|
|||||||
Spor Kategorisinde ve Beşiktaş Forumunda Bulunan Röportaj:Bir Tango Bir Samba Konusunu Görüntülemektesiniz => DELGADO Matias Delgado, Beşiktaş’ı Memleketi Gibi Benimsedi: “Arjantin’de Futbol Oynayıp Avrupa’da Yaşıyor Gibiyim” Futboldaki başarısının yanı sıra mütevazılığı ve güleryüzü ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 |
|
Eski Üye
![]() Giriş Tarihi: 22-07-2005
Mesajlar: 883
Rep Puanı: 61509
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
DELGADO
Matias Delgado, Beşiktaş’ı Memleketi Gibi Benimsedi: “Arjantin’de Futbol Oynayıp Avrupa’da Yaşıyor Gibiyim” Futboldaki başarısının yanı sıra mütevazılığı ve güleryüzü ile dikkat çeken Matias Emilio Delgado, Türkiye’deki ilk röportajını Beşiktaş Dergisi ile yaptı. Beşiktaş’a transfer olduğu için çok mutlu olan ve kısa sürede takıma uyum sağlayan Arjantinli futbolcumuz, Beşiktaş ve Türkiye ile ilgili duygularını şu sözlerle anlatıyor: “Kendimi Arjantin’de futbol oynayıp, Avrupa’da yaşıyor gibi hissediyorum.” Maitas Emilio Delgado... Beşiktaş’a imzayı atmadan önce, hatta isminin transfer listesinde olması bile birçoğumuzu heyecanlandırmaya yetti. Birçok taraftarımız gibi ben de öncelikle bu futbolcunun istatistiklerine baktım ve internet sayesinde hepsi jenerik olabilecek gollerini izledim. Geçtiğimiz sezon, ligin 18 maçında 14 gol, 7 asist... UEFA Kupası’nda 12 maçta 8 gol, 2 asist... Toplam 32 maçta 22 gol, 9 asist... Bu istatistikler “Bir oyuncudan daha ne beklenebilir?” dedirten türden. Bununla ilgili kendisine de bir soru sordum. Elbette, buradan bir kez daha teşekkür etmek istediğim Menajer Yardımcımız Ali Kalaylıoğlu tercümanlığında... Ama bu ve benzeri tüm soruya Delgado, inanılmaz mütevazı ve sıcakkanlı yanıtlar verdi. Kısa bir süre önce Beşiktaş’a gelmiş olmasına rağmen, Takımımız’ı ve ülkemizi “memleketi” gibi benimsemesi de dikkatimizi çekti. “Kendimi Arjantin’de futbol oynayıp, Avrupa’da yaşıyor gibi hissediyorum” sözleri bunun en açık ifadesiydi. İşte baba Eduardo Delgado’nun da bize eşlik ettiği Matias Emilio Delgado röportajı: Baban Eduardo’nun Arjantin’in futbol ilahı Maradona ile aynı takımda oynadığını biliyoruz. İlk idolün baban mıydı? Sanırım baban da yanımızda olduğu için bu soruya “hayır” yanıtı veremeyeceksin... (Gülüyor ve kolunu gösteriyor) Bakın kolumda babamın dövmesi var. Elbette ilk idolüm oydu. Küçük bir çocuğun her zaman ilk idolü babası olur. Hele bir de baba futbolcuyken, çocuk da futbolcu olmak isterse hep onu örnek alır. Peki bakalım baban bu soruyu nasıl yanıtlayacak. Sayın Eduardo, siz oğlunuzun futbolculuğunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Başarılı buluyor musunuz? Eduardo Delgado: Matias henüz çok genç. Onun önünde yüksek bir merdiven duruyor ve her zaman çıkacağı bir basamak var. En önemli adımını daha atmadı, o da Arjantin Milli Takımı’nda oynamak. Geçtiğimiz sezon, ligin 18 maçında 14 gol, 7 asist. UEFA Kupası’nda 12 maçta 8 gol, 2 asist. Toplam 32 maçta 22 gol, 9 asist. Bu istatistikler “Bir oyuncudan daha ne beklenebilir?” dedirten türden. Geleceğini de düşünerek sen kendinden daha neler bekliyorsun? Bazı oyuncular vardır; örneğin 18 gol atmışlarsa, bir sonraki sezon “Gol sayımı 50’ye çıkaracağım” derler. Ama bu söylem hiçbir zaman gerçekleri yansıtmaz. Söylediğiniz rakamlar benim bir önceki kulübüm Basel’de yaptığım işler. Benim şu andaki en büyük amacım, en azından orada başardıklarımın aynısını burada da hayata geçirmek. Öncelikle bu şekilde başlamak istiyorum. Beşiktaş’a transfer sürecinde gazeteler hemen her gün “geliyor, gelecek” haberleri yapıyordu. Sen bu süreci nasıl yaşadın ve neden Beşiktaş? Aslında benim transfer sürecim çok uzun sürmedi. Ben Arjantin’de tatildeydim ve görüşmelerimizi telefonla yapmak zorunda kalıyorduk. Dünyanın bir ucundan telefonla konuşarak transfer gibi bir meseleyi çözmek gerçekten hiç kolay değil. Asıl tatilimi bitirip Basel’e döndükten sonra işler hızlanmaya başladı. Hiçbir futbolcunun pazarlık süreci de iki günde bitmez. Aslında gayet doğal bir süreç yaşadık. “Neden Beşiktaş” sorusunun yanıtına gelince de, öncelikle Beşiktaş’ta geçireceğim günlerin ve oynayacağım maçların benim için çok iyi bir tecrübe olacağına inanıyorum. Bir de Beşiktaş her sene şampiyonluğa oynayan bir takım. Her sene şampiyonluğa oynayan bir takım Avrupa kupalarında mutlaka olur. Benim kendimi hem şampiyonlukta hem de Avrupa kupalarında göstermem lazım ki, istediğim yerlere gelebileyim. Beşiktaş, çok büyük bir kulüp. İşte bu yüzden Beşiktaş... Teknik Direktörümüz Jean Tigana’nın ısrarla seni istemesinin etkisi var mıydı? Tigana bütün teknik direktörlük kariyerinde olduğu gibi Beşiktaş’ta da gençlere ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Bunu bir avantaj olarak görüyor musun? Elbette Jean Tigana’nın beni istemesi önemliydi. Hocanın her zaman sizin arkanızda olması lazım. Düşünün ki bir kulübe transfer oluyorsunuz ve aslında hoca sizi istemiyor... O oyuncu ne hale gelecektir. Ayrıca Jean Tigana gibi bir teknik adamdan bahsediyoruz. Futbolculuğunu, hocalığını biliyorum. Böyle bir insanın beni ısrarla istemesi zaten benim “hayır” deme ihtimalimi sıfıra indiriyordu. Eduardo Delgado: Ben bir şey eklemek istiyorum. Arjantin taraftarının ne kadar sıcak insanlar olduğunu sizler de biliyorsunuz. Türkiye’deki taraftarlarla aynılar, arada hiçbir fark yok. Matias Basel’de oynarken Malatyaspor’la maç yapmak için Malatya’ya gitmişti. Oradan döndükten sonra “Türkiye nasıl bir yer?” diye sordum ve bana “Aynı Arjantin” şeklinde bir cevap verdi. Maitas Delgado: Kendimi Arjantin’de futbol oynayıp, Avrupa’da yaşıyor gibi hissediyorum. UEFA’da en çok gol atan futbolcu olduğun; 18 gol ve 11 asistinin olduğu Basel’deki sezonunu kariyerindeki çıkış noktası olarak görüyor musun? Evet, kesinlikle... Genelde “10 numaralar koşmaz” denir ama sanırım sen kıvraklığınla ve süratinle bu genel kanıya karşı çıkıyorsundur? Dünyada “10 numaraların ileriye koştuğu, geriye gelip defansa yardım etmediği” gibi bir düşünce vardır. Ama artık günümüzdeki futbolda böyle bir şey söz konusu değil. 10 numaranın hem ileriye koşması lazım hem de geriye gelip defansa yardım etmesi lazım. Elbette 10 numara, oynadığı bölgede farklı şekilde dinlenecek, sağaçık ve solaçık oynayan adam gibi sürekli ileri-geri koşmayacak. Ama büyük ölçüde koşması ve hem defansa hem de orta sahanın önündeki arkadaşına kestiği toplarla yardımcı olması lazım. Bu elbette teknik direktöre de bağlı bir durum. Hocam ne diyorsa o taktiği uygulamalıyım. Kısaca bir oyuncunun durup oynaması için çok başka özelliklerinin olması lazım (gülüyor). Bu kesinlikle zamanın oyunu değil. Seninle ilgili yapılan bir yorumdan alıntı yapmak istiyorum; “Kendini bir anda unutturuyor, olmadık yerlerde ortaya çıkıyor, attığı öldürücü paslarla takımına birçok asist yapıyor. Bir Ronaldinho değil ama Türkiye standartlarının üstünde.” Bu yoruma ne diyorsun? Bu yorum için çok teşekkür ederim. Güney Amerikalı oyuncuların kendi ülkelerinde çok iyi performans gösterip, Avrupa’da kaybolduğuna ilişkin birçok örnek var. Ama sen bu örneklerin dışında kalan bir isimsin. Bunu neye bağlıyorsun? 2003 yılında ben İsviçre’ye geldim. 2005-2006 sezonu benim için çok iyi oldu. Şunu gözardı etmemek lazım, İsviçre’de oynanan futbolla benim geldiğim yerde oynanan futbol kesinlikle aynı değil. İtalya’da ya da İspanya’da oynamadım. Zorluk açısından oradaki futbol gerçekten çok farklı. İki sezon benim için alışma süreci oldu ve son sezonumda önemli bir çıkış yakaladım. Çağımızdaki futbol anlayışı duran toplardan ve uzaktan atılan golleri daha önemli kılıyor. İnternette bazı gollerini izledim. Gerçekten uzaktan çektiğin nefis şutlar ve attığın goller var. Bu anlamda kendini çağın ve geleceğin futbolcusu olarak görüyor musun? Tabii ki, ben de artık geçmişin değil geleceğin futbolunu oynamak istiyorum. Mesela benim duran toplardaki ya da çektiğim şutlardaki konsantrasyonumla oyun içerisindeki konsantrasyonum da aynı. Örneğin artık iki korner atışıyla maç kazanılıyor. Belki bu futbol adına çirkin ama futbol bunların etrafında dönüyor. Son iki sezonluk istatistiklerine baktım, hiç kırmızı kart görmemişsin. Bu istatistik, fair-play çerçevesinde savaşçı bir futbolcu olunacağının da göstergesi olabilir mi? Sadece iki sezon değil, ben hayatım boyunca hiç kırmızı kart görmedim. Sadece bir sezonda 4 sarı kart gördüm. Benim nasıl oynadığımı zaten hazırlık maçlarında herkes görmüştür. Eğer “savaşçı” olmaktan “sert oynamak” anlaşılıyorsa ben öyle bir oyuncu değilim. Ben çalışan ve etrafına yardım eden bir oyuncuyum. “Savaşçı” derken, top çalmak için savaşmak gerekiyorsa kurallar içerisinde her şeyi yaparım ama diğer anlamda değil. Basel taraftarlarının da seni çok sevdiğini ve kulüpten ayrılmanı hiç istemediklerini okumuştum. Futbolcu-taraftar ilişkisini nasıl açıklarsın ve sen nasıl bir ilişkiyi tercih edersin? Basel’deki taraftarları hiçbir zaman unutamam. Çünkü iyi oynadığım maçların yanında kötü oynadığım maçlar da oldu ve hiçbirinde bana kötü bir tepki göstermediler. İyi oynadığımda bulutların üstüne de çıkarmadılar. Bence futbolcuyla taraftarın ilişkisi biraz ortalarda olmalı. Ayrıca futbolcuya zaman vermek gerekir. Yarın stada gidip dünyanın en iyi futbolcusu gibi muamele görmek istemem. Arjantin ya da Brezilya kadar olmasa da Türkiye de kendi çapında bir futbol ülkesidir. Yine Beşiktaş taraftarları da Türkiye’nin en ateşli taraftar topluluğudur. Beşiktaş tribünleri hakkında ne düşünüyorsun? Ben burada kendimi inanılmaz özgür hissediyorum. Çünkü insanlar bana çok sıcak yaklaşıyorlar. Tarzlarımız birbirine çok benziyor. Beşiktaş’a “yıldız bir oyuncu” olarak transfer edildin. Yıldız oyuncuların takıma uyumu, takım oyununa katkısı konusunda sürekli söylentiler olur. Ama sen tam tersine uyumlu ve pozitif bir insansın. Bu konuda neler söylemek istersin? Her zaman aynı şeyi tekrarlıyorum, yıldızlar gökyüzündedir, sahada değil. Ben sahada çalışan ve arkadaşlarına yardım eden bir insanım. Ben Arjantin’de nereden başladığımı unutan bir insan değilim. Oradan buralara geldiğim için herkese teşekkür borçluyum. Türkiye’ye sponsor desteği ile yapılan ilk transfersin. Bu Türkiye’de herkese ilginç geldi. Sen ne düşünüyorsun? Ben de ilk kez böyle bir şey yaşadım. Benim için de ilginçti. İstanbul’a ilk geldiğinde en çok seni ne şaşırttı? İstanbul’a ilk geldiğimde en çok beni havalimanında karşılaştığım tablo şaşırttı. 20-30 gazeteci ve televizyoncu beni bekliyordu ve dışarıda da yüzlerce taraftar bana çok güzel bir sevgi gösterisinde bulundular. Bu tablo benim bugüne kadar yaşamadığım ve hiçbir zaman unutmayacağım bir şeydi. Kısa bir süre önce bir çocuğun dünyaya geldi. Baba olmak hayatında neleri değiştirdi? Bütün hayatım değişti... Her şey farklı oldu... Çocuğuma bir ev verebileceğim düşüncesi bile beni çok etkiliyor. Gerçekten bu konuda çok mutluyum. Tabii ki büyük babasının da burada bizimle olması büyük bir şans. Kendini nasıl bir arkadaş, nasıl bir eş, nasıl bir baba olarak görüyorsun? Üçüne de sadığım... Futbol dışındaki günlük hayatta neler yapmaktan hoşlanırsın? Eşim çok iyi tenis oynuyor. Bebeğimiz olmadan önce, onunla sık sık tenis oynuyorduk. Ama şu anda vakit bulamıyoruz ve sabah-akşam çocukla uğraşıyoruz. Bence dinlenmek bile futbolcu için bir antrenmanın parçası... Ama müzik dinlemeyi, özellikle de Arjantin müzikleri dinlemeyi çok severim. Sence Arjantin deyince insanların aklına ilk gelen şey nedir? Maradona... Keşke futbol dışında diye sorsaydık. Sorumuz tangoyla ilgili... Tangoda da futbol kadar iddialı mısındır? (Gülüyor) Tangoyu hiçbir şekilde bilmiyorum. Başarının sırrını nasıl özetlersin? Bence her şeyin temeli, takım halinde kendinize güvenmeniz ve takım olmayı başarmanız. Gerek sezona hazırlık sürecini gerekse de futbolcular arasındaki ortamı nasıl değerlendiriyorsun? Bunlar ışığında önümüzdeki sezona ilişkin neler söylemek istersin? Genel olarak ve her açıdan takımı çok iyi buluyorum. İyi bir arkadaşlık ortamımız var. En önemlisi takım çok iyi çalışıyor. Herkes istekli durumda. “Sezon sonunda şu noktada oluruz” demek yanlış olur ama çalışmayı seven bir takım her zaman kazanma isteğiyle dolu olur. Röportajımızın son sorusunda sözü babana bırakalım. Futbolcu geçmişi olan ve idol bir baba olarak, oğlunuza en önemli nasihadınız nedir? Eduardo Delgado: Benim oğluma verdiğim en önemli nasihat şudur; bir şeyi yapacaksan, hakkını vererek ve inanarak yap! Hiçbir zaman aklının köşesinde “keşke” kalmasın. Küçükken bana “Baba ben basketbol oynayacağım” dedi. Kabul ettik ama iki gün sonra “Baba ben futbol oynayacağım” dedi. Bir şeye karar veriyorsan, sonuna kadar gitmeli ve “Yapabileceğim en iyi şey buydu” demeli. Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim. BOBO İşte Bizim Bobo Devre arasında kiralık olarak geldiği Takımımız’da yüksek performans gösterip, kısa zamanda attığı goller, sahadaki mücadelesi, hırsıyla Beşiktaşlı oldu Bobo lakaplı futbolcumuz Deivson Rogerio Da Silva... Bu yıl Kulübümüz’ün Bobo ile 4 yıllık sözleşme imzalaması, taraftarlarımızı çok memnun etti. Çünkü biz O’nu tanıdığımız günden itibaren çok sevdik. Genç yıldızımız, sahadaki performansı gibi Kulübümüz’ün lisanslı ürünlerinin çekiminde de müthişti. İşte Kulübümüz’ün lisanslı ürünleri, işte bizim Bobo... Beşiktaş Dergisi farkıyla yayınlıyoruz. En iyi huyu: İşine gösterdiği saygı... En kötü huyu: Çabuk sinirlenmesi... En büyük başarısı: Eski takımıyla Brezilya Şampiyonluğu... En heyecanlandığı an: Brezilya Şampiyonluğu ve Beşiktaş’la Türkiye Kupası’nı aldığı zaman. En korktuğu an: Kızının doğumu sırasında kötü bir şey olmasından çok korkmuş. En beğendiği aktris ve aktör: Angelina Jolie ve Bruce Willis. En sevdiği yemek: Kuru fasulye, pilav, biftek. En son tatili: Brezilya En beğendiği ülke: Türkiye’nin yaşamak için güzel bir ülke olduğunu düşünüyor. En beğendiği yeri: Bacakları... En beğenmediği yeri: Ayakları... En son ne için ağladı: Çok küçükken ağlamış ama ne için olduğunu hatırlamıyor. En son ne için dua etti: Mutlu ve sağlıklı bir hayat için her gün dua ediyor. Hayatında en değer verdiği şey: Maddi olarak hiçbir şeye değer vermiyor. Yoksulluktan gelen bir insan olduğu için elindeki her şeyin kıymetini biliyor. Kıyafetlerinde nelere dikkat ediyor: Şık olmalarına... Hoşlandığı müzik türü: Black ve Rap... Hep yapmak istediği ama sürekli ertelediği bir şey: Annesinin yanında uzun bir tatil... Elinde olsa dünyada neyi değiştirirdi: Karışıklıklara son vermek istermiş. Batıl inancı ve uğuru: Yok Kaynak:Bjk.com.tr |
|
|
|
|
|
#3 |
|
I ღ You BeŞiKTaŞ
![]() ![]() Giriş Tarihi: 06-02-2005
Yer: Kuşadası
Yaş: 25
Mesajlar: 5,696
Rep Puanı: 6036612
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Dinlemiştim okuyamıycam
![]() Sağol kardeş buraya taşıdığın için... |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Alayına Gider Ulan !!!
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 10-04-2006
Yer: im Bilgisayar Başı..
Mesajlar: 2,736
Rep Puanı: 6698427
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
saolasın..
|
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir. |