Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 06-10-11, 12:12   #1
Kafkaskartalı

Varsayılan Arap Edebiyatı


Dil:
Arap dili Sami kökünün bir koludur. Tertip ve nizama fevkalâde uygun, tanzim ve şekil bakımından zengin olan bu dil, Hazretî Muhammet’ten evvel şiir için bir organ olarak olgunlaşmış ve bedeviler tarafın*dan saflığı içinde korunmuştur.
Araplar toprağın verimi bakımından yaşayabilmek için geniş sahalara yayılmış olduğundan iklim ve muhit tesiri altında bir çok lehçeler doğ*muş ve bu yüzden Arapça'da her hangi bir şey, muhite göre ayrı ayrı isim almıştır.
Arapça'da en önemli güney veyahut Himyarit ve kuzey yani bugünkü Aethiopik veyahut Kureyşi olmak üzere iki lehçe vardır. Bunun sonun*cusu, Kuran diliyle konuşma ve yazı dili olarak bütün Arap dünyasına hakim olmuştur.
Bugün bütün Arabistan'da bunun gibi Suriye'de, Mısırda ve Kuzey Afrika'da (Vulgaer Arapça'sı) hakimdir. Kureyş dili Afrika'dan Hindistan'a kadar uzanan ülkelerde yaşayan bütün İslamların katında cami ve kısmen de ilim dilidir.

