üç girisimci merkezi olarak Kasimdan beri yapiliyor. Hazirliklari tamamlanarak faaliyete geçen bu merkezlerin yani sira digerlerinin de yil ortasina kadar devreye girmesi planlaniyor. Önemli bir diger rekabet avantaji alanimiz da grup sinerjisi olarak görülüyor. Bu açidan baktiginizda yilin ortasina dogru gerçeklestirmeyi planladigimiz Turkcell halka arzi ile çok ciddi bir sermaye artirimimiz olacak. Bizim portföyümüzden de saglanacak bu halka arz sonucunda hem bizim hem de grubun nakit olanaklarinin çok büyük rakamlara gelecegi gözüküyor. Böylelikle biz yilin ortasindan sonra Türkiye’de ciddi bir ataga kalkacagiz ve piyasada ses getirecegiz. SORU: Yeni ek vergiler ve Gelir Vergisi Kanununun 279. Maddesiyle saglanan erteleme avantajinin kaldirilmasi çok tartisildi. Bazi kesimler bu yasayi, “hukukun ihlali, tasarruf sahibinin ve dürüst isletmelerin cezalandirilmasi, hatta gizli iç borç konsolidasyonu” olarak degerlendirip kiyasiya elestirirken bazi kesimler ise “Türkiye’nin kroniklesen ekonomik sorunlari için bir çikis, asiri yükselen reel faizleri makul bir seviyeye çekecek bir stabilizasyon araci, hükümetin 2000 yili programina bagli kalacaginin bir göstergesi” olarak degerlendiriyor. Siz, hem kamu kesiminde hem de özel kesimde deneyim sahibi bir yönetici olarak konuyu her iki yönden de görebilecek bir durumdasiniz. Degerlendirmeleriniz nelerdir? Bilindigi üzere, 279. madde ile ilgili sorun, yillardan beri tartisilan bir düzenlemenin sona erdirilmesinden kaynaklaniyor. Esas itibariyle, bankalarin portföylerindeki kamu kagitlarinin artmasiyla bunlardan dogan vergileri sürekli erteledigi, bu ertelemenin, biraz da kamu finansman politikalari sebebiyle uzun yillar tasindigini biliyoruz. Burada bir gerçegi söylemem lazim: Bu enflasyon içinde yasamanin da dogal bir sonucu idi. Çünkü yüksek enflasyon ve yüksek reel faizler bankacilik sisteminin dolar bazinda hizla büyümesine yol açti. Hizli büyüyen bir bankacilik sistemi bu büyüme içinde %8 sermaye yeterliligi rasyosunu tutturmak için ya her sene sürekli nakit koymak zorunda -ki Türkiye deki sermaye yapisi çerçevesinde çok da kolay degil- ya da dagitiliyor görülse de karlarin hemen hemen hepsini tekrar sermayeye koymak zorunda. Hiçbir sey olmasa, enflasyon kadar büyüseniz ve kariniz enflasyon kadar artsa, siz onun yarisini vergi olarak veriyor iseniz, o rakamin yarisi kadar sermayenize de eklemek, dolayisiyla her sene patrondan yeni sermaye ilavesi istemek durumundasiniz. Enflasyonsuz ülkelerde böyle bir sorun yok. Enflasyon isletmelerde isletme sermayesini nasil eritiyorsa burada da böyle bir durum ortaya çikiyor. Bunun yolu esasinda kar ama kar da vergi avantajini engelleyince 279. Madde çerçevesinde böyle bir erteleme sistemi olusturularak sorun da sürekli olarak ertelenmis oldu. Bence Türkiye’de enflasyon olmasa idi 279 gibi bir kalkana ihtiyaç da olmazdi. 279 ile saglanan vergi avantajinin kaldirilmasi Allah’tan iyi bir döneme denk geldi. Enflasyonun düsüs trendinde olmadigi bir dönemde 279 ile ilgili avantajin kaldirilmasi gündeme gelse idi bu kez yillardan beri biriken bu vergi ödeme ile ilgili yükümlülükler yerine getirildiginde ciddi bir sikisma, daralma ve büyük miktarlara varan ek sermaye ihtiyaçlari gündeme gelecekti. Tabii bu tesadüf de degil, bunlar bir birini etkileyen faktörler. Ekonomik program çerçevesinde alinan kararlar ve bu dogrultuda vergi gelirlerinin artiyor olmasi, reel faizlerle ilgili beklentilerin de düsmesine neden oldu. Dolayisiyla bizler vergi yükü ile ilgili sikayet ederken düsen faizler dolayisiyla özellikle kagit portföyü yüksek olan, dolayisiyla vergi yükümlülükleri de yüksek olan bankalarda öyle karlar olustu ki bu vergi ödenebilir hale geldi. Dikkat edecek olursak 15 Subat’ta uzun süredir birikmis olan bu yük bu sekilde çok fazla bir probleme yol açmadan temizlenmis oldu. Bence de uygun bir ortamda uygun bir sekilde temizlenmis oldu. Ek vergiye gelince, geriye yönelik bir vergi getirilmesiyle ilk anda büyük reaksiyonlar gösterildi. Fakat bir hafta sonra bu sesler kesildi. Zira bu verginin getirildigi dönemde bu vergi ile ilgili sikayet eden bankacilik kesimi bir taraftan da hükümetin program konusunda ki kararliligini gördü. Bu kararlilik faizlerde tekrar bir düsmeye yol açti. Saglanan faiz düsüsü ek vergiyle gelen yükü neredeyse bir hafta on gün içinde tekrar bankalara saglar hale geldi. Bence hukuken cidden tartisilmasi gereken, bu kanunun, düzenlemenin çikmasindan birkaç gün önce ikinci elden vergiye tabi tutulan kagitlari alanlari, yani fiyat yapisi eski yapiya göre olusmus olan bir kagidi alanlari çok olumsuz etkilemis olmasidir. Onlar ne kadar bagirsalar çagirsalar yeridir. Ama genel olarak bakarsak bankacilik sektörü açisindan çok da fazla sikayet edilecek bir durum olusmadi. Insaallah düsen enflasyon bundan sonra banka bilançolarinin normal yapisinda sisme sonuçlari doguracak durumlara yer birakmayacak, bankalarin öz kaynak takviyesi açisindan bundan sonra zorlanabilecekleri bir piyasa olusmayacaktir. SORU: Geçtigimiz Haziran’da yürürlüge giren 4389 Sayili Bankalar Kanunu, henüz alti ayini bile doldurmadan degistirilecektir. Sizce söz konusu Kanun gerçekten Türk Bankaciligi’ni uluslararasi normlara tasiyacak bir reform muydu yoksa sadece, Anayasa Mahkemesi’nin 538 Sayili KHK’yi iptal etmesiyle dogan hukuksal boslugu doldurmaya yönelik acele ile gerçeklestirilmis bir düzenleme miydi? Türkiye sartlarinda ideal bir Bankacilik Reformu gerçeklestirebilmek için daha neler yapilmali? Eksik kalanlar nelerdir? Bankalar yasasi ilk olarak geçen yil haziran ayinda degistirildi. O dönemde Anayasa Mahkemesi’nin iptali dolayisiyla yasal bosluk dogacagi endisesi vardi. Böyle bir boslugun olup olmamasi bir tarafa ama en azindan sistem saglam bir dayanaga kavusmus oldu. Daha önce yapilan çalismalarda bankalarin disinda finansal alanda faaliyet gösteren; özel finans kurumlari, leasing sirketleri ve faktoring sirketleri gibi diger kurumlarin da ayni çati altinda ve mali sektör kanunu seklinde bir düzenleme çerçevesinde toplanmasi gündemdeydi. Ancak geçen yilki çalismalar, biraz da bu tartismali yasal süreyi geçirmemek endisesiyle telasa geldi. Hazirlanan metin meclisten kolay geçmesini saglamak için sikistirilmis bir metne benziyordu. Tüm hükümlerin yer aldigi yer aldigi ama daha az maddeye indirilmis sekilde kanun karsimiza çikti. Bu bakimdan kanun teknigi açisindan epey elestirilecek bir kanundu, çok kolay anlasilir bir kanun degildi ve bazi zaaflari vardi. Leasing, faktoring ve sigorta sirketlerini de kapsayan daha kusatici bir düzenleme olsaydi daha olumlu olacakti. Uzun vadede bu eksikliklerin giderilecegini umuyorum. Yazin yapilan degisiklikten sonra bu kez kurulla ilgili tartismalar basladi ve, kurulun atama sekli ile aday gösterme yöntemi üzerinde agirlikli olarak duruldu. Bence son düzenleme daha homojen bir kurul yapisi olusturma açisindan daha dogru, zira farkli birimlerin farkli farkli adaylar göstermesi ve onlar arasindan seçim yapilmasi homojeniteyi zedeleyebilme riskini tasiyordu. Yine yeni düzenlemede bankalarin rehabilitasyonu açisindan getirilen bir takim ek önlemler var. Hazirlanan Karsiliklar Kararnamesi ve konsolidasyonla ilgili düzenlemeler, Avrupa Birligine giris süreciyle beraber AB standartlarina uyum açisindan da mevzuatla ilgili çalismalarin devam ettigini gösteriyor. Bunlar hukuki altyapi açisindan önemli ama sadece alt yapiyi degistirmekle her seyin degistigini beklemek de çok dogru degil. Yazili kurallarin her zaman islemedigini biliyoruz. Bankacilik sistemi zaten kaçinilmaz olarak zaman içinde AB normlarina yaklasaktir. Türkiye’nin enflasyonu düsürebilmesinin bu sürece bütün yazili düzenlemelerden daha fazla katkisi bulunacaktir. Bundan önceki dönemde siz yazili kurallari nasil belirlerseniz belirleyin yüksek reel faizler ve dolarizasyon sistemi bozuyor ve bazilarinin daha iyiye bazilarinin daha kötüye gitmesine sebep olabiliyordu. Ben yeni ortamin bu kurallarin islemesine daha büyük katki saglayacagina ve enflasyonun düsmesinde basarinin bu etkinligi artiracagina inaniyorum. SORU: Tasarruf mevduatlarina %100 TMSF güvencesi... Dikenli bir konu... Bankalar Yeminli Murakibi kökenli bir banka yöneticisi olarak görüsleriniz nelerdir? Mevduat sigortasi çok tartisilan ama bence o kadar tartisilmasina gerek de olmayan bir konu Çünkü kimse sinirsiz mevduat sigortasini savunmuyor. Sinirsiz mevduat sigortasi düzenlemesi 1994’te dogru bir düzenlemeydi. Psikolojik açidan da yeterli sok etkisini yapti, krizin asilmasinda son derece etkili oldu. 1996 yilinda esasinda mevduat sigortasinin sinirlandirilmasi konusunda uygun bir ortama girilmisti. Fakat az subeli bankalar ile çok subeli bankalar arasindaki mevduat yapisina iliskin farkliliklardan kaynaklanan ve sigortanin belirli rakama inmesi durumunda bazi bankalarin çok olumsuz etkilenecegi seklinde ifade edilen itirazlar oldu. Çok subeli bankalar genellikle mevduat sigortasi kapsamindaki mevduata iliskin sinirin 5 milyar TL. olmasini savundu, az subeli bankalarin çogu da 25 milyari savundu. Bence 25 milyar TL. makul bir düzeydi. 25 milyar TL. gibi bir rakamla %100 sigortanin kalkmasi ve bu miktar sabit tutularak enflasyonla beraber yumusak bir geçise imkan birakilmasi dogru bir çözüm olacakti. Bu yapilmis olsaydi bugün mevduat sigortasi ile ilgili bu tartismalara gerek kalmayacakti. Bu güne gelince AB standartlarinda mevduat sigortasinda 20 bin euro siniri esasinda alt limit standardi olarak ön görülmüs olan sigorta tabani. Ülkeler durumlarina göre bunun üstünde mevduat sigortasi garantisi miktarlari veya oranlari belirleyebiliyorlar. Örnegin Almanya’da bankalarin kendi öz kaynaklarinin yüzde otuzu kadar bir mevduat garantisi var. Dolayisiyla teorik olarak sinirsiz garanti var denebilir Amerika’da biliyorsunuz kapsama siniri 100 bin dolar. Türkiye’de garanti kapsami dendigi zaman 20 bin euro israrinin gereksiz bir tavir oldugu görüsündeyim. Türkiye kendi kosullarindaki rakami bulmali ve bana göre bu, hele hele sinirsiz bir sigorta kapsamindan kalkiyorsaniz uzun vadede 100 bin dolarin hedeflenmesi seklinde olabilir. Güvenceyi birden asagi seviyeye indirmek hemen arkasindan biraz da kamuoyunu yönlendiren haberlerle bankalar arasinda ciddi ölçekli mevduat hareketlerine neden olabilir. Bu da kamu yönetiminin isine gelmeyecektir, gelmemelidir. Yeniden çalkantilara gerek yoktur. %100 TMSF garantisi kalkmalidir ama bu geçis garanti kalktigi gün büyük bagirislarin olmadigi, yumusak bir sekilde ideal olana ulasildigi bir yöntemle saglanmalidir. Böyle siddetli bir kaldirma halinde hizli bir mevduat hareketine neden olacak bir gelismeye yol açilir ise bu, beklenenin tam tersi bir duruma yol açabilir. Mevduat kaçisi yasanacak sorunlu bankalarin yüksek faizler vererek mevduati tutmaya çalismalari hem onlarin sorunlarinin artmasina hem de bu sorunlarin daha yayginlasarak sistemik etkilere yol açmasina sebep olur. Konu teknik düzeyde hiç konusulmuyor. Hatta mevduat sigortasi kaldirilirsa faizlerin düsecegi iddia ediliyor. Izah etmeye çalistigim gibi bence iyi planlanmamis bir sekilde kaldirilmasi aksine faizlerin yükselmesine neden olur. Öte yandan, kamu bankalari varken mevduat garantisinin kalkmasi hakkaniyete uymaz diye de bir tez var. Zaten garanti altinda olan kamu bankalari özellestirmeden mevduat garantisinin. Kalkmasi sadece özel bankalar aleyhine bir durum yaratir diyerek sigorta kapsaminin makul seviyelere çekilmesine karsi çikmak bu isi ertelemenin ya da “kalkmasin” demenin bir baska yolu. Tabii ki o bankalarin özellestirilmesi için gereken yapilmalidir ve bu mevduat garantisi konusunda adaleti artirici faktörlerden biridir. Ama mevduat .garantisinin kapsaminin daraltilmasi sorununu kamu bankalarinin özellestirilmesinden ayri olarak ele almali. Sevindirici olan, izleyebildigim kadariyla kamu otoritesinin konuya son derece sagduyulu yaklasiyor olmasi. Ben bu sorunun da genel ekonomik çerçevenin sagligina kavusmasi çerçevesinde çözülecegine inaniyorum. |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com