Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında.
Forum TR
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Lise Bilgileri > Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]

Maun Suresi Tevsiri Meali

Lise Bilgileri Kategorisinde ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Forumunda Bulunan Maun Suresi Tevsiri Meali Konusunu Görüntülemektesiniz => MAUN SURESİ Meal: 1- Dini yalanlayan şu kimseyi gördün mü? 2, 3- İşte odur, yetimi itip – kalkan ve yoksulun ...

Beğenenler1Beğenen
  • 1 Post By seyfinan

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 24-07-07, 23:37   #1

Varsayılan Maun Suresi Tevsiri Meali


MAUN SURESİ


Meal:

1- Dini yalanlayan şu kimseyi gördün mü?

2, 3- İşte odur, yetimi itip – kalkan ve yoksulun yiyeceği üzerine teşvik etmeyen kimse.

4, Bu nedenle, şu namaz kılanların vay haline!

5- Onlar namazlarından gafildirler,

6 - Onlar, gösteriş yaparlar,

7- Ve mâûnu vermezler.


Tefsir:

Bazıları tarafından bu surenin Medenî olduğu ileri sürülmüş ise de hem üslup hem içerik itibariyle hem de İzzet Derveze gibi araştırmacıların İbn-i Abbas ve İbn Zübeyr kaynaklı tespitlerine göre kesin olarak Mekki’dir. Bazılarının 1-3. âyetlerin Mekkî, 4-7. âyetlerin Medenî olduğunu ileri sürmesi de 4. âyetin ta’kip veya sebep “Fa”sı ile başlaması nedeniyle dikkate alınacak bir görüş değildir. Zira surenin orijinal yapısı surenin âyetlerinin birbirinden ayrılmasına engeldir. Ayrıca Mekke’de münâfık yoktur, müşrik-kâfir vardır. 4-7. âyetlerde konu edilen riyakar kimseler Medine’li münafıklar değil Mekke’li firavun bozuntularıdır. Adları sanları belli olan sayılı kimselerdir.

Bu sure resmi sıralamada 107. sırada olsa da iniş sırasına göre 17 nci suredir. Adını son âyetteki “maûn” sözcüğünden alır. Yedi âyettir.

Bu surenin içeriğine dikkat edilirse, Alak suresinden bu ana kadar üzerinde durulan ana ilkeler burada özetlenmiştir.

Sure yine Mekke müşriklerini teşhir etmektedir. Ve onların şahsında tüm dünyadaki ve tüm zamanlardaki müşrik ve din karşıtlarının ilkelerini ve onlara karşı yapılması gereken tavır ve uyarıları bildirmektedir.

Sebeb-i nüzul:

Mâverdi'ye göre âyet Ebucehil hakkında nazil olmuştur. Rivâyete göre Ebucehil bir yetimin vasisi (velisi) bulunuyordu. Bir gün söz konusu yetim ihtiyaç içerisinde ona gelerek malından bir şey ister. Ebucehil de onu iterek isteğine kulak vermez. Kureyş'in ileri gelenleri de çocuğu yardım etmesi için Rasülüllah’a göndererek onunla alay etmek isterler. Yetim onların maksatlarını bilmediği için Resulullah'a gelip yardım ister. Hiçbir ihtiyaç sahibini geri göndermek adeti olmayan o yüce peygamber (s.a.v) hemen kalkar, çocukla beraber Ebucehil'in yanına varır. Ebucehil hemen ona malını verir. Bunu üzerine Kureyş Ebucehil'e ''sen de sapıttın..'' derler. Ebucehil ise'' Hayır, sapıtmadım. Fakat onun sözleri öyle dehşet uyandırdı ki bende, vermezsem helak olacağımdan korktum '' diyerek cevap verir.

Âyetin nüzul sebebi hakkında Ebucehil'in yanı sıra cimrilikleri, yoksullara, düşkünlere eziyet ve onları hor görüp itip kakmaları ile tanınan Velid İbn Âiz, Ebusüfyan, As İbn Vâil es Sehmî, Velid b. Muğıre gibi başka isimler de rivâyet edilmiştir.

Âyet bunlardan biri veya hepsi için nazil olmuş olabilir. Fakat hüküm sadece onlara sınırlı değildir. Her yerde ve her zaman bu kimselere benzeyen tüm insanları kapsar. İnişe sebep gösterilen olaylar Furkan suresinin 32, 33. ayetlerinde açıklanan Kur’ân’ın tedriciliğiyle ilgili gerekçelere uyumludur.

Edebi sanatlar:



İstifham (teaccüb), Hazif, Kınama, İzhar, Cinas-ı Nâkıs, Seci’,



Şimdi gelelim âyetlerin tek tek tefsirine:





1- Dini yalanlayan şu kimseyi gördün mü?



Âyette geçen “din” sözcüğü esas itibariyle tâat ve ceza/karşılık anlamınadır. İstiare ile “Şeriat” anlamına kullanılır olmuştur (el Müfredat). Konumuz olan âyette ise “ceza” anlamındadır. Ceza, “karşılık” demektir. Ki konu edilen “din” âhirette herkesin “iyi, kötü yaptıklarının karşılığını görmesi”dir. “Ceza” sözcüğü Türkçe’de sadece kötülüğün karşılığı olarak anlaşılır olmuştur. Bu bizi aldatmasın. Aslında ceza, iyi yada kötü her türlü davranışın karşılığıdır. Kur’ân’da yüzlerce örneğini bulursunuz.

“Din sözcüğünü aynı anlamıyla 51/Zâriyât suresi âyet 6; 82/İnfitar suresi âyet 9; 95/Tin suresi âyet 7’de de göreceğiz.



"Din" ve türevleri Kur'ân-ı Kerîm'de 95 defa tekrarlanmaktadır.



Kur'ân-ı Kerîm'de "Dîn": Din'in terim manası bu olmakla birlikte Kur'ân’da kelimenin kullanılmasını tetkik ettiğimiz takdirde, sözlük anlamlarının birçoğunu da kapsayacak şekilde ele alındığını kolayca tespit edebiliriz.





"Din" kelimesinin çeşitli şekillerde yer aldığı âyet-i kerimeleri, manalarına göre bir sınıflandırmaya tabi tutarsak:



Mutlak Olarak Din: İtaat, Boyun Eğme, İbadet: 2/193; 3/5, 24, 73, 85; 7/29; 8/39; 9/29, 33, 16/52; 29/65; 30/30; 39/2, 3, 11; 40/14, 65; 42/13; 48/28; 61/9; 98/5.



Kıyamet ve Ceza (Karşılık) Günü: 1/4; 15/35; 24/25; 26/82; 37/20; 38/53, 78; 51/6,12; 56/56, 86; 70/26; 74/46; 82/9,15,17,18; 83/11; 95/7.



Allâh'ın Dini, İslâm, Tevhîd: 2/132, 193, 217, 259; 3/5, 19, 83; 4/46, 146; 5/3, 54, 57; 6/161; 7/29; 8/39, 49, 72; 9/11,12;19/29, 33, 36, 122; 10/22, 104, 105; 12/40; 16/52; 22/78;24/55; 29/65; 30/30, 43; 31/32; 33/5; 39/2, 3, 11, 14; 40/14, 65; 42/13, 21; 48/28; 60/8, 9; 61/9; 98/5; 107/1 ; 110/2; 109/6.



Kanun, Hüküm, Şerîat: 2/217; 3/73; 12/76; 22/78; 24/2; 40/26; 42/13, 21; 49/16; 98/5;107/1;109/6.



Kur’ân’da geçen tüm “yevmiddin/din günü” tamlamalarının anlamı da “Karşılık günü”dür. İnfitar suresinin 1-19. âyetlerinde detayı verilmektedir.



“Şeriat” anlamında olan “din”i ise inşallah Kâfirun suresi tefsirinde detaylandıracağız.

Âyetteki “Sen gördün mü?” hitabı görünüşte Rasulullah’adır. Ama Kur’ân'ın üslubu gereği, böyle durumlarda hitab her akıl sahibi insanadır. Her çağda her coğrafyada geçerlidir. Ayrıca “duydun mu?” değil de “gördün mü?” ifadesinin kullanmasının nedeni, dini yalanlayarak icraatta bulunanların yalanlama işlerini fikir düzeyinde sözlü olarak değil de toplumda eylem olarak yaptıklarındandır.

Birinci âyette geçen bu soru, “evet gördüm, yada hayır görmedim” diye cevabı beklenen bir soru değildir. Bu, “teaccüb/hayret uyandıran” bir soru tipidir. Ki “din”i (iyi, kötü her amelin mutlaka karşılığının alınacağını) yalanlayan insanın bu tavrının hayret verici, enteresan bir tavır olduğunu ifade eder. Bu üslup muhatabı, âhireti inkar eden insanda ne gibi bir karakter meydana geleceğini düşünmeye davet etmek içindir. Hatırlarsanız aynı soru tipini ilk sure olan Alak suresinde de görmüştük.







Şimdi Fecr suresine dönelim. Fecr suresinin âyetlerinde “ 15-İnsana gelince, Rabbi onu her ne zaman imtihan edip de kendiside ikramda bulunur, nimetler verirse: "Rabbim bana ikram etti." der.

16- Ama, her ne zaman da sınayıp rızkım daraltırsa: "Rabbim beni aşağıladı." der. ” denilerek insanın genel karakteri çizilmişti. Daha sonra 17-20. ayetlerde de iltifat yapılıp ( üçüncü şahıstan ikinci şahısa yönelinmiş) “17-20- Hayır, hayır, doğrusu siz yetimi kerimleştirmiyorsunuz?

Yoksulun yiyeceği üzerine teşvikleşmiyorsunuz.

Oysa mirası dermecesine öyle bir yiyiş yiyorsunuz ki!

Malı öyle bir seviş seviyorsunuz ki, yığmacasına! ” denilmişti. Evet kim di bu muhataplar (sizler)? İşte bu sorunun cevabı bu sure bu ayetlerdir. Onların kimlikleri açıklanıyor. Artık stratejide değişiklik olmakta, hitaplar sertleşmekte, saflar ayrılmaktadır.



2, 3- İşte odur, yetimi itip – kalkan ve yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen o kimse.





“Yedi'ul yetim” kullanılmıştır. Bunun birkaç manası vardır. Birincisi, yetimin hakkım yer ve babasının bıraktığı mirasa el koyarak yetimi kovar, şeklindedir. İkincisi, yetim ona yardım için gelirse merhamet etmez, hatta yanından kovar. Yetim çaresizlik dolayısıyla gitmez ve beklemeye devam ederse iterek kovar, şeklindedir. Üçüncüsü, o yetime zulmeder. Mesela yetimi evine akraba (vesâyet veya velâyet yoluyla) olarak aldıysa bütün ev halkına hizmet ettirir. Yetim evde herkesin kahrını çekmek zorunda kalır, şeklindedir.

Biz ise bu âyetteki ifadeden Fecr suresi 17, 16. âyetteki “Hayır, hayır, doğrusu siz yetimi kerimleştirmiyorsunuz?

Yoksulun yiyeceği üzerine teşvikleşmiyorsunuz.” ve Duha suresi 9. âyetteki “Yetimi kahretme!” ifadelerin yerine getirilmemesi olarak anlıyoruz. (Yetim konusu ile ilgili Nisa suresi 1-10. âyetleri de okuyunuz.)

“Miskin” sözcüğü fıkıh kitaplarında “Fakirden daha yoksul olan kimse” anlamında açıklanır. Kök ifadesinden yola çıkarak “miskin, mesâkîn” sözcüklerinin “hareket kabiliyetini kaybetmiş, iş, güç yapma imkan ve fırsatı kalmamış kimseler” olduğu anlaşılır.



Bunun yanı sıra bu kelimeden, o şahsın bu tip davranışları ara sıra yapmadığı tamamen adet haline getirdiği de çıkar. Yaptığı işin çok kötü olduğunu da düşünmez. Hiçbir şey hissetmeden bu tavrına devam eder ve yetimin yalnız, olduğunu, yardım edeninin olmadığını zanneder. Onun için yetimin hakkını yemekte bir sakınca görmez. Ya elinden tutar ama zulmeder, ya da yardım için geldiğinde kovar.

Yetimler, Allah'ın sesi olarak içimize yerleştirilmiş olan vicdanımıza yumuşaklık ve kırıklığı çağırırlar, çünkü onlar; başlarını okşayacak, sahip çıkacak, ilgilenecek yakın bir veliden yoksundurlar. Hakları korunmaya açıktır yağmaya da. İşte dini yalanlayan, böyle bir haldeki yetimi iter. Onun kalbini tasavvur edebiliyor musunuz?

Âyette “İt’âm-ul miskin” değil, “taâm-ul miskin” kelimesi kullanılmıştır. Eğer “İt'âm- ul miskin” denilseydi, “miskinlere yemek yedirmeye teşvik etmez” olurdu. “Taâm-ul miskin” denilmesi şu anlamı taşır: “Miskinin kendi yemeğini vermez.” Diğer bir ifadeyle, o yemek miskine aittir, yemeği verenlere değil. Bu yemek, verenlerin üzerine vacip olan yoksulun hakkıdır. Veren. onu bir bahşiş, lütuf olarak vermemekte, tersine, yoksulun hakkı olduğu için, zorunlu olarak vermektedir. Zâriyât suresi 19. âyette de belirtilmiştir: “Onların mallarında sâil ve mahrumların hakkı vardır.” denilmek suretiyle bu haklara dikkat çekilmiştir.

Âyetteki “La yehuddu”nun anlamı, o şahsın kendisi bu işi yapmadığı gibi, çevresindekileri de miskinlerin yemeklerine teşvik etmemesidir. Böylece toplumda fakir ve muhtaçların hakkını vererek iş yerleri açıp herkesin çalışarak kendi ekmeğini kazanmasını istemezler. Onlar isterler ki, köleleri olsun, herkesin ekmeğini aşını onlar versin. Onlar rabb/lord olsunlar. Kölenin soyu köle, işçinin soyu işçi, çiftçinin soyu çiftçi ……..

Allah'ın burada iki bariz misalle anlattığı konu, ahreti inkar edenlerin ne kötü meziyet sahibi olduklarını göstermektedir. Tabii ki, ''dini yalanlayan'' kimseye ait yegane gösterge bunlarla sınırlı değildir. Ancak burada ''dini yalanlayanın” bu özellikleri öne çıkmıştır.

Burada asıl maksat ahreti yalanlayanlarda bulunan yetimi itip kakmak, onları saygın bir hale getirmeyip perişan etmek ve ihtiyaçlıların yemekleri üzerinde teşvik etmeyiş üzerinde durmak değildir; aslında burada dikkat çekilen nokta, sayısız kötülüğün ahreti yalanlamanın sonucu olarak meydana geldiğidir.

İman gönle düşünce orada rikkat (hassasiyet) ve sevgi yaratır. ''Dini yalanlayanda'' vicdanın sermayesi olan bu hasletler bulunmaz.

4- Bu nedenle, şu namaz kılanların vay haline !



Bu âyetten sonra konu edilen nitelikler “fa” edatıyla, ki âyetteki “fa” edatının karşılığı “bu nedenle” olarak yer aldı) dini yalanlama gerekçesine dayandırılmaktadır.

Bu âyetteki “el musallîn” sözcüğünü “şu namaz kılanlar” olarak çevirdik. Zira beşinci âyetteki “salâtihim” sözcüğü izafet tamlamasıyla muarreftir/belirtilmiştir. Yani “salatihim”sözcüğü fiilî duâ olan namaza özgün hale getirilmiştir. O nedenle Kevser suresindeki gibi “sosyal, reformist, haniflik faaliyeti, Allah’a hizmet” anlamında kullanmadık.



5- Onlar namazlarından gafildirler,



Bu âyetlerde iki nokta üzerinde duracağız:

Birincisi: Âyetteki “fi” edatı değil de “An” edatının kullanılışı:

Âyette “fi” edatı değil de “an” edatının kullanılışından anlıyoruz ki burada namaz kılarken gaflete düşenler kınanmıyor. Bilakis namazlarından gafil olanlar yani namazın ne olduğunu, mahiyetini, erkanını, yararını vs. bilmeden atalarından alışa geldikleri içi boş, boşaltılmış namazı kılanlar (ki bunlar kafirlerdir. Bu tanımlamaların müminlerle ilgisi yoktur.) kınanmaktadır. Celaleddin-i Rumi’nin ifadesiyle “ser bizemin dem bihevâ/ baş yere kıç havaya” namaz kılanlar kınanıyor. Şâyet âyette “fi” edatı kullanılsaydı anlam “namazlarında yani namaz kılarken hata yapanlar” anlamına olacaktı. Bu da gerçek namazı kılarken yapılan hata ve kusurlar anlamına gelecekti. Bu ise zaten her kul için imkansız bir şeydir.

İkincisi: Beşinci âyetteki “sâhûn” sözcüğü Abdullah ibn-i Mes’ûd mushafında “Lâhûn” olarak yer almaktadır. Ki bu “Onlar namazı eğlence olarak kılmaktadır” anlamına gelmektedir. O zaman şunu anlamış oluyoruz ki Müşrikler namazı bir zevk, eğlence, tatmin aracı olarak kılmaktadırlar. Mahiyet ve amacından uzaktırlar. Nitekim Enfal suresi 35. âyette “Onların Beyt yanındaki namazları, ıslık çalma ve el çırpmadan ibarettir.” denilerek müşriklerin ibadeti bir eğlence (folklor malzemesi) haline getirmiş oldukları anlatılır.

Tıpkı bugün sözde dindar geçinen kimselerin, düğün-dernek ve çeşitli merasimlerde anlamını bilmeden ve dikkate almadan güzel sesli sanatçılara Kur’ân okuttukları gibi!



6 - Onlar, gösteriş yaparlar,



Ahirete inanmadan, namazın mahiyetinden habersiz, eğlence olarak namaz kılanlar gösteriş yaparlar. Burada kısaca değinilen “gösteriş yapma/riya konusunda biraz detay verelim:

“Riya” sözcüğünün kökü “rü’yet”tir. Görme anlamına gelir. “Riya” kalıbıyla ise “gösteriş” anlamınadır. Yani “kişinin görsünler diye bir davranış içerisine girmesi” anlamınadır. Diğer bir anlatımla iyi görünerek insanların kalbinde yer almak isteğidir. Bu bir karakter bozukluğu, alçakça bir davranıştır.

Bu şekilde gösteriş yapanlara “riyâkâr” veya “mürâî” denir.



“Riya”, samimiyetsizliğin, ikiyüzlülüğün, kişiliksizliğin bir sonucudur. Bu bozuk karakterli kimseler, ya bir dünyalık elde etmek, ya bir makama çıkmak, ya da şöhrete ulaşmak için böyle davranışta bulunurlar. Başkalarına şirin görünürler, onların hoşuna gidecek davranışta bulunurlar. Ortama göre hareket ederler. Böylece çevrelerindekini kandırır, onlardan çıkar sağlarlar. Ayrıca hem kendilerini hem de biriktirdikleri servetlerini korumuş olurlar. Onları gören, izleyen yoksa söz konusu davranışlarını yapmazlar. Zira beklentileri onları görecek kimselerdendir.

Kur’ân’ı kerimde riya çok yerilir. Bu âyette yerilenler ise Mekke müşrikleridir. Mekke müşrikleri sadece namazda riyâkârdırlar. Mâlî yardımda ise riyakarlıkları yoktur. Mertçe mâli yardımda bulunmazlar. Yedinci âyette gördüğünüz gibi.

Medine’li münafıklar ise hem imanda hem namazda hem de mâlî yardım konusunda riyakardırlar.

2/Bakara suresi âyet 14 :

“Ve inananlara rastladıkları vakit “inanıyoruz” derler. Ve şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında, “ biz kesin olarak sizinleyiz ve onlarla yalnızca alay ediyoruz” derler.”

4/Nisa suresi âyet 142:

“ Evet, ikiyüzlüler Allah’ı aldatmaya çalışırlar; oysa, onları aldatan O’dur. Onlar namaza kalktıklarında tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı da pek az hatırlarlar.



2/ Bakara suresi âyet 264.

“Ey inanalar! Allah’a ve son güne inan inanmadığı halde malını insanlara gösteriş için bağışlayan kimseler gibi, sadakalarınızı başa kakarak ve eziyet ederek boşa çıkarmayın. …..”

Nisa suresi âyet 38:

“Ve Allah’a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını insanlara gösteriş yapmak için harcayan kimselerdir.”

Dikkat edilirse surenin ayetlerinin 4. ayetten sonra yapı değiştirdiğini görüyoruz. İlk ayetlerde tekil ifade kullanılmışken dördüncü ayetten sonra ifadeler “el musallîn”, “ellezîne”, “hüm” …… (onlar)” şekliyle ifade edilir oldu. Demek oluyor ki Mekke müşrikleri kıldıkları namazı kesinlikle münferid; evlerinde, bahçelerinde kimsenin olmadığı, görmediği yerlerde tek başlarına kılmıyorlar. Enfal suresinin 35. ayetinin ifadesiyle de mutlaka Kâ’be’nin yanında kılıyorlar.

Bu suredeki “Musallîn” ve “salât” sözcüklerini lügat anlamında değerlendirirsek, bu ayetlerde kınanan ve tehdit edilenlerin “topluma destek vermek durumunda olup da hizmet ve desteklerini layıkıyla vermeyip gaflet ve eğlence içinde olanlar” olduğunu anlarız..





7- Ve mâûnu vermezler.

“Mâûn”, kendisinde insanlar için fayda bulunan küçük ve az bir şeye denir. “Bol” sözcüğünün zıt anlamıdır. Müfessirlerin çoğuna göre “maun” , komşuların birbirlerine ödünç verdiği ufak tefek eşyalara şamildir. Bunlar kap-kacak, keser-balta, su kabı gibi basit eşyalardır. Buna Argo ifadeyle “ıvır zıvır” denir. Yani pek kıymeti olmayan şeyler. İşte “Din”i yalanlayanlar aslında çok basit şeyleri bile vermezler, onlar yaralı parmağa bile işemezler, toplumsal yarar için ellerini ceplerine atmazlar.

Bazı tefsirlerde “zekat” anlamında çevrilmiş olduğunu görürüz. Bunu, âyetin delalet manasından anlayabiliriz. Yani basit, küçük bir şeyi vermeyen Zekatı, malının belli bir oranını zaten vermez. Yani yumurtayı vermeyen tavuk verir mi hiç? Âyet Mekkî olduğundan “mâûn” sözcüğüne “zekat” anlamı vermek zaten yanlış olur. Zira zekat emirleri Medenî’dir. Ve açık açık zekat ifadesiyle gelmiştir.

Bu sure dikkat edildiyse, bundan evvelki surelerde üzerinde durulmuş olan sosyal adalet/sosyal paylaşım ilkeleri üzerindeki öğretileri özetle yine ön plana çıkarıyor

Mâun suresini anlamak yönünden Mâun suresinde sergilenen negatif tavırların tam tamına pozitiflerinin yer aldığı Bakara suresinin 3-5. âyetlerine de bir bakmak yerinde olur. Ki mü’min ile mükezzib/yalanlayıcı kafirin bir mukayesesi yapılsın.



Mâûn suresi bu gün de tüm Peygamberimizin misyonunu sürdüren müminlere şu mesajı veriyor:



Tüm insanlara öğreteceğiniz, tebliğ edeceğiniz, uyaracağınız ilk ilke Âhiret’e, yapılan iyilik ve kötülüğün karşılığının mutlaka görüleceğine inandırmak olmalıdır. Âhirete inanmayanlar kesinlikle sosyal paylaşımda bulunmazlar. Yapar gözükseler de dostlar alış verişte görsünler diye yaparlar. Onlar kesinlikle kimseye zırnık koklatmazlar. Komşularından ıvır zıvır yardımı bile esirgerler Onlardan hiçbir kimseye ve hiçbir topluma yarar gelmez.

Alıntı:Kuranca.Net
0rhun bunu beğendi.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-08-07, 10:03   #2

Varsayılan C: Maun Suresi Tevsiri Meali


Paylaşım ve Emeğin İçin Teşekkürler.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-08-07, 21:36   #3

Varsayılan C: Maun Suresi Tevsiri Meali



TeşekkürLer...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-08-07, 14:02   #4

Varsayılan C: Maun Suresi Tevsiri Meali



Bilgilendirdiğiniz için Teşekkür ederim...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz


Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat