Forum TR
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Üniversite Bilgileri > Ekonomi / İktisat / İşletme
ForumTR'ye Reklam Vermek İçin Tıklayınız: network@frmtr.com
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 14-03-08, 17:40   #1 (permalink)
Geçerken Uğradım
 
Giriş Tarihi: 18-01-2008
Yer: istanbul, sakarya, marmara adası
Yaş: 19
Mesajlar: 70
Rep Puanı: 37313
sebo10 Rütbe: Artı 11sebo10 Rütbe: Artı 11sebo10 Rütbe: Artı 11sebo10 Rütbe: Artı 11sebo10 Rütbe: Artı 11sebo10 Rütbe: Artı 11sebo10 Rütbe: Artı 11sebo10 Rütbe: Artı 11sebo10 Rütbe: Artı 11sebo10 Rütbe: Artı 11sebo10 Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 380
Varsayılan Uluslarötesi şirket nedir? ne iş yapar?


Ulus-ötesi şirket nedir, ne yapar?

Ulus-ötesi şirketlerin doğuşu ve gelişimi
Ulus ötesi şirket (çok uluslu şirket, uluslararası şirket), bir ana merkezle, bu merkeze bağlı olarak değişik ülkelerde faaliyet gösteren şubelerden oluşan bir ekonomik bütündür. Ulus ötesi şirketler, faaliyetlerini küresel boyutta sürdüren büyük ölçekli şirketlerdir.
Tarihe bakarsak, Batıda sanayi Devrimi’nin ardından, 1800’lü yılların sonlarında, uluslararası faaliyet gösteren güçlü sanayi şirketleri olarak ortaya çıktılar. Deniz aşırı ülkelerde üretim birimleri, acentalar açtılar, kendi pazarlama şirketlerini kurdular, yerli ortaklar edindiler.
Bu şirketler neden ulusal sınırların ötesine taştılar? Çünkü ulusal pazar yetersiz hale gelmişti. Singer, Standart Oil, General Electric, National Cash Register, International Harvester, Mc Cormick, Kodak Amerika Birleşik Devletleri’nin; AEG, Siemens, Halske, Bergmann, Shell, Unilever, Krup, Philips, Imperial Chemicals, Bayer,… Avrupa’nın ilk uluslararası şirketleri oldu.
Uluslararası şirketlerin yalnız mal ihracı yapmadılar, aynı zamanda sermaye de ihraç ediyorlardı. Sermaye yatırımları zamanla büyük yoğunluk kazandı. Daha sonra mali sermaye yatırımları da artmaya başladı. 1920’lerden itibaren tekelleşme süreci hızlandı. Firmalar, ülkelerine aktardıkları kârların itici gücüyle, rakipleri üzerinde üstünlük kurdular. Birleşme ve satın almalarla dev boyutlu dünya şirketleri haline geldiler.
1930-1945 dönemi ekonomik bunalım ve siyasi gerilimler dönemidir. Doğrudan yapılan dış yatırımlar durgunlaşmıştı. Savaş sonrasında geliştirilen “yeni dünya düzeni” politikalarında bundan ders alındı; politikalar o dönemin ekonomik ve politik olumsuzluklarının bir daha yaşanmaması hedefi üzerine inşa edildi.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen uluslararası serbest ticaret antlaşmaları, dünya pazarlarını gümrük birlikleri temelinde büyüttü; uluslararası şirketlerin büyümesine elverişli bir küresel ticaret ortamı yarattı. Hükümet programları ve bunların uzantıları olan uluslararası antlaşmalar, ulus ötesi şirketlerin gereksinmelerini karşılayan maddelerle donatıldı. Uygulanan küresel politikalar sonucunda, ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin doğrudan dış yatırımlarında yüksek oranlı artışlar gerçekleştirildi. ABD’yi 1960’tan itibaren Batı Avrupa, 1970’ten sonra da Japonya takip etti.
Ulus ötesi şirketler gelişmiş ülkelerdeki kârlarının düşmesinden dolayı, 1970’li yıllarda, faaliyetlerini gelişmekte olan ülkelere yönlendirmişlerdir.
Ulusötesi şirketlerin büyüklükleri hakkında şu örnekler verilebilir: Ford’un ekonomik gücü Suudi Arabistan ya da Norveç’inkinden büyüktür. Philip Morris’in yıllık satışı Yeni Zelanda’nın millî gelirinden daha fazladır. Japon Mitsubishi, Mitsu, Itochu ve ABD General Motor’un yıllık satış hasılaları Danimarka, Türkiye, Norveç, Finlandiya gibi ülkelerin millî gelirinden daha büyüktür. 300 uluslararası şirketin toplam varlıkları, tüm dünyadaki üretim varlıklarının % 25’ini oluşturuyor. Dünya ticaretinin % 67’si 500 büyük şirketin denetimi altındadır.
Ulusötesi şirketlerin hedefleri ve yatırımları
i)Uluslararası şirketler hammadde, işgücü, enerji gibi ucuz girdilere ve yerel kredi kaynaklarına kolayca ve en az maliyetle ulaşmayı hedeflerler. Bunun için, üretim üsleri oluştururlar.
Doğal kaynaklara özellikle de madenlere yönelik uluslararası şirket yatırımları, azgelişmiş ülkelerde büyük çoğunlukla metropol ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir. Dolayısiyle madenlerin, özellikle de stratejik madenlerin işletme, kullanma ve hatta mülkiyet hakları ele geçirilmeye çalışılır. Örnek: 1973 yılında yapılan bir ankete göre dışarıya yatırım yapan 51 Japon maden firmasından 45’inin temel amacı, yatırım yapılan ülkeden Japonya’ya maden ihraç etmekten ibaretti.
ii)Şirketlerin yatırım alanları, genellikle emek yoğun üretim yapan sektörlerle çevre kirliliği yaratan sermaye-yoğun sanayilerdir. Ulus-devlet denetiminden “kurtarılmış” azgelişmiş ülke pazarları uluslararası şirketler için en çekici yatırım alanlarıdır.
Ulusötesi şirketlerin finansman yöntemleri
Sermayenin başlıca gelir kaynağı olduğu bir dünyada, ulus-ötesi şirketlerin stratejik hedefi şudur: “Az sermaye ile fazla yatırım.” Bu nedenle ulus ötesi şirketler dış yatırımlar için gereksinim duydukları sermayenin büyük bölümünü, yatırım yaptıkları ülkenin kaynaklarından sağlar. Yatırım için gerekli sermayenin ancak %10-15’gibi çok küçük bir bölümünü, kendi öz kaynaklarıyla karşılarlar. Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası şirketler 1973 verilerine göre sermayelerinin %81 kadarını borçlanmışlardı. Bu borçlanmanın %96’sını da Türkiye içinden sağlamışlardı. Türkiye’de birilerinin öve öve bitiremedikleri yabancı sermaye işte budur.
Demek ki aslında “sermayesi kıt, birikimi yetersiz” olan az gelişmiş ülkeler -örneğin Türkiye- yabancı sermaye ithal ettikleri oranda yoksullaşmaktadır. Çünkü sınırlı birikimlerini uluslararası şirketlerin kullanımına vererek, ulusal varlıklarını kendi kendine yok eden bir konuma düşerler. Ulusal kaynaklar, “teşvik kredileri” adı altında bu tür yatırımlara ayrılır, başka bir deyişle yerli ortakla çalışan yabancı şirkete transfer edilir. IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşların verdiği borçların büyük bölümü de yerel ortaklar aracılığıyla uluslararası şirketlere aktarılır. Bugün IMF’nin Türkiye’de yaptığı da budur. Demek ki parsayı asıl toplayan, ulus ötesi şirketlerin vatanı olan, emperyalist ülkelerdir; ABD’dir, Japonya’dır, Almanya, Fransa, İngiltere’dir. Çünkü bu ülkeler yalnız borç faizlerini değil, aynı zamanda bu borçların gerçek kullanıcıları olan kendi şirketlerinin yüksek oranlı kârlarını yine kendi kasalarına transfer eder. Bu kârlar şirketlerin kullandıkları sermaye ile kıyaslanamayacak büyüklüklere ulaşır.
Küresel tekelleşme
i)Uluslararası şirketler, yaratılan denetimsiz dünya ortamının sağladığı olanaklar sayesinde hızla büyüdüler ve güçlendiler. Yüzyılın başından beri görülen tekelleşme girişimleri, olağanüstü bir boyut kazandı ve gittikçe yoğunlaştı. Ayrıca, bütün üretim alanlarına, hatta hizmet alanlarına yayıldı. Kendi alanında üretim ve ticareti dünya ölçeğinde denetim altında tutan, ciroları birçok ülke bütçesini aşan, ekonomik ve politik gücü yüksek büyük küresel şirketler ortaya çıktı.
ii)Bugün dünya ekonomisi az sayıda, ancak çok güçlü uluslararası şirketin kontrolü altında. Yalnız sınaî üretim ve ileri teknoloji alanları değil, mal ve hizmet ticareti de birkaç şirketin tekeline geçmiştir. Örnek verelim: Dünya kimyasal madde üretiminin yaklaşık %90’ı ABD, Japonya, Almanya ve İngiltere’ye ait birkaç şirketin tekelindedir. Demir madeni, boksit, bakır, tütün, orman ürünleri, pamuk, kahve ve çay ticaretinin %80’i, her ürün için 3 ile 6 arasında değişen büyük uluslararası şirket tarafından denetleniyor.
iii)Küresel tekeller, ulusal pazarların kontrolünü ele geçirerek, küçük işletmeleri yok etmekte ya da onları küresel bir dağıtımcının ağına dahil etmektedir. Avrupa Birliği organları, üye ülkelerin aleyhine olan bazı kararları, egemen küresel tekeller lehine olacak şekilde alabiliyor. Serbest ticaret ve ekonomik bütünleşmeler, bir yandan küresel girişimlere daha geniş bir hareket alanı sağlarken, öte yandan gümrüklerin kaldırılması nedeniyle küçük ölçekli ulusal sermayenin hareket alanını daraltıyor.
iv)Dünya pazarlarındaki tekelci yayılmanın geleneksel biçimleri, “şirket satınalma” ya da “birleşme”dir. Tekel kârlarının çekiciliği, şirketlerin şiddetli bir rekabet ortamında sürekli olarak büyümesini zorunlu kılar. Büyümenin tek yolu, aynı alanda faaliyet gösteren şirketlerin hangi yöntemle olursa olsun etkisiz kılınmasıdır. Bu da satın alma ya da birleşme ile sağlanmaktadır.
Ulus-ötesi şirketlerin sakıncaları
i)Ulus-ötesi şirketler son derecede değişik yapılanmalara, ulusal yasalardan sıyrılma yeteneğine, büyük siyasi ve mali güce sahiptirler. Bu nedenle kimi yazarlara göre çağımızın “ekonomik bukalemunları”dır.
ii)Ulus-ötesi şirketler yatırım yaptıkları ülkeye, kendi ürettikleri malı ihraç ettirmezler. Yerel hükümetlere döviz kazandıracak gerçek ihracat politikaları uygulamazlar. Lisans ve işbirliği anlaşmalarına bu tür ihracatı yasaklayıcı hükümleri koydururlar. Neden? Çünkü önce kendi çıkarlarını düşünürler: Kendi alt birimlerinin, birbirleriyle rekabet etmemeleri gerekir. Aksi durumda diğer ülkelerde aynı iş kolunda faaliyet gösteren şirket birimlerinin pazarı ve kazancı küçülmüş olacaktır.
1974 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Bolivya, Kolombiya, Ekvator, Peru ve Şili’de uluslararası şirketlerle imzalanan 409 lisans antlaşmasından %78’i ihracatı tamamen yasaklamakta, geri kalanların bir kısmı da belirli bölgelere ihracat yapılmasına izni vermekteydi.
İhracat kısıtlaması, uluslararası şirketlerin küreselliğinin ve örgütlenme biçiminin doğal bir sonucudur: Çünkü dünyanın tüm pazarlarında varolmak istediklerinden, ülkeler ve bölgeler düzeyinde örgütlenmişlerdir. Her yatırım bölgesi, çevre bağlantılarıyla birlikte şirketin ana merkezine bağlıdırlar. Nerede, ne zaman, ne miktarda üretim yapılacağını, üretimin nerelerde, ne miktarda pazarlanacağını merkez belirler ve denetler.
Uluslararası şirketler ihracata yönelik yatırımlar yoluyla, ülkelerin dış ticaretini denetimleri altına alırlar.
iii)Uluslararası şirketler vergi vermezler, mali açıdan denetlenemezler. Vergiden kurtulmak için küresel ticareti, “şirket içi ticaret” haline getirmişlerdir. 50 yıldır oluşturulan yeni dünya düzeni bu şirketlere vergiden kurtulmalarını sağlayacak sayısız olanaklar sunmaktadır.
Ulusötesi şirketler çalışma koşullarını kendileri belirlemek isterler
Yasal olsun olmasın her türlü kazancın meşru sayılmasını isterler. Bu nedenle legal ve illegal işler hep iç içedirler. Vergilendirilmemiş kârlar ve yasa dışı kazançlarını -Cayman Adaları, Bahamalar, Bermuda, Cape Verde, Bahreyn gibi- küçük ve denetimsiz devletçiklerde aklarlar.
Sahip oldukları devasa finans ve üretim gücü sayesinde gelişmekte olan ülkelere her türlü ekonomik ve siyasi müdahalede bulunurlar. Ulusal ekonomileri -örneğin Türk ekonomisini- kendi çıkarları doğrultusunda etkileyip yeniden yapılandırıyorlar.
Uluslararası firmalar, IMF ve Dünya Bankası aracılığı ve “dünya ile entegrasyon” yalanıyla, borçların geri ödenmesini güvenceye almak için “sözde istikrar programlarını” uygulatırlar.
iv)Ulus-ötesi şirketler yerli özel firmalarla ortaklık kurarak riskleri paylaşırlar. Böylece “yabancı sermaye” olmanın dezavantajlarını önlemeye çalışırlar.
Kamu girişimlerinin özelleştirilmesini teşvik ederek, devletin kontrolündeki alanları da ele geçirirler.
Günümüzde ulus-ötesi şirketlerin gücü o denli artmıştır ki bunlar artık, yalnız ülke ekonomilerinin kurallarını değil, bütün dünya ekonomisinin kurallarını belirlemektedirler. Küreselleşme bunların eseridir.
Ulus-devlet düşmanlığı
Yeni dünya düzeni, 2. Dünya Savaşı öncesinin dünya düzenine son vermiştir. Söz konusu düzen, devletçi iktisat politikası uygulamalarını ve ülkelerin ulusal bağımsızlığı ortadan kaldırmayı hedefler. Ekonomik, politik ve askeri yapılanmalar ile bu yapılanmaları düzenleyen uluslararası antlaşmaların tümü, küreselleşmenin, dolayısiyle ulus-ötesi şirketlerin ulus-devlete karşı olan tutumu üzerine inşa edilmiştir. Özetle ulus-ötesi şirketler, ulus-devlet düşmanıdır.
Çok uluslu şirketler, kendilerine yabancı bir ortamda faaliyet gösterirler. Şubeler ana merkezin denetimindedir. Ekonomik ve mali faaliyetler tek merkezden planlanır. Bu nedenle firmanın küresel çıkarlarıyla, içinde faaliyet gösterdiği ülkelerin ekonomik çıkarları aynı doğrultuda olmaz. Ulusötesi şirketler ülkenin siyasal egemenlik ve bağımsızlığını da zedeler. Büyük ekonomik güçleriyle, “devlet içinde devlet” konumuna gelirler.
Çok uluslu şirketlerin uyguladıkları bu ve benzeri politikalar, ulusal ekonomilerde istihdam, iç fiyatlar, dış ödemeler bilançosu ve teknolojik gelişme gibi yönlerden olumsuz etkiler doğurur. Çok uluslu şirketler isteklerini kabul ettirebilmek için bu politikaları ilgili hükümetlere bir baskı aracı olarak kullanma yoluna da gidebilirler.
İşbirlikçiler
Ulus-ötesi şirketler yabancı bir ülkeye iki şekilde yatırım yaparlar. Uluslararası şirketler ya yeni bir şirket kurarlar ya da var olan bir şirketi satın alırlar. Her iki durumda da, özellikle de “yeni şirket kurma” durumunda, kendilerine yerli ortak bulurlar.
Kurulan ortaklıkta, hisse oranları ne olursa olsun, yönetim yabancı şirketin kontrolündedir. Yerli ortaklar, yatırım için arazi temin etme, inşaat yatırımı, işçi temini ve hükümet yetkilileri ile ilişkileri yürütme gibi ikinci sınıf işleri üstlenir. Yerli ortakların, üretim niteliği, yurtdışı pazarlama, teknoloji belirleme, fiyat ve satış politikalarını saptama gibi stratejik konularda herhangi bir yetkileri yoktur ya da çok azdır.
Yerli işbirlikçiler, uluslararası şirketlere kendi ülkelerinin bütün olanaklarını sunarlar. Türkiye’den bir örnek verelim: Devlete (SEKA’ya) ait çok değerli bir arazi, üzerindeki doğal varlıklarla birlikte bedelsiz olarak dünya otomobil devi Ford şirketinin emrine verildi. Kurulacak tesisin temel atma törenine o zamanki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de katıldı. Törende yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanlığı konutunu kastederek; “Ben böyle yatırımlar için Çankaya’nın bahçesini bile veririm” dedi.
Sonuç
Yukarda verdiğim bilgiler ortaya koyuyor ki ulusötesi şirketler, Atatürk ilkeleri gerçeğiyle bağdaşmaz. Çünkü:
Laiklik bilimsel toplum ister. Toplum hayatının bilimsel verilere, pozitif bilimlere dayandırılmasını ister. Halkçılık âdil gelir dağılımı, ekonomik gücün halkta yoğunlaşması, halkın kendi kendini yönetimi (özyönetim), halkın örgütlenmesi demektir. Ulusçuluk Türk ulusunun çağdaşlaşmasını, Türk ulusal varlığının ve benliğinin korunmasını ve geliştirilmesini gerektirir. Devletçilik; ulusal ekonomiyi güçlendirmeyi, toplum yararına düzenlemeyi, insanca ve hakça bir ekonomik gelişmeyi, ulusal bağımsızlık ve egemenliğin sağlam temellere dayandırılmasını hedef alır. Devrimcilik hareketliliktir, canlılıktır. Devrimciliğin ulus bakımından anlamı, sürekli ilerlemedir. Ulus çağın gidişine ayak uyduracak, değişecek ve gelişecektir. Devrimcilik daima Büyük İdeal’e doğru yürümektir. Atatürk’ün dediği gibi: “Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize, durmadan, yorulmadan yürüyecektir.” Cumhuriyetçilik; ulusun egemenliği, yurttaşların tek aşamalı seçimle ve eşit hakla, düşünce özgürlüğüyle, geniş örgütlenme olanaklarıyla ülke yönetimine katıldığı, herkesin hak ve özgürlüklerinin yasal ve kurumsal güvenceye alındığı yönetim biçimidir.
Atatürkçülüğün ilkeleri bunlar… Peki bu ilkelerle ulus-ötesi şirket olgusu bir araya gelebilir mi? Kesinlikle hayır! Çünkü: Ulus ötesi şirketler, bir yerde bilim düşmanıdır. Çünkü gerçeği kendi çıkarları açısından tanımlarlar. Zihniyetleri Neoliberalizm olduğundan, halk gerçeğini reddederler. Onlar için halk değil, sermaye sahipleri önemlidir. Ulus-ötesi şirket, tam bir ulus ve ulus-devlet düşmanıdır. Türk ulusunun çağdaşlaşması, ulusal ekonominin güçlenmesi, insanca ve hakça bir ekonomik gelişme, onun umurunda değildir. Tam tersine bunların gerçekleşmemesi, Türk ulusunun Büyük İdeal’e erişmemesi için uğraşır. Aksi halde Türk pazarlarını, kaynaklarını ele geçiremez. Cumhuriyet’e karşıdır, “Elit” yönetimini savunur.
Öyleyse, ABD ve AB’nin, IMF’nin, Dünya Bankası’nın dayatmalarına boyun eğerek, Türkiye’yi ulus-ötesi şirketlerin sömürgesi haline getiren yasalara karşı çıkmayanlar, Kemalizm konusunda yıllardır aynı lafları geveleyip duranlar; ister sivil ister asker olsun, Atatürkçü olabilir mi?
Bu suskunlukları, kayıtsızlıkları, boyun eğmeleri Atatürk’ün emanetine hıyanet etmek değil de nedir?
sebo10 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 15:41
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.

Forums Directory eXTReMe Tracker Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız sikayet@frmtr.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to abuse@frmtr.com


Search Engine Optimization by vBSEO

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477