Edebiyat:
Arabistan yarım adasının vasi kum çölleriyle çıplak ve sarp kayalar*dan ibaret yakıcı bir bölge içinde doğan Arap edebiyatı, cihan tarihinin kaydettiği gibi, pek az sayıda medeniyet dilleri arasında, Arapça, tabii fikirleri ifade etmek hususunda kendi fıtrî imkânlarına bağlı bulunarak, çok orijinal bir rol oynamıştır. O kadar ki, Arap edebiyatı yalnız kendi filolojik dünyası içinde lâyıkıyla incelenemez, takdir edilemez. Onun dış hareketlerini, başka medeniyetlerle yaptığı kültür alışverişlerini de hesaba katmak gerektir. Bu bakımdan bu edebiyatın insanlığın tekemmül tarihinde ve dünya edebiyatında büyük bir kıymeti vardır.
Arap medeniyetinin ilk mensur eseri Kuran olduğundan, cihan ölçüsünde bir dili olan İslâmiyet'in bu medeniyetine hemen hemen litürjik denebilecek damga vurması, bu lüzumu bir kat daha arttırmıştır. Bu sebepten Arapça’nın bu orijinal rolü, tecritleri kolaylaştırma ve katılaştırma rolü olup Samicenin bu dilde son haddine varmış olan gramatikal oriji*nalliğinden ileri gelmektedir. Arap grameri ise Kûfa (Irak) da kurulmuş ve her şeyden evvel hususiyetleri, kaidesizlikleri ve inhirafları - ki bun*ların topu gramer atomizmi demektir - tarif ve ifade etmek kaygısını gü*den itibarî (empirist) müşahitlerden müteşekkil bir okul meydana getir*miştir. Bundan sonra Basra’da kurulan rakip okul, normalleşmeye ve kıyas*lara (analogie) doğru bir aksülamel yaptı. Sayısız gramercilerden en es*kisi Ebül Esved (660) ile Leksikograflardan (= lügatçilerden) El Cevheri (1009 da öldü) ve Firuzabadî (1414 de öldü) en önemlilerdendir.
Arapların en eski şiiri Halk liriğidir. Bu epik ve didaktik unsurlar*dan terekküp eder. Hazret'i Muhammet'ten evvel de ihtimam görmüş ve çiçeklenmiş olan bu şiir, hacimlerinin küçüklüğüne rağmen, ilkel Arap şiirlerindeki kasideler, bedevi hayatı gibi ferdiyetçi olan tam epopelerdir. Bu edebiyatta epopenin rolüne uyularak, dinleyicinin yalnız hafızasını hedef tutmakla edebî tema sadece ileriye götürüldüğü zaman, karşımıza kaside çıkar. Arapça'da mersiyeyi, bunun yanı başında nöbetleşen bize mensur ve manzum parçalar veren kıssayı buluruz. Yazar roman veya hikâye ile, okuyanların iradesini de ele almak istediği zaman, Arapça bize, kıssa gibi mensur ve manzum parçalardan meydana gelmesi şart olmayan makamları veya celseyi gösterir,
Araplar yaşayabilmek için daima zengin ülkelere saldırmak zorunda kaldıklarından, kahramanlık Arap faziletinin en yüksek bir timsalidir. Şairane konularda bile savaş sembolleri hâkimdir. Arap, mahbubesini te*rennüm ve tasvir ederken bile onun güzelliğini savaş unsurlarıyla vasıf*landırır. Meselâ gözü süngü ucu gibi parlar, o harp atından deha çalâktır der. Sevgilisinin göğsünü iki kalkana ve dişlerini de kılıç çarpışmasına benzetir.
(Özel olarak cahilliye devrine ait Arap edebiyatının tabiattan al*dığı inşa malzemesi; Deve, Çöl, Kuyu, Gurup ve Gazve'dir.)
Cahilliye devrinde geniş kum ülkelerine yayılmış olan Arap kabile*lerinin tapmakları ayrı olduğundan bir kısmı ateşe ve puta taparken di*ğerleri de taşa ibadet ederlerdi. Araplarda eskiden beri her kabilenin bir şairi olduğu gibi bunların da meselâ savaş ve hastalık zamanında vazifeleri vardı ve bu işlerde reyleri alınarak hareket edilmekteydi. Her şair kendi kabilesinin mabudu olan Çin'e sığınarak bir takım sihirli güfteler tanzim etmek suretiyle kabilesini hastalıklardan veya düşman şer ve tecavüzünden kurtarmaya çalışırdı. Her kabile şairinin vücuda getirdiği manzumeler ağızdan ağıza intikal ederdi. İşte Arap edebiyatı*nın satır nevi bu suretle doğdu. Ölülere ağlamak vazifesi de kadınlara ait olduğundan Elhansa gibi mersiyecilikte kadın şairler şöhret kazan*mıştır. İslâmiyet'ten bir yüzyıl önce Arap edebiyatında kaside denilen bir nazım şekli mevcuttu ki cahilliye şiirinin en güzel modellerini ihtiva eder. Bu tarzın yüksek numunesine muallâkat şiirlerinde tesadüf edil*mektedir. İhtimam gören ve çiçeklenen kahramanlık ve savaş şarkıları, ölüm feryadı figanlarını, şeref ve tahkir şiirleriyle darbımesellerin büyük bir kısmı Hamesa ile şiir külliyatında toplanmıştır.
Müsabaka şiirlerinden meydana gelen Muallakatın en önemli yedi şa*iri, Emreülkays, Tarafa, Soheir, Lebid, Antaray, Arınu ve Harith'tir. Rivayete göre ilk kasideci Milâdın beşinci yüzyılında yetişen Mühelhil ise de bu tarzı aşıkane gazelleriyle süsleyen de Emreülkays dır.
Cahilliye şiirinin kadın sevmek, ata binmek ve şarap içmek gibi ser*best mevzularına karşı İslâmiyet'in koyduğu şiddetli yasak, İslâmlıktan sonra Arap edebiyatının dinî ve erotik sahalara yöneterek şiir bir çok cepheli çiçeklendi. Bu devirde şiir kuvvetlice metrik (mısra) ve prosodie (nesir) in tesiri altında ise de ekseriya heyecansız ve zevksizdir. Kuran da dinî Element (madde, cevher) i şiire getirir. Emeviler ve Abbasiler devrinde bu edebiyat tesirini kendi dairesine aldı ve şairler kendilerini halifelerin hizmetine koydular ve bu tesir altında şiirlerini terennüm et*tiler. (En parlak şiir ve ilim Elmansur'un (754-775) ve Asya'da Harunureşidin (786-809) saraylarında ve İspanyada da Omeyyad da inkişaf etti.) Saraylarda ihtimam gören şiirmetih şiirlerini çiçeklendirdi.
Lirik şiirin asıl nevileri: Kaside, Gazel, Makam ve Mesnevidir.
Arap aruzunda görülen bazı hususiyetler, Arap nazım tekniğinin - bazılarının kabul ettikleri gibi - Yunanlılardan alınmadığını, tersine Arap*ların kendi eseri olduğunu gösterir. Araplarda aruz sanatının başlangıcı hakkında bazı nazariyeler ileri sürülmüş ve bilhassa devecilerin devenin mevzun adımlarına göre söyledikleri türküleri (Hûda) en eski şiir olarak telâkki edilmiştir.
Tarihi inkişafın neticesi olarak asıl halk şiirinin vezni eski recez, daha pek eskiden rağbetten düşmüştü. Ve bu musanna şiirler ile kariz tesmiye edilen daha mükemmel ve daha çeşitli bahirler teşekkül ettiği zaman bu vezin şekli pek mahdut olarak kullanılmıştı. Arap türkülerinin nevilerini ayırmak mümkün olmamakla beraber bunları üç kısımda topla*mak mümkündür,
A) Murabba, Mısrada kullanılır. İkinci ve dördüncü mısraları mut*laka birbirleriyle kafiyelidir.
B) Ataba veyahut bat'ataba nevi bugün Suriye, Filistin ve Irakta çok yayılmıştır. Dört mısradan ilk üçü ayni kafiyededir. Dördüncü mısra da daima ataba kelimesiyle sonlanır.
C) Maval halk rubailerinden en çok münteşiridir. Iraktan Fasa ka*dar olan geniş bölgelerde yayılmıştır. Buda en fazla şehirlerde yayınlanmıştır.
Hazret'i Muhammet'ten sonraki önemli şairler: Ebu Novas (814 de öldü), Asmadi (932 de öldü), İbni Doreid (933 de öldü), Mütenebbih (965 de öldü), Ebulalâ (1057 de öldü), Taghrai (1119 da öldü).
Darbımesel şairleri : Meydanı (1125 de öldü), Zamahşari (1143 de öldü).
Makam şairleri : Hamadani (1007 de öldü) ve Hariri (1120 de öldü).
Birçok fablcılar : (Lokman) Roman ve masallar : (Binbirgece, Antar Maceraları). 11 ve 12 inci yüzyılda Arap şiiri ve ilmi İspanyada çiçek*tendi ve 13 üncü yüzyıldan itibaren de sükût etmeye başladı.
Arap edebiyat tarihi çok zengin ise de mühim bîr kısmı tabedilmemiştir. Bunlar madde bakımından önemli, tasvir ise kronik nevindendir. Bunlar şarkımsı ve ifrat derecede mübalâğalıdır.
En mühim tarihçiler : Vakadi (822 de öldü), Kuteybah (889 da öl*dü), Tabari (922 de öldü), Masudi.
Bunların,en önemlileri: Ebülfeda ve İbni Halidun, İspanyada da Ebül Kasem, Tamimi, İbni Hatip'tir.
Biyografi yazanlar : Otbi (Ganzeli Mahmut), Bahaeddin (Salâhaddîn),
İbni Arapşah (Timur).
Biyografik Lexiko: İbni Hallikan, Dsahibi, İbni Osaiba, İbni Çallikan (veyahut Halikan). Bu mayanda yazı tarzı üslûplaştırılmış sanat tarzı faa*line girmiştir. Abbasiler devrinde (750) eski Yunan edebiyatı tetkik ve tetebbu edildi ve exakt ilimler ihtimam gördü ve bu devirde birçok tercümeler yapıldı : Nadir Produktivitaet'ten Poligraflar. Meselâ : 560 ese*rin yazarı Suyuti (1556 da öldü). Ortaçağda tıbbın Araplar tarafından tahsili ve etüdü neticesinde yeni bir durum doğdu. Bu arada ilâç ilmi, kimya ve Nosologie ileri götürüldü. En önemlileri: Tıp için kanun koyan da Avicenna — İbni Sina idi. Diğer önemli tabipler : Sohr (1160 da öldü) ve Averroes = İbni Rüşt, Merve (ilâç tertip ve tahlili), Ebulkasım (cerrahî), Baytar (nebatat) dır.
Bu çağda riyaziye büyük bir ihtimam görmüştür. Önemli riyaziyeci*ler : Muhammed bin Musa (Albategnus 929 da öldü), El Huvarizim ve Thabet bin Korrah'dır. Optikle de Hazem (1100) meşgul olmuştur. Astro*nomi ise Bağdat ve Cordova “İspanya,, da okul ve rasathanelerde büyük ihtimam görmüştür. Astronomi eserleri Alfargani, Albaten, Alppetragius tarafından hazırlanmıştır. Bu devirde coğrafya ilmi de çok yükselmiş ve bunun hakkında literatür çok zengindir.
Önemli coğrafya yazarları : Edrisi (1150), Şahabeddin (1229), Yakutî (1249) Ebülfeda, Kasvini, Leo Afrikanus, Nasreddin Uluğ Bey (Riyazi, Coğrafya) dır. Seyyahlar : İbni Ankal (950), Elbiruni (11 inci yüzyılda) ve İbni Batuta (1377) dir.
Arap felsefesi tamamen Aristotel'den çıkarılmış diyalektik ve metafiziğe hasredilmiştir. Arap ve Aristotel felsefesinin müessisleri: Bir Türk olan El Farabi (960) dır.
Aristo'nun Kommentatorları: (Şerh ve tefsircileri) Avicenna ve Averroes olup bunların her ikisi de muhalif fikirdedirler. Bu fikir Averroes'in talebesi olan Musa bin Maimon, Yahudiler ve doğu Hıristiyanlar tarafından fevkalâde ihtimam görmüştür.
Kuran üzerinde birçok mezhepler doğmuş ve banların en mühimleri olan dört mezhep de (Hanefi, Hanbeli. Şafihi ve Maliki) dir. 72 si de (Rafizidir).
Dogmatikler (=Akaidi diniye ve felsefeciler): Ömer Al Nasafi (XII. yüzyıl), Alşaf. En önemli Nizamname'nin yazarı Şeyh İbrahim (16. ı yüzyılda) ve bir Türk olan Hacı Kalfa'nın Lexikon Bibliyografyası en mühimidir. İslâm tarihinde kendi vadilerinde eşsiz olan dört kişi vardır:
El-Halil, İbni-El-Mukaffa, İmamı Âzam Ebül-Hanife ve Fezari'dir. Hic*retin 170. i yılında ölen Halil, Arap edebiyatının seçkinlerindendir. Ve aruzun muhterimidir. (Kitab-ül-Ayn) in sahibidir.
Hanefi mezhebinin kurucusu olan Ebu Hanife (İmamı Âzam) zamanı*nın medenî kanunları olan fıkhı kendisine mahsus bir özel örgü ile düzenleyen ve tespit eden büyük bir âlimdir. Asıl adı Numan'dır ve Kufe'de doğmuştur. Emeviler namına Irak'ta hükümetin başında bulunan vali, Ebul Hanife'ye Küfe kadılığını teklif etti. Bu vazifeyi kabul etmediğinden dolayı başına (110) kamçı vuruldu. Emevilerin devrilmesi üzerine iktidarı ele alan Abbasiler ilk önce İmam'a hürmet gösterdiler. Teklif edilen büyük kadılık mesnedini kabul etmeyince zindana atılarak her gün kamçı ile dövülmeye mahkûm edildi ve bu kamçı miktarı gün başına on tane ziyadeleştirildi. Bu suretle günlük kamçı adedi yüzü buldu. İmanı buna dayanamadı ve (767) yılında zindanda dövülmenin tesiriyle öldü.
Fezarî ise astronomdur, İslâm tarihinde ilk usturlabı yapan olmakla ve daha bir takım aletleri imal etmekle maruftur.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-10-11, 12:12   #2
Kafkaskartalı

Varsayılan C: Arap Edebiyatı


Arap Tiyatrosu

Tiyatronun önemi ancak pek sonraları anlaşılmış olduğundan XIX. ve XX. yüzyıllar da hakiki tiyatro yazarları ve kritikleri görülmeğe baş*lamıştır. Bundan önce Araplarda dram yoktu ve tamamen meçhuldü.
İlk piyes Suriye'de İbrahim Ahdab (1826 -1891) tarafından yazıldı. Moliere'nin eserlerini Arapça'ya çeviren Marun-Nakkaş (1817-1855) ve Tannus al - Hurri (1860) seçkinlerdendir. İlk trajedi Halil al - Yazıcı (1856-1889) tarafından kaleme alınmıştır.
Nacib al-Haddad velût bir yazardı. Osman Calal (1859-1898), Antun Yazbak ve Ahmed Şevki zikre şayandır.
Mısır tiyatrosu 1920-1930 arasında Muhammed Taynur'un gayretiyle yeni bir devreye girmiştir.
Son zamanlarda Mısırda Lâtin harfleri lehinde bir akıntı başlamıştır. Mısırın tanınmış şahıslarından, eski bakanlarından ve yüksek hukukçula*rından olan Abdülaziz Fehmi Paşa, Arap dili akademisine bütün Arap alemini meşgul eden ve birçok münakaşalara - tartışmalara sebebiyet ve*ren ciddi bir proje sunmuştur. Projenin esası, Arapça'yı yazmak için Lâtin harflerinin, kabulüdür. Fehmi Paşa'nın asıl maksadı, Arapça'yı konuşan milletlerin bu dili kolayca öğrenmelerini, okuyup yazmalarını temin etmek ve böylece Arapça konuşan milletlerin ümmilikle savaşını kolaylaştırmak ve Arapça'yı herkes tarafından okunabilir ve yazılabilir bir duruma sokmaktır.
Bugün umumiyetle bilinen bir şey, Arap harflerinin sesli harf bakı*mından eksikliğidir. Bu eksiklik yüzünden Arapça kelimeleri doğru dürüst okumak, ömür törpüleyen bir iş teşkil etmektedir.Bu bakımdan Abdülaziz Fehmi Paşa okuma yazma işini kökün*den halletmek, Arap milletinin ümmilikle mücadelesini kolaylaştırmak ve Arapların da kolaylıkla yazı yazabilmeleri için Lâtin harflerini kabul et*melerini tavsiye etmek suretiyle ön ayak olmaktadır. Bu fikir de her yeni fikir gibi bir gürültü koparmıştır. Er geç bu fikrin galebe çalacağı muhakkaktır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-10-11, 12:18   #3
Kafkaskartalı

Varsayılan C: Arap Edebiyatı


Modern Arap Edebiyatı

XIX. yüzyıldan evvel Arap edebiyatında dikkati çekecek izler bulmak pek zordur. Bu çağdan evvel Arap edebiyatı derin bir uykudadır. İlk olarak eski filolojiyi diriltmek için uğraşanlardan ve bir okul kuranlardan biri de Halep’in Maruni patriği Carmanus Ferhat'tır. Sonraları Suriye Hıristiyan Araplarının Fransa ile yakından teması ve Suriye'de bir çok Fran*sız okullarının açılması neticesinde şiir Fransız tesiri altına girmiş ve Fransız örnekleri taklit edilmeğe başlanmıştı. Bu yüzden edebiyat ve dil sahasında Suriye başta ilim ve fen alanında da Mısır önde gelir. Fransız edebiyatı tesiri altında kalanların en mühimleri Hasan al-Attardır (1766-1834). Bilâhare Mısırda Mehmet Ali Paşa tarafından kurulan okullar ve sonraları Avrupa'ya talebe ve tetkik = inceleme heyetlerinin gönderilmesi tercümeye büyük bir önem ve hız verilmesini doğurdu.
XIX. yüzyılın Arap yazınını kesin çağlara ayırtmak güçtür. 1880 e kadar olan edebî mahsulleri pek ehemmiyetsizdir. Hatta yazarların isimleri bile unutulmuştur.
Bu çağın en önemli simaları Suriye'de Butrus al - Bustanı, Mısırda ise Rifat al - Tahtavi, Ali Mübarek ve Aba Allah Fikri'dir.
Arabi isyanı neticesinde Mısıra göç eden bir çok Suriye münevver*leri 1390 da Mısır matbuatını Suriyelilerin eline geçirdi ve bu durum XIX. yüzyılın sonlarına kadar sürdü. Bunun karakteristik mümessilleri Muhammed Abduh (1848 -1914) ve Circi Seydan (1861 -1914) dır. Her ne kadar Muhammet'in yazıda doğrudan doğruya büyük hizmeti dokunmamışsa da Müslüman Araplara asrilik yolunu göstermiş olmasından önemli bir yer almıştır. Bu dönemde bazı edebî neviler meselâ tarihî roman nevileri belirdi. Bunun da temsilcisi Al - Manfaluti (1860-1924) dür.
XX. yüzyılın on senelerinde Amerika'da ki Suriyelilerin teşkil ettiği ve Arap yazınının en orijinal okulu doğuda ki bunun başında Aminal Rayhani (1879) ve Cabran (1883-1921) bulunur.
Brezilyada da Suriyeli Araplar arasında bir okul kurulmuş ise de bu okulun mevkii diğerlerinden ayrıdır. Bunun başında da İlyas Ferhat (1891), Raşit Selim Huri (1887) ve Fevzi al-Ma'luf (1899-1930) bulunur.
Birinci dünya savaşından sonra Mısır, Kahire Arap edebiyatının = yazınının en hakikî ve canlı bir merkezi oldu. Bilhassa bu yazılarda Arap milliyetçiliği yerine Arap yurtseverliği fikri üzerinde durulmaktadır. Ya*zında gösterilen özelliklerden biri de bilhassa Mısır hikâyelerine fazla önem verilmesidir. Bu edebî okul da pek fazla sevilmektedir. Modern Arap edebiyat tarihinde Mısır, geçen yüzyılın sonuna nispetle daha istik*rarlı edebî hareketlerin başına geçmiştir.
Bunun mümessilleri de gazeteci Muhammed Husyan Haykal (1887), İsmail Sabri (1854-1923), Ahmet Şevki (1868-1932), Muhammed Hafız İbrahim (1871 -1932) Mısırın en meşhur şairlerindendir.
Ahmet Şevki şairlerin emiri (Amir al- şu'ara) şöhretini kazandı ve hayatının son senelerinde Arap trajedisini yaratmağa çalıştı. Hafız İbra*him ise daha fazla içtimai mevzularla uğraşmıştır.
Lirik eser ve hikâyelerde büyük bir kudret göstermiş olan Halil Mutran önemli bir yer tutar. Genç nesillerden ve divanlar yayınlanan önemli şair ve yazarlar da: A. M. al-Akkad (1889), İ. a. al-Mazini (1890), A. Mihram (1377), A. Rami (1877), A. Rami (1892), M. Ş. al - Rafi'i (1880) A. Nasim (1877), Ahmed Zeki Abu Şadi sevilen yazarlardandır.
Roman ve hikâye örf ve adet romanları Yakup Şarruf ve Sa'id al -Bustani tarafından psikolojik romanlar da Farrah Antun (1874 -1922) ve tarihi romanlar da Circi Zaydan elleriyle çiçeklendi. Mısırlı Muhammed Ferid Abu Hadid (Memluğun Kızı) romanıyla kendine önemli bir yer yaptı.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-10-11, 12:18   #4
Kafkaskartalı

Varsayılan C: Arap Edebiyatı


İslam Öncesi Dönem'de Arap Edebiyatı

Cahiliye Dönemi adı da verilen İslam Öncesi Dönem'de Arap edebiyatında şiirin özel bir yeri vardı. Devesinin sırtında uzun çöl yolculuklarına çıkan Bedeviler'in söyledikleri türküler Arap şiirinin kaynağını oluşturur. Yiğitliği, sevgiyi, çöl yaşamını anlatan bu türkülere "deveci türküsü" anlamına gelen hida denir. Göçer çöl insanının söylediği bu türküler kentlerde söylenmeye başlanınca belli değişikliklere uğrayarak kesin ölçüler kazanmıştır.

İslam öncesi Arap şiirinden günümüze kalan en önemli örnek Mııallakatü'sSeb'a'dır ("Yedi Askı"). Bu şiirler Ukaz panayırında düzenlenen bir şiir yarışmasında beğenilerek Mısır ketenine yazılmış ve Kabe'ye asılmıştı. Hidalarla benzer konulan işleyen bu şiirlerde gelişmiş bir dil ve anlatım görülür. Hangi yıllarda yazıldığı kesin olarak bilinmeyen Yedi Askı şiirlerini İmruü'1Kays (ölümü 550), Tarafe ibnü'1Abd (539564), Haris bin Hilliza (ölümü 570), Amr bin Kulsum (ölümü 600'den önce), Antere bin Şeddad (ölümü 600), Züheyr bin Ebu Sulme (ölümü 608), Lebid (ölümü 661) adlı şairler yazmıştır.

Yedi Askı şairleri dışında ünü günümüze kadar gelmiş başka şairler de vardır. Koltuğunun altında uzun bir bıçak taşıdığı için Teabbata Şarran adıyla bilinen şair bunlardandır. Şiirlerinde üstüne binerek dolaştığı koçundan, hayal ettiği korkunç yaratıklardan söz eder. Kurnazlığı ve savaşçılığı üzerine birçok öykü anlatılan Şanfara, karşılıklı söyledikleri yergilerle ün kazanmış Evs elHadıra ile Zabban İslam öncesi dönemin başlıca şairlerindendir.

Bu dönemde muamma (bilmece), hayvan masalları, efsane ve halk öyküleri gibi düzyazı türleri de gelişmiştir. Şamar adı verilen ve kent kent dolaşılarak anlatılan söylence ve öyküler daha sonra yazıya geçirilmiştir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-10-11, 12:18   #5
Kafkaskartalı

Varsayılan C: Arap Edebiyatı

İslam'ın İlk Döneminde, Emeviler Döneminde ve Abbasiler Döneminde Arap Edebiyatı

İslamiyet'in kurucusu Hz. Muhammed'in döneminde, ölçülü ve uyaklı bir dili olan Kuran' in özel bir yeri vardı. Seci denen uyaklı Kuran dili özellikle ilk surelerde şiir düzeninde, çok duygulu ve etkileyicidir. Önceleri şairlere karşı bir tavır içinde olan Hz. Muhammed daha sonra toplumdaki etkilerini görerek onlarla iyi ilişkiler içine girmiş, İslamiyet'in savunuculuğunu yapan şairlerle dostluk kurmuştur. Bunlardan Hassan bin Sabit "Peygamber'in şairi" sanını almıştır.


Emeviler döneminde şiir dinsel konuların dışına çıkarak gündelik yaşamla da ilgilenmeye başladı. Ömer bin Abdullah (ibn Ebi Rabia), Haris bin Halid, Abdullah bin Ömer elArci, Kays bin Zerih (ölümü 710), Ahtal, Cerir (yaklaşık 650729) ve Ferezdak (641728 ya da 730) gibi şairler günlük yaşamla ilgili şiir ve yergileriyle ün kazandılar.

Abbasiler Dönemi
Abbasiler döneminde Bağdat bir kültür ve sanat merkezi oldu. Arapça çok geniş bir alana yayılarak kültür dili haline geldi. Halife ve zenginler bilgin ve sanatçıları desteklediler. Zenginlerin koruması altına giren şairler efendilerini öven şiirler yazıyordu. Şairlerin bir araya gelerek aralarında yarışmalar düzenlemeleri de şiirin gelişmesine katkıda bulundu. Beşşar bin Bürd (ölümü 873) ve Ebu Nuvas (747813) zevk ve eğlenceyi konu alan şairlerin önde gelen temsilcileridir. Halid ve Sibeveyhi gibi dilciler Arapça'nın dilbilgisi kurallarını saptadılar. Yunanca'dan yapılan çeviriler yabancı kültürlerle ilişki kurulmasını sağladı.


Bu dönemde, Bağdat dışında da önemli şairler yetişti. Çoğunlukla geleneğe bağlı olan bu şairlerden Mütenebbî (905965) şan ve
şöhret duygularını dile getiren şiirler yazdı. Ebu Temmam (804845), kendinden önceki şairler üzerine Hamse adlı büyük bir derleme hazırladı.

Araplar'ın en gözde şairlerinden biri olan Ebu'1Âlâ elMaarri (9731057) Suriye'de yaşadı; saray şiirine karşı bir şiir anlayışı geliştirdi. Şiirlerinde dönemin toplumsal adaletsizlik, acı ve ölüm gibi sorunlarını ele aldı. Bilgiye ulaşmanın yolu olarak iman yerine aklı savundu. İslam'ın cennetcehennem anlayışını yergi diliyle eleştirdi ve saray şairlerini "cennetcehennem bekçileri" diyerek alaya aldı.
Türk edebiyatını da etkileyen Tasavvuf şiiri de bu dönemde doğdu (bak. Tasavvuf). Dinsel kurallar karşısında hoşgörü ve inanç özgürlüğünü savunan Tasavvufçular, halifelerce hoş görülmeyerek cezalandırıldılar. Tasavvuf şairlerinin en ünlülerinden Hallacı Mansur (858922) Tann'nın kendisinde yansıdığını söylediği için öldürülerek derisi yüzüldü.

Abbasiler döneminde seci denen ölçülü, uyaklı düzyazı yapıtları da hızla çoğaldı. Öncelikle Kuran ayetlerini ve hadisleri (Hz. Muhammed'in sözleri) yorumlamak amacıyla yazılan düzyazı, savaşları anlatan yapıtlarla gelişti. Bu dönem yazarlarının en tanınmışları Ebubekir elHarizmi (935993) ve Hemedanî' dir (9691008). Harirî (10541122) makame (küçük öykü) türünün Arap edebiyatına girmesini sağladı. Bu dönemde Basra ve Küfe okulları ile Nizamiye medreselerinde dilbilim çalışmaları yapıldı. İlk Arapça dilbilgisi kitabı bu dönemde yazıldı. Dilbilim alanında çalışmalarıyla ünlü yazar Ebu Hayyan Türkçe üzerine de dört kitap yazdı.

İspanya'da I. Abdurahman'm kurduğu Endülüs Emevi Devleti (7561031) döneminde de edebiyat, müzik, bilim ve sanat alanında yeni gelişmeler görüldü. Arap edebiyatı batı edebiyatı ile tanışma olanağı buldu ve yeni kaynaklarla zenginleşti. Aşk, övgü ve ağıt şiirleriyle tanınan İbn Zeydun (100371), gülmece, aşk, şarap, kadın gibi konuları işleyen gezgin şair İbn Kuzman (1078 ya da 10801160) bu dönemin en ünlü şairleridir. Endülüs döneminde düzyazı alanında da önemli yapıtlar verildi. İbn Tufeyl'in (110685) yazdığı Hayy ibn Yakzan adlı roman Ortaçağ Avrupa'sında yaygın bir üne kavuştu ve birçok batı diline çevrildi.

Arapİslam dünyasında parçalanmaların başlaması ve yeni odakların oluşmasıyla Bağdat, Nişabur, Kahire, Kurtuba (Cordoba) ayrı birer kültür merkezi durumuna geldi. Tuğrai (Ölümü 1119), Bahaeddin Züheyr (11861258) gibi şairler, gezgin İbn Battuta (130469) ve büyük bir İslam tarihçisi olan İbn Haldun (13321406) bu dönemin ünlü yazarlarındandır. Arap düzyazı edebiyatının en tanınmış yapıtıBinbir Gece Masalları'mn da ilk kez 14.16. yüzyıllarda derlendiği sanılmaktadır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat