Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 23-09-11, 21:48   #1
Kafkaskartalı

Varsayılan Doğal Afetler


Böylece, dünya genelinde konu ele alınınca, doğal afetlerin büyük bir kısmını meteorolojik afetlerin oluşturduğu görülür. Yine bu tabloya göre dünyadaki doğal afetlerin en önemli üçünü de meteorolojik afetlerin oluşturduğu görülmektedir. Doğal afetlerin çeşitleri ve önem sıraları ülkeden ülkeye de değişmektedir. Örneğin, Güney Avrupa ve Akdeniz ülkelerinde doğal afetlerin önem sırası Tablo 2’de olduğu gibidir.

Tablo 2. Akdeniz ülkelerinde doğal afetlerin önem sırası (DeParatesi, 1989).

Hızlı Gelişen Yavaş Gelişen


Deprem 1. Ormansızlaşma
Seller ve Taşkınlar 2. Kuraklık
Orman Yangınları 3. Heyelan
Dolu Fırtınaları
Çığlar
Donlar

Ülkemizde en sık görülen meteorolojik karakterli doğal afetler ise dolu, sel, taşkın, don, orman yangınları, kuraklık, şiddetli yağış, şiddetli rüzgar, yıldırım, çığ, kar ve fırtınalardır. Doğal afetlerde sayılar dikkate alındığında %65 ile fırtınalar ve sellerin baskın olduğu görülür. Tarım Sigortaları Vakfına göre son 10 yılda ülkemizde (17 Ağustos 1999 depremi hariç) meydana gelen 390,000 civarındaki ölümün % 58’ine seller neden olmuştur. Doğal afetlerin neden olduğu ekonomik kayıplarda depremler, fırtınalar ve sellerin payı % 30 civarındadır.
Bu raporda, sadece ülkemizde gözlenebilirliği ve etkileri bakımından önemli olan 22 adet meteorolojik veya meteoroloji karakterli doğal afet seçilip aşağıda alfabetik sıra ile ele alınıp kısaca tanıtılmış ve bazı önerilerde bulunulmuştur.

2.1. Açık Hava Türbülansı (CAT)
Açık hava türbülansı CAT (Clear Air Turbulance), bulut dışı açık havada meydana gelen türbülans olaylarıdır. Bu 18,000 feet yükseklikten itibaren görülen bulut dışı atmosferik türbülanstır. CAT havacılar, havacılık sektörü ve her türlü uçuculuk faaliyetleri için çok önemli bir tehlikedir. Sonuç olarak, gerek ülkemizde gerekse dünyada CAT kaynaklı bir çok trajik hava kazaları olmuştur.

Öneriler:

Günümüzde sayısal hava tahmin modelleri sayesinde CAT alanlarının tespitinde önemli mesafeler kat edilmiştir. Türkiye’nin havacılık meteorolojisi konusunda yurtdışına bağımlılığının azaltılabilmesi için DMİ, üniversiteler ile işbirliğine girmeli ve bilimsel çalışmaları teşvik edmelidir.
Bugün, meteorolojide bir çok bilim adamı, bu olayla ilgili araştırmalar yapmaktadır. Çünkü havacılık kaynaklı kazaların oluşmasında CAT önemli bir orana sahiptir. Bu nedenle, ülkemizde de uçak kazalarını araştıran ekiplere artık meteoroloji mühendisleri de dahil edilmelidir.

2.2. Asit Yağışları
Çevremizde, atmosfere salınan çeşitli kirletici emisyonları, sadece bulundukları bölgede değil, hava hareketleriyle uzun mesafelere taşınarak oralardaki çevre üzerinde de etkili olabilmektedir. Özellikle, kömür ve sıvı yakıt kullanmak suretiyle elektrik enerjisi elde edilen termik santrallerin, bacaları ile atmosfere yaydığı emisyonlar, hava hareketleriyle uzun mesafelere taşınır. Bu taşınım esnasında, kirleticiler yağışla reaksiyona girerek asit yağışlarını meydana getirirler. Yağış suyu pH değerinin 5.6’nın altında kalması asit yağışı olarak adlandırılmaktadır.
Yüksek emisyonlu bacalardan atmosfere yayılan kükürt ve azot oksitler, asit yağmurlarına dönüşerek bitkilere, göllere, akarsulara, ormanlara, hayvanlara, toprağa, suya, binalara ve insanlara önemli zararlar vermektedir. Özellikle, uzun bacaları ile atmosfere bol miktarda kükürt dioksit salan termik santraller ve diğer sanayi tesisleri, artık çok ciddi asit yağışı problemine ve çevre kirliliğine neden olmaktadır. Asit yağışları, binlerce kilometre uzaklıkta etkili olarak ülkelerarası sorunlara da yol açmaktadır.
Asit yağmurları, tarım ve ormanlarımız için de bir çok risk taşımaktadır. Topraktaki etkilerinden en önemlisi ise toprak içindeki mikro-organizmalar üzerindeki olumsuz etkidir. Topraktaki organik maddelerin ayrışmasıyla serbest kalan anyon ve katyonları bitki alamamaktadır. Bir diğer etki de toprağın yapısını bozarak onun zayıflamasına ve topraktaki asit birikimi ile de besin elementlerinin bitkiler tarafından kullanılmamasına neden olur. Asit yağışları aynı zamanda, topraktaki demir, alüminyum ve mangan gibi zehirli maddelerin açığa çıkmasını sağlayarak, ağaçlara ve bitkilere zarar verir. Asit yağışları sonucunda, Orta Avrupa’da son 15 yılda giderek artan orman ölümleri görülmektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda, yağışların kış aylarında belirgin olarak asidik özellik kazandığı ve özellikle ağaçların gövdelerinden süzülerek akan suyun da asitleşmeyi şiddetlendirerek ölümlere yol açtığı gösterilmiştir. Asit yağışları, orman eko sistemlerinin yok olmasına, dolayısıyla erozyona ve yerleşim alanlarının sellerden zarar görmesine de dolaylı olarak neden olmaktadır.

Öneriler:
Asit yağışları ve hava kirliliği problemi bu kadar önemliyken, ülkemizde termik santraller ve benzeri sanayi tesisleri için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmelerinin (ÇED) meteorolojik yönleri hala gerektiği şekilde ve uzmanlarına yaptırılmamaktadır. Halbuki, rüzgarlar ile uzun mesafelere taşınan kirleticilerin hangi yerleşim bölgelerini ne zaman etkileyeceği de meteorolojik analizler ile ÇED raporlarında belirtilmelidir. Yine, bu tür disiplinler arası çalışmaları gerektiren problemin çözümünde de, meteoroloji mühendislerinin katkısının “olmazsa olmaz” olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, ÇED raporlarında eksik olan asit yağışları, kirlilik ve radyasyon tehlikesine karşın gerekli olan analizler mutlaka meteoroloji mühendislerince yapılması sağlanmalıdır.
Asit yağışlarının canlı hayat üzerindeki olumsuz etkilerinden dolayı, sanayileşmenin ve şehirleşmenin getirdiği hava kirliliğinin önlenmesi çalışmalarına ağırlık verilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda kirletici kaynaklar kontrol altına alınmalıdır. Türkiye’de yağışların pH değerinin DMİ istasyonlarında ölçülmesi, anyon ve katyon analizlerinin yapılması gereklidir. Hava hareketleri incelenerek asit yağışları konusunda gerekli uyarılar yapılmalıdır.
Örneğin, İsviç göllerinin % 25’i şu anda asitleşmiş durumdadır. Türkiye’nin benzer bir ekolojik afete uğramaması için düzenli olarak göl ve ormanlarından örnekler alınıp kimyasal analizlere tabi tutulmalıdır.
Yüksek asit içeren yağışların ülkemize geldiği yerler özel meteorolojik yörünge analizleri ile belirlenerek ilgili kaynak ülkeler nezdinde girişimlerde bulunulmalıdır.
Asit yağışlarının Türkiye’deki tarihi eserler ve eko sistem üzerindeki etkilerinin belirlenmesine yönelik bilimsel çalışmaların artması için, Türk araştırmacılarının teşvik edilmesi gerekir. Asit yağışlarının eko sistem üzerindeki etkilerinin belirlenmesi, asit yağışlarının kaynağının tespiti ve bu konuda alınması gereken önlemler ile ilgili bilimsel çalışmaların da arttırılması ve desteklenmesi gerekmektedir.

2.3. Buzlanma
Özellikle, havacılıkta buzlanma belli başlı tehlikelerden birini oluşturur. Seyir halindeyken bir uçak üzerinde oluşan buzlanma, havanın kaldırma kuvvetini azaltırken sürtünmeyi ve ağırlığı arttırarak hız düşmelerine sebep olur. Ayrıca, uçağın dış yüzeylerinde biriken buz, uçağın kontrolünü zorlaştırır. Yüksek hız performansına sahip uçaklarda buzlanma daha çok kalkış, tırmanış ve yaklaşım alanlarında problem oluşturur. Çünkü, bu gibi durumlarda, uçağın aerodinamik sıcaklık verimi düşmektedir. Uçakların karbüratör ve benzinlerinde görülen buzlanma tehlikeli durumların doğmasına sebep olur. Karbüratörde buzlanma ve benzin buharlaşması, soğuma ile havanın karbüratörden geçerken basıncının düşmesi sonucu oluşur.


Öneriler:
Kar ve buz, yağmura nazaran trafiği daha çok etkilemektedir. Kar, sürücünün görüşünü engellemesi ve eriyip buza dönüşme ihtimali bakımından, özellikle de geceleyin, daha çok tehlikeli olmaktadır. Yollarda kar birikmesini kar çitleri ile önlemek, kar ve buzdan korunmanın en ekonomik yoludur. Yollardaki buzu ve karı temizlemenin, yollara kar çitleri yerleştirmeye göre 100 kat daha pahalı olduğu hesaplanmıştır. Bu nedenle, rüzgarlı günlerde karın yollara taşınmasını önlemek için yolların gerekli yerlerinde kar çitleri kullanılmalıdır.
Herhangi bir gün için donma ve erime derece-günler o günün ortalama sıcaklığıyla 0°C taban sıcaklığı arasındaki farktır. Derece-günler, günün ortalama sıcaklığı 0°C'nin altında ise Donma Derece-Günler (DDG) olarak adlandırılır. Kara yolları, hava alanları ve limanlarında pistlerin donması, uçaklar için büyük tehlikeler oluşturur. Yol ve pistteki don olayı ve buzlanmayı önlemek için alınan tedbirler büyük bir çevre ve ekonomik maliyeti de beraberinde getirmektedir. DDG, bir karayolu boyunca veya hava limanı pistlerindeki buzlanmayı engellemek için gerekli olan yakıt, tuzlama vs. maliyetinin tahmininde kullanılmalıdır.
Özellikle uçaklar ve hava taşımacılığı açısından buzlanma tahminlerinin de yapılması gerekmektedir. Buzlanma ile mücadelede tuz kullanımı, nispeten ucuz bir çözümdür. Yollara kolaylıkla serpilebilen tuz, hava çok soğuk değilse, buzu eritebilir. Kötü etkileri hemen belli olmayan tuzun zararları ancak 1970'lere doğru anlaşılabilmiştir. Tuzun yol açtığı korozyon nedeniyle köprüler ve yollar tahrip olmakta, yol kenarındaki bitki örtüsü de ölmektedir. Tuz, maliyeti ve doğurduğu çevre problemleri dolayısıyla, mümkün olduğu kadar hesaplı ve doğru yerde kullanılmalıdır. Bu, yolların hangi kısmının ne zaman ve ne kadar donacağının belirlenmesine yönelik, termal (ısıl) haritalama gibi özel meteorolojik çalışma ve öngörü ile mümkündür. Termal (ısıl) haritalama ile yol/pist yüzeylerinin sıcaklık haritası elde edilerek donması şüpheli güzergahlar kolayca belirlenebilir ve öncelikle buralarda buzlanmayı önlemek amacıyla tuz kullanılır. Ülkemizde de, termal haritalama ölçümleri ile yol güzergahlarına yerleştirilmesi gereken sabit ölçüm sistemleri ve uyarı işaretleri için en uygun yerler de tespit edilmelidir.
Son yıllarda, çevreye zarar vermediği ve tuzdan daha az korozyona neden olduğu için kalsiyum magnezyum asetat (KMA) duyarlı çevrelerde kullanılmaya başlanmıştır. Tuzdan daha pahalı olduğu için KMA bazı ülkelerde sadece yeni köprülerde ve duyarlı çevrelerde kullanılmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde son yıllarda yol-hava tahminlerini iyileştirmek ve otomatik sistemler kullanarak yolların durumunu yakından takip etmek suretiyle tuz kullanımının ve trafik kazalarının minimuma indirilmesi amaçlanmaktadır. Güvenli ve ekonomik bir ulaşım için yol boyunca yerel şartların nasıl değiştiğini ve yolların hangi kısmının daha fazla donma potansiyeli olduğunu, kısacası yol klimatolojisinin bilinmesi gerekir. Bir veya iki saatlik güvenilir kısa vadeli hava tahminleri de buzlanma ile savaşta çok önemlidir. Eğer tuz veya diğer kimyasal maddeler donan yağmur veya kar yağışı ile birlikte aynı anda yollara dökülürse, su yol yüzeyinde donamayacak ve böylece daha az tuza ihtiyaç olacaktır. Öte yandan, kar yağışının ne zaman sona ereceğini bilmek de karayolları ekiplerinin iş planlaması ve kaynaklarını kullanmaları açısından büyük yararlar sağlayacaktır. Bu nedenlerden dolayı, Türkiye’de de 1987 yılında ABD Kongresi tarafından yürürlüğe konan Stratejik Karayolu Araştırma Programı’na benzer bir ulusal araştırma programı başlatılmalıdır.
Modern Hava Durumu Programları ile mevsime göre rüzgar soğuğu ve don, buzlanma vb. hakkında da kısaca bilgiler verilmeli.
T.C. Karayolları, “Karayolu Meteorolojisi” çalışmalarını yapabilmesi için, bünyesinde bir meteorolojik etüt ve analiz biriminin kurulması gerekmektedir.

2.4. Deniz ve Göl Su Seviyesi Değişimleri
Günümüzün en önemli çevre sorunlarından biri küresel ısınma ve iklim değişimidir. İklim değişimi senaryolarına göre iklim değişikliğinden en fazla deniz seviyesinin yükselmesinden dolayı, kıyı bölgelerimiz etkilenecektir. Özellikle, deniz su seviyesi artan bir hızla yükselmeye devam ederse, tuzlu deniz suyu ve dalgalar, gelecekte denizlerin fırtınalardan kabarmaları sonucu çok yıkıcı etkilere sahip olabilecektir. Bu etkiler, 1. Alçak arazının su altında kalması, 2. Plajlar ve dik sahillerde erozyon, 3. Yeraltı ve yüzey sularının tuzlanması, 4. Taban suyunun yükselmesi, 5. Fırtına ve sel tahribatının artması, şeklinde özetlenebilir. Bu olumsuzluklar da daha çok, deniz suyu seviyesindeki yükselme, tatlı su sıkıntısı ile beraber Türkiye'nin, balıkçılık, turizm ve tarım sektöründe de büyük kayıplara neden olabilecektir.
Deniz ve göl seviyelerindeki artışların özellikle sahil yerleşim bölgelerinde bulunan halk üzerindeki tehlikesi daha fazla olmaktadır. Okyanuslar üzerindeki sıcaklık 1°C artarsa, bunun sonucunda deniz seviyesinde 60 cm kadar bir artış beklenir. 1860’dan bu yana, ortalama küresel hava sıcaklığında 0.3-0.6°C’lik bir artış olması, deniz seviyesinin ortalama 15 cm kadar artmasına sebep olmuştur. Yapılan bilimsel çalışmalar, 2100 yılına kadar ortalama deniz seviyesinin 15-95 cm artacağını tahmin etmektedir. Bu artışın, 30 cm ile 100 cm arasında uç değerlere yakın olabileceği de hesaplanmaktadır. 2030 yılına kadar 20 cm’lik bir yükselmenin olacağının tahmin edilmesi, sahil yerleşimlerini ve alçak kıyı bölgelerini fırtınalı yağışların etkileyeceği anlamına gelir.
Günümüzde iklim elemanlarındaki küçük salanımlar bile, kıyı bölgelerimizde önemli tuzlu su baskınlarına ve kıyı erozyonlarına neden olabilmektedir. Örneğin, poyrazlı günlerde İstanbul Beykoz-Riva deresi kabarmakta ve nehir kıyısındaki verimli alanlar daha fazla tuzlanmaktadır. Bu tür olumsuz etkiler, ülkemizin göllerinde de görülebilmektedir. Örneğin, Van Gölü su seviyesinin yükselmesi sonucu tuzlu ve sodalı su bir çok tarım, sanayi ve yerleşim alanını sular altında bırakarak kullanılmaz hale getirmiştir. Van Gölü’yle ilgili yapılan çalışmalarda, göl su seviyesi yükselmesinin nedeninin meteorolojik faktörler ve su dengesi olduğu belirlenmiştir.

Öneriler:
İklim değişikliği ile birlikte Türkiye kıyılarında deniz (ve göl) seviye yükselmesi sonucunda turistik plajlar ve yat limanları yükselen deniz suyu ile kullanılamaz hale gelebilecektir. Tuzlu deniz suyu, nehirler ve yer altı suları gibi, tatlı su kaynaklarını da yok edebilir. Ayrıca kıyı şeridinde ve deltalardaki tarım alanları da kullanılamaz hale gelebilecektir. Ortaya çıkacak olan tahribatları önlemek için, ya ekonomik boyutu çok büyük olacak olan setler inşa edeceğiz, ya da kıyı bölgelerimizden “Geri Çekileceğiz”. Bu nedenlerden dolayı, Sel Yataklarında olduğu gibi deniz ve göl kıyıları için Türkiye’de “Kıyı Bölgelerinin Yerleşime Açılması ve Arazi Kullanımı” üzerine bilimsel esaslara dayanan politikaları acilen geliştirmeliyiz.
Örneğin, İsrail’de, Kinret Gölü’ndeki su seviye değişimi ile havzadaki meteorolojik elemanlar ve hidrolojik bileşenler arasındaki ilişki belirlenerek, gölün günlük su seviye tahminleri her gün yapılabilmektedir. Benzer şekilde bizim de göllerimizi tanıyıp su seviye değişimlerini takip edebilir bir seviyeye gelebilmemiz için bu konudaki bilimsel çalışmalar teşvik edilmelidir.
Van Gölü’nde görülen su seviyesi yükselme problemi gelecekte de büyük ihtimalle tekrarlanacaktır. Ülkemizde de, bu tür problemlerin tahmini ve çözümü için gerekli olan verinin, hidro-meteorolojik gözlem şebekelerimizi geliştirerek havzadaki kar yükseklikleri, yağış, akış, buharlaşma gözlemlerinin sayısı ve kalitesinin arttırılması yanında, dağların yüksek kısımlarında ve göllerin üzerinde de (otomatik) hidro-meteorolojik ölçümler yapılarak sağlanma yoluna gidilmelidir.
Kıyılarımızda nehirlerin ağzında görülen tuzlanma problemlerinin çözümü için, bölgeye yakın bir yerde, deniz su seviyesi, rüzgar, nehir suyu tuzlanması (su kalitesinin), akışı, (su toplama havzasında) yağış ve hava sıcaklığının yıl boyunca ölçülüp değerlendirilerek takip edilmesi gerekir. Tuzlanmanın önlenebilmesi için de bilinmesi gereken derenin kritik su seviyesinin belirlenmesi gibi temel hidro-jeolojik ve hidro-meteorolojik ölçüm ve araştırmaların yapılması gerekmektedir.
Ülkemizi tehdit eden deniz su seviyesinin yükselmesini takip edebilmek ve gerekli bilimsel araştırmaları yapabilmemiz için, tüm kıyılarımızda da oşinografik ve meteorolojik gözlem istasyonları kurulup işletilmelidir. Bu tür mevcut ve kurulacak olan istasyonlardan elde edilecek olan “Oşinografik-Meteorolojik Veri Tabanı” tüm Türk Bilimcilerine açık olmalıdır.


2.5. Dolu Yağışı
Çapı 5-50 mm veya bazen daha büyük küresel veya düzensiz buz parçalarının yağışına dolu denir. Dolu fırtınaları geniş ölçüde tarım alanlarına, binalara ve taşıtlara zarar verir. Dolunun meydana getirdiği zararlar, kuraklık, sel gibi diğer meteorolojik afetlerde olduğu gibi geniş bir alanda etkili olamamasına rağmen oldukça yüksek rakamlara ulaşabilir. Dolu yağışının zararları esas olarak ikiye ayrılır: 1. Dolu bitkilerin gelişme ve büyüme evresinde meydana geldiğinde genç sürgün ve filizleri kırar, çiçek yaprak ve meyvelerini kopartır. Ayrıca, ağaçların 1-2 yıllık sürgünlerini de kırdığı için gelecek yılların verimini azaltır; 2. Eğimli ve üzerinde bitki örtüsü bulunmayan sürülmüş arazide su baskınları ve sellere de sebep olur ve erozyonu arttırır.
Dolu, gelişmekte olan tarım ürünleri üzerine düştüğü zaman mutlak bir hasar meydana getirir. Ancak bu hasarın miktarı dolu tanelerinin iriliği ve sıklığı, yağış süresi ve cinsine bağlıdır. Dolu olayı her yerde ve her mevsimde fakat özellikle ilkbahar ve yaz mevsimlerinde olmak üzere senenin belirli aylarında görülür. Dolu ilkbaharda ne kadar geç yağarsa zararı o kadar büyük olur. Dolu yağışı orman alanlarında da tahribata neden olabilir. Dolu her yıl yurdun bir çok yerinde ekinleri yatırmakta, çiçek ve meyveleri dökmekte, filizleri kırmakta, pancar, pamuk tütün ve sebzelerde çeşitli zararlar yapmakta, büyük ve küçük baş hayvanların ölümüne sebep olmaktadır.

Öneriler:
Bu nedenlerden dolayı ülkemizde dolu zararlarının üzerinde de önemle durulmalıdır. Her yıl ne miktar ürünün bu yüzden ziyan olduğunu ve zararın nerelerde daha fazla hissedildiğini tespit etmek için DMİ’nin fevk rasatlarına önem verilmelidir.
“Üstü açık bir fabrika olan tarım sektörü” başta dolu olmak üzere hava şartlarından çok etkilenmektedir. Bu nedenle “tarım sigortası” için çiftçiler ve bilimsel araştırmalar özendirilmelidir.
Hava modifikasyonu çalışmalarında bulutların aşırı tohumlanarak dolu yağışlarının önlenmesine yönelik deneyler başarılı olmuştur. Dolu önleme çalışmaları artık bir çok ülkede rutin bir işlem haline gelmiştir. Bu çalışmaların ülkemizde de bir an önce başlatılması gerekir.

2.6. Don Olayı
Çok düşük hava sıcaklıkları, kritik değerlerin altına düştüğünde bitkilerin hayatını devam ettirmesine engel olarak, özellikle meyve ve sebze yetiştiriciliğinde bir çok zararlara neden olur. Bitkinin bünyesindeki suyun donması sonucu bitkide fizyolojik olayların meydana gelmesi mümkün olamaz. Bu da genelde bitkilerin ölümüne veya veriminin düşük olmasına neden olur. Don olayları, gerekli önlemler alınmadığında üretimin düşmesi sonucu üreticiler ve dolayısı ile ülkemizin ekonomisini olumsuz yönde etkilenmektedir.
Türkiye’de uzun yıllara ait ortalama ilk don tarihlerine bakıldığında, özellikle ilk donların 27 Eylül’de Doğu ve İç Anadolu Bölgelerinde başladığı görülmektedir. Ülkemizin kıyı bölgelerine gidildikçe ilk don tarihi 26 Aralığa kadar değişmektedir. Bilhassa, Akdeniz Bölgesinde ortalama, 26 Kasım’dan sonra ilk donların başladığı görülebilir. Özellikle, GAP’nin gerçekleştirildiği bölge incelendiğinde burada ilk donların, ortalama olarak 11 Kasımdan sonra meydana geldiği saptanmaktadır. Son donların ülkemizdeki dağılımı incelendiğinde, bunların özellikle kıyı bölgelerimizde erken başladığı görülmektedir. Özellikle Akdeniz Bölgesinde, ortalama 16 Martta ilkbahar son donları meydana gelmektedir. Antalya ve Mersin’de son donlar, ortalama 1 Martta meydana gelirken, daha güneye inildiğinde, 14 Şubatta son donların meydana geldiği görülebilir. Doğu Anadolu Bölgesi’nde ise son donlar Mayıs ayının sonuna kadar devam etmektedir.

Öneriler:

Ülkemizde hava şartlarının kaderine terk edilmiş tarım politikalarını izlenmekten artık vazgeçilmelidir. Bunun için, T.C. Tarım Bakanlığı da Tarımsal Meteoroloji konusunda uzmanlaşmış Meteoroloji Mühendislerinden de yararlanma yoluna gitmelidir.
DMİ ve Tarım Bakanlığı modern bir Tarımsal Meteoroloji Ölçüm Ağını ülkemizde acilen kurmalıdır.
Don olayı, meteorolojik şartların kontrolü altında bulunan alanlardan gelir elde eden çiftçileri ve dolayısıyla ülke ekonomimizi doğrudan etkilemektedir. Meteorolojinin görevi, geniş ölçekte sinoptik rasatlar sonucu elde edilen haritalarla, aletler kullanarak, atmosferin karakterinden hareketle gözlem ve tecrübelere dayanarak, ya da ampirik formüller ile don olayını tahmin etmek ve üreticileri erkenden uyarmaktır.
Tarımsal üretim açısından don ile ilgili uyarılar ve alınacak önlemler son derece önemlidir. Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de artık “Tarımsal Amaçlı Hava Durumu Raporları” ile çiftçilere ihtiyaç duydukları özel bilgiler verilmeli ve yol gösterilmelidir. Örneğin, don riskinin çiftçiler tarafından önce bilinmesi durumunda ekonomik kayıplarını en aza indirgeyebilecek önlemlerin alınması mümkündür. Bu nedenle, gerektiğinde özellikle de meyve ağaçlarının çiçeklenme döneminde, 2-aşamalı ve yerel don ihbarları (sırasıyla “Don Gözetleme ve Don Uyarısı”) ile insanlarımız bilgilendirilmesi yoluna gidilmesi şarttır.
Geçmişte gözlenen meteorolojik verileri ve don hadiseleri ile Türkiye genelinde don risk alanları değişik ihtimal seviyelerine göre ayrıntılı bir şekilde belirlenerek, Türk Çiftçisinin ekim ve dikim alanları seçiminde doğru bir şekilde yönlendirilmesi gerekir. Bu tür bilimsel çalışmaların ülkemizde de yapılabilmesi için DMİ ile birlikte Tarım Bakanlığı’nın bir “Don Veri Tabanı” oluşturulmalı ve Tarımsal Meteoroloji çalışmaları teşvik edilmelidir.
Ayrıca Modern Hava Durumu programlarında don ile ilgili tahmin ve uyarılar da, yeri geldiğinde mutlaka ve, öncelikle verilmeli. Özellikle sonbaharda gözlenen ilk donlar ve ilkbaharda gözlenen son donla ile ilgili bilgilerin çiftçilere ulaştırılmasına bu mevsimlerde önem verilmelidir.

2.7. El Nino ve La Niña Olayları
Pasifik Okyanusu kıyılarında gözlenen El Niño ve La Niña olayları (El Niño/Güneyli Salınımları, ENSO), dünyanın bir bölgesinde meydana gelen büyük iklim olaylarının diğer bölgeler üzerinde ne denli etkili olabileceğinin en önemli kanıtlarından biridir. Türkiye’de, dünya iklimini etkileyen bu olayların afet, ekonomik ve ekolojik yönü çoğu kez göz ardı edilmektedir. Bu olayların önceden kestirilmesi ve anlaşılması sadece bir kaç ülke değil, tüm dünya ekolojisi, ekonomisi ve pazarları için büyük önem taşır. Örneğin, El Niño yılları, Peru balıkçılığı için oldukça zararlı olmaktaysa da, bölgenin bol yağışlar almasına neden olur. El Niño’nun aksine La Niña yılları, balıkçılık için uygun şartlar oluştururken bölgede kuraklığa neden olduğundan, bu sefer de çiftçiler büyük ekonomik kayıplara uğrarlar. Çiftçilerin ekonomik kayıplarını en aza indirgemek için El Niño ve La Niña yıllarının önceden tahmin edilmesi büyük önem taşır. Böylece, bölge çiftçileri El Niño yıllarında bol suya kavuşacağı için pirinç, La Niña yıllarında ise kuraklığa daha dayanıklı olan pamuk ekimine zamanında karar verebilmektedirler.

Öneriler:

Bu olayların önceden kestirilmesi ve anlaşılmasının sadece bir ülke değil, dünya ekolojisi ve ekonomisinde büyük önemi vardır. Türkiye gibi tropiklerin dışındaki bir çok ülke (ABD, Japonya) için de El Niño yıllarının tahmini, tarım alanlarının planlanması, su kaynaklarının yönetimi, tahıl, petrol ve doğal gaz stoklarının belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, ABD’nin NASA, Ulusal Meteoroloji Servisi ve benzeri bir çok kamu kuruluşu gibi El Niño’nun ülkemize olan etkilerini belirleme ve tahmin etmek için önemli çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Gelişmiş ülkelerdeki gibi artık ülkemizde de gerektiğinde 3-aşamalı ve yerel El Nino vb. ihbarları (sırasıyla “El Nino Gözetleme ve El Nino Uyarısı”) ile insanlarımızı bilgilendirilme yoluna gidilebilmesi için gerekli organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.
Türkiye’deki hava şartlarını, dünya atmosferindeki değişimlerden soyutlamak da mümkün değildir. ENSO'nun Pasifik Okyanusunun tropikal enlemlerindeki etkisi oldukça iyi bir şekilde bilinmesine rağmen, dünyanın değişen genel hava hareketleri nedeniyle, Türkiye’de de La Niña’dan dolayı hava şartlarında bazı değişiklikler ve meteorolojik afetlerde artışlar olması ihtimal dahilindedir. Bunun için bu olaylar da afet olarak ülkemizde dikkate alınmalıdır.






2.8. Hava Kirliliği
Geleceğimizi ciddi biçimde tehdit eden çevre sorunlarına yeterince önem verilmemesi dünyamızı ekolojik tehlikelerle karşı karşıya getirmiştir. Bu sorunların başında hava kirliliği gelmektedir. Hava kirliliği insanların çeşitli aktivitelerinden doğan ve sağlıklarının yanı sıra kaynakların da kirlenmesine neden olan kirleticilerin atmosfere karışmasıdır. Hava kirliliği olayı, atmosferin aşağı tabakasında “planeter sınır tabaka” diye adlandırılan bölgede meydana gelir. Hava kirletici emisyonlar, bu tabaka içerisinde yayılarak atmosferin yapısal özelliklerinin kontrolüne girer ve bu suretle hava kirliliği problemi yüzey topografyası ile meteorolojik değişkenlerin kontrolünde gelişir. Günlük hayatta atmosfere salınan kirleticilerin miktarı değişmediği halde, hava kirliliğinde günden güne değişiklikler olduğunu gözleriz. Gerçekte, hava kirliliği problemlerinin tehlikeli boyutlara ulaştığı günlerde, genellikle, atmosfere salınan kirleticilerin miktarındaki artış değil, bazı hava şartlarının değişmesi en önemli rolü oynar.
Sanayileşme sonucunda hızla artan hava kirliliği, canlıların yaşamını olumsuz yönde etkilemektedir. Başlıca, enerji temini, endüstriyel faaliyetler, motorlu araçlar ve konutların ısıtılmasında fosil yakıt kullanımıyla ortaya çıkan emisyonlar, çevre hava kalitesinin bozulmasına ve doğal kaynakların yok olmasına neden olmaktadır. Şehir nüfusunun giderek artışı ve çevre boyutu göz önüne alınmayan endüstriyel aktiviteler ile enerji temini için fosil yakıt kullanımı, çevre hava kalitesinin bozulmasına yol açmaktadır.
Hava kirliliği, insan ve hayvan sağlığına, bitki örtüsüne, toprak ve malzemelerin bozulmasına, iklim üzerindeki değişikliklere, güneş radyasyonu ve görüşün azalmasına yol açmaktadır. Hava kirliliğinin dünyada çeşitli ülkelerde (Belçika, ABD, Meksika, İngiltere vs.) öldürücü etkileri de görülmüştür. Yoğun endüstri bölgelerinde kronik bronşitlerin, astımlı hastalar ile yaşlı insanlarda kalp rahatsızlıkları riskinin, fotokimyasal smog olayının yoğunlaştığı şehirlerde görme bozukluklarının artması, akciğer kanserinde hızlı artış görülmesi tamamen hava kirliliği ile ilgilidir. İnsan sağlığı üzerine etkileri bakımından en önemli kirleticilerden biri benzinli araçlarda yanma sonucu çıkan kurşundur. Bu, sinir sistemini tahrip etmekte, metabolizma üzerinde olumsuz etkilerde bulunmakta ve davranış bozukluklarına yol açmaktadır. Yapılan kurşun kirliliği çalışmalarında en yüksek konsantrasyonlar, trafiğin yoğun olduğu bölgelerde belirlenmiştir.

Öneriler:

Isınma mevsiminde konutlardan, enerji ve sanayi tesislerinin bacalarından ve taşıt egzozlarından çıkan duman ve gazların değişen meteorolojik şartlara göre nasıl yayılacağını önceden belirlemek ve genel anlamda, hava kirliliğini önceden tahmin etmek üzerinde yeterince durulmamıştır. Böylece, günümüzde tehlikeli hava kirliliği problemi yaşandığı zamanlarda, yerel yönetimlerimiz kademeli olarak tedbirlerini, ancak bir kaç gün sonra gecikmeli olarak uygulamaya koyabilmekte ve yine bir kaç gün sonra normale dönülebilmektedir. Halbuki, değişik hava şartlarında, kirleticilerin atmosferde nasıl yayılacağını ve hava kirliliğinin tehlikeli boyutlara ulaşıp ulaşamayacağını bir kaç gün önceden meteorolojik analizler ile tespit etmek ve kirlilik tehlikeli bir seviyeye ulaşmadan önlem almak mümkündür. Bunun için, tüm yerel yönetimlerin, özel meteorolojik analiz ve tahminler ile gerekli olan hava kirliliği uyarılarının zamanında yapılabilmesi ve tehlike ortaya çıkmadan önce valilik ve belediye gibi kurumlar tarafından önlem alınabilmesi için “Çevre Koruma” vb. birimlerde de, artık Meteoroloji Mühendislerinin bulundurulması gerekmektedir.
Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de, gerektiğinde 2-aşamalı ve yerel hava kirliliği ihbarları (sırasıyla “Gözetleme ve Uyarı”) ile insanlarımızı bilgilendirilme yoluna gidilebilmesi için gerekli organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.
Çarpık yapılaşmanın bulunduğu çukur semtlerde ve atmosferik çevrenin yoğun bir şekilde kirletildiği zamanlarda bazı hava şartlarının oluşması, kentlerde ciddi sağlık problemlerine ve toplu ölümlere yol açabilecek tehlikeli bir hava kirliliğini ortaya çıkarabilir. Atmosferik çevreye konut, taşıt ve sanayi tesislerinden salınan zehirli duman ve egzoz gazlarının, insan sağlığı için tehlike oluşturmadan, hava içinde dağılıp seyrelmesi, her şeyden önce hava hareketlerine bağlıdır. Şehirlerin kısmen içinde kısmen de batısında yer alan küçük ve organize sanayi bölgelerinden havaya salınabilecek kirleticiler, genellikle batılı olan yukarı seviyelerdeki rüzgarlar ile yine şehrin içine taşınacaktır. Benzer şekilde, gökdelenler hava sirkülasyonlarını keserek rüzgarın gittiği yöndeki yerlerde kirleticilerin dağılmasını önler. Bu da, yerel hava kirliliği problemine neden olabilirler. Ciddi bir meteorolojik etüt yapılmadan kurulan sanayi siteleri, uydu kentler ve gökdelenler kentlerde sağlıksız ve plansız şehirleşmenin ortaya koyduğu problemleri hafifletmeyip aksine büyütebilecektir. Bu nedenle, artık her türlü sanayi ve yerleşim bölgesinin seçiminde hayati önemi olan ÇED vb. meteorolojik analizlerin meteoroloji mühendislerince yapılmış olması şartı aranmalıdır.
Modern Hava Durumu programları ile kışın, özellikle bina dışında çalışanlar için hayati önem taşıyan, hava kirliliği seviyeleri halka bildirilmeli. Kafalardaki “Bu gün sokağa çıkayım mı?” ve/veya “maske takayım mı?” gibi sorulara cevap verilmeli.

2.9. Fırtınalar
Genel olarak halk arasında fırtına denildiğinde kuvvetli rüzgarlar akla gelir. Fırtına, meteorolojide de bu anlamı ifade etmekle birlikte, asıl olarak sel ve taşkınlara neden olan kuvvetli yağmurları ve yıkıcı rüzgarları üreten hava sistemleri olarak bilinir. Fırtına sistemleri sıradan gözlem şebekeleriyle ve bilgisayar tahmin modelleriyle belirlenemeyecek kadar küçük ölçekli olabilir. Bunun yanında çok az gözlem şebekelerinin bulunduğu açık denizler üzerindeki fırtına sistemlerinin tahminleri de zordur.
Fırtınalar meteorolojide olduğu gibi sosyal hayatta da önemli etkiere sahiptir. Çok çabuk gelişen konvektif fırtına sistemleri, ani yağışlarla birlikte akışa geçerek taşkınlara, kuvvetli rüzgarın etkisiyle de can ve mal kaybına sebep olmaktadır. Bu yüzden fırtınalar insan aktivitelerini çok büyük oranda etkilemektedir. Fırtınalar, başta ulaşım olmak üzere pek çok sektörün faaliyetlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Kuvvetli konvektif hareketler sonucunda meydana gelen türbülans sonucunda uçaklar için büyük tehlike arz eder. Ülkemiz ve dünya taşımacılığında deniz yollarının önemi çok büyüktür. Özellikle, denizler üzerinde oluşan fırtına sistemleri, gemilerde büyük can ve mal kayıplarına, sahil ve sahile yakın yerleşim alanlarında, özellikle rüzgar yönündeki dağ yamaçlarından aşırı yağışlara, sellere, büyük tahribatlara ve felaketlere sebep olmaktadır.

Öneriler:
Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Şiddetli Yerel Fırtına, Kasırga, ve Kuvvetli Rüzgar gibi meteorolojik karakterli doğal afetlere karşı erken uyarı sistemleri kurmak ve işletmek Türkiye’de de tek başına Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün (DMİ) veya ona bağlı bir “Fırtına Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi”nin görevi olmalıdır.
Ülkemizde oluşan fırtına tipleri, genellikle, küçük ve orta ölçeklidir. Özellikle, bu ölçekli fırtınaların oluşum anını tam olarak tahmin etmek oldukça zordur. Yüksek hava gözlemleri, meteorolojik radarlar, uydu görüntüleri gibi veriler ve sayısal hava tahmin modelleri ile birleştirilerek, fırtına risk bölgelerini belirlenmek için operasyonel ve bilimsel çalışmalar yapılmalıdır.
Sadece fırtına risk bölgelerinin belirlenmesi, fırtınanın zararından kurtulmak anlamına gelmemektedir. Yüzeyde meydana gelebilecek akış, rüzgarın etki alanları ve sel risk alanları için hidro-meteorolojik ve hidrolojik çalışma ve etüt yapan sektörler ile bayındırlık ve imar sektörünün meteoroloji ile arasında bilgi alışverişi ve karar mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Özellikle, tsunami ve denizlerdeki siklonik fırtınalar denizlerin kabarmasına ve kıyıları su basmasına neden olabilir. Bunun için, gerek “Kıyı Sel Gözetleme” (belirtilen zaman dilimi ve kıyı şeridinde sel olma ihtimali var, dikkatli olunuz!) ve “Kıyı Sel Uyarıları” (kıyıları deniz suyunun basması an meselesi, hemen önlem alınız!) şekilde uyarılar yapılmalıdır.

2.10. Kar Kuvveti ve Çığlar
Kar, yapılar üzerinde birikerek oluşturduğu yükler (hidrostatik yükler) sonucu çatı çökmelerine neden olduğu gibi, yoğun olarak gözlendiği bölgelerde, göz önüne alınan alanın meteorolojik özelliklerine bağlı olarak dik eğimli, çıplak arazi kesimlerinde birikime uğraması ile yerleşim alanlarını ve canlıları çığ tehlikesi (hidrodinamik yükler) ile karşı karşıya bırakmaktadır.
İrili ufaklı kar kütlelerinin hızlıca kayma veya düşmesi ile ortaya çıkan kar çığlarının binlercesi, kar yağışları ile birlikte dağlık bölgelerde her kış görülür ve bazıları bu bölgelerdeki yerleşim birimleri, dağ spor ve turizm tesisleri, haberleşme, ulaşım, enerji nakil hatları, sanayi, askeri ve diğer benzeri tesisler için büyük tehlikeler oluşturduğu gibi can kayıplarına da sebep olurlar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Kara Deniz Bölgesi’nin iç kesimlerinde bir çok yerleşim birimi de karla kaplı, orman örtüsünün yok edildiği sarp yamaçlarda bulunmakta ve gelişmektedir. Bu nedenle, bu yerleşim birimlerinin çoğu çığ tehdidi altındadır. Çığ oluşumunda daha çok yörenin topoğrafik ve meteorolojik koşulları etkilidir. Bu yörelerin topoğrafik şartları meteorolojik şartlar gibi günden güne değişmediği için, çığ tahminleri yörenin değişen meteorolojik şartları takip edilerek yapılır.

Öneriler:
Birçok ülkede yılladır çığı araştıran ve çığ tehlikesi ile ilgili tahminler yapıp çığ ikaz bültenlerini hem yerel hem de bölgesel olarak yayınlayan merkezler kurulmuştur. Bunlara örnek olarak, İsviçre'de Federal Institute for Snow and Avalanche Research (FISAR), Kanada'da Division of Building Research (National Research Council) ve Glociology Division, Inland Waters Directorate Fisheries and Environment Canada (AESC), ABD'de Colorado Avalanche Information Center (CAIC) ve U.S. Forest Service (USFS), Japonya'da Institute of Snow and Ice Studies ve Fransa'daki Meteorologie Nationale and Centre d'Etudes de la Neige sayılabilir.
Ülkemizde, Batman'ın 11 haneli Artılı mezrasında, çığ düşeceği tesadüfen önceden haber alınıp harekete geçilebildiği için 75 kişi ölümden kurtarılabilmiştir [23, 24 Şubat 1992, Milliyet]. Çığ felaketine karşı en ekonomik ve etkili savunma ve korunma yöntemi de çığ tahminidir. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de gerektiğinde günlük “Çığ Tahmin Bültenleri”ni hazırlayıp yayınlayacak teknik bir ünitenin DMİ bünyesinde veya ona bağlı olarak kurulması gerekir. Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de gerektiğinde 2-aşamalı ve yerel çığ ihbarları (sırasıyla “Çığ Gözetleme ve Çığ Uyarısı”) ile insanlarımız bilgilendirilme yoluna gidilebilmesi için gerekli organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.
Benzer şekilde çığ bölgelerinde, çığ tehlikesi henüz büyümemişken, kar tabakalarını patlayıcılar veya mekanik bir şekilde tahrik edip yamaçlarda kar birikmesine ve dolayısıyla çığ potansiyelinin oluşmasına önceden engel olunabilmesi; çığ bölgesindeki avcılar, dağcılar, spor ve kayak yapanlar, ulaşım araçlarındaki yolcular, kamu ve güvenlik görevlileri gibi hareketli hedeflerin çığ tehlikesine karşı uyarılabilmesi ve yetkililer tarafından bölgenin zamanında kısa bir süre için boşaltılabilmesi tümüyle sağlıklı bir şekilde yerel meteorolojik şartların doğru gözlenmesi ve analiziyle mümkündür. Bu nedenle, hidro-meteorolojik ölçüm ağının, ülkemizin dağlık alanlarına yaygınlaştırılması ve dağlardaki hava durumunu da tahmin edebilecek gelişmiş, küçük grid mesafeli bir nümerik hava tahmin modeline acilen ihtiyaç vardır.
Kar kaymaları sonucu ortaya çıkan çığ tehlikelerinin tahmini, mevcut olan ve gelecekte oluşacak kar tabakalarının kararsız olup olmayacakları olasılığı üzerine kurulur. Böylece, çığ öngörülerinde, kar tabakalarının gelecekteki durumu, beklenen yağış ve rüzgarla mevcut kar örtüsünün üzerinde oluşacak ilave yük, yağış, değişen hava sıcaklığı ve güneşlenme ile birlikte kar tabakasında oluşacak başkalaşım sonucu kar tabakasının değişen dayanıklılığı hakkında fikir yürütülmesi gerekir. Bu nedenle, çığların oluşumunu önceden tahmin edebilmek için kar örtüsünün yapısal özelliklerinin ve atmosferik şartların dikkatli bir şekilde sürekli olarak izlenip analiz edilmesi gerekir.
Türkiye’de de, kış ve yayla turizmine açılacak alanlara kurulacak Dağ Spor ve Turizm Tesisleri’nin planlanmasında güvenliğin sağlanması ile birlikte Sürdürülebilir Spor ve Yeşil Oyunlar (Sustainable Sports, Games Green) sayılabilmeleri ve çevre-duyarlı bir tesis olabilmeleri için, özel hidro-meteorolojik etütlerinin yapılması şarttır. Bu tesislerin işletilmesi süresince de, tesise (çığ ve kar rastları için) özel bir hidro-meteorolojik gözlem şebekesi kurulup meteoroloji mühendisleri tarafından işletilerek tesis civarındaki çığ potansiyelinin sürekli olarak takip edilmesi de gerekir. Ayrıca, DMİ tarafından Dağ Sporları ve Turizmi için özel hava durumu raporları da hazırlanıp yayınlanmalıdır.
Ülkemizde bu konuda bilimsel çalışmaların yapılabilmesi için, DMİ ile birlikte Afet İşleri Genel Müdürlüğü bir “Çığ Veri Tabanı” oluşturulup tüm araştırmacılara sunmalıdır.
T.C. bir çok kamu kurum ve kuruluşu gibi Afet İşleri Genel Müdürlüğü de bu konuda Meteoroloji Mühendislerinden de yararlanma yoluna gitmek zorundadır.
Doğru bina tasarımı için kar yüklerinin hesaplanması ve yeni meteorolojik veriler ile sürekli olarak yenilenmeleri gerekmektedir.



2.11. Kimyasal ve Nükleer Serpinti
Sanayi tesislerinde ve nükleer santrallarda olası bir kazanın ve patlamanın atmosfere bırakacağı kimyasal ve radyoaktif kirleticiler ile yüklenen hava parselleri de rüzgarlar vasıtasıyla çok uzaklara taşınabilir. Her ne kadar Türkiye’de henüz nükleer bir santral mevcut değilse de, eski doğu bloğunun kullandığı eski teknolojiye sahip ülkelerin yer aldığı büyük kirletici kaynağı olan orta ve doğu Avrupa’nın rüzgar-altı kısmında bulunan Türkiye için, bu tehlike her zaman mevcuttur. Bu şekilde, Chernobil kazasında nükleer kirleticiler, Doğu Avrupa’dan atmosfere salınan endüstriyel duman ve tozlar ile birlikte, kazadan bir kaç gün sonra Türkiye’ye ulaşmıştı.

Öneriler:
Sanayi tesislerinde ve nükleer santrallarda bir kaza (veya savaş) anında önlem alınabilmesi için, atmosfere karışacak kimyasal ya da nükleer kirleticilerin kısa ve uzun mesafedeki taşınımını hesaplamak ve belirlemek için hava parsellerinin yörüngelerini hemen saptamak gerekir. Bunun için ileri ülkelerde, bir çok sanayi tesisi ve nükleer santraller, profesyonel meteorologlar istihdam ederek dispersiyon vb. modeller ile kirleticilerin olası hareketleri sürekli olarak kontrol edilmektedir. Ayrıca, ülkemiz Avrupa ve Yakın Doğu’nun büyük bir kısmını kapsayacak olan bir “Hava Parseli Yörünge Modeli”ni ulusal imkanlar ile çalıştırabilecek ve sürekli şekilde geliştirebilecek seviyeye gelmelidir.


2.12. Kuraklık ve Çölleşme
Kuraklık tüm doğal afetler içinde insanlık için en yüksek risk taşıyan bir afettir. Genel olarak, kuraklık yağışın, yeraltı veya yüzey sularının ortalamalarının altında olması olarak tanımlanmaktadır. Kuraklık, meteorolojik, hidrolojik, tarımsal ve sosyo ekonomik kuraklık olarak dört gruba ayrılabilir.
Sıcaklık artışı ile bitkilerin fotosentez ve solunum dengesi bozulacağından, bitkilerde büyüme yavaşlar ve bir durgunluk dönemi görülür. Bu artış, uzun süreli olursa bitki toprak üstü organlarıyla devamlı kaybettiği suyu kökleriyle karşılayamaz. Bitkinin devamlı su kaybetmesi, protoplazmanın pıhtılaşmasına ve bitkinin ölümüne yol açar.
Kuraklık çok yavaş gelişen ve kapsamlı sosyo-ekonomik zararlara neden olan bir meteorolojik afettir. İklimin su kaynaklarını ve tarımı etkilemesinin bir yolu da kuraklıktır. Normal iklim şartlarında iklimin değişken karakteri, yer yer ve zaman zaman kuraklıklara neden olmakta ve bu da, Türkiye tarımını ve su kaynaklarını olumsuz şekilde etkilemektedir. IPCC’ye göre 2030 yılında, bu yüzyılın başındaki CO2 miktarının iki katına çıkması ve Türkiye dahil Güney Avrupa’yı içine alan bölgede sıcaklıkların kışın 2 °C, yazın ise 2 ila 3 °C arasında yükselmesi beklenmektedir. Sıcaklıkların artması, kurak bölgelerimizin çölleşmesine neden olabilecektir. Kuraklığın artması ile şehir ve ülke sınırlarını aşan nehirlerin kullanımı dahil bir çok uluslararası, ulusal ve yerel su kaynağının paylaşımını ve yönetimini daha da zorlaşacaktır.
Suyun kısıtlı, yağışların bazı bölgeler dışında miktar ve dağılımının düzensiz olduğu, büyük şehirlerde ve tarımsal üretimde suyun kısıtlı bulunduğu, içme, kullanma ve sulama suyu kalitesinin gün geçtikçe artan sanayi ve diğer çevre kirlilikleri neticesinde düştüğü düşünülürse, ülkemizin kuraklığın şiddetini çok yakın bir zamanda bugünkünden çok daha fazla hissedeceği açıkça görülmektedir. Bütün bunlar, ülkemizin ileride karşılaşabileceği tehlikenin boyutlarını göstermesi açısından son derece önemlidir.

Öneriler:
Yavaş gelişmesi nedeniyle kuraklık, ülkemizde de değişik indeksler ile, sürekli olarak takip edilmelidir. Su toplama havzalarından hangisinde ne kadar kuralık geliştiğini bilmek barajların işletilmesinde ve ekilecek bitki türünün seçiminde kritik rol oynar. Dolayısı ile, kuraklığın gelişimi, günlük/aylık olarak takip edilerek, kurak ve nemli alanların ve bunların şiddetinin yerel dağılımı hakkında doğru ve zamanında bilgi sahibi olunması için, ülkemizde bir kuraklık izleme ve erken uyarı sistemi kurulmalıdır.
Türkiye'nin bazı bölgelerinde, yoğunlaşan nüfus ve sanayinin ulaştığı tatlı su talebinin karşılanması artık mümkün olamamaktadır. Bu yüzden yetersiz olan su kaynaklarının normal ve kuralık zamanlarında en iyi şekilde kullanımı ve yönetimi, bir zorunluluk haline gelmiştir. Artan su ihtiyacının karşılanması, sahip olunan su kaynaklarının optimal bir şekilde kullanımı ve işletilmesi, bölgedeki yağışın karakteristik özellikleri ile birlikte mevcut kuraklığın alansal dağılımının bilinmesi ve sürekli takip edilmesi ile sağlanabilir. Bunun için, büyük şehir belediyelerinin su idarelerinde artık Meteoroloji Mühendislerinin de hizmet verebilmesi için gerekli olan mevzuat değişiklikleri bir an önce yapılmalıdır.
Gelişmiş ülkelerdeki gibi artık ülkemizde de, gerektiğinde DMİ tarafından 2-aşamalı ve yerel olarak kuraklık ihbarları (sırasıyla “Kuraklık Gözetleme ve Kuraklık Uyarısı”) ile insanlarımızı bilgilendirme yoluna gidilebilmesi için gerekli organizasyon ve hazırlıkların bir an önce yapılması gerekmektedir.
Yüksek basınç kuşağının kuzeye kayması ile ülkemizde hakim olabilecek tropikal iklime benzer bir iklim, düzensiz, ani ve şiddetli yağışlar seller, heyelan ve erozyonu arttırır. Daha kuru hava, daha sık, uzun süreli kuraklıklara neden olabilecektir. Artacak olan sıcaklıklar ile birlikte, kar yağışları azalacak ve dolayısı ile ilkbahar aylarında da ülkemizde kuraklıklar görülebilecektir. Kuraklığın, böylece yakın gelecekte ülkemizdeki yağışlar ve dolayısı ile yüzey ve yeraltı suları üzerinde daha sık etkili olması beklenmeli ve buna göre çözümler geliştirilmelidir.
Küresel ısınma ile birlikte alt tropiklerdeki yüksek basınç kuşağının kuzeye doğru Türkiye üzerine kayması beklenmektedir. Böylece, Türkiye’nin büyük bir kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girecektir. Bu nedenle, su kaynaklarının planlama ve yönetim çalışmalarında küresel iklim değişikliğinin olası etkilerinin değerlendirilmesi zorunlu hale gelmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ile Meksika arasında yapılan anlaşmaya benzer bir şekilde Türkiye'den Suriye ve Irak'a verilen veya verilmesi teklif edilen su miktarı, değişen iklim şartlarına bağlanmalı ve ayarlanmalıdır.
Tarım için bir çok yerde sulama gereği ortaya çıkacaktır. Geleneksel tarım ürünleri yerine daha sıcak ve kuru iklim şartlarına uygun tarım ürünlerine geçiş de bir zorunluluk halini alabilecektir. Ayrıca suyun fazla olduğu yerlerden, kuraklığın hüküm sürdüğü bölgelere taşınması gerekecektir. Bunun için “Küresel İklim Değişiminin Su Kaynaklarına Olası Etkileri” üzerine ülkemizde de gerekli bilimsel çalışmaların yapılabilmesi için bilim insanlarımızın teşvik edilerek özendirilmesi gerekmektedir.
Türkiye genelinde, yağışlar azalınca GAP alanı başta olmak üzere tüm nehirlerin taşıdığı su miktarı düşecektir. Nehirlerle daha az beslenen baraj göllerinin su seviyesi de önemli ölçüde azalınca, hidroelektrik enerji üretimi de aksayabilir. Ülkemizde de artık bu sektörlerdeki planlama ve geliştirme çalışmalarında mutlaka meteoroloji biliminden de uzman seviyesinde yararlanılmalıdır.
Modern Hava Durumu programları ile çiftçilerin mevcut kuraklık şartları hakkında fikir sahibi olabilmesi için özellikle yağışlar, o günün normal değerleri ile karşılaştırılarak verilmeli. Ayrıca sıcaklıklar da normal değerleri ile karşılaştırılmalıdır.

2.13. Kuvvetli Rüzgarlar
Çatılar, bacalar, soğutma kuleleri, yüksek yapılar, köprüler, kablolar, asma köprüler gibi narin yapılar şiddetli rüzgarlara karşı çok duyarlıdır. Bu tür bina ve tesislerin güvenle işletilmesinde rüzgar şiddeti hayati önem taşır.

Öneriler:

Dünyada aşırı rüzgarlardan dolayı asma köprüler dahil bir çok köprü yıkılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde 13 Şubat 1979 sabahı kuvvetli rüzgarlar nedeniyle çöken Hood Kanal asma köprüsünde rüzgar, sürekli ölçülüp kontrol odasında takip edilmekteydi. Anemometrelerden alınan anlık rüzgar ölçümleri sayesinde köprü zamanında trafiğe kapatılarak büyük bir facia önlenmiştir. İstanbul'daki Boğaziçi ve Fatih asma köprülerinde de yeterli bir erken uyarı sistemi kurulmalı ve rüzgarlar sürekli olarak takip edilmelidir.
Ülkemizde bazı hava alanlarının meteorolojik etüt ve analizlerinin de gerektiği gibi yapılmamış olduğu gözlenmektedir. Örnek vermek gerekirse, gerek yer seçimi ve gerekse pistin yönlendirilmesinde meteorolojik etüt ve analizlerinin uygun şekilde yaptırılmamasından dolayı, Bodrum Havaalanı günün belli saatlerinde kullanılamamaktadır. Ülkemizde yapılması planlanan havalimanı projelerinin meteorolojik etüt ve analizleri mutlaka uzman meteoroloji mühendislerince ele alınmalıdır.
Trafiği etkileyen ve trafik kazalarına neden olan yağış, buzlanma, düşük görüş, kuvvetli rüzgarlar gibi meteorolojik şartlar ile meteorolojik yöntemler ile mücadele edilmelidir. Şiddetli yağış ve fırtına gibi ağır hava şartlarında, büyük kent sakinlerinin düzen içerisinde can ve mal kayıplarını en aza indirgeyerek hayatlarını devam ettirebilmesi için, trafik görevlilerinin, polis, güvenlik ve zabıta güçlerinin, itfaiye, kanalizasyon vb. birimlerin koordineli çalışabilmesi ve problemlere zamanında müdahale edebilmesi gerekir. Bu ise ilgili birimlerin yollara ait hava şartları konusunda zamanında ve doğru bir şekilde bilgilendirilmesine bağlıdır. Bu bilgilendirmenin sağlanabilmesi, ancak yerel idarelerin meteorolojik radar gibi erken uyarı sistemleri kullanmalarıyla ve meteoroloji mühendisi istihdamı ile mümkündür. Bu nedenle, en azından ülkemizin büyük illerinde yolların idaresinde gerekli meteorolojik bilgi ve teknolojinin kullanımına bir an önce gidilmelidir.
Doğru bina tasarımları için ülkemizin mümkün olduğunca her noktasında rüzgar yüklerinin belirlenmesi ve ekstrem rüzgar şiddetlerinin istatistiksel özelliklerinin hesaplanması ve yeni meteorolojik veriler ile bunların sürekli olarak yenilenmesi gerekmektedir.

2.14. Küresel Isınma ve İklim Değişikliği
Günümüzde iklim değişikliği toplumların en az kalkınma, açlık ve sağlık kadar dünyanın üzerinde durması gereken çevre sorunlarının başında gelmektedir. Tüm dünyada şehirleşme hareketleri kırsal kesimden olan göçler ile birlikte hızlanmakta, nüfus yoğunluğunun aşırı bir şekilde artması ve değişen yaşam standartları sonucuda, daha çok sanayi üretimine ihtiyaç duyulmaktadır. Artan şehirleşme, özellikle sanayi ve yerleşim bölgelerinden çıkan sera gazları ile çevre ve atmosferin büyük miktarda kirlenmekte ve küresel ölçekte havanın ısınma eğilimi de giderek artmaktadır. Böylece, canlı küreden (biyosferden) yukarı atmosfere (stratosfere) kadar olan kısım başta olmak üzere, günümüzde dünya atmosferinin kirlenmesi giderek artmaktadır. Bütün bunlar, doğayı tahrip ederek kentlerin iklimini değiştirmek ile birlikte su, kara ve havadaki yaşamı tümüyle tehdit eden çevre problemlerini de beraberinde getirmektedir.
IPCC’nin Küresel İklim Modelleri ile yapılan projeksiyonlara göre 2030 yılında Türkiye’nin büyük bir kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girecektir. Türkiye’de sıcaklıklar kışın 2°C, yazın ise 2 ila 3°C artacaktır. Yağışlar kışın az bir artış gösterirken yazın % 5 ila 15 azalacaktır. Bununla birlikte, şu an Türkiye’nin gece ve gündüz sıcaklıkları ile beraber yağış gözlemlerinin trend analizinde ise, Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de özellikle gece sıcaklıklarında istatistiksel anlamda önemli artışların olduğu belirlenmiştir.
Küresel ısınmanın sonucu ısınarak (termal olarak) genişleyen deniz suları ile birlikte kutup ve dağ buzullarındaki erime nedeniyle yükselen deniz suyu seviyeleri, kıyılarımızı (Van Gölü civarında olduğu gibi) olumsuz bir şekilde etkileyecektir. Küresel ısınma ile birlikte deniz seviyelerindeki yükselme de, önümüzdeki yüzyılın sonuna kadar 15 - 95 cm'ye ulaşabilecektir. Deniz sevilerinin yükselmesi ülkemizde yaz turizmi ve tarım sektörlerinde kayıplara neden olabilecektir. Isınma ile birlikte kar yağışları azalarak kış turizmi olumsuz yönde etkilenecektir. Yüksek basınç kuşağının kuzeye doğru kaymasına neden olacak ve bunun sonucunda düzensiz bir yağış rejimi ve kuraklık tehlikesi doğacaktır. Orman yangınlarında artış meydana gelecektir. Tarımsal ürünlerdeki çeşitliliğin azalması yanında türlerin değişmesi ve tatlı su sıkıntısı söz konusu olacaktır.

Öneriler:

1997 yılında yapılan Kyoto Protokolü, ülkelerin CO2 emisyonlarını, 2008-2012 periyodunda 1990 yılına göre % 5 oranında azaltmalarını öngörmüştür. Yine bu protokole göre ülkeler 2006 yılına kadar sera gazları ulusal izleme sistemi kuracaklardır. Ülkemiz gelişme sürecini olumsuz yönde etkileyeceği düşüncesi ile protokolü imzalamak için gelişmiş ülkelerin yer aldığı listeden çıkarılmayı istemektedir. Ancak yinede protokol şartlarına uyum sağlayacak çalışmalar ülkemizde disiplinler arası olarak sürdürülmelidir.
Küresel iklim değişimi probleminin çözümüne katkıda bulunmak için onu sadece ekstrem hava olaylarında hatırlayarak spekülasyonlarda bulunmak yeterli değildir. 21. Yüzyıla girmek üzere olduğumuz bu günlerde kalkınma çabaları ile çevreyi yitirme endişeleri “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramını ortaya çıkartmıştır. Böylece, Haziran 1992'de Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Çevre Uluslararası Konferansı (UNCED) adında bir Dünya Zirvesi de gerçekleştirilmiştir. Bu zirve sonucunda imzaya açılan beş temel belgeden biri olan (Local Agenda 21) Gündem 21’i de Türkiye kabul etmiştir. Artık Dünya, Gündem 21 ile gelecek yüzyıla hazırlanmaktadır. “Küresel Düşün, Yerel Hareket Et” felsefesi, ister küçük ister büyük olsun, yurtdışında bir çok yerel yönetim, belde ve belediye tarafından Yerel Gündem 21 programları ülkemizde de bir an önce yaygınlaşması gerekiyor.
Bu sözleşme yükümlüklerinin tüm ülkeler tarafından eksiksiz yerine getirilmesi ve artık dünya atmosferine gaz salınışının tümüyle durdurulması durumunda bile, şu ana kadar atmosferde biriken sera gazlarının, 2100 yılına kadar etkili olacağı hesaplanmaktadır. Bu nedenle, bu problem ve onun olası sosyo-ekonomik etkilerini günümüzde ayrıntılı olarak inceleyip araştırılması gerekir. Bu tür araştırmaların yapılabilmesi için de tüm bilimcilere açık bir “İklim Veri Tabanı” oluşturulmalı ve bilimsel çalışmalar teşvik edilmelidir.

2.15. Orman Yangınları
Orman yangınlarının etkileri, orman örtüsünün tabiatına ve yangının şiddetine bağlıdır. Orman yangınları, küçük zararlardan tutun da, ormanın hem koruyucu ve hem de iktisadi faydalarını gelecek nesillere taşıyacak şekilde tamamen tahribine kadar büyük zararlar meydana getirebilir. Orman yangınlarının çoğuna insanlar bilerek veya bilmeyerek neden olur: Hava şartları ise yangınlarda önemli bir çevre ve tetik faktörüdür. Her yıl yıldırımların sebep olduğu yangınlar, Türkiye’de yaklaşık olarak 140 hektarlık ormanı tahrip eder.
Nedenleri %98.8 gibi büyük bir oranda kasıtlı veya kasıtsız insan etkisine bağlı olsa da, orman yangınlarının oluşum yerlerine dikkat edecek olursak, meteorolojik şartların etkisini açıkça görebiliriz. Meteoroloji parametrelerinin yanıcı madde (yakıt) üzerinde meydana getirdiği nem değişimleri hem yangın riski açısından, hem de yangın çıktıktan sonra hareket yönünün belirlenmesinde çok büyük bir öneme sahiptir. Yakıt nemi, havanın bağıl nemi ve sıcaklığına bağlı olarak gün içerisinde değişim göstermektedir. Ülkemizdeki yangınların %83.3’ü Haziran - Ekim ayları arasında meydana gelmekte, ayrıca çıkan yangınların %32 gibi önemli bir kısmı 12:00 - 15:00 saatleri arasında yani yakıt nem kapsamının en düşük olduğu dönemde meydana gelmektedir.


Öneriler:
Yangın tehlike sistemleri uygulanarak bulunan yangın tehlike riskinin bilinmesi, yangınla savaşta büyük bir yardımcıdır. Fakat, bugüne dek yurdumuzda bu konuda ciddi bir çalışma yapılmamıştır. Bunun en önemli nedenleri, ülkemiz şartlarına uygun, hassas bir sistemin oluşturulması ve uygulanması aşamalarında indeks değerlerini hesaplamada ve kalibre etmede kullanılabilecek verilerin yetersizliğidir. Orman yangınlarının genellikle, dağlık ve kırsal alanlarda ortaya çıkması ve mevcut meteoroloji şebekesinin bu alanları temsil edebilecek yeterlikte olmaması, ayrıca çok önemli bir veri olan yakıt nemi ölçümlerinin yapılmayışı da bu konuda çok büyük eksikliklerdir. Oysa gelişmiş ülkelerde olduğu gibi , yangınla mücadele çalışmaları çerçevesinde dağlık alanlardaki meteorolojik verileri de yansıtacak biçimde sabit ve seyyar meteorolojik gözlem ağlarını geliştirmeliyiz.
Orman yangınları ile mücadelede erken müdahale esastır. Bunun için, güvenilir ve uzun vadeli özel hava tahminleri ile değişik bölgelerdeki yangın söndürme ekiplerinin, özel meteorolojik indeksler ile belirlenecek olan, yangın potansiyeli ve olasılığının yüksek olduğu yerlere önceden gönderilebilmesi ve bazı önlemlerin alınması yoluna gidilmelidir. Orman yangını esnasında, rüzgarın yönü ve şiddetindeki anlık değişimlerin meteorologlar tarafından tespit edilmesi, yangın söndürme çalışmalarını yönlendirmede hayati önem taşır. Bu nedenle noktasal rüzgar tahminleri için bilinen yangın bölgelerinin, kompleks arazi simülasyon ve model çalışmalarına da önem verilmelidir.
Ayrıca orman yangınları ile erken mücadele edebilmek için, ormanlara yaklaşan yıldırımlı fırtınaları takip edebilen, bunların ormanlarda çarptığı noktaları otomatik olarak belirleyip gösterebilen “Yıldırım Detektörleri” ağının, Türkiye’de de en azından Ege ve Akdeniz Bölgelerinde kurulup işletilmesi gerekir.
Meteorolojik teknoloji ve bilginin en etkili bir şekilde kullanılabilmesi için itfaiyeciler, ormancılar ile meteoroloji mühendislerinin daha yakın bir işbirliğine girmesi gereklidir. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerin orman teşkilatlarında olduğu gibi T.C. Orman Genel Müdürlüğü’nde de meteoroloji mühendislerinden oluşan özel bir meteoroloji analiz ve değerlendirme biriminin kurulup işletilmesi şarttır.
Ülkemizde, bu konuda bilimsel çalışmaların yapılabilmesi için DMİ ve Orman Genel Müdürlüğü, bir “Orman Yangınları Veri Tabanı” oluşturulup tüm araştırmacılara ücretsiz sunmalıdır.
Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de gerektiğinde 2-aşamalı ve yerel Orman Yangını Bülteni ve İhbarları (sırasıyla “Yangın Gözetleme ve Yangın Uyarısı”) ile insanlarımız bilgilendirilme yoluna gidilebilmesi için, gerekli kadro ve teknoloji temin edilmeli, organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.
Ayrıca günümüzde süre giden küresel ısınma ile birlikte ülkemizin kuru kesimlerde yüksek sıcaklıklar ile birlikte orman yangını mevsimi ve sayısında artışlar olabilecektir. Kuru kesimlerde yüksek sıcaklıklar ile birlikte orman yangınları ve tarımsal hastalık ve böcek zararlılarında büyük artışlar görülür. Bu nedenle, muhtemel iklim değişikliği ve ozon gazı seyrelmesinin ormanlarımıza olası etkileri de bilimsel olarak araştırılmalıdır.
Modern Hava Durumu programları ile orman yangınları mevsimlerinde yüksek sıcaklık ve düşük nemin bir arada yaşandığı yerler hakkında orman köylüsüne de sürekli olarak bilgi verilmelidir.

2.16. Ozon Gazının Seyrelmesi
Ozon gazı bulunduğu atmosfer tabakasına göre yaşamın dostu veya düşmanı olmaktadır. Yeryüzünden 15 km ye kadar olan troposfer içinde bulunan troposferik ozonun artması sera etkisini artırır ve küresel ısınmaya katkıda bulunur. Yaygın olarak bilinen ve adından sıkça bahsedilen ozon tabakası ise stratosferik ozondur. 15-50 km’ler arasında yer alır ve yeryüzündeki canlıları güneşten gelen mor-ötesi (ultraviyole-UV) ışınlara karşı korur. Stratosferik ozon, atmosferdeki tüm ozon miktarının %90 kadarını oluşturur. Maksimum konsantrasyon 19-23 km’ler arasında yer alır. Yaşamın dostu olan stratosferik ozon çeşitli endüstriyel faaliyetler sonucu açığa çıkan klor ve brom içeren gazlar (özellikle kloroflorokarbon, CFC) ile reaksiyona girerek parçalanır ve seyrelir. Bunun sonucunda, 280-320 nm dalga boyu aralığındaki UV-B radyasyonu az bir kayıpla atmosferi geçer. Yeryüzüne ulaşan bu radyasyon, gözlerde katarakt rahatsızlığına, cilt kanserine ve bağışıklık sisteminde bozulmalara neden olur. UV-B radyasyonunun bitkiler üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Fotosentez olayını yavaşlatır ve ürün rekoltesini düşürür. Ayrıca, küresel ısınmada en büyük paya sahip olan CO2 ‘yi emerek olumlu katkıları olan planktonların fotosentez hızını düşürerek çoğalmalarını yavaşlatır.
İlk defa, 1970’li yılların ortalarında kuzey kutbunda yer alan Antarktika kıtası üzerinde görülen ozon azalması, 1985 yılında Viyana Sözleşmesi ve ardından 1987’de yapılarak 1989 yılında yürürlüğe giren Montreal Protokolü uyarınca kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde, ozon tabakasını incelten maddelerin tüketimini kontrol altına almak için, Aralık 1991 de, Montreal Protokolüne katılmıştır. 1988 yılında dünya üzerindeki tüm istasyonlardan ve uydulardan elde edilen verilerin analizinden stratosferik ozonun azalmasının yalnızca Antarktika ile sınırlı olmayıp, Arktik bölgede de ortaya çıktığı görülmüştür. 1990’larda yapılan çalışmalarda ise ozonun 20°N ve 20°S enlemleri arasındaki ekvatoral kuşak dışında kalan tüm bölgelerde hızla azalmaya devam ettiğini ortaya koymuştur. Global azalma son 15 yılda % 5 civarındayken, aynı süre içinde tropikler dışındaki azalmanın Kuzey yarımkürede % 6.5, Güney yarımkürede % 9.5 olduğu saptanmıştır. Troposferik ozon miktarının, Türkiye'nin yer aldığı orta enlemlerde, son 50 yılda iki kat arttığı ve yılda %1'lik bir hızla da artmaya devam ettiği tespit edilmiştir.

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-09-11, 21:48   #2
Kafkaskartalı

Varsayılan C: Doğal Afetler


Öneriler:
13 Ocak 1994’dan beri Türkiye üzerindeki troposferik ve stratosferik ozon gazlarının konsantrasyonlarındaki değişimleri tespit etmek için gerekli olan ölçümler, Türkiye'de DMİ tarafından yapılmaya çalışılmaktadır. Ekonomik nedenlerden dolayı bu ölçümler aksatılmamalıdır. Türkiye’nin ozon ölçümleri ile oluşturduğu veri tabanı tüm Türk bilimcilerine de açık tutulmalıdır.
ABD'de tarım ve orman alanlarında 2 milyar dolarlık zarara neden olduğu hesaplan ve orta enlemlerle beraber, Türkiye üzerinde sürekli olarak artan troposferik ozon, bitkilerde fotosentez işlemini yavaşlatarak, ormanlarımızı etkileyecek ve tarımsal ürünlerimizde rekolte düşüşlerine neden olabilecektir. Bu nedenle, ülkemizde de ozon üzerine bilimsel çalışmalar yapılması için bilimcilerimiz teşvik edilmelidir.
Modern Hava Durumu programlarında yaz ayları boyunca halka ozon (uv-indeksi) ve ozona bağlı olarak güneşlenme süreleri ile ilgili tahmini bilgiler de verilmelidir.

2.17. Sel, Ani Sel ve Taşkınlar
Yurdumuzda hemen hemen her yıl felaketlere, önemli can ve mal kaybına neden olan ve ani aşırı yağışlar sonucu oluşan sel ve taşkın olayları meydana gelmektedir. Ülkemizin gelişen şehir, kasaba ve yerleşim bölgeleri, altyapı ve endüstri tesisleri, tarım ve turizm alanları, özetle sosyal ve ekonomik değerler şiddeti ve verdiği zararları her yıl artan sel ve taşkınların tehdidi altındadır.
Seller ile mücadelede öncelikle oluşum süreleri ve yerlerinin bilinmesi gerekmektedir. Gerçekte seller, oluşma süreleri bakımından ikiye ayrılır: 1. Sel (floods), bir hafta veya daha uzun bir süre içinde oluşabilir, ve 2. Ani Seller (flash floods), 6 saat içinde oluşabilir. Ani seller, çöller dahil, dünyanın her tarafında sık sık görülür. Normal seller ise oluşma yerleri bakımından dörde ayrılır: 1. Dere ve Nehir Selleri, 2. Dağlık Alan Selleri, 3. Şehir Selleri, ve 4. Kıyı Selleri.
Seller en sık görülen ve en tahrip edici doğal afetlerden biridir. Sellerin neden olduğu hasar sadece su basması ile sınırlı değil aynı zamanda sel ile beraber çamur ve diğer dağ kalıntılarının akması da büyük problemlere neden olur. Sel nedeniyle meydana gelen ölümlerin çoğunu, gelişmiş ülkelerde (örneğin, ABD’de yılda ortalama 140 kişi) otomobillerinin içinde sürüklenen insanlar oluşturur. Gelişmemiş ülkelerde en önemli problem, sel tehlikesi anında insanların doğru ve zamanında uyarılamamasıdır. Çünkü bir çok sel (sellerin 70’i) insanlar uykudayken geceleri oluşur. Böylece, Türkiye’de de daha çok sel yataklarına yerleşmiş ve sel için gerektiği gibi önceden modern meteorolojik ihbarlar ile uyarılamayan insanlar ölmektedir.

Öneriler:
Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi sellerin her çeşidine karşı erken uyarı sistemleri kurmak ve işletmek Türkiye’de de tek başına Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün (DMİ) veya ona bağlı bir “Fırtına Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi”nin görevi olmalıdır. Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de, gerektiğinde 2-aşamalı ve yerel ani sel ve fırtına ihbarları ve tavsiyeleri sırasıyla “Ani Sel Gözetleme” (gözetleme alanında veya yakınında ani sel oluşma ihtimali var, hazırlıklı ol!) ve “Ani Sel Uyarısı” (uyarı alanında ani sel şuan oluşuyor veya oluşması an meselesi, derhal önlem al!) ile insanlarımız hiç bir bürokratik işleme ihtiyaç duymadan bilgilendirilebilmeli ve tehlike bölgelerinde, en geç bir saat içinde boşaltabilecek şekilde gerekli olan sivil savunma afet planı ve hazırlıkları yapılmalıdır.
Romalılardan beri insanlar seller ile mücadele etmek için barajlar ve su bentleri inşa etme yoluna gitmiştir. 1950’li yıllardan sonra selden korunma kavramı değişmiştir. Büyük-küçük her nehire bir baraj yapılamayacağı gibi artık sellerin sadece nehirler ile ilişkili olmadığı da görülmüştür. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerde gelişmiş hidro-meteorolojik gözlem ağları, meteoroloji radarı, otomatik akım ve yağış istasyonları ve hidro-meteorolojik modeller ile doğru ve erken nehir su seviye (yani sel, taşkın) tahmini ve uyarıları ile can ve mal kayıpları en aza indirgenmiştir. Ülkemizde de, Sel Gözetleme (gözetleme alanındaki nehir taşarak alçak yerleri su basma ihtimali var, hazırlıklı ol!) ve Sel Uyarısının (gözetleme alanında sel şuan oluşmakta veya her an oluşabilir, derhal önlem al!) yapılabilmesi için ülkemiz nehir bölgelerine ayrılmalı ve DMİ’nin bölge istasyonlarındaki nehirlerin su seviyelerini de (taşkınları) sürekli olarak tahmin ederek, hiç bir bürokratik işleme de ihtiyaç duymadan halka duyurmalıdır.
Yukarıda belirtildiği gibi ülkemizde öncelikle atmosferik koşullara bağlı olarak oluşan ani ve aşırı yağışların tahmin edilerek sel ve taşkın uyarılarının yapılması gereklidir. Bunun için de, meteoroloji teşkilatımız bir an önce ve gelişmiş ülkelerdeki emsallerine benzer şekilde gerekli eleman ve teknoloji ile donatılmalı ve bu işi yapabilecek şekilde yeniden yapılanmalıdır.
Türkiye’de, yağan yağışı DMİ, akışa geçen yağışı ise DSİ ölçmektedir. Halbuki, ülkemizde toprağın nem durumunu, fırtınanın etkili olma süresi, yağmış ve yağacak olan yağışın miktarlarını vb. belirleyip tahmin eden ve nehirdeki akışı ve yükselmeleri hidro-meteorolojik modeller ile bir bütün içinde sürekli olarak takip edip sel ihbarlarını yapacak şekilde donatılmış ve görevlendirilmiş, bilimsel esaslara göre yönetilen bir teknik kuruluş olmalıdır. Bunun için Türkiye’de de, hidrolojik ve meteorolojik hizmetler bir an önce tek çatı altında toplanmalıdır.
Özellikle su yapılarının projelendirilmesi ve ekonomik analizinde, taşkın zararlarının önlenmesinde ve yerleşim politikalarının belirlenmesinde akarsu havzalarının taşkın özelliklerinin bilinmesi gereklidir. Meteoroloji, hidroloji, topoğrafya, morfoloji, bitki örtüsü gibi faktörleri de hesaba katarak, değişik sürelerde ortaya çıkabilecek yağış şiddetlerini kullanarak gelecekte sel veya taşkınlarda ortaya çıkabilecek yüzeysel su derinliklerini tahmin edilebilmesi için sel hesapları yapılmalıdır. Akarsu havzalarında taşkın koruma yapıları hizmete girdikçe, taşkınların sıklığı ve yaptığı zararlarda önemli azalma olduğu görülmektedir. Ancak, bu tesislerin üst havzalarında erozyondan koruma, bitki örtüsü ve arazi kullanımı iyileştirilmesi çalışmaları en az taşkın koruma yapısının kendisi kadar önem taşımaktadır. Taşkın zararlarının azaltılması konusunda da ilgili kuruluşların yeniden yapılanarak, zamanlama yönünden birlikte çalışmalarının önemi ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’nin günlük hava tahminlerini sağladığı, İngiltere’deki kısa adı ECMWF olan merkezin kullandığı, sayısal hava tahmin modelinin sahip olduğu büyük grid mesafeleri nedeni ile ani sellerin tahmininde Türkiye yetersiz kalmaktadır. Türkiye’nin dağlık yapısı nedeniyle sağlıklı bir fırtına analizi ve takibi için sık bir radar ağı kurmak da mümkün değildir. Bu nedenlerden dolayı, Türkiye’nin meteoroloji radarlarından önce dağlık alanlardaki yağış miktarlarını iyi bir şekilde tahmin edebilen, küçük grid mesafeli, bir ulusal modele daha çok ihtiyacı vardır. Ayrıca (otomatik) hidro-meteorolojik ölçüm ağının ülkemizin dağlık alanlarında yaygınlaştırılması ve uzaktan algılama gibi yeni teknolojilerin kullanılması da gerekmektedir.
Son yıllarda yerleşim yoğunluğu ve nüfus artması ile seller sonucunda meskun bölgelerde misli görülmemiş zararlar meydana gelmektedir. Yerel idarecilerin bu konuda doğru kararlar alabilmesi için, o yerin meteoroloji, hidroloji, topografya, morfoloji, bitki örtüsü vb. gibi faktörleri de hesaba alarak, değişik sürelerde ortaya çıkabilecek yağış şiddetlerinden yararlanarak gelecekteki sel veya taşkınlardan, sel yataklarında ortaya çıkabilecek yüzeysel su derinliklerinin önceden belirlenmesi gerekir. Ayrıca, şehirlerin İmar Planları hazırlanıp yenilenirken, sel yatakları hidro-meteorolojik analiz ve modeller ile ayrıntılı bir şekilde belirlenip buralarda yapılaşmaya kesinlikle izin verilmemelidir.
Doğru bir şekilde sel ihbarları yapabilmek için, gözlenen meteorolojik özelliklerin neye işaret ettiği ancak daha önceki sellere ait bilgilerin akademik seviyede bilimsel olarak değerlendirilmesiyle mümkündür. Sağlıklı bilimsel çalışmalar yapılabilmesi için de gerçek anlamda bir DMİ-üniversite işbirliği şarttır. Ayrıca, DMİ’nin bir “Sel Veri Tabanı” oluşturup üniversitelere ücretsiz olarak sunması gerekir.
Halk için selden korunmanın yolları (1) Sel yataklarına yerleşmemek, (2) Meteorolojik sel gözetleme ve uyarılarına anında uymak, (3) Görünüşe aldanmayarak dibi görülmeyen hiç bir sel suyuna yüzerek, yürüyerek ya da otomobil ile girmemek, (4) Yakın bir yerde sel oluşumunun görüldüğü veya duyulduğu an, hemen daha yüksek güvenli yerlere tırmanmak ve/ya kaçmak şeklinde özetlenebilir. Sel öncesi, sel anı ve sonrasında halkın yapılması/yapılmaması gerekenler konusunda broşür ve benzeri şekillerle sürekli olarak bilgilendirilmesi gerekir. Ayrıca, ilk ve orta öğretim ders kitaplarındaki meteoroloji ve meteorolojik afetler ile ilgili bilgilerin bu işin uzmanlarınca, doğru ve yeterli bir şekilde verilmesi gerekmektedir.
Modern Hava Durumu programları ile İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerdeki fırtına, sel vb. tehlikeli hava şartları normal yayınlar kesilip anında, canlı olarak ve naklen verilmelidir. TV’lerin büyük şehirdeki temsilciliklerine yerleştirilmiş basit meteoroloji radarları varsa ekrana radarın görüntüleri getirilmeli. TV’nin meteoroloji birimindeki meteorolojistler tarafından görüntüler yorumlanıp tehlikedeki insanlara bilgiler sürekli olarak verilmelidir.

2.18. Sıcak Hava Dalgaları
Çok sıcak havada, havadaki yüksek nem vücuttan terin buharlaşmasını yavaşlatır. Terin buharlaşması canlılar için doğal bir soğuma mekanizmasıdır. Sıcak, nemli hava sadece bunaltıcı değil aynı zamanda insan sağlığı için tehlikelidir. Isı ile nemin bileşimi ölümlere sebep olabilir. ABD’de 1936-1975 yılları arasında 20,000 kişini hayatını sıcak hava dalgalarından dolayı kaybetmiştir. ABD’de klimanın yaygın bir şekilde kullanıldığı son yıllarda, yılda ortalama 175 kişi hayatını kaybetmektedir. Özellikle, kıyılarımıza yazın hakim olan nemli ve sıcak havada, havanın bunaltılıcılığı ve dolayısı ile psikolojik, astım, beyin kanamaları ve kalp krizleri başta olmak üzere, özellikle, çocuk, yaşlı, hasta ve kilolu insanların bir çok sağlık probleminde ciddi artışlar olmaktadır. Küresel ısınma ile birlikte ülkemizde ısı dalgaları daha sık, daha uzun süreli ve şiddetli olabilecektir.
İnsanların hissettikleri hava sıcaklıkları 40.6°C ve daha yüksek olduğu günlerdeki hava şartları “Sıcak Hava Dalgası” olarak adlandırılır. Sıcak hava dalgasının en az iki gün süreceği belirlendiğinde, halka “Sıcak Hava Dalgası” ihbarları yapılması gerekir. Özellikle, yazın açık havada yapılan işlerde çalışanlar, yaşlı ve hastaların sağlığını korumak için Sıcak Hava Dalgası yaşanmasa da bunaltıcı gün ve saatlerin önceden belirlenmesi ve Hava Durumu Programları ile halka her gün duyurulması gerekir.

Öneriler:
Özellikle, yazın açık havada çalışan işçiler, yaşlı ve hastaların sağlığını korumak için bunaltıcı gün ve saatlerin önceden belirlenmesi ve “Hava Durumu” programları ile halka her gün duyurulması gerekir. Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de gerektiğinde 2-aşamalı ve yerel Sıcak Hava Dalgası ihbarları (sırasıyla “Gözetleme ve Uyarı”) ile insanlarımız bilgilendirilme yoluna gidilebilmesi için gerekli organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.
Halkın medyadan aldığı bunaltıcılık ile ilgili bilgilerin ne anlama geldiği ve ne tür tedbirleri alması gerektiği ile birlikte ısı krampları- ısı bitkinlikler ve ısı çarpmalarında ilk yardım konusunda broşür ve benzeri yollar ile devlet tarafından sürekli olarak bilinçlendirilmesi gerekir.
Yerel yönetimler, ısı dalgalarında sağlığı tehlikeye girebilecek olan yaşlı ve kimsesiz kişileri önceden belirleyerek günün tehlikeli zamanlarında onları klimalı büyük alış veriş merkezlerine taşımak için planlar yapmalı ve önlemler almalıdır.
Kıyılarımıza hakim olan nemli hava, yüksek sıcaklıklarla birleşince, havanın bunaltılıcılığı artar ve bir çok sağlık probleminde artışlar olur. Isı dalgaları daha sık, uzun süreli ve şiddetli olacaktır.
Özellikle, turistik bölgelerimize, gelişmiş ülkelerden gelen yaşlı turistlerin kendi ülkelerinde sürekli takip ettiği bu tür bilgileri de talep edeceği unutulmamalıdır.
Ayrıca, Türkiye’de klima pazarı hızlı bir şekilde gelişmektedir. Türkiye’nin her şehrindeki klima ihtiyacı belirlenerek halkın doğru büyüklükteki klimayı satın alması sağlanmalıdır. Aksi takdirde, ekonomik kayıplar ile birlikte bunaltıcı günlerde bir anda ve çok fazla miktarda tüketilecek olan elektrik enerjisi, elektrik şebekelerinde önemli bir yüklenme problemine ve arızalara yol açacaktır.
Yazın, özellikle bina dışında çalışanlar için hayati önem taşıyan, "bunaltıcılık" değerleri halka Modern Hava Durumu Programları ile bildirilmelidir. Sıcaklık ve neme göre, kafalardaki “Bu gün hangi saatte dışarı çıkayım?” gibi sorulara da cevap verilmeli. Astım, solunum, damar ve kalp vb. rahatsızlıkları olanlar da bilgilendirilmeli. “Bu gün nasıl giyineyim?”gibi sorular da yanıtlanmalıdır.

2.19. Sis ve Düşük Görüş Mesafesi
Sis, yere değen bir buluttur. Görüş mesafesi, çok küçük damlacıklar veya buz kristalleri yüzünden, 1 km'nin altına indiği zaman sis oluştuğu rapor edilir. Meteorolojide "sisli bir gün" deyimi ise gün boyunca en azından bir saat süresince sis görülmesi anlamına gelmektedir. Görüş mesafesi 300 metrenin altında olduğu zaman yoğun sis oluşur. Çok yoğun bir siste, yan tarafta duran ellerinizi görmeniz hemen hemen imkansız olabilir ve hatta üstünde durduğunuz yer bile tamamen belirsizleşebilir. Yoğun sis yaşandığında, özellikle deniz ve hava trafiği durmakta, kara yollarında trafik tıkanmakta ve kazalar olmaktadır.

Öneriler:
Sis, gerek şehir içi, gerekse şehirler arası kara, deniz ve hava taşımacılığında büyük bir engel oluşturur. Ayrıca, bir çok ekonomik ve sportif faaliyetlerin gerçekleştirilebilmesi için sis riskinin tahmini önemli rol oynar. Sürücülerin görüşünü etkileyen sis, trafik akışını yavaşlatıp yoldaki araç yoğunluğunu arttırarak zincirleme kazalara neden olabilmektedir. Sisin oluşacağı yer ve zamanların tahmini yağışa göre daha zordur. Bu nedenle, yol güzergahları seçilirken sise özellikle dikkat edilir. Yol geçirilecek güzergah üzerinde, her 500 m’de bir nokta için “Sis Potansiyeli İndeksleri” hesaplanarak ve sis vadileri (“sis kör noktaları”) tespit edilerek buralara sis gözlem ve uyarı sistemleri yerleştirilmelidir .
Havayı soğutma, başlıca sis üretme yollarından biri olduğu için, havayı ısıtma da sisi temizleme yollarından basit bir tanesi olmalıdır. Sis üzerinde uçan helikopterlerle hava karıştırılabilir veya ısıtıcılar kullanmakla hava ısıtılabilir. Helikopterler, vantilatörler gibi davranırlar ve yerin yakınındaki soğuk sisli hava ile hemen üstündeki ılık kuru havayı karıştırırlar. Hava alanlarındaki jet uçakları ısıtılmış havayı uçak pistine üflemesinden dolayı sisi temizlemek için kullanılmaktadır. Sisi temizlemenin veya en azından görüş mesafesini arttırmanın çok karışık yolları vardır. Eğer, çok küçük sis damlacıkları, biraz daha geniş damlalar veya buz kristalleri tarafından değiştirilebilirse görüş mesafesi daha iyi hale gelebilir.
Sisi önceden tahmin edebilmenin başarısı, sis oluşumunda rol oynayan yerel hava ve topoğrafik şartların iyi bir şekilde bilinmesine bağlıdır. Diğer bir deyişle, meteoroloji istasyonlarının tümü için kullanılabilecek tek bir sis tahmin tekniği yoktur. Bu nedenle, Türkiye’de uzun yıllardır ihmal edilmiş olan meteoroloji araştırma ve çalışmalarına, artık gerekli önem ve önceliğin verilmesi gerekir.

2.20. Tornado ve Su Hortumu
Tornado (hortum), dünyanın bir çok yerinde meydana gelebilen insanın canı ve malı için önemli tehlikeler oluşturan atmosfer olaylarından biridir. ABD'de, yılda ortalama 700 tornado oluşmakta ve 100 kişi ölmektedir. Biraz da bu yüzden, tornadolar sadece Amerika’ya mahsus bir atmosfer olayı gibi yanlış bir kanı da yerleşmiştir.
Tornadolar, Akdeniz ülkelerinde sonbahar aylarında yoğunlaşırken, Avrupa’nın diğer kısımlarında, yaz aylarında yoğunlaşmaktadır. Yunanistan ve Girit’te, Ocak, Şubat, Ağustos ayları ile birlikte Sonbahar ayları ve Ocak ayında bir çok tornado gözlenmiştir. Bölgemizde ise en çok tornadonun rapor edildiği ay, Ekim olmaktadır. İklim ve topoğrafik benzerliklerinden dolayı, Türkiye kıyılarının Akdeniz ülkelerine, Orta Anadolu’nun ise az olsa da Avrupa’nın diğer kısımlarına benzer bir tornado dağılımına sahip olmalıdır. Her ne kadar tornadolar ve su hortumları Türkiye’nin her yerinde gözetlenmiyorsa da, Türkiye’nin tornado gerçeğinden soyutlanması mümkün değildir.

Öneriler:
Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi tornadolara (hortumlara) karşı erken uyarı sistemleri kurmak ve işletmek Türkiye’de de, tek başına DMİ Genel Müdürlüğünün veya ona bağlı bir “Fırtına Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi”nin görevi olmalıdır. Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de gerektiğinde, bürokrasiden arındırılmış bir süreçte, 2-aşamalı ve yerel tornado ihbarları (sırasıyla “Tornado Gözetleme ve Tornado Uyarısı”) ile insanlarımızın bilgilendirme yoluna gidilebilmesi için gerekli organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.
Gelecekte tornadoların ülkemizde neden olabileceği insan kaybı ve maddi hasar, artan nüfus ve şehirleşme ile beraber büyüyecektir. Bu nedenle, havalimanı, fabrika, santral vb. sanayi ve yerleşim bölgelerinin seçiminde fırtına vb. analizlerin meteoroloji mühendislerince yapılmış ve TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası tarafından onaylanmış olması şartı aranmalıdır.
Her hangi bir bölgedeki meteorolojik afetlerin yersel ve zamansal dağılımının bilinmesinin büyük sosyal ve ekonomik değerleri vardır. Bu nedenle, DMİ’de fevkalâde olayların “Fevk Rastlarına” da yeterli önemin artarak verilmesi gerekmektedir. Yurt dışında olduğu gibi, DMİ’de ulusal ve yerel yazılı basın da, sürekli taranarak fırtına vb. olaylar kontrol edilip “fırtına verisi” olarak arşivlenmelidir. Böylece, DMİ yazılı basın taraması ve kendi fevk rasatlarına dayanarak oluşturacağı “Fırtına Veri Tabanı”nı (Storm Data) her yıl meteoroloji bültenlerinde yayınlamalı veya üniversitelere bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere karşılıksız verilmelidir.

2.21. Ulaşım Aksaklıkları
Ulaşımda ekonomi, düzen, mal ve can emniyetinin sağlanabilmesi, modern karayolu, demiryolu, denizyolu ve havaalanlarının planlanma ve tasarımında ve bu yollardaki seyrüseferin her aşamasında meteorolojik şartların ve yapılan hava tahminlerinin göz önünde bulundurulması ile mümkündür. Otoyol ve büyük şehirlerdeki trafiği felce uğratan sağanaklar, aşırı kar yağışı, yoğun sis, buzlanma, kuvvetli rüzgarlar gibi meteorolojik karakterli doğal afetler ile etkili mücadele, ancak problemin boyutlarının kriz anından önce bilinmesi ve bunlara karşı hazırlıklı olunması ile mümkündür.
Genellikle, trafik kazalarının çoğu, yağışlı havalarda (ıslak yollarda) görülmektedir. İngiltere'de yaralanma ile sonuçlanmış kazaların %20'si yağışlı günlerde olmaktadır. Avustralya ve ABD’de, yağışsız günler ile karşılaştırıldığında yağışlı günlerde kazaların % 30 daha fazla olduğu görülmektedir. Ulaşımda yağışın oluşturduğu belli başlı problemler arasında kötü görüş şartları, araç ve toprak kayması ve geceleyin yol yüzeyindeki yansıma sayılabilir. Kuvvetli rüzgarlar bu problemleri daha ağırlaştırır. Aşırı yağışlar yol boyunca yer yer sellere de neden olmaktadır. Günümüzde, meteorolojik radarlar kullanılarak yolların hangi kısmına ne kadar yağış düştüğü anında belirlenip trafik akışı buna göre denetim altında tutulabilmektedir.
İstanbul gibi büyük bir şehirde, normal hava şartlarında dahi güçlükle yürütülen kent içi ulaşım, kötü hava şartlarında büyük ölçüde aksamaktadır. Bu durumlarda şehirlerimizde, günlük hayatla beraber trafiğin normale döndürülebilmek ve vatandaşların sorunlarını çözebilmek için "Kriz Merkezleri" oluşturulmaktadır.

Öneriler:
Ülkemizde havalimanlarının meteorolojik etüt ve analizlerine daha çok önem verilmelidir. Örneğin, meteorolojik etüt ve analizlerinin gerektiği şekilde yaptırılmamasından dolayı, Bodrum Havalimanı günün belli saatlerinde kullanılamamaktadır. Türkiye’de, her ile yapılması planlanan havalimanı projelerinin meteorolojik etüt ve analizlerinin mutlaka uzman meteoroloji mühendislerince yapılması gerekir. Ayrıca, her türlü ulaşım problemini uzun vadeli olarak çözmek için geliştirilen, Metropoliten Alan Nazım ve Ulaşım Nazım Planlarında, ulaşım ve sair bakımlardan meteoroloji de uzmanlık seviyesinde göz önüne alınmalıdır.
Hava limanlarının pistleri ve kara yollarının donması hava ve kara ulaşımı için büyük tehlikeler oluşturur. Buzlanmayı önlemek için kullanılan tuz, büyük ekonomik maliyeti ile beraber korozyon nedeniyle köprüleri ve yolları tahrip etmekte, yol kenarındaki yeşil örtüyü de öldürmektedir. Bu nedenle tuz, mümkün olduğu kadar hesaplı, sadece doğru yerde ve zamanında kullanılmalıdır. Bu ise, yolların hangi kısmının ne zaman, ne kadar donacağının belirlenmesine yönelik termal haritalama gibi özel bir meteorolojik çalışma ve öngörü ile mümkündür. Türkiye’de, yol hava tahminlerinin yapılabilmesi ve otomatik sistemler kullanarak, yolların durumunu yakından takip etmek suretiyle, tuz kullanımını en aza indirmek ve Sis Potansiyeli İndekslerinin hesaplanması ile sis uyarı işaretleri için uygun yerlerin tespiti amaçlanmalıdır.
Asma köprüler gibi meteorolojik şartlara çok duyarlı bina ve tesislerde meteorolojik gözlem ve önlemler hayati önem taşır. Örneğin, dünyada aşırı rüzgarlardan dolayı asma köprüler dahil bir çok köprü yıkılmıştır. Bunlardan, Amerika Birleşik Devletleri'nde 13 Şubat 1979 sabahı kuvvetli rüzgarlar nedeniyle çöken Hood Kanal köprüsünde rüzgar, sürekli ölçülüp kontrol odasında takip edilmekteydi. Anemometrelerden alınan bu ölçümler sayesinde köprü zamanında trafiğe kapatılarak büyük bir facia önlenmiştir. Benzer şekilde, İstanbul'daki Boğaziçi ve Fatih asma köprülerinde gerekli erken uyarı önlemleri alınıp sürekli takip edilmelidir.
Büyük şehirlerde, şiddetli yağış ve fırtına gibi ağır hava şartlarında, kent sakinlerinin uygar bir düzen içerisinde can ve mal kayıplarını en aza indirgeyerek yaşamlarını devam ettirebilmesi için, trafik görevlilerinin, polis, güvenlik ve zabıta güçlerinin, itfaiye ve kanalizasyon vb. birimlerin koordineli çalışabilmesi ve zamanında problemlere müdahale edebilmesi sağlanmalıdır.
İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazındaki deniz trafiği ve kıyının güvenliği için otomatik meteoroloji istasyon ağı ile Türk Boğazlarının rüzgar, akıntı ve görüş gibi kritik meteorolojik şartlarının sürekli takip edilmesi de şarttır. Ancak, meteorolojik bilgi yardımı ile ülkemizde “Gemi Trafik Yönetim Hizmetleri” çağdaş bir seviyeye getirilebilir.
Ulaşımdaki kaynak israfını önlemek için büyük şehirlerin ana arterlerinde, kar çitlerinin gerekliliği, Sis Potansiyeli İndekslerinin hesaplanması, hava şartlarının tespiti ve uyarı işaretleri için yerlerin tespiti, tahmini ve istatistiğine yönelik meteoroloji mühendisleri ile ulaştırma (trafik) mühendisleri ve ulaşım sektörünün işbirliğine gitmesi gerekir. Artık ülkemizde de ulaşım ve şehirleşme problemlerini uzun vadeli çözmek için geliştirilen Metropoliten Alan Nazım ve Ulaşım Nazım Planlarında ulaşım, sel yatakları, hava kirliliği, insan konforu ve sair bakımlardan meteorolojinin uzmanlık seviyesinde göz önüne alınması şarttır.
Modern Hava Durumu programları ile mevsime göre şehir içi ve şehirler arası trafik için yollardaki sis, kar, don, buzlanma vb. hakkında da halka bilgiler verilmelidir.

2.22. Yıldırım Çarpması
Tek bir yıldırım 100,000 amper kadar büyüklükte elektrik akımı oluşturabilir ve yıldırım çarptığında hayvanlar ve insanlar elektrikle yüklenebilirler. Örneğin, ABD’de yılda en az 250 kişiye yıldırım çarpmakta ve 100’ün üzerinde can kaybı olmaktadır. Birçok kurban tarlada çalışırken, ata binerken, dışarıda oynarken, spor veya çobanlık yaparken, dağlarda gezerken ya da küçük teknelerle denize açılmışken dolaylı veya doğrudan yıldırım tarafından çarpılmıştır.
Bazı bölgelerde yıldırımlar her yıl diğer doğal afetlerden daha fazla zarara neden olmaktadır. Hava trafiğinin durmasına ve elektronik cihazlarda arızalara da yol açarlar. Elektrik şebekeleri ve trafo merkezlerinde yıldırımlar tarafından meydana getirilen arızalar, iş ve ekonomik kayıplara neden olur.

Öneriler:

Diğer meteorolojik karakterli doğal afetlerde olduğu gibi, yıldırımlardan dolayı da can ve mal kayıplarını azaltabilmemiz için insanlarımızın açık arazide, bina içinde ve otomobilde nasıl davranmaları gerektiği ve ilk yardım hakkında bilgilendirilmesi gerekir.
Şehirlere ve ormanlara yaklaşan yıldırımlı fırtınaları takip edebilen, yıldırımların yerlerini otomatik olarak belirleyip gösterebilen “Yıldırım Detektörleri” ağının Türkiye’de de kurulup işletilmesi gerekir.
İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde doğal gaz kullanımına geçilmesi ile beraber yeni bir tehlike daha ortaya çıkmıştır. Doğal gaza geçiş ile birlikte eski bacaların içine korozyona dayanıklı bükülebilen çelik borular koyma uygulamada giderek yaygınlaşmaktadır. Doğal gaz kullanan binaların bacalarındaki çelik borular, bacalara bir yıldırım çarpması durumunda, büyük bir elektrik akımını, gaz tesisatına kadar taşıyabileceği unutulmayıp tedbir alınmalıdır.
Ayrıca gökdelen gibi yüksek ve sivri yapılarda, hastahane, fabrika ve otellerde yıldırım tehlikesine karşı paratoner tesisatının konulmuş ve çalışıyor olması sürekli olarak kontrol edilmelidir.

III. SONUÇ VE ÖNERİLER
Türkiye'de meteorolojik karakterli doğal afetlere karşı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi tahmin, erken uyarı, planlama ve eğitim ile mücadele edilemeyişinden dolayı büyük kentlerimizde, normal hava şartlarında dahi güçlükle yürütülen sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel faaliyetler, kötü hava şartlarında büyük ölçüde aksamaktadır. Önceden halkın gerçek anlamda uyarılamaması ve yetkililerin bilgilendirilememesinden dolayı da, az bir kayıpla normale dönüşler mümkün olamamaktadır. Sonuç olarak, Türkiye'de meteoroloji karakterli doğal afetler birer felakete dönüşerek gelişmiş ülkelere nazaran çok daha fazla insan ve ekonomik kayıplara neden olmak ile birlikte, geçerli çözümler de geliştirilememektedir.
Ülkemizde, eskiden yağan yağmur ve erimiş kar akımları su toplama alanlarına herhangi bir müdahale olmaksızın serbestçe akıp gidebiliyordu. Günümüzde ise, çoğalan nüfusun, çarpık şehirleşmenin ve kırsal kesimdeki bilinçsiz yerleşimin sonucu olarak aşırı yağış, çığ, heyelan vb. doğa olaylarının etkisini daha fazla hissetmekteyiz. Diğer bir deyişle, ülkemizde meteorolojik karakterli doğal afetlerdeki can ve mal kayıplarımız giderek hızla artmaktadır.
17 Ağustos 1999 Marmara Depreminin tecrübesi ışığında tüm doğal afetlerin ele alınması, ülkemizde de meteoroloji biliminin öne çıkması, meteorolojik hizmetlerin geliştirilmesi ve meteorolojik afetlerde zararların en aza indirgenebilmesi için genel tespit ve önerilerimizin bazıları da şöyledir:
Meteoroloji, atmosferde meydana gelen olayları gözlemek, analiz ve tahmin etmekle birlikte, onların tüm canlılar ve çevre açısından doğuracağı sonuçları inceleyen bir bilim dalıdır. Başka bir deyişle meteoroloji mühendisleri, hava tahmini yapmanın çok ötesinde, atmosferdeki tüm olayları inceleyen ve onların dünya üzerindeki olumsuz etkilerine karşı gelişmiş teknoloji ve bilimsel yöntemleri kullanarak çözümler üreten kişilerdir. Günümüzde ulaştığı seviye ile meteoroloji, konuları ve uygulamaları yüksek teknoloji ve eğitim gerektiren gelişmiş ve zor bir bilim dalıdır. Bu nedenle meteoroloji uygulamaları artık uzmanlık gerektirmekte ve politik istismar kaldırmamaktadır.
Ülkemizde, önceki depremler gibi, son yıllarda oluşan sellerden de hiç ders alınmamıştır. Son deprem afetinin yaraları sarıldıktan hemen sonra, Türkiye'de doğal afetler ile mücadele için, deprem ile beraber tüm doğal afetler bir bütün halinde ele alınmalıdır. Ülkelerin gelişmişlik düzeyi, her felaketten alınan ders, onları mümkün olduğunca önlemeye, can ve mal kayıplarını en aza indirgemeye yönelik önceden yapılan hazırlıklar ve çalışmalar ile doğru orantılıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, şu ana kadar meteoroloji bilimini ve meteoroloji mühendisliğini gerçek anlamda tanıyıp değerlendiremediğinden, gelişmiş ülkelerdeki emsallerine benzer şekilde, bir çok kamu veya özel sektör kurum veya kuruluşunun mevzuatında "Meteoroloji Bilimine ve Meteoroloji Mühendisliği Kadrosuna" gerekli yeri ve önemi verememiştir. Sonuçta Türkiye, şimdiye kadar meteoroloji karakterli doğal afetler ile gelişmiş meteoroloji bilimini ve teknolojilerini kullanarak (erken uyarı ile) mücadele edememiş ve planlamalarda modern meteoroloji biliminden gerektiği şekilde yararlanamamıştır. Türkiye'de, meteoroloji karakterli doğal afetler de, gelişmiş ülkelere nazaran çok daha fazla insan ve ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Halbuki, Türkiye'de, örneğin, bir depremin veya selin neden olduğu ekonomik kayıplar, gelişmiş ülkelerdeki gibi yeterli sayıda uzman mühendisin istihdamından, bilimsel çalışmaların yapılmasından ve gerekli tedbirlerin alınmasından çok daha fazladır.
Deprem ve volkan patlamaları dışındaki tüm doğal afetler meteoroloji bilimi ile doğrudan veya yakından ilişkilidir. Buna rağmen, ülkemizin Afet İşleri Genel Müdürlüğü tek bir meteoroloji mühendisi dahi istihdam edip meteoroloji biliminden yararlanmamaktadır. Benzer şekilde, Türkiye’deki Kara Yolları Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, İmar ve İskan Bakanlığı, Dağ Turizm Tesisleri, Belediyelerin Çevre Koruma ve İmar Plan birimleri vb. kamu kurumlarında hala meteoroloji mühendislerinden ve biliminde uzman seviyesinde yararlanılmaması gerçeği anlaşılır gibi değildir.
Meteorolojik afetler konusunda, Devlet Meteoroloji İşleri (DMİ) Genel Müdürlüğümüz henüz gelişmiş ülkelerdeki emsalleri gibi meteorolojik afet gözlem ve uyarılarını yapacak şekilde organize olmamış, açık bir şekilde görevlendirilmemiş, gerekli kadro ve teknoloji ile de donatılmamıştır. Normal hava tahminini dahi büyük ölçüde yurtdışından satın alan ülkemiz, doğal olarak meteorolojik afetlerde de yetersiz kalmaktadır. DMİ döner sermaye gelirlerini arttırmak için her türlü isteği karşılamaya çalışırken, az sayıdaki uzmanı ile asli görevlerini yerine getirememekte ve yüzlerce istasyonunu da eleman yokluğundan kapatmak zorunda kalmıştır. DMİ, kişi veya kuruluşların özel isteklerini bir yana bırakıp, asli görevlerine konsantre olmalıdır. Bunun için, gelişmiş ülkelerdekine benzer bir şekilde DMİ, kendini sadece şu üç temel konu ile sınırlamalı: 1. Meteorolojik gözlemler yapmak; 2. Halk için genel hava öngörüleri, özel meteorolojik afet tahminleri ve ihbarları yapmak; 3. Veri bankası oluşturmak ve iklim etütleri yapmak.
Türkiye’de veri toplama ve veri tabanları oluşturulmasına öncelik verilmelidir. Türkiye’nin hidro-meteorolojik gözlem ağı yeniden elden geçirilmeli, modern teçhizat ile donatılmalı ve kapalı meteoroloji istasyonları da çalışır hale getirilmelidir. T.C. DMİ, DSİ ve EİE gibi kamu kurumları vasıtası ile topladığı hidro-meteorolojik veriler tüm bilimcilere açık tutmalı ve hatta bu veriler ile bilimsel araştırmaların yapılması için Türk bilimcilerin desteklenmesi ve teşvik edilmesi gerekir.
Özel meteorolojik bilgi, analiz ve destek ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de büyük sanayi kuruluşları, enerji ve askeri tesisler, sigorta şirketleri, resmi ve özel hava yolları, TV, radyo ve gazete gibi kitle iletişim kurumları, sağlık, ulaşım, tarım ve ormancılık işletmeleri ile birlikte araştırma ve planlama kurum ve kuruluşlarında meteoroloji mühendisleri gerektiği şekilde istihdam edilmesi kanuni bir zorunluluk halini almalıdır. Spor kulüpleri, armatör, çiftçi gibi özel girişimcilerin, endüstri ve diğer ihtiyaç gruplarının özel hava tahmini ve meteorolojik etütler ile ilgili isteklerini karşılayabilmek için de meteoroloji mühendislerine, büro açarak ticari faaliyetlerde bulunma ve imza hakkı verilmelidir. DMİ’nin (meteorolojik ihbarları yapmak hariç olmak üzere) hava tahmini üzerindeki devlet tekeli kaldırılmalıdır. Meteoroloji mühendislerinin, jeoloji, jeofizik ve diğer mühendislerin kendi dallarında yaptığı gibi, özel amaçlı hava tahminleri, danışmanlık, meteorolojik analiz ve etütler yapabilmesi için yasal düzenlemelerin derhal yapılması gerekmektedir.
Ülkemizde şehir vb. yerleşim yerlerinin seçiminde, yerleşim kararlarının alınmasında ve şehir planlamasında meteorolojik şartlar da yeterince göz önüne alınmamaktadır. Bir çok vatandaşımız imara açılan sel ve çığ yataklarına yerleşmiş ve uykusunda hiçbir uyarı vb. olmadan hayatını kaybetmiş ve kaybetmektedir. Birçok şehrimizde, hava kirliliği problemi ile boğuşmaktadır. Artık ülkemizde, şehir planlamaları, sanayi ve yerleşim bölgelerinin seçimi vb. problemlerin disiplinler arası çalışmaları gerektirdiği bilincine varılmalı ve gerekli meteorolojik etütler de zorunlu tutulmalıdır.
Ülkemizde kısa dalgadan yayın yapan DMİ Meteoroloji Radyosunun yurt içinde her radyo alıcısından dinlenebilmesi mümkün değildir. Onun yerine, DMİ Bölge Müdürlüklerine konulacak basit FM/AM vericileri ile normal radyolardan duyulabilen yerel hava durumu ve fırtına uyarıları halka sürekli olarak ulaştırılmalıdır. Kapalı olsa bile fırtına anında verilen meteorolojik uyarıları otomatik olarak açılıp yayın yaparak duyuran özel el radyolarının ülkemizde de kullanıma girmesi gerekir. Olağan dışı hava şartlarında özel ve resmi yerel TV ve radyoların da bir merkeze bağlı olarak "Afet Anında Zorunlu Yayın" yapmaları sağlanmalıdır. Ayrıca, kablolu TV’de "Afet Anında Zorunlu Yayın" için de bir kanal boş bırakılmalıdır.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de medya mensupları, hava durumu programlarının herkesi ilgilendirdiği konusunda hemfikirdir. Bununla beraber, hava durumu programlarının kimler tarafından ve nasıl hazırlanıp sunulacağı konusunda Türkiye’de maalesef henüz doğru bir anlayış ve uygulama yoktur. Halbuki, bilgi toplumu haline gelmiş gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, Türk TV’leri de modern teknoloji ve uzman kişiler kullanarak hava durumu programları hazırlayıp sunabilseler; büyük bir izleyici kitlesinin ilgisini kendilerine çekebilir, halk da kendisi için hayati önem taşıyan meteorolojik bilgiyi ve uyarıları daha doğru ve zamanında edinip kullanabilirdi. Ayrıca, bugünkü yüksek teknolojiye dayalı hızlı kent yaşamı ve sosyo-ekonomik etkinlikler, hava şartlarına karşı daha duyarlı bir hale gelmiştir. Yükselen eğitim seviyesi ile birlikte artan toplumsal bilinçlenme ve ihtiyaçlar nedeniyle artık ülkemizde de daha ayrıntılı, yerel ve canlı hava durumu programlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Örneğin TV ekranına canlı olarak arada bir yansıtılan bir TV radar görüntüsünden, şehre yaklaşan bir yağmur fırtınasının etkili olduğu semtler ve izleyicinin bulunduğu semtte kaç dakika sonra yağış başlayacağı veya biteceği gibi bilgilerin sunulması itfaiye yetkilisinden alışverişe çıkacak olan yaşlı bir teyzeye kadar bir çok kişinin ilgisini çekecektir. Halkın doğru bir şekilde bilgilendirip yönlendirebilmesi için, ABD’de olduğu gibi, medyada “Hava Durumu” programlarını hazırlayıp sunanlarda da belli bir düzeyde meteoroloji eğitimi şartı aranmalıdır. Bütün bunlar için de RTÜK yasasında gerekli düzenlemelerin acilen yapılması gerekmektedir.
Artık her doğal afetten sonra devlet yara sarmamalı; doğal afet hasarlarını dünyanın her yerinde olduğu gibi sigorta şirketleri karşılamalıdır. Türkiye’de, öncelikle sigorta mevzuatında da tüketicinin korunmasına dikkat edilerek, çiftçi veya ev ve işyeri sahiplerinin de sel, dolu, çığ, fırtına, kuraklık, don vb. meteorolojik afetlere karşı sigorta yaptırmaya özendirilmelidir. Aynı zamanda, ülkemizde meteorolojik karakterli doğal afet risklerinin araştırılarak doğru belirlenmesi için de sigorta şirketlerinde kalifiye eleman çalıştırması sağlanmalıdır.
Doğal afetler ile mücadelede, ilk adım eğitim ve öğretimdir. Meteorolojik afetlerin zararlarını azaltabilmek ve onlardan korunabilmek için meteorolojik afetler konusunda toplumdaki bilgi birikimini arttırmak ve afetlere karşı da hazırlıklı yaşamak gerekir. Bunun için meteorolojik afetler öncesinde, sırasında ve sonrasında zarar görmemenin ve hayatta kalmanın altın kuralları ders kitapları, broşürler, afişler ve el kitapları ile halka sürekli olarak iletilerek bir eğitim seferberliği başlatılmalıdır. Bu nedenle, İlk ve Orta Öğretime bir “Afet Dersi” konmalı ve doğal afetlerin büyük bir kısmını meteorolojik afetler oluşturduğu da göz önüne alınarak ve gerekli pedagojik formasyon verildikten sonra Meteoroloji Mühendislerinden de bu derslerde öğretmen olarak yararlanılmalıdır. Ayrıca, İlk ve Orta Öğretimde okutulan Coğrafya ders kitaplarında yer alan iklim ve meteoroloji konularının bu konuların uzmanlarınca hazırlanmasına dikkat etmelidir. Bunlar ile birlikte gelişmiş ülkelerde olduğu gibi hava durumu programlarının meteorolojistler tarafından hazırlanıp sunulması ile halkın meteorolojik afetler konusunda sürekli olarak bilgilendirilip bilinçlendirilebileceği de unutulmamalıdır.
Meteoroloji sadece “hava tahmini” değildir. Meteoroloji Mühendislerinin ilgilendiği konular sayılmayacak kadar çeşitlidir. Örneğin, bir bölge veya yörenin iklimi ve ikliminde kısa ve uzun zamanlarda veya küçük ve büyük sahalar üzerinde meydana gelen değişiklikler; deniz ve göllerin su seviyelerindeki değişimler; orman ve tarım meteorolojisi; tükenmeyecek kadar sürekli olan güneş ve rüzgar enerjilerinin potansiyellerinin belirlenmesi; kötü hava şartlarında elektromanyetik dalgaların radar sinyallerine ve haberleşmeye etkisi; spor karşılaşmalarının yapılabilmesi; psikolojik konfor ve insan sağlığı; yüksek katlı bina, havalimanları, yol, köprü ve kulelerin tasarımlarındaki hesapların sağlıklı yapılması, yer seçimi; yapıların içindeki yaz ve kış sıcaklıklarının konfora göre ayarlanması; suni yağmur imkanları meteorolojinin sayısız ilgi alanlarından sadece bir kaçıdır. Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede, sağlıklı ve hızlı bir ekonomik kalkınmaya yol gösterebilecek meteoroloji bilimine ve meteoroloji mühendisine, meteorolojinin günlük yaşam, ticaret ve endüstri ile içice girmiş olduğu bilgi toplumu olan gelişmiş ülkelerden daha fazla ihtiyacı vardır. Meteorolojik bilgi ve analize harcanacak olan her kuruş, devlete, özel girişimcilere, halka ve dolayısı ile ülkemizin ekonomisine katlanarak geri dönecektir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat