En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 05-10-11, 01:26   #1
gemre96

Varsayılan Namaz kılmak istiyorum fakat nefsim engelliyor


Ben namaz kılmak istiyorum fakat hep boşveriyorum kılmıyorum.Nefsim engelliyor.ne yapmalaıyımda namaz kılmaya başlamalıyım?
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-10-11, 10:10   #2
sovan

Varsayılan C: Namaz kılmak istiyorum fakat nefsim engelliyor


"Sabah namazına nasıl kalkılır" kitabını oku.
Aynen senin gibi iken çok değerli bir abim tavsiye etmişti.
pahalı değil 3:50 lira

Sabah namazına nasıl kalkılır - Cemil tokpınar

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-10-11, 11:32   #3
kartal7000

Varsayılan C: Namaz kılmak istiyorum fakat nefsim engelliyor


linkdeki videoları izle faydalı gelir.

http://www.frmtr.com/islami-video-ve...a-5-ikazi.html
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-10-11, 10:45   #4
eslemteslim

Varsayılan C: Namaz kılmak istiyorum fakat nefsim engelliyor


namaz kılmak isteyip de kılamayanlar: [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]


[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-10-11, 10:35   #5
bammab

Varsayılan C: Namaz kılmak istiyorum fakat nefsim engelliyor

Bir zaman yavaşca, bedenen, rütbeten büyük bir adam bana dedi: «Namaz iyidir. Fakat hergün hergün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor.»
O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki, aynı sözleri söylüyor ve ona baktım gördüm ki; tenbellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım: O zât o sözü, bütün bu düşüncede olanların namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: «Mâdem nefsim kötülüğü emreder. Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Öyle ise, nefsimden başlarım.»
Dedim: Ey nefis! Cahillik ve kibrin içinde, tenbellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil «beş ikaz»ı benden işit.
Birinci ikaz: Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir! Hiç kat'î senedin var mı ki, gelecek seneye belki yarına kadar
(Orjinal Sayfa: 280)
kalacaksın? Sana usanç veren, ebedi kuruntundur. Keyf için, ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasa idin ki, ömrün azdır hem faidesiz gidiyor. Elbette onun yirmidörtten birisini, hakikî bir ebedi hayatın saadetine sebep olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarfetmek; usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir arzu ve hoş bir zevki tahrike sebeb olur.
İKİNCİ İKAZ: Ey boğazına düşkün nefsim! Acaba hergün hergün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu? Mâdem vermiyor; çünki ihtiyaç tekrar ettiğinden, usanç değil belki zevk alıyorsun. Öyle ise: kendi bedenimde senin arkadaşların olan, kalbinin gıdası, ruhumun âb-ı hayâtı ve hissettiğim rahmani güzelliklerin en temiz havasını içine çeken ve kendine çeken namazın dahi, seni usandırmaması gereklidir. Evet sonsuz üzüntü ve acılara maruz ve düşkün ve sonsuz lezzetlere ve emellere tutkun ve sevda dolu bir kalbin gıdası ve kuvveti; herşeye kadir bir Rahîm-i Kerîm'in kapısını yalvarma ve yakarışla çalmakla elde edilebilir. Evet şu fâni dünyada Kemâl-i sür'atle ayrılık yaygarası kopararak giden çoğunlukla yaratılmışlarla alâkadar bir ruhun âb-ı hayâtı ise; herşeye bedel bir Mâbûd-u Bâki'nin, bir Mahbûb-u Sermedî'nin rahmet çeşmesinden namaz ile yönelerek içilebilir. Evet yaradılıştan ebediyeti isteyen ve ebed için halkolunan ve ezelî ve ebedî bir Zâtın âyinesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve zerafetli bulunan insan sırrının bilincinde olan, nurlu bir rabbani ilhamlarla; şu kasvetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümlü ve boğucu olan dünya alemi içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.
ÜÇÜNCÜ İKAZ: Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibâdet külfetini ve namazın meşakkatini ve musibet zahmetini, bugün düşünüp ızdırap çekmek, hem gelecek günlerdeki ibâdet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini, bugün tasavvur edip sabırsızlık göstermek hiç kâr-ı akıl mıdır? Şu sabırsızlıkta misâlin şöyle bir sersem kumandana benzer ki: Düşmanın sağ cenah kuvveti onun sağındaki kuvvetine iltihak etmiş ve ona taze bir kuvvet olduğu halde; o tutar mühim bir kuvvetini sağ cenâha gönderir, merkezi zayıflaştırır. Hem sol cenahta düşmanın askeri yok iken ve daha gelmeden, büyük bir kuvvet gönderir, «Ateş et!» emrini verir. Merkezi bütün bütün kuvvetten düşürtür. Düşman işi anlar, merkeze hücum eder; tar ü mar eder. Evet buna benzersin. Çünki:
(Orjinal Sayfa: 281)
Geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalbolmuş; elemi gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti, kerâmete iltihak ve zahmeti, sevaba dönüşmüştür. Öyle ise ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devama ciddî bir gayret almak lâzımgelir. Gelecek günler ise mâdem gelmemişler. Şimdiden düşünüp usanmak ve gevşemek; aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divâneliktir. Mâdem hakikat böyledir. Âkıllı isen, ibâdet cihetinde yalnız bugünü düşün ve onun bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve yüce bir hizmete sarfediyorum, de. O vakit senin acı bir bezginliğin, tatlı bir gayrete dönüşür.
İşte ey sabırsız nefsim! Sen üç sabır ile mükellefsin. Birisi: ibadet üstünde sabırdır. Birisi: günahlardan sabırdır. Diğeri: Musibete karşı sabırdır. Aklın varsa, şu üçüncü ikazdaki temsilde görünen hakikatı rehber tut. mertçe «Ya Sabur » de, üç sabrı omuzuna al. Cenâb-ı Hakk'ın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan, her meşakkate ve her musîbete kâfi gelebilir ve o kuvvetle dayan.
DÖRDÜNCÜ İKAZ: Ey sersem nefsim! Acaba şu kulluk vazifesi neticesiz midir, ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve aralıksız çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine bir gıda, azık ve zenginlik ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıdâ ve nur ve herhalde mahkemen olan Mahşer'de sened ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü'nde nur ve burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? Bir adam sana yüz liralık bir hediye va'detse, yüz gün seni çalıştırır. Söz verir o adama îtimad edersin, aralıksız işlersin. Acaba vediği sözlerden dömeyen bir zât, Cennet gibi bir ücreti ve ebedi saadet gibi bir hediyeyi sana va'd etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, zoraki çalıştırılan bir insan gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle Onu va'dine aldırmayıp ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir ıslaha ve dehşetli bir azaba müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde kusursuz hizmet ettiğin halde; Cehennem gibi bir ebedi hapsin korkusu, en hafif ve güzel bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?
(Orjinal Sayfa: 282)
BEŞİNCİ İKAZ: Ey dünyaperest nefsim! Acaba ibâdetteki gevşekliğin ve namazdaki kusurun dünya meşguliyetinin çokluğundanmıdır veyahut geçim derdi meşguliyetiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun! Sen alışkanlıklarınla bütün hayvanatın fevkinde olduğunu ve dünya hayatı için arzuladığın ihtiyaçlarının tedarikinde sahip olduğun üstünlüklerin,gösterdiğin gayretin, bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bunu neden anlamıyorsun ki, asli vazifen hayvan gibi çabalamak değil; belki hakikî bir insan gibi, hakikî bir ebedi hayat için çalışma etmektir. Bununla beraber dünya meşguliyesi dediğin, çoğu sana ait olmayan ve fuzûli bir Sûrette karıştığın ve karıştırdığın boş ve faydasız meşgalelerdir. En elzemini bırakıp, güya binler sene ömrün var gibi en lüzumsuz mâlûmat ile vakit geçiriyorsun. Meselâ: satürn’ün etrafındaki halkaların oluşumu nasıldır ve Amerika tavukları ne kadardır? gibi kıymetsiz şeylerle kıymettar vaktini geçiriyorsun. Güya uzay ilminden ve istatistikçi fenninden bir kemâl alıyorsun.
Eğer desen: «Beni namazdan ve ibâdetten alıkoyan ve gevşeklik veren öyle lüzumsuz şeyler değil, belki yaşam sıkıntısının mecburi işleridir.» Öyle ise ben de sana derim ki: Eğer yüz kuruş bir gündelik ile çalışsan; sonra biri gelse, dese ki: «Gel on dakika kadar şurayı kaz, yüz lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın.» Sen ona: «Yok, gelmem. Çünki on kuruş gündeliğimden kesilecek, nafakam azalacak » desen; ne kadar akılsızca bir bahane olduğunu elbette bilirsin. Aynen onun gibi; sen şu bağında, nafakan için işliyorsun. Eğer farz namazı terketsen, bütün emeklerinin karşılığı, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya sınırlı kalır. Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini, ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne sebep olan namaza sarfetsen; o vakit, bereketli dünya nafakalarıyla beraber, senin ahiret nafakan ve ahiret azığına önemli bir kaynak olan, iki manevi maden bulursun:
Birinci Mâden: bağında (Haşiye) yetiştirdiğin -çiçekli olsun, meyveli olsun- her bitkinin, her ağacın tesbihatından, güzel bir niyyet ile, bir hisse alıyorsun.
İkinci maden: Hem bu bağdan çıkan mahsulattan kim yese
___________________________
(Haşiye): Bu makam, bir bağda bir zâta bir derstir ki, bu tarz ile Beyân edilmiş
(Orjinal Sayfa: 283)
-hayvan olsun, insan olsun; inek olsun, sinek olsun; müşteri olsun, hırsız olsun- sana bir sadaka hükmüne geçer. Fakat şu şartla ki: Sen, Hakikî Rezzak nâmına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve Onun malını, Onun mahlûkatına veren bir dağıtma memuru nazarıyla kendine bakarsan...
İşte bak, namazı terk eden ne kadar büyük bir zarar eder, ne kadar önemli bir serveti kaybeder ve çalışmana, emeğine pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir mânevî kuvveti temin eden o iki neticeden ve o iki mâdenden mahrum kalır, iflâs eder. Hattâ ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır, sıkıntı gelir. «Neme lâzım» der. «Ben zâten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti ne için çekeceğim?» diyecek, kendini tenbelliğe atacak. Fakat evvelki adam der: «Daha ziyade ibâdetle beraber helâl kazanca çalışacağım. Tâ, kabrime daha ziyade ışık göndereceğim âhiretime daha ziyade azık tedârik edeceğim.»
Kısaca: Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde sened yok ki, ona sahipsin. Öyle ise hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil. En azından günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir ahiret sandığı olan bir mescide veya bir seccâdeye at. Hem bil ki: Her yeni gün, sana hem herkese, bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, senin o günün zulümlü ve perişan bir halde gider, senin aleyhinde ahiret aleminde şahitlik eder. Zira herkesin, her günde, şu âlemde kendine has bir âlemi var. Hem o âlemin keyfiyyeti, o adamın kalbine ve ameline tâbidir. Nasılki âynanda görünen muhteşem bir saray, âyinenin rengine bakar. Siyah ise, siyah görünür. Kırmızı ise, kırmızı görünür. Hem onun keyfiyyetine bakar. O âyine şişesi düzgün ise, sarayı güzel gösterir. Düzgün değil ise, çirkin gösterir. En nâzik şeyleri kaba gösterdiği gibi; sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle, kendi âleminin şeklini değiştirirsin. Ya aleyhinde, ya lehinde şehadet ettirebilirsin. Eğer namazı kılsan, o namazın ile o âlemin Sâni'-i Zülcelâl'ine yönelmiş olsan; birden, sana bakan âlemin nurlanır. Âdeta namazın bir elektrik lâmbası ve namaza niyyetin, onun düğmesine dokunması gibi, o âlemin zulümünü dağıtır ve o karman çorman dünyyeviyedeki karmakarışık perişaniyyet içindeki değişimler ve harekât, hikmetli bir intizâm ve mânidar bir kitabet-i kudret olduğunu gösterir.
اَللَّهُنُورُالسَّمَوَاتِوَاْلاَرْضِ âyet-i pür
(Orjinal Sayfa: 28
4)
-envârından bir nûrû, senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun yansımasıyla ışıklandırır. Senin lehinde nuraniyyetle şehâdet ettirir.
Sakın deme: «Benim namazım nerede, şu hakikat-ı namaz nerede...» Zira bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını temsil eder. Fark yalnız cekirdek ve ağacıl ile olduğu gibi; senin ve benim gibi sıradan biri -hissetmezse bile- namazı, büyük bir velînin namazı gibi şu nurdan bir hissesi var, şu hakikattan bir sırrı vardır -velev şuurun taallâk etmezse-. Fakat derecâta göre gelişme ve nuru ayrı ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden, tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar ne kadar mertebeleri bulunur. Öyle de: Namazın derecelerinde de daha fazla mertebe bulunabilir. Fakat bütün o mertebede, o hakiki nurun esâsı bulunur.
اَللَّهُمَّصَلِّوَسَلِّمْعَلَىمَنْقَالَاَلصَّلَوةُعِمَادُالدِّينِوَعَلَىآلِهِوَصَحْبِهِاَجْمَعِينَ
* * *
(Orjinal Sayfa: 285)
Yirmibirinci Söz'ün İkinci Makamı
[Kalbin beş yarasına beş merhemi içine alır.]
بِسْمِاللَّهِالرَّحْمَنِالرَّحِيمِ
قُلْرَبِّاَعُوذُبِكَمِنْهَمَزَاتِالشَّيَاطِينِوَاَعُوذُبِكَرَبِّاَنْيَحْضُرُونِ
Ey vesvese hastalığı ile mübtelâ! Biliyor musun vesvesen neye benzer? belaya benzer. önem verdikçe şişer. önem vermezsen söner. Ona
büyük nazarıyla baksan büyür. Küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. endişe etmezsen hafif olur, sönük kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Öyle ise, şu musibetli vesvesenin en çok görülen ve hayat bulmakta olan yalnız beş yönünü Beyân edeceğim. Belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehalet onu davet eder, ilim onu defeder. Tanımazsan gelir, tanısan gider.

  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat