|
||||
|
|
|||||||
| ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC | |||||||
|
|||||||
Lise Bilgileri Kategorisinde ve Coğrafya Forumunda Bulunan Türkiyenin Sismotektoniği... Konusunu Görüntülemektesiniz => TÜRKİYE’NİN SİSMOTEKTONİĞİ Ramazan DEMİRTAŞ-Rüçhan YILMAZ Özet Türkiye, bilinen tarihsel dönem deprem kayıtlarına göre M.Ö. 2000 yılından beri sürekli olarak hasar ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Onursal Üye
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 23-07-2007
Yer: İsTaNBuLoVe
Yaş: 23
Mesajlar: 2,092
Rep Puanı: 13975689
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
TÜRKİYE’NİN SİSMOTEKTONİĞİ Ramazan DEMİRTAŞ-Rüçhan YILMAZ Özet Türkiye, bilinen tarihsel dönem deprem kayıtlarına göre M.Ö. 2000 yılından beri sürekli olarak hasar yapıcı ve yüzey faylanmasına neden olmuş büyük depremlere maruz kalmıştır. 1990 ile 1998 yılları arasında oluşmuş magnitüdü, Ms ³ 5.5 hasar yapıcı depremler ile 1989 ile 1998 yılları arasında oluşmuş magnitüdü Ms ³ 4.0 depremlerin episantrları, özellikle diri fay segmentlerine karşılık gelen fay uçlarında yoğunlaşma eğilimi göstermişlerdir. Bu bilgiler, Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı, Ege Graben Sistemi, Doğu Anadolu Sıkışma Bölgesi ve Helenik-Kıbrıs Yayı gibi ana tektonik bölgelerde, ana faylar boyunca sismik segmentasyonların ayrılması ve sismik boşluklar olabilecek segmentler hakkında fikirler vermiştir. Bu araştırmalar, Türkiye’de muhtemelen kırılmadan kalmış yaklaşık 15 sismik boşluk (yersel boşluk) olabileceğine işaret etmektedir. Özellikle son on yıl içerisinde oluşmuş güncel mikro-depremlerin, bu sismik boşlukların başlangıç ve bitiş kısımlarında yoğunlaşmasına karşılık, esas kırılabilecek uzun fay segmenleri boyunca herhangi bir mikro-aktivite (bir çeşit zamansal boşluk) görülmemiştir. Türkiye’de diri faylar boyunca segmentlerin ayırt edilmesi, gelecekte oluşması muhtemel depremlerin tehlike analizleri ve sismik zonlamaların yapılmasında esas teşkil edecek deprem kırık uzunluklarını denetleyen kırık başlanıç ve bitiş noktalarını belirtmesi açısından oldukça büyük önem teşkil etmektedir. Kısa süreli deprem tahminine esas teşkil edecek uzun süreli deprem tahmininde bulunabilmek için, Türkiye ve civarında son yüzyıl içerisinde oluşmuş Ms³ 5.5 depremlerin, 20’şer yıllık dönemler halinde yer ve zaman içerisindeki değişimleri incelenmiştir. Kısaca özetlenecek olunursa; (1) 1900-1920 ilk dönem içerisinde Türkiye’nin en büyük depremi olan 1939 Erzincan Depreminden önce, KAF üzerindeki aktif bir dönem, (2) 1921-1940, KAF’ın doğu kesiminde yoğunlaşan aktif bir dönem ve 1939 Erzincan Depremi ile Helenik-Kıbrıs yayında artan bir aktivite (3) 1941-1960 KAF’ın batı kesiminde oldukça aktif bir dönem ve Helenik-Kıbrıs yay bölgesinden kuzeye Ege Graben Sistemi içerisine doğru aktivitenin kayması, (4) 1961-1980, KAF’ın orta kesiminde suskun bir dönem ve aktivitenin KAF’ın doğu ve batı uçlarında yoğunlaşması ile Helenik-Kıbrıs yayında azalmış bir akti vite ve (5) 1981-Günümüz, tüm Türkiye’yi kapsayan oldukça suskun bir dönem ve gelecek yüzyıl içerisinde Kuzey Anadolu Fayındaki 1939-1967 deprem serisine benzer bir deprem serisinin oluşma olasılığı oldukça fazla olan Doğu Anadolu Fayında küçük ve orta büyüklükteki deprem aktivitesinde bariz olarak dereceli bir artışın olduğu dönem. Giriş Deprem zararlarının azaltılmasına esas teşkil eden deprem tehlike haritasının yapılabilmesi, birçok verinin biraraya getirilmesi ile mümkündür. Bu verinin en önemlilerini, sismisite ve diri faylar ile ilgili bilgiler oluşturur. Sismisite verisi, aletsel (instrumental), tarihsel (historic) ve tarih-öncesi (prehistoric) dönemlere ait olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Tarihsel depremler ile ilgili bilgiler, çeşitli kataloglardan elde edilebilir. Bu katalogların kapsadığı periyodun uzunluğu, ne kadar uzun olursa, depremlerin oluşum zamanları ve yerleri ile ilgili bilgilerin güvenirliliği de o derecede azalmaktadır. Diğer taraftan tarih-öncesi depremlere ait oldukça kesin ve güvenilir bilgiler, son yıllar içerisinde oldukça büyük gelişmeler gösteren paleosismolojik çalışmalar ile elde edilebilmektedir. Tarihsel ve tarih-öncesi döneme ait depremlerin detaylı bir şekilde incelenmesi, bir bölgedeki depremlerin tekrarlanma aralıkları, diri fayların ortaya çıkarılması, diri faylar ile ilgili segmentlerin ayırt edilmesi ve her bir segment ile ilgili deprem modellerinin yapılabilmesine olanak sağlar. Türkiye’de aletsel döneme ait veriler, 1900’lü yıllardan sonra deprem istasyonlarının kurulması ile başlamıştır. Diğer yandan, Türkiye’de tarihsel depremler ile ilgili kayıtlar Milattan Önce 2000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Bu tarihsel deprem kayıtları ile ilgili, (Pınar vd. 1952; Ergin vd. 1967 ve 1971; Shebalin vd. 1974; Alsan vd. 1975; Erdik vd. 1978; Soysal vd. 1981) tarafından derlenmiş birçok kataloglar bulunmaktadır. Tarih-öncesi depremlere ait bilgiler, (Okumura vd. 1994-Gerede, Erzincan, Suşehri ve Havza; Demirtaş, 1994, 1995, ve 1996a- Mudurnu Vadisi ve Dinar-Çivril Fayı; Barka 1994-Erzincan; Ikeda 1988-İznik-Mekece; Ikeda vd., 1991-Mudurnu Vadisi segmenti, gibi) birkaç araştırıcı tarafından Türkiye’de 1990’lı yılların başlarında başlayan ve paleosismolojik çalışmaların temelini teşkil eden trench (hendek) çalışmaları ile elde edilmeye başlanılmıştır. Bilindiği gibi, bir bölgedeki deprem tehlikesinin belirlenebilmesi ve zararlarının en aza indirilmesi çalışmalarında ilk adım, diri fay haritasının hazırlanmasıdır. Bu amaçla 1991 yılında Şaroğlu vd. tarafından Türkiye’nin diri fay haritası yapılmıştır. Bu harita, paleosismolojik çalışmaların temelini teşkil etmiş ve büyük katkılarda bulunmuştur. Bununla birlikte, bir bölgedeki deprem tehlikesinin kesin olarak belirlenebilmesi ve zararlarının azaltılması için; diri fayların sismik segmentasyonlara ayrılması, bu segmentlerin sınırlarının tam olarak tanımlanması, bu segmentlerin her birinin kayma hızları ve her bir depremdeki kayma miktarlarının saptanması ve deprem modellerinin (karakteristik deprem, zaman-tahmin edilebilir deprem, kayma-tahmin edilebilir deprem gibi) ortaya konması ile mümkün olabilir. Bu kriterler göz önüne alınarak, Türkiye Diri Fay Haritasının geliştirilmesi yerinde olacaktır. Bu amaçla, Türkiye’de yapılmış tüm çalışmaların bir araya getirilmesi ve bu çalışmalarda yer alan tüm diri faylar, neotektonik ve paleotektonik döneme ait faylar ve tektonik yapıların harita üzerine işaretlenmesi ve paleosismolojik çalışmalara oldukça hız verilmesi gerekir. Çeşitli araştırma kuruluşları ve üniversitelerde çalışan araştırıcıların birlikte çalışmaları ve ortak projelerin hayata geçirilmesi, binlerce insanların ölmesine ve trilyonlarca ekonomik kayıplara neden olan deprem zararlarının en aza indirilmesi çalışmalarına önemli katkılar sağlar. Bu çalışmada, son yüzyıl (1900-1995) içerisinde meydana gelmiş aletsel deprem verisi (Sonrisk verisi-DAD) kulanılmış ve tarihsel kayıtlar (M.Ö. 2000-1900) ve bazı tarih-öncesi (M.Ö. 2000 yılından öncesi) yüzey faylanması meydana getirmiş depremlerden faydalanılmıştır. Böylelikle, yukarıda bahsedilmiş çalışmalara ışık tutacak öncelikle çalışılması gerekecek bölgelerin nereleri olması gerektiği ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, genel olarak son yüzyıla ait sismisite verisini kullanarak kısa-süreli deprem tahminine esas teşkil edecek bir tür uzun süreli deprem tahmini çalışmasını oluşturmaktadır. Bu çalışma sonucu, geçmiş yüzyıl içerisinde ve daha önceki yüzyıllarda üzerinde herhangi bir büyük depreme maruz kalmamış ve gelecek yüzyıl içerisinde yüksek deprem potansiyeli taşıyan sismik boşluklar belirlenmeye çalışılmıştır. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Onursal Üye
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 23-07-2007
Yer: İsTaNBuLoVe
Yaş: 23
Mesajlar: 2,092
Rep Puanı: 13975689
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Türkiye ve civarında aletsel dönemdeki (1900-1995) sismik etkinlik
1900-1995 yılları arasında oluşmuş magnitüdü Ms³ 4.0 depremlerin dışmerkezleri (episantrları), yeniden gözden geçirilip haritalanarak diri faylar ile olan ilişkileri araştırılmıştır. Bu depremlerin dışmerkezleri, ana tektonik hatlar boyunca yoğunlaşmışlardır. 1900-1993 yılları arasında oluşmuş depremlerin dışmerkez dağılımları da Kuzey Andolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Sıkışma bölgesi gibi bazı ana tektonik bölgelerde sismik segmentlerin ayırt edilmesinde ilk önemli ipuçları vermiştir. Özellikle Kuzey Anadolu Fayında 10 civarında ana segmentin olduğu haritada görülmektedir. Türkiye’de 1900-1970 yılları arasında birkaç deprem istasyonu ile sismisitenin belirlendiği dönem, aletsel dönemin ilk yarısını ve 1970’li yıllardan sonra deprem istasyonlarının sayısının artması sonucu depremlerin kaydedilmiş olduğu dönem ise aletsel dönemin ikinci yarısını oluşturmaktadır. 1900-1995 yılları arasında magnitüdü Ms ³ 4.0 olan toplam 6656 civarında deprem kaydedilmiştir. 1900-1970 yılları arasında aletsel dönemin ilk yarısına ait yıllık deprem sayıları düşük değerler vermektedir. Bu değerler, yanlış yorumlamalara yol açabilir. Yıllık deprem sayılarının düşük değerlerde olmasının sebebi, deprem istasyon sayısının çok az olmasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, 1939-1967 deprem serisinden önce Kuzey Anadolu Fay zonunda bir suskunluk dönemine girilmiş olma ihtimalini de belirtmek yerinde olacaktır. Bu yoldan hareketle, 1970-Günümüz arasında aletsel dönemin ikinci yarısında kaydedilmiş deprem sayılarının yıllara göre dağılımları ayrı olarak incelenmiştir. 1965 yılından sonra depremlerin sayılarında dereceli olarak bir artış olmuştur. Bu artış, 1970-1984 yılları arasında maksimum değerlere erişmiş ve1984 yılından sonra yıllık deprem sayılarında göreceli olarak bir azalma eğilimi görülmüştür. Günümüzde, tüm Türkiye’de sakin bir dönem gözlenmektedir. Deprem tehlike analizlerinin esasını teşkil eden diri fayların sismik olarak segmentlere ayrılmasına bir yaklaşımda bulunmak amacıyla, Türkiye ve civarında oluşmuş depremlerin sayıları, 1° x 1° derecelik alanlardaki dağılımları ayrı ayrı olarak incelenmiştir. Tablo 1’de her bir alandaki deprem sayıları gösterilmiştir. Bu diyagramlara ve tabloya bakıldığında diğer bölgelere göre ana tektonik hatlar boyunca deprem sayılarında belirgin farklılıklar görülmektedir. Ana tektonik hatlar boyunca oluşmuş depremlerin sayıları birbirleri ile karşılaştırıldığında, Helenik-Kıbrıs Yayı bölgesi ile Ege Graben Sistemi içerisinde meydana gelmiş depremlerin sayıca oldukça fazla oldukları gözlenmektedir. Bitlis-Zagros Kenet Kuşağı boyunca, Arap plakası ile Avrasya plakası çarpışmış ve Arap plakasının Afrika kıtasına göre olan kuzeye doğru hareketi yavaşlatılmıştır. Bunun sonucu olarak, Arap plakasının kayma hızında bir azalma olmuştur. Bu çarpışmanın ileri aşamasında, çarpışma zonunun kuzeyinde bir birleşik fay sistemi oluşturan Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu Fayları meydana gelmiştir. Bu sağ ve sol yönlü doğrultu atımlı faylar boyunca, Anadolu bloku batıya doğru hareket etmeye başlamıştır. Diğer taraftan, Afrika plakasının Helenik-Kıbrıs yayı boyunca Avrasya plakasının altına dalması devam etmiştir. Bu plaka hareketlerinin sonucu olarak, dalma-batma zonu boyunca ve Ege graben sistemi içerisinde odak derinlikleri 0-60 km ile 60-300 km arasında değişen çok sayıda sığ ve orta odaklı depremlerin meydana oluşmaktadır. Diğer yandan Ege Graben Sistemi içerisinde büyüklükleri değişen birçok bloklar yer almaktadır ve bu blokların kenarları küçük doğrultu atım bileşenli normal faylar ile sınırlandırılmıştır. Bunun sonucu olarak da bölge oldukça karışık bir tektonik görünüm sunmaktadır. Doğu Anadolu fayı ve Doğu Anadolu Sıkışma bölgesinde de deprem sayılarında belirgin farklılıklar görülmektedir. Bu farklılıklar özellikle günümüz de açık bir şekilde gözlenmektedir. Arap plakasının kuzeye doğru olan devam eden hareketi yalnızca Bitlis Kenet kuşağı ve Doğu Anadolu ve Kuzey Anadolu fayları boyunca telafi edilememiştir. Bu hareketin sonucu, Anadolu bloku ve Doğu Anadolu Sıkışma bölgesi içsel deformasyona uğramaya başlamıştır. Bu yüzden Doğu Anadolu sıkışma bölgesinde birçok KD-GB ve KB-GD doğrultulu ters atım bileşenli sol ve sağ yönlü doğrultu atımlı faylar meydana gelmiştir. Geçen yüzyıl içerisinde bu faylardan bazıları üzerinde önemli derecede hasarlara ve yüzey faylanmasına neden olmuş depremler meydana gelmiştir. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Onursal Üye
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 23-07-2007
Yer: İsTaNBuLoVe
Yaş: 23
Mesajlar: 2,092
Rep Puanı: 13975689
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Türkiye ve yakın çevresinde 1900-1995 yılları arasında sismik etkinlikteki uzun süreli değişimler
Sismik etkinliğin uzun süre içerisinde nasıl değiştiğini anlamak ve depremlerin uzun süreli tahminlerine bir yaklaşımda bulunmak amacıyla 1900-1995 yılları arasında meydana gelmiş magnitüdü Ms ³ 5.5 olan depremlerin 20 yıllık dönemler içerisindeki dağılımları incelenmiştir. 1900-1920 yılları arasındaki ilk dönem içerisinde, ana tektonik bölgelerin belirli yerlerinde birkaç deprem görülmektedir. Bu dönem içerisinde, 1939-1967 deprem serisinde kırılacak olan Kuzey Anadolu fayının uzun segmentlerinde suskun bir dönem gözlenmektedir. Bu dönem, bu deprem serisinin bir hazırlık evresini temsil etmektedir. 1921-1940 yılları arasındaki ikinci dönemde, Kuzey Anadolu Fayının doğu kesimi oldukça aktif bir dönem içerisine girmektedir. 26 Aralık 1939 tarihinde Türkiye’nin en büyük depremi olan Erzincan Depremi (Ms³ 7.9) meydana gelmiştir. Bu depremde Erzincan’dan başlayan ve Erbaa’ya kadar uzanan ve Amasya’ya doğru yönelen 360 km uzunluğunda bir kırık meydana gelmiştir (Ambraseys 1970, Ketin 1976). Kırığın Amasya’ya doğru yönelmesinde Erbaa-Niksar çek ayır havzası, kırığın batıya doğru ilerlemesini önleyici bir geometrik bariyer görevi yapmıştır. Bu depremde yaklaşık 4.5 metrelik sağ yönlü doğrultu atım gelişmiştir. Depremde 32 962 kişi hayatını kaybetmiştir. Tarihsel kayıtlara göre (Ambraseys ve Finkel 1988) bu hat üzerinde 1939 Erzincan depremine benzer en son deprem 1668 yılında meydana gelmiştir. Araştırıcılara göre 8.0 magnitüdlü bu deprem Erzincan ile Bolu arasında 600 km uzunluğunda bir yüzey faylanması meydana getirmiştir. Her ne kadar tek bir deprem de 600 km uzunluğunda bir kırık meydana getirdiği ileri sürülmüşse de bu kırığın tek bir depremden ziyade 1939-1967 deprem serisine benzer birkaç deprem tarafından meydana getirildiğini düşünüyoruz. 1939 depremi, 1939-1967 yılları arasında oluşmuş depremleri tetikleyici bir rol oynamıştır. Her ne kadar Dewey (1976) tarafından Kuzey Anadolu fayında batıya doğru bir göç olduğunu ileri sürmüşse de, bu bir göç etmeden daha çok fay boyunca biriken enerjinin belli bir zaman aralığı içerisinde depremlerin kümelenmesi ve enerjinin kısa bir zaman içerisinde hızlı bir şekilde boşalması olarak yorumlanabilir. Bu dönem içerisinde, Helenik-Kıbrıs Yayının kuzey kesiminde dalma-batma zonu boyunca sismik etkinlikte bariz bir artış olmuştur. Bunun yanında Doğu Anadolu Sıkışma Bölgesi içerisinde de bir önceki döneme göre depremlerde bir artış görülmüştür. 1941-1960 yılları arasındaki üçüncü dönemde, 1939 Erzincan depreminden sonra Kuzey Anadolu Fayındaki sismik etkinlik fayın batı bölümüne doğru bir kayma eğilimi göstermiştir. Bu dönem içerisinde Kuzey Anadolu Fayında Ms ³ 5.9 olan hasar yapıcı ve yüzey faylanmalı 13 deprem meydana gelmiştir. Bu aralık içerisinde fayın yaklaşık 800 km’lik bir bölümü kırılmıştır. Ayrıca bu dönem içerisinde sismik etkinlik Helenik-Kıbrıs yay bölgesinden kuzeye Ege Graben Sistemi içerisine doğru kayma göstermiştir. Diğer yandan, Doğu Anadolu Sıkışma Bölgesindeki sismik etkinlikde bir azalma olmuştur. 1961-1980 yılları arasındaki dördüncü dönemde Kuzey Anadolu Fayının 800 km’lik orta bölümünde tamamen sakin bir döneme girilmiştir. Sismik etkinlik, Kuzey Anadolu fayının her iki ucunda yoğunlaşmıştır. Ege Graben Sistemi içersindeki etkinliğin güneyden kuzeye doğru kayması, bu dönemde daha belirgin olarak gelişmiştir. 1981-Günümüz arasındaki dönemde, tüm Türkiye’de bir suskunluk dönemi hakim olmuştur. Yukarıdaki 4 farklı dönem içerisinde, Doğu Anadolu fayının oldukça suskun olduğu gözlenilmektedir. Bu dönem içerisinde, Doğu Anadolu fayı Kuzey Anadolu fayındaki 1939-1967 deprem serisinden önceki döneme benzer bir hazırlık evresine dereceli olarak girilmeye başlandığı düşünülmektedir. Helenik-Kıbrıs yayının İskendurun Körfezi ile Antalya Körfezi arasındaki bölümünde de oldukça suskun bir dönem gözlenmektedir. Diğer yandan, Doğu Anadolu fayının Ermenistan’a doğru olan devamında belirgin bir aktivite artışı olmuştur. Depremlerin yer-zaman içerisindeki dağılımları, ana tektonik bölgelerdeki deprem evrelerini ve deprem tekrarlanma aralıkları hakkında bir bilgi vermesi açısından oldukça faydalıdır. Örneğin Kuzey Anadolu fayındaki sismik etkinliğin uzun süre içerisinde nasıl değiştiği ve kaç deprem evresi olduğu açık bir şekilde gözlenmektedir. Kuzey Anadolu fayında, “ Depreme hazırlık-Ana deprem serisi-Deprem sonrası “ olmak üzere üç evre görülmektedir. 1880-1920 yılları arasında depreme hazırlık evresi, 1920-1960 dönemi ana deprem serisi ve 1960-2000 yılları arası ise deprem sonrası suskunluk evresi olarak görülmektedir. Son evrede, yani günümüzde Kuzey Anadolu fayında sakin bir dönem açıkça görülmektedir. Depremlerin yer-zaman grafiğinden Kuzey Anadolu fayının orta kesiminde en azından önümüzdeki yüzyıl içerisinde deprem riski oldukça az olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Tarihsel deprem kayıtlarına göre de KAF’ın orta bölümünde yüzey kırığı meydana getiren depremlerin ortalama tekrarlanma aralığı 150-200 yıl olarak belirtilmiştir. Bu fayın Mudurnu Vadisi segmenti üzerinde yapılan trench (hendek) çalışmaları sonuçları, bu segmentdeki ortalama tekrarlanma aralığının 150 yıldan daha fazla olduğunu işaret etmektedir (Demirtaş 1994 ve 1995). Aynı şekilde Kuzey Anadolu fayının Gerede, Erzincan, Suşehri ve Havza kesimlerinde yapılan çalışmalar da bu segmentlerdeki deprem tekrarlanma aralıklarının 200-250 yıl olduğu bulunmuştur (Okumura vd. 1994). 1900 yılından itibaren günümüze doğru sismik etkinlik, Helenik-Kıbrıs yayından kuzeye Ege graben sistemine doğru kaymıştır. Bu bölgede 1900-1920 yılları arasındaki evrede sismik etkinlikte göreceli bir artış, 1920-1960 yılları arasındaki evrede sismik etkinlikte önemli bir artış ve 1960-Günümüz arasında ise sismik etkinlikte göreceli bir azalma görülmektedir. |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Onursal Üye
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 23-07-2007
Yer: İsTaNBuLoVe
Yaş: 23
Mesajlar: 2,092
Rep Puanı: 13975689
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Diğer taraftan, Kuzey Anadolu fayının tersine 1900-1960 yılları arasındaki evrede Doğu Anadolu fayında herhangi bir sismik etkinlik görülmemektedir. 1960-Günümüz arasında fay üzerinde sismik etkinlikte göreceli olarak bir artış görülmektedir. Bu evre, muhtemelen Doğu Anadolu fayında önümüzdeki yüzyıl içerisinde oluşması olası bir deprem serisinin deprem hazırlık evresini temsil ettiği düşünülmektedir. Bu nedenle Doğu Anadolu fayı, deprem riski açısından büyük bir potansiyel taşıdığı düşünülmektedir.
1900-1995 dönemi içerisinde hasar yapıcı ve yüzey kırığı oluşturan depremlerin ana tektonik bölgelere göre dağılımları Paleosismolojik araştırmalar, fay segmentlerinin davranışlarının fayın tipine, geometrisine, yapısal ve jeolojik özelliklere bağlı olduklarını göstermiştir. Bu faktörler dikkate alınarak, Türkiye ve yakın civarında 1900-1995 yılları arasında, yıkıcı ve yüzey faylanması oluşturmuş depremlerin (Ms ³ 5.5) dışmerkez dağılımları, 6 ana tektonik bölge (Şengör vd. 1985) altında incelenmiştir. Geçmiş yüzyıl içerisinde Türkiye ve yakın civarında hasar yapıcı ve yüzey faylanması meydana getirmiş toplam 118 tane deprem olmuştur. Depremlerin ana tektonik bölgelerdeki dağılımları Tablo 2’de verilmiştir: ![]() Tablo 2’de ana tektonik bölgelerde 1900-1995 yılları arasında olmuş depremlerin (Ms ³ 5.5) sayıları arasında önemli farklılıklar görülmektedir. Son yüzyıl içerisinde Kuzey Anadolu fayı, üç segmenti dışında bütün uzunluğu boyunca kırılmıştır. Diğer yandan Doğu Anadolu Fayında yalnızca 10 deprem (Ms ³ 5.5) meydana gelmiş ve bu yüzden gelecek yüzyıl içerisinde oldukça yüksek deprem potansiyeli taşıyan bir bölge niteliği taşımaktadır. Yine Helenik-Kıbrıs Yayının, Antalya Körfezi ile İskendurun Körfezi arasında olmuş iki orta büyüklükteki deprem dışında herhangi bir deprem görünmemektedir. Ayrıca bu bölüm de üzerinde düşünülmesi gereken diğer bir potansiyel alanı oluşturmaktadır. Diğer yandan Doğu Anadolu fayının Erzurum-Ardahan ve Ermenistan’a doğru olan uzantısı da önemli bir deprem riski taşımaktadır. Bu bölgenin kuzeydoğusunda en son büyük deprem Ermenistan sınırları içerisinde olmuş 1989 Spitak depremidir. Ege Graben bölgesinde sismik aktivite oldukça yoğun olarak görülürken, Orta Anadolu Ova bölgesi içerisinde önemli derecede uzunluklara sahip birkaç fay üzerinde herhangi bir sismik aktivitenin olmadığı belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. 1900-1995 yılları arasında yıkıcı ve yüzey kırığı oluşturmuş depremlerin yer-zaman boyutunda dağılımları Faylar, geometrik ve mekanik olarak çeşitli ölçeklerde segmentlere ayrılırlar. Segmentler, uzun bir fayda tek bir deprem sırasında defalarca kırılmış bir deprem kırığını temsil edebilir ve onlarca veya yüzlerce kilometre uzunluklarda olabilirler. Ya da tek bir faylanma olayı ile ilgili deprem kırığının bir kısmını teşkil edebilirler ve yalnızca birkaç km uzunlukta olabilirler. Veya bir fay düzlemi boyunca yer alan yerel homojen olmayan düzensizlikleri temsil edebilirler ve birkaç on ile birkaç yüz metre uzunluklarda olabilirler. Bunlardan ilki, zaman içerisinde fayın davranışları hakkında bilgi veren ve yüzey deformasyonlarına neden olan oldukça büyük deprem tehlikesi sunan segmentleri temsil ederler (Coppersmith and Schwartz, 1989; Schwartz, 1990). Her bir deprem kırığı ile ilgili segmentlerin ayırtedilmesi oldukça zor ve segmentasyon modellemesi ile ilgili metodlar daha henüz gelişme aşamasındadır. Bir fay boyunca orta ve büyük magnitüdlü depremlerin tekrarlı oluşumları, bireysel segmentlerin uzunlukları hakkında ip uçları vermektedir. Birbirini izleyen depremlerde fayın aynı yerlerindeki kayma miktarlarının dağılımları, benzer veya farklı şekilde gelişebilmektedir. Komşu segmentler, aynı zamanda birlikte kırılabilmektedir. Yüzeyde görünen geometrik yada yapısal bariyerlerde deprem kırıkları durdurulmakta veya engellenemektedir. Ya da altsegmentler, beklenilen maksimum veya karakteristik depremden daha küçük depremler üreterek kırılmaktadırlar. Bu yüzden, bir fay uzunluğu boyunca geçmiş depremlerin tarihlerinin belirlenebilmesi, her bir depremdeki kayma miktarları, bu kayma miktarlarının fay boyunca dağılımları ve kayma hızları gibi paleosismolojik veriler, segmentlerin ayırtedilmesinde ve deprem tekrarlanmaları ile ilgili modellemelerin yapılmasında oldukça önemli bilgiler vermektedirler (Coppersmith and Schwartz, 1989; Schwartz,1990). |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Onursal Üye
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 23-07-2007
Yer: İsTaNBuLoVe
Yaş: 23
Mesajlar: 2,092
Rep Puanı: 13975689
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Türkiye’deki ana tektonik bölgelerde oluşmuş depremlerin yer-zaman boyutundaki dağılımları
Ana tektonik bölgeler içerisinde yer alan faylardaki kırık ilerlemesini anlamak, fay segmentlerini ayırt etmek, bu segmentlerde deprem tehlike analizlerinin esasını oluşturan deprem kırık uzunluklarını ve depremlerin maksimum büyüklüklerini saptamak, deprem kırık başlangıç ve bitiş noktalarını denetleyen jeolojik, yapısal, geometrik ve mekanik özellikleri anlamak, her bir segmentdeki depremlerin oluşum zamanlarını inceleyerek deprem modellemeleri yapmak ve her bir segmentde oluşmuş depremlerdeki kayma miktarları ile kayma hızlarını tespit ederek deprem tekrarlanma aralıklarını belirlemek için depremlerin, ana tektonik bölgelerdeki yer-zaman içerisindeki dağılımları ayrı ayrı incelenmiştir. Türkiye’deki sismik boşluklar ve güncel sismisite ile karşılaştırılması Kabuk içerisinde gerilmelerin kümülatif olarak artıp, jeolojik birimlerin direnim gücünü aşacak düzeye erişince, aniden boşalması ile deprem meydana gelmekte ve yüzeyde faylanmalar oluşmaktadır. Oldukça uzun faylar boyunca, uzun süredir depremlerin olmadığı kısımlar, gelecekte deprem oluşturma potansiyeli yüksek olan yerler olarak tanımlanmaktadır. Mogi (1979a) tarafından bu kırılmadan kalan kısımlar birinci tip sismik boşluk olarak (First kind of seismic gap=Spatial gap) tanımlanmıştır. Omori (1909), İtalya’nın güneyinde 28 Aralık 1908 de oluşmuş Messina depremini ve geçmiş depremleri incelemiş ve gelecekteki bir depremin bu bölgede kırılmadan kalmış bir segmentte oluşabileceğini ileri sürmüştür. Nihayet 13 Ocak 1915’de bu boşluk olarak gösterilenlerden bir tanesi üzerinde büyük bir deprem meydana gelmiştir. Fedotov (1965), Pasifik sismik kuşağının Kamçatka ile Hokkaido arasında yer alan bölümünde, artçı depremlerin yayıldığı bölgelerden ve tsunami kayıtlarından M ³ 7.7 olan depremlerin odak bölgelerini tahmin etmiş ve bu odak bölgelerinin birbirleri ile çakışmadıklarını ve gelecekteki depremlerin bu boşluklar arasında meydana gelebileceklerini belirtmiştir. Diğer taraftan, bir sismik kuşakta büyük depremlerin artçı şokların yayıldığı bölgelerin harita üzerine işaretlenmesi sonucu, arada yer alan boşlukların hepsinin gelecekte deprem oluşturması şartının olmadığını belirtmek yerinde olacaktır. Çünkü bu kuşakların bazı kesimlerinde asismik kayma sonucu sürekli deformasyon boşalımı olabilir ve çok sık olarak mikro-depremlere maruz kalırken büyük magnitüdlü depremler oluşturamazlar. Bu kısımlar, fayların krip gösterdiği segmentleri olarak bilinir. Japonya’da Kanto bölgesinin doğu kıyısında yer alan segment (Mogi 1979a), San Andreas fayının Parkfield segmenti (Allen 1968) ve Kuzey Anadolu fayında İsmetpaşa segmenti (Ambraseys 1970 ve Ketin 1976) örnek olarak verilebilir. Bazı durumlarda, büyük bir deprem oluşmadan önce, büyük depremin odak bölgesinden uzakta yer alan bölgelerde yoğun mikro deprem etkinliği görülür. Büyük bir depremden önce odak bölgesinde bir çeşit haberci olaylara işaret eden bu sismik suskunluk, ilk defa Inouye (1965), tarafından ikinci tip sismik boşluk (Second kind of seismic gap=temporal gap) olarak tanımlanmıştır. Araştırıcı, 1938 Fukushima-ken-oki, 1952 Tokachi-oki ve 1964 Nigata depremlerinden önce, depremlerin odak bölgelerinde, civardaki bölgelere nazaran sismik suskunlukların varolduğunu belirtmiştir. Diğer taraftan Mogi (1969a), Inouye’nin (1965) görüşüne paralel olarak, büyük bir depremin odak bölgesinde sismik aktivitenin azaldığını, tersine civar bölgelerde arttığını belirtmiş ve bunu gözleme modeli (doughnut pattern) olarak tarif etmiştir. Araştırıcı, 1923 Kanto, 1933 Sanriku-oki, 1944 Tonankai, 1946 Nankaido ve 1968 Tokachi-oki depremlerinden önce bu tür bir paternin gözlendiğini söylemektedir. Uzun süreli deprem tahminlerine esas teşkil edecek şekilde kırık ilerlemesini anlamak, segmentlerin ayırtedilmesine yardımcı olmak ve en önemlisi de önümüzdeki yıllar içerisinde üzerlerinde durulması gerekecek henüz kırılmamış olan ve gelecekte önemli deprem potansiyellerine sahip olan muhtemel sismik boşlukları belirlemek için, 1900-1995 yılları arasında yüzey kırığı meydana getirmiş ve yıkıcı depremlerin, ana tektonik bölgeler içerisinde oluşum zamanlarına göre dağılımları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu sismik boşluklar ve civarındaki sismik etkinliğin, 1900-1970 ve 1970-1995 yılları arasındaki iki farklı zaman aralığı içerisindeki değişimleri araştırılmış ve güncel sismisite (1989-1995) ile karşılaştırılmıştır. 1900-1995 yılları arasındaki depremlerin yer-zaman aralığı içerisindeki dağılımları, tüm Türkiye’de kırılmadan kalan (yersel boşluk=spatial gap) ve günümüzde zamansal bir boşluk modeli (temporal gap=doughnut pattern) gösteren muhtemel 15 yer olduğunu göstermektedir. Bu boşlukların belirlenmesine Mogi (1979a ve 1985) tarafından ileri sürülmüş birinci ve ikinci tip sismik boşluk modeli kullanılmıştır. Bununla birlikte, sadece son yüzyıl içerisindeki depremlerin dağılımlarına bakılarak sismik boşluklar belirlenmesi ve bazı bölgelerdeki depremlerin tekrarlanma aralıklarının 200-250 yıl gibi oldukça uzun bir zamanı kapsadığı konusunu da değinmek yerinde olacaktır. Ayrıca deprem tekrarlanma aralıklarının normal faylarda doğrultu atımlı faylara nazaran daha uzun ve dalma-batma zonlarındaki depremlerin daha kısa tekrarlanma aralıklarına sahip oldukları, dünyanın değişik yerlerinde yapılan paleosismoljik çalışmalar ile ortaya konmuştur. Bununla birlikte, Türkiye’de saptanan 15 sismik boşluk sadece geçen yüzyıl (1900-1995) içerisinde oluşan depremlerle değerlendirilmemiş aynı zamanda tarihsel kayıtlar (M.Ö. 2000-M.S. 1900) ile de karşılaştırılarak belirlenmeye çalışılmış ve paleosismolojik çalışmalar ile kısa süreli deprem tahminlerine ışık tutmak amacıyla son yüzyıl (1900-1995) içerisindeki sismisitenin değişimi ile güncel sismisitenin bu boşluklar içerisindeki dağılımları ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Aşağıda değinilen sismik boşluklarda depremlerin oluş zamanları, bu segmentlerde yapılacak oldukça ayrıntılı jeolojik, jeofizik, jeodetik ve paleosismolojik çalışmalar ile ortaya konulabilir. Bu sismik boşluklarda 1900-1995 ve 1970-1995 yılları arasında oluşmuş depremlerin sayıları Tablo 3’de gösterilmiştir |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com