ForumTR Sunar: EFES Online. Çok Kullanıcılı Çevrimiçi Dev Oyun. Tamamen Ücretsiz Olan EFES'e hemen üye olun.
Forum TR
Go Back   Forum TR > Eğlence > Benim Memleketim
Üye Ol Bloglar Arama Sosyal Gruplar Forumları Okundu Yap
ForumTR'ye Reklam Vermek İçin Tıklayınız: network@frmtr.com

Üsküdar: Her Devrin incisi

Eğlence Kategorisinde ve Benim Memleketim Forumunda Bulunan Üsküdar: Her Devrin incisi Konusunu Görüntülemektesiniz => Üsküdar’ın Tarihi Üsküdar’da Osmanlı İzleri: Orhan Gazi için Üsküdar’ın Marmara’ya ve Kız Kulesine hakim bir noktasına muhteşem bir otağ ve ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 14-09-06, 13:53   #1
Geçerken Uğradım
 
Giriş Tarihi: 22-06-2005
Yaş: 26
Mesajlar: 87
Rep Puanı: 2714
Abberline Rütbe: SıfırAbberline Rütbe: SıfırAbberline Rütbe: SıfırAbberline Rütbe: SıfırAbberline Rütbe: SıfırAbberline Rütbe: SıfırAbberline Rütbe: SıfırAbberline Rütbe: SıfırAbberline Rütbe: SıfırAbberline Rütbe: SıfırAbberline Rütbe: Sıfır
Rep Gücü: 84
Varsayılan Üsküdar: Her Devrin incisi


Üsküdar’ın Tarihi

Üsküdar’da Osmanlı İzleri:

Orhan Gazi için Üsküdar’ın Marmara’ya ve Kız Kulesine hakim bir noktasına muhteşem bir otağ ve çadırlar kurulmuştu. O Vakitler ileride Doğancılar adını alan yerden Kuzguncuk’a çekilen bir hat boyunda kalan topraklar Türklerin hakimiyeti altındaydı.

Üsküdar günümüzde İstanbul’un incilerinden biri olduğu gibi, tarihte de her zaman gündemde kalmıştır. Yerleşim yönünden M.Ö. 6. Yüzyıldan beri bilinen ve oturulan Üsküdar, Bizans zamanında Krizepolis yani altın şehir adıyla anılmıştır. Antikçağda Kalkedonya’ya (Kadıköy) bağlı bir kasaba yapısı içinde olan Üsküdar’ın etrafının o zamanlar tümüyle kale duvarlarıyla çevrili olduğu bilinmektedir, nitekim Evliya Çelebi, Üsküdar surlarının kalıntılarını gördüğünü seyahatnamesinde belirtmekte ve Üsküdar’ın kara tarafında Çamlıca eteklerine kadar sur önlerinde korunma amaçlı hendeklerin bulunduğunu yazmaktadır. Osmanlı Türkleri tarafından Üsküdar adıyla anılmasını ünlü Seyyah Evliya Çelebi kelimenin “Eski Dar” deyiminden bozulmuş bir kelimeden geldiğini söylemektedir. Farsça’da Üsküdar, aynı zamanda Posta ulakları anlamına gelmektedir, bu da Üsküdar’ın Anadolu’ya açılan bir kapı olmasındaki gerçekliği vurgulamaktadır. Yüzyıllar boyu Üsküdar, Avrupa ile Asya arasında önemli bir köprü başı görevi görmüştür. M.Ö. 508 yılında Dara, daha sonra Atina’lı Alkibiyades, 628 yılında İranlılar, 710 yılında Araplar, 782 yılında Abbasi halifesi Harunerreşid’in orduları, 1101 yılında Haçlı orduları, 1147 yılında Fransa kralı Louis ile Alman imparatoru Konrad, 1203 yılında yeniden Haçlı orduları Üsküdar üzerinden geçmişlerdir. Bu geçişlerle birlikte Üsküdar, çeşitli tarihlerde İranlıların, Makedonyalıların, Romalıların, Bizanslıların ve Arapların hakimiyetini yaşamış ve son olarak da Osmanlı Türkleri Sultan Orhan Bey zamanında Üsküdar’a gelmişlerdir. Tarihçi Hammer Orhan Gazinin Üsküdar’a gelişini şöyle anlatmaktadır:
“Ertesi sene (miladi 1348) Sultan Orhan, kayınpederi ile görüşmek için bütün aza-i ailesi ve saray halkı ile Bizans’ın Asya sahiline uzanmış bir kasabası olan Skutari’ye (Üsküdar) geldi. Hayli günler iki hükümdar av ve ziyafetle vakit geçirdiler. İmparator ve damadı hususi bir sofraya otururlardı. Orhan Bey’in evvelki zevcelerinden olan dört oğlu için başka bir sofra kurulur, etrafta dahi Türk ve Rum büyükleri yere serilmiş halılar üzerine otururlardı. İmparator Bizans’a dönünce Orhan Bey donanmadan ve ordugahtan ayrılmadı, üç gün daha Üsküdar’da kaldı”

Yine o yıllarda Doğancılar’dan itibaren Üsküdar’ın doğusu tamamen çam ormanlarıyla örtülü idi. Orhan Gazinin Bizans İmparatoruna damat olması Türklere Üsküdar kapılarını daha o çağlarda açmıştır. Böylece daha o çağlarda pek çok Türk Üsküdar’a gelmiş ve yerleşmişlerdir.
İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi’ne göre Üsküdar, Miladi 1352 yılında Orhan Gazi tarafından fethedilmiştir. Bu da gösteriyor ki Üsküdar İstanbul’un fethinden tam 101 yıl önce fethedilmiş ve kısmen Osmanlı egemenliğine girmiştir.

Osmanlı’da Üsküdar:

Üsküdar’ın bütünüyle kontrol altına alınması Yıldırım Beyazıt zamanında olmuştur. Yıldırım Beyazıt zamanında bütünüyle Türk hakimiyeti altına alınan Üsküdar bayındır bir kasaba haline gelmiş, ticari yönden de canlılığa kavuşmuştur. İstanbul’un fethiyle yeni bir çağın müjdesini dünyaya duyuran Fatih Sultan Mehmet, İstanbul kuşatması sırasında Üsküdar’ı önemli bir dayanak noktası olarak kullanmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılar Üsküdar’a hak ettiği önemi vererek fetihten önce küçük bir kasaba görünümünde olan Üsküdar’ı önemli ve ihtişamlı bir şehir haline getirmişlerdir.
Osmanlı Üsküdar’ının adeta bir şiiri andıran güzelliğini İstanbul’u gezen bütün seyyahlar anlatmaktadır. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde; 4. Murat zamanındaki Üsküdar’ın tasvirini yapmakta ve şu bilgileri vermektedir:
“Üsküdar’ın ahalisi birkaç fırkadır. Bir kısmı askeri taifenin ayan ve eşrafıdır ki çeşit çeşit kıymetli elbise giyerler. Bir kısmı da alimler ve salih kişilerdir. Bir bölümü de fakirliğe kanaat eden fakirlerdir ki bunlar sayılamayacak kadar çoktur. Başka bir bölümü de gemiciler ve kayıkçılarıdr, bunlar sanatkar adamlardır. Üsküdarlılar kudretlerine göre kapama, çuha, dolama ve ferace giyerler. Üsküdar halkının çoğu Anadolu’dan gelmişlerdir. Dilleri Türkçe’dir. Bunların içinde dil ehli, çok güzel konuşan alimler ve şairler vardır. Üsküdar’da Tebriz’den de gelenler vardır. Üsküdar’ın has ve beyaz pidesi, kirde denilen ince yufkası ve çöreği, tandır kebabı, kaymağı, hora üzümü, karanfilli üzüm şerbeti pek meşhurdur”
Evliya Çelebi’nin kaydettiği Üsküdar’da o dönemlerdeki kamu binaları 1638 yılında yapılan sayıma göre şöyledir: “12 saray, 12 cami ve mescid, 5 medrese, 4 dar’ül kurra, 3 imaret, 11 aşhane, 6 tekke, 5 hamam, 4 kervansaray, 500 han, 2 büyük çeşme, 2 yağhane, 2500 dükkan, 8 mesire yeri, 7 gezi yeri”
4. Murat döneminde Üsküdar, İstanbul’un üç beldesinden biridir ve bir kadı tarafından idare edilmektedir. Evliya Çelebi seyahatnamesinde bu hususta şu bilgiyi vermektedir.
“Şehir ahalisinin hakimi 500 akçe payesiyle Molladır ki, 100 görevli adamıyla hükümet etmektedir. Cümle eyaleti köylerdir. Senede 40.000 hasılatı vardır”
Daha sonraları kadı merkezli hükümet etme biçiminde değişme olmuş, Üsküdar Anadolu kadıaskerliğine bağlı bir naiblik haline getirilmiştir.
Ünlü seyyah Amicis’in seyahatnamesinde de 1874 yılı Üsküdar’ı hakkında edebi bir dille yapılmış bir tasvirle karşılaşırız. Şöyle sesleniyor ünlü seyyah:
“Üsküdar beni akla gelmez manzara değişiklikleriyle cezbediyordu. Marmara denizinden bakınca, bir tepenin üstüne yayılmış büyük bir köyden başka bir şey değil, Haliç’ten bakınca şehir gibi görünüyor, lakin vapur Anadolu yakasının en ileriye uzanmış burnunu dolaşarak iskeleye doğru dümdüz gidince şehir genişleyip yükseliyor, binalarla örtülmüş tepeler birbiri arkasına gözüküyor, vadilerden mahalleler çıkıyor, köşkler yüksek yerlerde dağılıyor, küçük evlerle baştan sona rengarenk boyanmış sahil göz alabildiğine uzanıyor, nereye gizlenebileceği anlaşılmayan büyük, tantanalı tiyatroya benzeyen bir şehir bir tiyatro perdesinin açılışında olduğu gibi hemen gözler önüne seriliyor ve neredeyse kaybolduğunu göreceğinizi düşünürken hayrete düşüp kalıyorsunuz. Sandalcılar, at kiraya verenler ve tercüman kargaşalığı içinde ahşap bir iskeleye iniliyor, sarmaşık ve asma dallarıyla örtülmüş sarı boyalı küçük evlerin içlerinden yeşillik fışkıran bahçe duvarlarının arasından yüksek çardakların altından hemen hemen geçmeye mani olan büyük çınarların gölgesinden yılankavi bir şekilde tatlı bir meyille yükselen anayoldan yürünüyor. Nereye baktığı bilinmeyen sabit gözlerle uzanıp tütün içen avare Asyalılarla tıklım tıkış dolu Türk kahvelerinin önünden geçiyor keçi sürülerine başlarına çiçekler takılmış mandaların çektiği ağır kağnılarla fesli sarıklı köylülere Müslümanların cenaze alaylarına ellerinde çiçek demetleri ve ağaç dallarıyla gezinen hanımlara tesadüf ediyoruz. Daha az ihtişamlı fakat yedi tepe İstanbul’undan daha neşeli ve daha taze başka bir İstanbul gördüğümüzü sanıyoruz. Her tarafta kırlar var, kenarında ahırlar bulunan küçük sokaklar vadilerde ve tepelerde inip çıkıyor ve bahçelerle bostanların yeşilliği içinde kayboluyor. Şehrin yüksen kısmında derin bir köy sessizliği hüküm sürüyor. Aşağı taraflarda deniz şehirlilerin telaşlı hayatıyla kaynaşıyor, orada burada yükselen büyük kışlalardan karmakarışık bir bağırtı türkü ve davul gürültüsü dağılıyor ve binlerce kuş ıssız yollarda sıçrayıp duruyor. Bir cenaze alayını takip ederek şehirden çıkıyor, meşhur Karaca Ahmet Mezarlığına giriyor ve arızalı geniş bir arazinin üzerinde, bir taraftan Marmara Denizine öbür taraftan Haliç’e doğru uzanan uzun uzun selvilerden meydana gelmiş büyük bir ormanın içinde kayboluyoruz. 19 Yüzyılın ünlü kalemlerinden Lamartin de İstanbul yazılarında, ilk kez gördüğü Üsküdar’ı şöyle tasvir eder:
“Uzakta tepeler yükseliyor, yeşil kıyılar halinde inerek büyük bir şehri barındıran bir burun halinde denize ilerliyordu. Burası Üsküdar’dı. Birer kral şatosuna benzeyen büyük ve beyaz kışlaları göz kamaştıran minareleriyle çevrili camileri, rıhtımları, evlerle örtülü koyları, çarşıları ve kayıkları ile Üsküdar gölgelik yerler, kameriyeler ve çınarlar altında idi. Koyu ve derin bir selvi ormanı Üsküdar’ın üstünde uzanıyor, kıyılarda gözün alabildiği uzaklılara kadar sezilen ardı sıra dizili köyler, demir atmış ya da yelken açmış gemiler ağaç gölgelikleri altında küçük limanlar, oraya buraya serpiştirilmiş evler vardı”
Üsküdar’lı olup, orada dünyaya gelip, bütün feyzini Üsküdar’dan almakla övünen ve bu övüncünü Üsküdar üzerine kaleme aldığı yazılarda da vurgulayan Burhan Felek, Hayal Belde Üsküdar eserinde Üsküdar’ı şu satırlarla dile getirir
“Ben kendimi Üsküdar’da bildim ve Üsküdar’da buldum onun için Üsküdar’ı severim. Soyadı kanunu çıkmadan önce ben imzamın üstüne Üsküdar’lı diye bir sıfat ilave ederdim, çünkü Üsküdar sıfatıyla övünürdüm. Üsküdar İstanbul’dan eskidir. Üsküdar’ın İstanbul’a üstünlüğü Yahya Kemal’in dediği gibi İstanbul’un fethini seyretmiş olmasıdır. Bence Üsküdar deyince bütün Anadolu Yakası anlaşılmalıdır, çünkü o yakanın baş şehri odur. Osmanlı devrinde Üsküdar bir mutasarrıflık idi. O zamanlar kaza ile vilayet arasında mutasarrıflık denilen bir orta idare halkası vardı. Üsküdar da bunlardan biri idi. Beykoz, Şile, Kartal, Gebze ve Adalar kaymakamlıkları Üsküdar’a bağlıydı. Demek ki İstanbul’un ta Şile’ye ve Gebze’ye kadar yayılan Anadolu Yakası Üsküdar idi. İhsaniye, Selimiye, Sultantepe hep saltanat devrinin kurduğu ve ona göre isimlendirdiği yerlerdir, çünkü Üsküdar İstanbul’un sayfiyesi, sefa yeri idi. Üsküdar’da pek çok paşa yaşamış ve yer yer oturdukları semtlere adeta mühürlerini vurmuşlardır. Mesela Rumi Mehmet Paşa, Şemsi Paşa, Kaptan Paşa, Sinan Paşa, Haydar Paşa ve daha niceleri. Üsküdar’da seçilmiş insanlar ermiş ve evliyalarda vardır, başlıcaları Karaca Ahmet Sultan, Aziz Mahmut Hüdayi efendi, Selami Ali efendi, Kartal Baba, Nakkaş Baba, Saçlı Halil Efendi ve birkaç seçilmiş ermiş insan kerametleriyle Üsküdar’da nice efsanenin altına imzalarını atmışlardır.”
Osmanlı Üsküdar’ı Osmanlı sultanlarının dinlenme ve eğlenme yeri olduğundan yapı yoğunluğu daha o yıllarda özenli bir seyir izlemiştir.
1700’lü yıllarda Üsküdar sahil köşk ve saraylarının sayısı 100’ü bulmuştur. Yine bu yıllardan itibaren Sultan camilerinin yapımı Anadolu tarafında yoğunlaşmaya başlamıştır. Bunun bir işareti olarak Yeni Valide Camii, Ayazma Camii ile 1728 yılında yaptırılan III.Ahmet Meydan Çeşmesini görmekteyiz. Osmanlı hakimiyeti altında bir menzilhaneler şehri özelliği de taşıyan Üsküdar’da Sultan III.Mustafa’nın, menzilcilerin oturması, hayvanların bağlanması, beslenip yetiştirilmesi amacıyla 3 menzilhane yaptırdığı bilinir. 1789-1807 döneminde Sultan III. Selim, Eski Kavak Sarayı’nı yıktırmış ve yerine Selimiye Kışlasını yaptırmıştır. Böylece bu bölgenin askeri ve stratejik önemi artmıştır. Yine aynı padişah Selimiye Mahallesini kurdurmuş ve böylece nüfusun Doğancılar’dan öteye Haydarpaşa’ya doğru yayılma sürecini başlatmıştır. 19. Yüzyılda Üsküdar’da Atik Valide Külliyesi’nin üstünden Bulgurlu’ya doğru giden yol üzerinde yeni bir mahalle oluşmuştur. 1845 yılından sonra ilk yazlı kışlı vapur seferi Üsküdar’a düzenlenmiş ve 1858 yılında da Üsküdar – Kabataş arasında ilk vapurlar çalışmaya başlamıştır. 1900’lere gelindiğinde Bağlarbaşı ve Nuhkuyusu civarına kadar uzanan yoğun ve kalabalık bir yerleşme dokusuna bürünmüştür. Üsküdar’ın Osmanlı dönemindeki yerleşim genişlemesi doğuya ve kuzeye doğru olmuştur. Bizans döneminde küçük bir kasaba iken Osmanlı elinde yoğun bir imar geçiren Üsküdar, Anadolu – Bağdat demiryolunun yapımıyla transit ticaret merkezi olma özelliğini Haydarpaşa İstasyonu’na bırakmışsa da her yıl Mekke ve Medine’ye gidecek hacı adaylarının oluşturduğu Surre-i Hümayun’un Üsküdar’dan uğurlanması gelenek halini almıştır. Hacı adaylarını ve Sultanın Mekke Şerifi’ne gönderdiği armağanların oluşturduğu uzun konvoyun yola çıkması öncesinde düzenlenen törenler Üsküdar’a gerçekten büyük bir canlılık getirmiştir. Türkçe’de “Atı Alan Üsküdar’ı Geçti” deyimi de yolculukların başlangıç yeri olma özelliğinden dolayı Üsküdar’ı unutturmayan bir kalıcı deyimdir.
İdare yapısı açısından İstanbul’un fethinden sonra, şehir ve çevresinde yönetim ve yargı düzeninin kurulması esnasında iki büyük birim belirlenmişti. Sur içindeki alan İstanbul kadılığı tarafından temsil edilmeye başlanmış, Sur dışındaki yerler Eyüp, Galata ve Üsküdar Kadılıkları yeni Bilad-ı Selase olarak üç farklı birime bölünmüşlerdi. Üsküdar kadısı diğer kadılarla birlikte Padişah ve sadrazama bağlıydı. Anadolu Kavağı, Gebze, Kartal, Pendik ve Şile’de Üsküdar kadısının birer naibi bulunurdu. Beykoz kazası da Üsküdar kadılığına bağlıydı. Kandıra ve Şile kazaları da 1581 yılında Üsküdar kadılığına bağlanmıştı. 1877 yılında Üsküdar mutasarrıflık haline getirilmişti. Bu mutasarrıflık diğerleri gibi Zaptiye nezaretine bağlıydı. Zaptiye Nezareti 1846 yılında kurulmuştu. Üsküdar’ın mutasarrıflık olduğu dönemlerde kazaları arasında Beykoz, Gebze, Kartal ve Şile yer almaktaydı. 1877 yılı idari düzenlemelerinde İstanbul şehremaneti 20 belediye dairesine ayrılmış ve bunlardan dördü günümüz Üsküdar ilçe sınırları içinde bulunmaktaydı. Anadolu Hisarı ve çevresi 14. daire, Beylerbeyi ve çevresi 15. daire, Paşalimanı ve çevresi 16. daire, Üsküdar ve Doğancılar çevresi 17. daire idi. 1913 yılında bu sistem de kaldırılmış ve yerine İstanbul şehremanetine bağlı şube sistemi getirilmiştir. Cumhuriyetten sonra da devam eden fakat Osmanlı’dan farklı olarak ilçe statüsüne dönüştürülen bu yapılanma, Üsküdar’ın 1984 yılında bağımsız belediye haline getirilmesiyle son bulmuştur.



Üsküdar 1800

Boğazın Anadolu sahilinde, bir dil şeklinde uzanan ilk burun Üsküdar’dır. İlk padişah biniş yeri de Şemsi Paşa Sarayı’dır. Vaktiyle bir sahil köyü olan Üsküdar şimdi Türk, Ermeni, Rum ve Yahudilerin birlikte huzur içinde yaşadığı bir ilçe haline gelmiştir. Üsküdar’ın eski adı Rumca Khrsopolis’in menşeine dair çeşitli görüş ve rivayetler vardır. Bir rivayete göre Pers hakimiyeti sırsında diğer şehirlerden alınan altın burada toplandığı için altın şehri manasına gelen Khrsopolis denmiştir. Sokrates’e göre Atina’lı kumandan Aikiviadios tarafından surla çevrilen bu mevkide, Karadeniz’den gelen gemilerden pay alınırdı. Bir rivayete göre de orada Skutarion yani kalkan imal edilip satıldığından dolayı Skutari olarak adlandırılmış olan şehre Türkler Üsküdar adını vermişlerdir.
Üsküdar’ın nihayetindeki tepede, Şemsi Paşa adını taşıyan bir saray, sahilde de sarayla aynı zamanda yapılmış olan kurşun kubbeli bir cami vardır. Cami kubbesinin tepesinde alışılmışın dışında hilal şeklindeki alem yerine altın yıldızlı bir güneş şekli konmuştur. Sultan I.Süleyman’ın kızı ve Rüstem Paşa’nın zevcesi Mihrimah Sultan, Üsküdar sahilinde İskele Camii denilen ve 1546 yılında tamamlanmış olan çifte minareli bir cami, hastahane, çifte kervansaray, medrese ve misafirhane, imaret ve bir mektep yaptırmıştır.
Sultan III.Murat’ın annesi, Sultan II.Selim’in karısı Nurbanu Sultan da 1577 yılında burada valide Camii’ni yaptırmıştır. Bu caminin yanında çifte hamam, imaret ve medrese vardır. Burada Sultan I.Süleyman’ın zevcesi ölen Şehzade Mehmet’in annesi Haseki Sultan tarafından yapılmış olan bir cami, hamam, medrese ve imaret bulunur. Sultan I.Ahmet’in zevcesi Sultan İbrahim’in, Sultan IV.Murat’ın ve Şehzade Kasım’ın anneleri kösem adı da verilen Mahpeyker Sultan da 1643 yılında Üsküdar’da yeni mahalleye doğru setin üzerinde güzel bir cami, çifte hamam ve bir imaret yaptırmıştır.
Sultan II.Mustafa’da Üsküdar’da Ayazma iskelesi yakınına düşen setin üzerine inşası 1758 senesinde başlayıp 1760 senesinde biten annesi Mihrişah Emine Sultan’ın hatırasına tek minareli yüksek ve güzel bir cami yaptırmıştır. Mihrişah Sultan Camii yakınında Fatih Sultan Mehmet’in vezirlerinden Rumi Mehmet Paşa tarafından medresesi ve mutfağı ile birlikte kubbe ve kurşunla örtülü bir cami daha yaptırılmıştır.
Üsküdar’da o zamanlar sahilden hayli uzakta tepeye doğru birer kilise ile birlikte iki Ermeni mahallesi bulunurdu. Bunlardan biri Selamsız adını taşıyan mahalle olup, buradaki Surp Haç Kilisesi ilk defa Balatlı Der Abraham adlı bir papaz tarafından yaptırılmıştır. Yeni mahalleden aşağıya doğru sahilde Balaban iskelesi vardır. Sultan III.Ahmet’in annesi Gülnuş Sultan burada Valide Sultan adlı bir cami yaptırmıştır. Edirne şehirinde ölen Gülnuş Sultan’ın cenazesi oradan İstanbul’a getirilerek 1715 yılında bu camiye defnedilmiştir.
Üsküdar’ın doğusunda Çamlıca tepesi vardır. Buradan bakılınca görüş çok uzakları ve hemen hemen bütün İstanbul’u kaplar. Buraya oldukça güzel bir yoldan gidilir. Türk kadınları buraya sık sık gelirler çay kahve içerler veya piknik yaparlardı. Bu etrafa hakim tepeden gözlerimizin önüne serilen güzel manzaranın seyrine doyum olmaz.

Osmanlı’da Bir İlk:
Üsküdar Posta Yolu

Türkiye’de ilk postanın kurulma teşebbüsü 1834 senesinde ve Sultan II. Mahmut’un saltanat devrine denk gelmektedir. 1837 yılında Postane-i Amire Müdürlüğü kurulmuştu. Burada en önemli faktör posta yoluydu. Merkez yol Üsküdar’dan İzmit’e kadar uzanıyordu. Bu merkez yolun çeşitli yerlerinde de posta merkezleri yapılmıştı. Yolun Üsküdar’dan Kartal’a kadar olan kısmı bittiği zaman bunun açılma törenine Sultan II.Mahmut bizzat katılmıştı. 1834 yılında ileri gelen devlet adamlarının bir kısmı fayton bir kısmı da posta arabalarına binerek Üsküdar’dan Kartal’a kadar uzanan posta yolunu bizzat gezmişlerdi. Dönemin tarihçisi Lütfi Efendi meşhur tarihinde bu açılışı şöyle anlatmaktadır.
“Sultan II.Mahmut Kartal’a kadar yapılan posta yolunun resmi açılışında faytona binmiş ve etrafındaki kişilerinde faytona binerek yol güzergahında gitmelerine müsaade eylemiştir.

Üsküdar'ın Coğrafyası:

Yüzey Şekilleri

Bu sınırlar içerisinde ilçenin yüzölçümü 36 kilometrekaredir. Üsküdar toprakları doğudan batıya doğru geniş sırtlar ve tepeler halinde hafif eğimlerle kıyıya yaklaşarak İstanbul Boğazına ve Marmara Denizine iner. Geniş görüş alanı bulunan ve ülke turizminin önemli bir merkezini teşkil eden tepelerinden Büyük Çamlıca Sefa Tepesi denizden 268 metre, Küçük Çamlıca Tepesi ise 229 metre yüksekliktedir. Ayrıca Vaniköy üzerindeki Kandilli Tepesi ve Beylerbeyi üzerindeki Güzeltepe başlıca geniş görüş alanı veren tepelerdir.
İlçemiz sınırlarında denize dökülen akarsu yoktur. İlçemiz kıyılarında denize dökülen dereler ise eski işlevlerini kayıp etmiştir. Ancak şiddetli yağmurlarda taşkın şekilde denize akarlar.

Deniz ve Kıyılar

İlçemizdeki kıyı şeridi, Beykoz hududundaki Küçüksu’dan başlar Haydarpaşa’da sona erer.
Kıyı şeridi genellikle dardır. İskelelerin bulunduğu kamuya açık alan dışındaki kıyı şeridi ya denize dik inmekte yada damlı yapılarla kapatılmış şekildedir.
Boğazda birbirine ters iki akıntı vardır biri Karadeniz'den Marmara’ya doğru üst akıntı diğeri Marmara’dan Karadeniz’e doğru alt akıntı görülür. Bunun sebebi kuzeyden esen yoğun rüzgarlarla güneybatıdan esen lodos'tur.
Kıyılardaki iskeleler ise şunlardır. Harem, Sancak, Üsküdar, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Vaniköy, Kandilli iskeleleridir.

İklim

İklim yönünden Marmara Bölgesinin karakteristik özelliğini gösterir. Bir yandan Marmara’nın ılıman havası öte yandan balkanlardan gelen soğuk hava, ilçemizi etkisi altında bulundurur. Yazları sıcak ve kurak ilkbahar sonbahar ve kış ayları ise genelde yağmurlu geçer.
Yıllık ortalama sıcaklık 15 derecedir. Yıllık ortalama yağış miktarı m² kg olarak 650-700’dür.
Nem oranı yüksektir ortalama nispi nem %75’dir.

Bitki Örtüsü

Üsküdar'ın bitki örtüsü genelde ormanlardan oluşur. Kıyılara doğru makiler vardır. Ormanaltı flora ve maki elemanları, ormangülü, kocayemiş, funda, çalı türleri, kızılcık, üvez, böğürtlen vb. çeşitler de bulunur. Bu orman örtüsünün yer aldığı başlıca korular Vaniköy, Fethi Paşa, Küçük Çamlıca, Adile Sultan, Validebağ, Münir Bey, Abdülmecid efendi korularıdır. Yeşil alan ve koruların kapladığı alan yaklaşık 90 hektardır.

ÜSKÜDAR İLÇESİNDEKİ KÜTÜPHANELER

Mirzazade Mehmed Efendi Kütüphanesi

Sultantepe’de Şeyhülislam Mirzazade Mehmed Efendi tarafından 1730 tarihinde yaptırılmıştır. Şeyhülislam Şeyh Mehmed Efendi Camii’nin bitişiğindedir. Taş ve tuğla ile yapılmıştır. Kütüphanenin kapıları demirdendir.

Hacı Selim Ağa Kütüphanesi

Atlamataşı’nda 1781 tarihinde inşa edilmiştir. Selamiali Caddesi üzerinde bulunan kütüphanenin avlu kapısı üstünde Yesar Mehmed Es’ad Efendi’nin nefis yazısı ile yazılmış bir kitabe bulunmaktadır. Kitabeye göre Selim Ağa kütüphaneyi yaptırdığı zaman, padişah sarayının matbah(mutfak) emini idi. Kütüphane ile beraber bitişiğinde bir de mektep yapılmıştır. Sonradan yıktırılan mektep yerine modern tarzda bir okul inşa edilmiştir. Kütüphane avlusunun sonu sonradan buraya kabirler nakledilerek hazire haline getirilmiştir. Hacı Selim Ağa’nın mezarı buradadır. Kütüphanede üç ayrı kitaplık yerleştirilmiştir.

Pertev Paşa Kütüphanesi

Çiçekci Camii içindeki kütüphane, Pertev Paşa tarafından 1834-36 tarihlerinde yaptırılmıştır. Büyük bir şair ve edip olan Pertev Seyyid Mehmed Paşa, Sultan I. Mahmut tarafından bu işle görevlendirilmişti. Buradaki eserler Cumhuriyet’ten sonra Süleymaniye Kütüphanesi’ne nakledilmiştir.

Aziz Mahmud Hüdayi Kütüphanesi

Aziz Mahmud Hüdayi hankahı karşısında Lütfi Bey tarafından 1889-90 tarihinde inşa ettirilmiştir. Kütüphane mimarisinin tipik özelliklerini taşımakta olup, vakfın kitaplarından başka Atik Valide, Aziz Mahmud Hüdayi, Yakup Ağa, Kemankeş Emir Hoca kütüphanelirine ait kolleksiyonları da ihtiva etmektedir. Kütüphane iki oda halindedir. Sağ oda kütüphanedir, solundaki bir türbedir. Burada başlarında fes bulunan beş sanduka vardır. Kapısının üstünde duvara ta’lik olarak bir satır halinde yazılmış olan kitabe zamanla silinmiştir.

Çinili Çocuk Kütüphanesi

Adres: Çinili Hamam Sok. No/28 Üsküdar/İstanbul
Telefon: 0216 334 68 86
Kuruluş Yılı:1969
Açık Olduğu Günler Ve Saatler
1 Eylül 30 Mayıs Tarihleri Arasında
Salı-Cumartesi: 08.30/17.00
1 Haziran-30 Ağustos Tarihleri Arasında
Pazartesi-Cuma:08.30/17.00
23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Kütüphanesi
Adres: Ünalan Mah. Libadiye Cad. Soyak Sitesi Üsküdar/İstanbul
Kuruluş Yılı: 1993
Açık Olduğu Günler Ve Saatler
1 Eylül 30 Mayıs Tarihleri Arasında
Salı-Cumartesi 08.30/17.00
1 Haziran 30 Ağustos Tarihleri Arasında
Pazartesi-Cuma 08.30/17.00

Mihriban Sultan Çocuk Kütüphanesi

Adres: Büyük Yokuş Sok. No: 6 Üsküdar/İstanbul
Kuruluş Yılı: 1968
Açık Olduğu Günler Ve Saatler
1 Eylül 30 Mayıs Tarihleri Arasında
Salı- Cumartesi 08.30/17.00
1 Haziran 30 Ağustos Tarihleri Arasında
Pazartesi-Cuma: 08.30/17.00

Şemsipaşa İlçe Halk Kütüphanesi

Adres: Şemsipaşa Cad. No: 43 Üsküdar/İstanbul
Kuruluş Yılı: 1953
Telefon: 0216 333 11 19
Açık Olduğu Günler Ve Saatler
1 Eylül 30 Mayıs Tarihleri Arasında
Salı-Cumartesi 08.30/17.00
1 Haziran 30 Ağustos Tarihleri Arasında
Pazartesi-Cuma 08.30/17.00
İbrahim Hakkı Konyalı Kütüphane Ve Arşivi
Adres: Selimiye Kışla Cad. No: 56 Üsküdar/İstanbul
Telefon: 0216 342 93 70
Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Kütüphanesi
Adres: Haydarpaşa Üsküdar/İstanbul
Telefon: 0216 310 53 11

Selimiye Halk Kütüphanesi

Adres: Selimiye Kışla Cad. No:54 Üsküdar/İstanbul
Telefon: 0216 333 31 06
TARİHİ GÜZELLİKLER
İç ve dış turizm açısından çok ilgi gören tarihi ve doğal kültür varlığı ilçede mevcuttur. İstanbul Boğazı, Çamlıca Tepesi doğal kaynaklardan bazıları olup ayrıca Beylerbeyi sarayı, her birisi Osmanlı İmparatorluk devirlerinin güzel sanat örneği 132 camii ve külliyesi ziyarete konu turizm merkezleridir.

GEZİLİP GÖRÜLESİ TARİHİ YERLER

BEYLERBEYİ SARAYI

1829’ da Sultan II. Mahmut’un yaptırdığı ahşap sarayın yanmasından sonra, Sultan Abdülaziz tarafından 1861 - 1865 yılları arasında tekrar yaptırılmıştır.
3 katlı, 6 salonlu ve 26 odalı olan saray, harem ve selamlık olarak 2 ana bölümden oluşur. Türk evi tarzında bir orta sofaya açılan odalar şeklinde yapılmıştır.
Saray bahçesinde, deniz kıyısında, haremlik, selamlık yalı köşkleri, yamaca doğru setler biçiminde yükselen Set Bahçeleri’ndeki büyük havuzun çevresinde Sarı Köşk, içindeki havuzu ve sebiliyle ünlü Mermer Av Köşkü ve Ahır Köşkü, sarayı tamamlayan önemli yapılardır. Beylerbeyi Sarayı’nın en ilginç yanı, Set Bahçeleri’nin ından geçen tarihi tüneldir.
Saray, Boğaziçi Köprüsü Anadolu Yakası Ayağı’nın yanında, Gümüş Yolu, Abdullah Ağa Caddesi’nin birleşiminde yer almaktadır. Yıllık ortalama Beylerbeyi Sarayı’nı 70.000 yabancı, 40.000 yerli turist ziyaret etmektedir.




ADİLE SULTAN KASRI

Bu kasır, Koşuyolu ve Altunizade arasındaki 354.000 metrekarelik Validebağ Korusu'nun ortasına kurulmuştur. Sultan Abdülaziz'in kız kardeşi Adile Sultan adına 1853 yılında yaptırılmıştır. Kasır bodrumu ile beraber 3 kattır ve bugün öğretmenevi olarak kullanılmaktadır.

ABDÜLAZİZ AV KÖŞKÜ

Bu köşk, Koşuyolu ve Altunizade arasında 354.000 metrekarelik Validebağ korusunun içindedir. Sultan Abdülaziz adına 1856 yılında yaptırılmıştır. Günümüzde izci müzesi olarak kullanılmaktadır. Koşuyolu'ndaki bu büyük köşk, ünlü mimar Vallaury’nin tasarımıdır. Yapının oryantalist özellikleri daha ziyade iç mekanlarda kendini gösterir. Bazı pencerelerde Elhamra Sarayı’ndaki gibi örnekler dilimlendirilmiştir. Renk seçiminde bir çok oryantalist üslup taşıyan yapıda olduğu gibi mavi, kırmızı ve sarıya öncelik verilmiştir. Ceplerinde büyük panolar yer alır. Bu panolarda renkli kalem işleri mevcuttur. Bu av köşkü Osmanlı konut mimarisinin Oryantalizmden etkilenen en önde gelen örneklerinden biridir.

SELİMİYE ÇATMAHANESİ

Çatma döşemelik diye kadife kumaşa denilmektedir. İpek ve keten ipliklerle dokunarak üstü kabartma çiçeklerle işlenen döşemelik çatma kumaşların Selçuklular zamanından beri Bilecik ve Bursa’da yapıldığı bilinmektedir. II.Sultan Selim Üsküdar’da yaptırdığı Selimiye Kışlası ve Camii yanında çatma kumaş dokuma tezgahları da yaptırmış ve burada yüzden fazla tezgahlı bir çarşı meydana gelmiştir. Yüzyılın başlarına kadar çalışmaktan olan bu tezgahlarda esvaplık ve urbalık kumaşlar da yapılırmış. Bugün bu çarşıdan bir dükkan bile kalmamıştır.

BASMAHANE

III.Sultan Ahmet zamanında Üsküdar’da şimdi Ayazma denilen yerde yapılan beş katlı büyük bir binada yüzden fazla işçinin çalıştığı iş yerinde boyalı basma, mendil, yemeni, yatak çarşafı gibi basma eşya yapılmaktadır. Eskiden “Ağbeni” denilen sarıklar, benekli poşumsu sarıklar, kadın baş örtüleri, yazmalar, perdelik ve döşemelikler yapılıyordu. Yine o dönemlerde Kıbrıs adasından da bu çeşit basmalar gelir ve İstanbul’da Kıbrıs basması diye satılırmış. Söylendiğine göre Üsküdar’daki basmahanenin son sahibi Basmacızade Ferid Bey diye biriymiş, bu zatın ölümünden sonra bu binada yıkılmıştır.

III. AHMET ÇEŞMESİ

Üsküdar İskele Meydanı'nda bulunan, 1728 - 29 yılları arasında tamamen mermerden yapılmış olan meşhur çeşme, günümüzde yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çeken önemli eserlerdendir.
Üsküdar meydanında yer alan bu çeşme Mihrimah Sultan Camiinin eteğine yerleştirilmiş bir pırlanta gibidir. Eser, döneminin mimarisini, tezbihini, nakışını, yazısını ve şiirini toplu olarak ifade eden ve bütün güzel sanatları kendisinde toplayan ihtişamlı bir örnektir. III.Ahmet Meydan Çeşmesi Sultan III.Ahmet’in kızı Fatma Sultan ve padişahın maddi imkanları ile yapılmıştır. İnşaatında beyaz mermerden başka taş kullanılmamıştır. Eser 1729 yılında tamamlanmıştır. İlk yapıldığında denizin tam kıyısında olan çeşme rıhtımın zamanla doldurulması sonucu aşağıda kalmış, duvarları örülerek yükseltilmiş mermer kaplamalarının 1,5 metre yukarıya montesi sağlanmış, mermer bir seki ile basamaklar ilave edilmiş ve bütün bu onarımlar 1955 yılında Sular İdaresi tarafından tamamlanmıştır. Çeşmenin meydana bakan yüzünü şair Nedim’in tarih manzumesi süslemektedir.

ÇAMLICA KASRI

Boğaziçi Köprüsü Altunizade çıkışından Kısıklı caddesi yada Küçük Çamlıca Caddesi takip edilerek gidilebilir. Küçük Çamlıca Korusu içindedir

FETHİ PAŞA KORUSU

Boğaziçi Köprüsü, Üsküdar sahil yolu Kuzguncuk mevkiinde bulunan koru, içindeki cafe ve restoranda yemek yerken muhteşem boğaz manzarasını seyredebildiği bir mekandır.Buradaki tesisler bugün, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından işletilmektedir.

BÜYÜK ÇAMLICA KORUSU

Anadolu Yakası'nın en yüksek noktası olan Büyük Çamlıca Korusu, deniz manzarası, yeşil alanları ve cafeleriyle turistlerin dikkatini çeken yerlerin başında gelir. Boğaziçi Köprüsü, Altunizade çıkışı, Kısıklı ve Büyük Çamlıca Caddeleri takip edilerek gidilebilir. Buradaki tesisler, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından işletilmektedir.

CEMİL BEY KORUSU ( NAKKAŞTEPE )

Kuzguncuk Sahili'nden Bağlarbaşı'na kadar uzanan içinde askeri hava üssü, Yapı Kredi Bankası Beylerbeyi Korusu ve Karayolları Parkını da içinde bulunduran koru, özellikle Nakkaştepe mevkiindeki restoranları ve eşsiz manzarasıyla görülmeye değer bir yerdir.

KANDİLLİ KORUSU

Kuleli Askeri Lisesi ile Vaniköy İskelesi arasında, sahil yolunun üst kısmını kaplayan koru, piknik alanı olarak da kullanılmaktadır.

CEMİLE SULTAN KORUSU

Kandilli Mevkii'nde bulunan ve İstanbul Ticaret Odası Tesisleri'ni de içine alan koru, yürüyüş ve piknik alanları ile turizme hizmet vermektedir.

KIZ KULESİ

Üsküdar'da Bizans döneminden kalma tek eserdir. M.Ö 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip kule, Karadeniz'in Marmara ile kucaklaştıkları yerde minicik bir ada üzerinde kurulmuştur.
Üsküdar’ın hatta tüm İstanbul’un sembolü haline gelen kule Üsküdar’da Bizans döneminden kalan bir tarihi eserdir. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif etmektedir:
“Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir.”
Günümüzde gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katının önemli kısımları Fatih dönemine ait yapımlardandır. Kulenin etrafındaki sahanlık geniş taşlarla kaplanmıştır. Üstündeki madalyon halindeki bir mermer levhada 1832 tarihli tuğra işlenmiştir. Kulenin Eminönü tarafında bir sarnıç vardır ve kule günümüzde lüks bir restaurant olarak kullanılmaktadır.
Tarihte, anıt mezar, gümrük istasyonu, askeri depo, deniz feneri olarak kullanılmış olan Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek turizmin hizmetine sunulmuştur.
5 katlı olan Kız Kulesi'nin, ilk katı Akdeniz ve Osmanlı mutfağından seçkin lezzetlerin sunulduğu restoran , ikinci katı cafe, üçüncü katı hediyelik eşyaların satıldığı ünite, dördüncü kat şark köşesi şeklinde düzenlenmiş dinlenme salonu, son katı ise boğaza her yönüyle hakim bar olarak düzenlenmiştir.
Kız kulesine ulaşım Salacak ve Ortaköy'den sandallarla yapılmaktadır.

MİHRİMAH SULTAN CAMİİ

Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan tarafından, iskele karşısında 1547 tarihinde inşa edilmiştir. Son cemaat yerinin önünde, iki yüzlü ve 20 musluklu som mermerden yapılmış şadırvan, kesme taşlardan yapılmış tek şerefeli iki minare ilgi çekicidir. Üsküdar’da bu günkü vapur iskelesinin tam karşısında Sultantepe’nin eteğinde denize hakim bir set üzerinde kurulan bu cami Üsküdar meydanında ve Sultan III.Ahmet Çeşmesi’nin karşısındadır. Eski kaynaklarda denizin tam kıyısında olarak gösterilir fakat günümüzde önünde otobüs, minibüs ve taksi duraklarıyla birlikte geniş kaldırımlar ardında iskele bulunmaktadır. Mimar Sinan tarafından tutulan listede bu caminin adı Merhume Sultan Camii’dir. Aynı zamanda külliye olan bu eser, cami, medrese, imaret, kervansaray, mektep, kiler ve ambar kısımlarından oluşur. Eser Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Mimar Sinan bu eserinde yepyeni bir plan denemiştir. Mabedin orijinal planı bir yonca yaprağı şeklindedir. Mihrimah Sultan Camiinin kıble kapısı mermerden bir taç ve tak halindedir. Kapı ve pencere kanatları fil dişi, sedef ve abanoz ile kakmalıdır. Vaaz kürsüsü de Türk kakmacılık sanatının güzel bir örneğidir. Kıble kapısının üstünde müezzin ve kandil mahfelleri ve ayrıca sekiz renkli sütun üzerine ahşap oyma korkuluklu hünkar mahfetli vardır. Caminin kapı kanatları kemik, fil dişi ve abanoz oymalarla süslüdür. Güneş saati Mahrimah Sultan Camisinin sağ duvarına, mezarlık kapısının yanına yapılmıştır. Mermerden düz bir mil konulmuş, etrafına da güneşin hareketine göre milin gölgesinin düşeceği yerler çizilmiştir. Gündüzleri saatin kaç olduğunu öğrenmek için bu milin gölgesinin düştüğü yere bakılır. Bu gölge saatin kaç olduğunu dakikaları ile bildirir. Bu güneş saati Derviş Gaybi Muhyiddin tarafından 1769 yılında yapılmıştır ve bu eserin külliyesinin bir kısmı günümüzde modern bir tıp merkezi olarak hizmet vermektedir.

ŞEMSİ PAŞA CAMİİ

İskele yanında adını verdiği meydanın yanındadır. 1580 tarihinde, Kanuni'nin veziri Şemsi Paşa tarafından, Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Mimar Sinan'ın eseri olduğu için, ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.
Boğaziçi’nden geçerken Üsküdar’a bakınca iskelenin sağ tarafında biblo gibi nefis bir cami dikkatimizi çeker. Tek kubbeli tek minareli bu güzel eser, Mimar Sinan’ın İstanbul’un Anadolu yakasında sahile atıverdiği bir imza gibidir. 1564 yılında yapılmış olan cami halk arsında Kuşkonmaz camii diye bilinir. Şemsipaşa Üsküdar’ın tamamen poyraza açık, çok esintili bir yerindedir. Camiyi yaptıran Şemsi Ahmet Paşa’dır. 1940’lı yıllarda harap bir hale gelen ve kapalı tutulan cami 1950’li yıllarda büyük bir titizlikle restorasyondan geçirilmiş ve yeniden ibadete açılmıştır. Sahilde zarif bir kuş kafesi gibi duran ve Mimar Sinan’ın en itinalı eserlerinden biri olan Şemsipaşa camiinin avlusunun biri deniz tarafında, diğeri kara tarafında iki kapısı vardır. Kara tarafındaki kapısından girince sağda cami, caminin önünde türbe görünür. 12 kubbeli ve 12 odalı bir medrese avluyu iki taraftan sarmaktadır ve günümüzde caminin bir kısmı kütüphane olarak kullanılmaktadır.

AYAZMA CAMİİ

Kız Kulesi karşısındaki hakim tepede, III.Mustafa tarafından, annesi ve kardeşi adlarına 1760 yılında yaptırılmıştır. Avlunun sol köşesindeki eşsiz güzellikteki çeşme, ziyaret edenlerin ilgisini çekmektedir.

VALİDE SULTAN CAMİİ (Yeni Valide Camii)

Üsküdar Doğancılar mevkiinde, III.Ahmet tarafından annesi adına 1710 yılında yaptırılmıştır. Mimar Sinan tarafından yapılmamasına rağmen mimarisindeki benzerlik yönünden dikkat çeken bir eserdir.
Üsküdar’ın ihtişamlı eserleri arasında Yeni Valide Camiinin ayrı bir önemi vardır. Sultan III.Ahmet’in annesi Emetullah Gülnuş Valide Sultan tarafından yaptırılan caminin inşatı 1710 yılında tamamlanmıştır. Çifte şerefli iki narin minaresi ve minarelerinin arasında yükselen ana kubbesiyle III.Ahmet yeniliklerinin karakteristik özelliklerini gösteren bir eserdir. Yeni Valide Camii ana yapısından başka sebil, çeşme, sübyan mektebi imareti ile bir de hayır müessesesi teşkil etmiş ve Osmanlı Üsküdar’ının 11 imaretiyle en fazla fakir, fukara besleyen, sıcak yemek ve gıda temin eden müessesesi haline gelmiştir. Mabedin sol köşesini ve hünkar mahfilinin önünü işgal eden çeşme, sebil ve açık türbe Üsküdar’ın mimari süslerindendir. Mabedin ortasının eteğinde 24 penceren bulunan muhteşem bir kubbe örtmekte ve bu kubbeyi dört taraftan dört küçük kubbe desteklemektedir. Camiyi yaptıran Valide Sultan eserin tamamlanmasından beş yıl sonra Edirne’de vefat etmiş ve naşı İstanbul’a getirilerek caminin yanındaki açık türbeye gömülmüştür.

VALİDE SULTAN HAMAMI

Günümüzde Üsküdar Mimar Sinan Çarşısı olarak adlandırılan bu tarihi eser Evliya Çelebi tarafından hoş binası hoş havası olan bir bina biçiminde tasvir edilir. Eser 1584 yılında Mimar Sinan tarafından yapılmış ve Atik Valide Külliyesi Vakfına dahil edilerek vakıf gelirlerinden sayılmıştır. Tarihi mirasın hoyrat ellerde yok edildiği dönemlerden bu eser de nasibini almış ve ilgisizlikle vakıf olmaktan çıkarılarak özel mülkiyet haline getirilmiştir. Eser 1929 yılında Gümülcine’li Mehmet Bozkurt tarafından satın alınmış ve 1962 yılında restore edilerek kurtarılmıştır. Çarşı olarak hizmet veren bu eser Osmanlı döneminde çifte camekanları, soyunma yerleri, sofaları, abdestlikleri, göbek taşları, ortalarında fıskiyeli şadırvanları, kubbelerinde yıldız şekilli ışık delikleri mevcut olan Hamam, Üsküdar merkezde Mimar Sinan’ın gelecek nesillere bir armağanıdır ve bu eser günümüzde belediye binasının hemen yanında yer almaktadır.

ÇİNİLİ CAMİİ

Cami 1640 - 41 tarihinde Kösem Mahpeyker Valide Sultan tarafından yaptırılmıştır. Nuh Kuyusu'nda bulunan cami, nefis çinilerinden dolayı ziyaretçi akınına uğramaktadır.

ÇİNİLİ HAMAMI

Eser, Mahpeyker Kösem Sultan tarafından 1640 tarihinde Çinili Camii karşısına inşa ettirilmiştir. Osmanlı Hamam mimarisinin güzel örneklerindendir. Som mermerden muhteşem bir fıskiyeye sahip olan hamamın hiçbir yerinde çini yoktur. Adını Çinili Camiden almıştır.

KARACAAHMET TÜRBESİ

Bu türbe Üsküdar’da Rodos’lu Ahmet Fethi Paşa Camiinin karşısındadır. Taş yapı, üstü kiremit örtülü ve ahşaptır. Binanın cephe yüzünde iki demir kapı ve dört pencere vardır. Sağdaki kapıdan türbeye soldakinden tekkeye girilir. Ortada sebil vardır. Türbenin kapısından üzerinde tarih kitabesi bulunmaktadır. Eser, Osmanlı saray mutfağının memurlarından Ziya Bey tarafından 1867 yıllarında tamir ve ilave yapılarla genişletilmiştir. Türbe günümüzde herkese açık olarak Karacaahmet Sultan Cem ve Kültür Evi olarak alevi bektaşi vatandaşlarımıza hizmet vermektedir.

ÜSKÜDAR SADAKA TAŞI

Sadaka taşı, iki metre boyunda mermer bir sütundur. Üstünde bir çukur vardır. Osmanlı dönemindeki sosyal yardım ve dayanışmanın güzel bir örneği olan sadaka taşı bir elin verdiğini diğer elin duymaması anlayışının tezahürüdür. Merhum Süheyl Ünver’in de belirttiği gibi o çağlarda hali ve vakti yerinde olanlar mermerin üstündeki çukura birer miktar para bırakırlarmış. Derdini kimseye açamayan hakiki bir fakir, ihtiyacı olunca oradaki parayı alırmış, o günkü ihtiyacı bir kuruş mu? Sadece bir kuruş alır kesinlikle iki kuruş almazmış ve kalanını kendi gibi ihtiyacı olan diğer kişilerin alması için bırakırmış.
Üsküdar sadaka taşları geçmişin bu ince duyarlığının şimdi bizlere hüzünlü bir ibret tablosu olarak yansıtmaktadır.


Çamlıca: Saraylar – Köşkler

Büyük ve Küçük Çamlıca tepeleri tıpkı Kağıthane, Göksü, Küçüksu gibi İstanbul’un eski mesire yerlerindendir, fakat gösterdiği yakın alaka ile Çamlıca tepelerine halkın dikkatini çeken II.Mahmut olmuştur.
Çamlıca II.Mahmut devrinde kazandığı önemi daha sonra Abdülmecit, Abdülaziz ve II.Abdülhamit devrilerinde kaybetmiştir. Devlet adamalarından bazıları Küçük ve Büyük Çamlıcalar civarına Köşkler yaptırarak yerleşmiş, bu yerlerin eşsiz kuşbakışı boğaz manzarasından, temiz havasından ve nefis suyundan mahrum kalmak istememişlerdir. II.Mahmut’un kız kardeşi Esma Sultan’la kızı Adile, Abdülmecit’in kızı Seniha Sultanların, Abdülaziz’in oğlu halife Abdülmecit, Abdülaziz’in en küçük oğlu Seyfettin efendinin Çamlıca’da sarayları ve köşkleri vardı. Remzi Paşa, Mısırlı Mustafa Fazıl Paşa, Tunuslu Mahmut Paşa, Necip Molla, eski elçilerden Sermet Edendi, Doktor Müşir Nafiz Paşa, Müşir Rauf Paşa gibi dönemin ünlü devlet adamları yaz aylarını buradaki köşklerinde geçirirlerdir.

BÜYÜK SİNAGOG

Kuzguncuk'ta Kuzguncuk Caddesi üzerindedir. Museviler buraya "Allah'ın evi" anlamında "Bedyakov" demektedirler. Musevi Cemaati tarafından yaptırılmıştır.


İLYA PROFİTİ RUM ORTODOKS KİLİSESİ

Bu kilise, Üsküdar - Bağlarbaşı'nda Yenimahalle'dedir. 1831 yılında Sultan II. Mahmut'un müsaadesi ile yapılmıştır. Kilisenin vakıf mektebi ve düğün salonu vardır.

AYİ PENDEIMON KİLİSESİ

Bu kilise Çengelköy’de iskelenin yol aşırı karşı köşesinde hafif meyilli bir yere taşla yapılmıştır. Avlu kapısının üstünde 1908 yılında yapılmış bir çeşme vardır. Kapıdan girince de kitabesi bozulmuş böyle bir çeşme daha görülür. Eser 1830 yılında bir Bizans manastırının yerine yapılmıştır. Kilisenin zemini mermer olup duvarlar kabartma nakışlı ve ikonolarla süslüdür.

YENİ CAMİİ KUŞ EVİ

Sanat tarihçisi Merhum Malik Aksel’in belirttiği gibi en güzel kuş evleri Üsküdar’da bulunmaktadır. Yeni cami duvarına özenle nakşedilen kuş evinin iki yanını iki zarif minare süslemektedir. Eser, Türk taş işlemeciliğinin hayale enginlik veren ve maddeden sıyrılıp manaya bürünen bir anlayışın ürünüdür. Pencere süsleri ince dantellere bürünmüş gibi kubbe ise bir mana alemine dalmış gibidir.

ÖZBEKLER TEKKESİ

Özbekler Tekkesi Sultantepe’dedir. Tekkenin ahşap Mescidi Bülbülderesine hakim yüksek bir tepe üzerine kurulmuştur. Minaresi ve mimberi yoktur. Mescidin son cemaat yerinde kitabesi vardır. Osmanlı dönemi Maraş valilerinden Abdullah Paşa bu tekkeyi 1752 yılında Sultan III.Mustafa zamanında yeniden yaptırmış ve tekke özbekler adıyla meşhur olmuştur. Detaylı bir tamir ve restorasyondan geçirilen tekke, İstiklal savaşı yıllarında İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve mühimmat ulaştırmada gizli bir merkez görevi görmüştür. Bugünkü Mevkisi Sultantepe Mahallesi ile İcadiye Mahallesi’nin sınırında İcadiye’den Sultantepe’ye inen dik bayırdadır.


MEKTEB-İ TIBBİYE ŞAHANE

Sultan II.Abdülhamit devrinin bir mimari şaheseri olan bu bina eski Kavak Sarayının bahçesinin arsasının Marmara’ya, Haliç’e Topkapı Sarayı’na bakan bir kısmı üzerine kurulmuştur. 1903 yılında tamamlanmıştır. Mimarı Valeriye adından bir İtalyan mimardır. Dört katlı olan binanın yüzü denize karşıdır. Tak kapısının üzerinde dörder yüzlü iki büyük saat kulesi vardır.

VALİDE ATİK CAMİİ

Üsküdar Toptaşı’nda kendi adını taşıyan tepede bulunmaktadır. İlk yapılan valide camii olması dolayısıyla “Atik Valide Camii” olarak isimlendirilen cami, medrese, darülhadis, mektep, imaret, tabhane ve zaviyesi ile tam bir külliye halindedir. İnşası Mimar Sinan tarafından gerçekleştirilen eser, 1583 yılında III.Murat Han’ın annesi Nurbanu Sultan tarafından yaptırılmıştır.

SELİMİYE KIŞLASI

III.Selim’in kurduğu Nizam-ı Cedid askeri için inşa edilen Selimiye Kışlası’nın bulunduğu yerde daha önceleri Kavak Sarayı denilen Saray bulunmaktaydı. İnşa edilmesinden sonra iki defa yangın geçiren kışla 1842-1850 arasında yeniden yaptırılmış ve Kırım Harbi esnasında Osmanlı devletine yardıma gelen kuvvetlere tahsis edilmiştir. Kışlanın o yıllarda kendi iskelesi olmasına rağmen gelen kuvvetlerin ikmali ve iaşeleri açısından daha kolay sevkleri için Harem iskelesi inşa edilmiştir. Kışla, ahırlar, fırın, silah ve teçhizat imalathaneleri, cami, hünkar mahfili, hamam, tekke, menzilhane, su terazileri, zabit evleri ve çarşısı ile oldukça geniş bir muhtevayı içermekteydi. Binanın iç kısımları Cumhuriyetten sonra onarılarak betonlaştırılmıştır.

İSA AĞA ÇEŞMESİ

Bu güzel çeşme Karaca Ahmet Mezarlığı’nın içinden geçen yolun Miskinler Tekkesi hizasında, mezarlığın kenarında ve günümüzde Kadıköy’den Üsküdar’a gelen yol üzerindedir. Üzerindeki kitabenin hattatı Mustafa Rakım Efendidir. Çeşme başında bulunan II.Mahmut tuğrası çalınmıştır. Arkasında büyük bir haznesi olan çeşme Üsküdar Belediyesinin katkılarıyla restore edilmiş ve önü açılarak harap olmaktan kurtarılmıştır.


FATİH MAHKEMESİ

Fatih Mahkemesi Üsküdar’da Fatih dönemi eserlerindendir. O dönemden kaldığı için ismi bu isimle anılmaktadır. Bina taştan yapılmıştır. Hiçbir yerinde yapanı, yaptıranı yapıldığı tarihi gösteren bir kitabe mevcut değildir. İstanbul’un fethinden sonra kadılar evlerinde çalışırlar, işlere evlerinde bakarlardı. Kadılar değiştikçe mahkeme yerleri de değişirdi. Üsküdar’daki Fatih Mahkemesi dönemin ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla özel biçimde mahkeme olarak tahsis edilmesi sebebiyle ayrı bir önem taşımaktadır. Dairenin altında bodrumda mevcut olan hapishane odaları bu yapının Fatih döneminden itibaren mahkeme olarak kullanıldığını göstermektedir. Günümüzde içinde bir ticari işletmenin faaliyet gösterdiği bu eserde Üsküdar’ın en eski yapılarındandır.


BOĞAZ'DAN ÜSKÜDAR

Boğaz'ın Üsküdar sahil başlangıcı olan Harem İskelesi'nden Salacak'a doğru yol almaya başladığınızda sol tarafınızda Kız Kulesi, sağ tarafınızda sahil yolu boyunca dizilmiş olan restoranları ve cafe - barları, Salacak sırtlarında otantik evleri ile Üsküdar, doyumsuz bir manzara oluşturur. Bu doyumsuz manzarayı seyretmek için Üsküdar İskelesi'nde bir mola verebilir, Mimar Sinan Çarşısı, Mihrimah Sultan Camii ve III. Ahmet Çeşmesi gibi tarihi eserleri görebilir, iskeleye yanaşmış olan teknelerde balık ekmek yiyebilirsiniz. Kuzguncuk İskelesi'ne doğru yola çıktığınızda, Fethi Paşa Korusu'nun denizi kucaklayan yeşilliği ile İskele Meydanı'nda tarihi İsmet Baba Restaurantı'nda deniz ürünlerini tadabilirsiniz. Boğaz Köprüsü'nün ayağına yaklaştıkça, Cemil Bey Korusu'nun büyüleyici manzarası ile baş başa kalırsınız.
Beylerbeyi İskelesi'ne yaklaşırken Beylerbeyi Sarayı'nın nefes kesen görüntüsü ile kendinizi bir anda tarihin derinliklerinde kaybolmuş bulursunuz. Gördüğünüz güzellikleri içinize sindirebilmeniz ve karşılaşacağınız yeni güzelliklere hazırlıklı olabilmeniz için Beylerbeyi İskelesi'ndeki deniz ürünleri restoranları iyi bir fırsat olacaktır. Daha sonra yolunuza devam ettiğinizde, tarihi Çengelköy İskelesi ve Kuleli Askeri Lisesi'nin büyüleyici manzarasının üzerinizdeki etkisi kaybolmadan Vaniköy İskelesi'ne ulaşırsınız. Değişik mimarisi ile dikkat çeken yalıların görüntüsü eşliğinde, Kandilli İskelesi'nde Üsküdar turunuz son bulur.

Üsküdar’lı Ressam Şeker Ahmet Paşa

Asıl adı Ahmet Ali olan Şeker Ahmet Paşa, 1841 yılında Üsküdar’da dünyaya gelmiştir. Üsküdar’lı Ali efendinin oğludur. 1846 yılında 5 yaşında Üsküdar İlkokuluna girmiş ve 9 sene tahsil görerek oradan mezun olmuş 1855 yılında 14 yaşında imtihan ile Tıbbiye mektebine girmiştir.
Hassas ve ince ruhlu bir karaktere sahip olduğundan dolayı doktorluğu yapamayacağını anlayan Ahmet Ali 1856 yılında Harbiye’ye girerek kendisini adeta aşık olduğu tabiatın kollarına atar. Orada resme aşina olan duyarlılığıyla tabiatın görüntülerini resimlerinde yansıtmaya başlar. Bu gayret ve çalışmasının neticesinde 18 yaşında henüz öğrenci iken Harbiye mektebinin resim öğretmenliği muavinliğine tayin olur. Harbiye’den yüksek derece ile mezun olur. İlk dönem resimlerini Ahmet diye imzalar. Bu sebepten Beşiktaş’taki resim ve heykel müzesindeki kimi resimlerinde imza Ahmet olarak görünmektedir.
18 yaşındaki genç Asker Ahmet Ali’nin resme olan yatkınlığı Abdülaziz’in kulağına gider. Az zaman sonra 1861 yılında padişahın emri ile henüz 20 yaşında bulunan Ahmet Ali devlet hesabına Paris’e gönderilir. O dönemde Prof. Celal Esat Arseven’in Erkan-ı Harp Miralayı olan babası eski sadrazam Ahmet Esat Paşa’nın müdür bulunduğu Paris’teki Mektebi Osmaniye talebesi olan Ahmet Ali orada Hüseyin Zekai Paşa, Süleyman Seyit ve Osman Hamdi Beyler ile tanışır. Şeker Ahmet Paşa, Hüseyin Zekai Paşalar, Süleyman Seyit, Osman Hamdi Beyler sonraları Halil Paşa, Hoca Ali Rıza Bey Türk resminde yeni bir çığır açan ressamlardır.
Genç ressam Ahmet Ali Bey Paris’te Paris Güzel Sanatlar Okulu’na kabul edilir ve uzun zaman kaldığı Paris yıllarında yaptığı eserleri İstanbul’a gönderdiği gibi Paris’te de sergiler açar. 1870 yılında Paris sergisinde gösterdiği başarıdan dolayı 3 ay Romanya gezisi ile ödüllendirilir. 1871 yılında İstanbul’a döner.
1873 yılında Mektebi Sanayide yalnız kendi resimlerinden oluşan bir sergi açar ve bu serginin büyük kıymet özelliği Türkiye’de açılan ilk resim sergisi olmasıdır. 1873 yılında Mektebi Sanayide açtığı bu ilk sergiden sonra 1874 yılında Çemberlitaş’ta Darülfünun binasında ikinci bir sergi daha açar. Bu sergi ile Sultan Abdülaziz’in teveccühünü kazanır ve yaverlik görevi ile ödüllendirilir.
Ahmet Ali Bey 1876 yılında binbaşı olur. 1877 yılında dördüncü rütbeden Osmanlı nişanı ile ve 1879 yılında da Kaymakamlık rütbesi ile ödüllendirilir. 1880 yılında Miralay olur. 1886 yılında Sanayi-i Nefise madalyalarıyla taltif edilir. 1891 yılında paşa unvanı verilir. 1896 senesinde yabancı misafirlerin teşrifatçısı unvanı ile taltif edilir ve vefatına kadar bu görevde kalır. Şeker Ahmet Paşa yaverlik sonrası bütün hayatı sarayda geçmesine rağmen atölye haline getirdiği konağında resimlerini büyük bir ustalıkla yapmaya devam etmiştir.
Halim selim, iyi huylu ve nazik bir karakter taşıdığından yaşadığı çevrede kendisine Şeker Ahmet diye hitap ettikleri kaynaklarda anlatılmaktadır. Bu tabirin lakap haline getirilmesi de şöyle olmuştur:
Bir gün Veliaht Yusuf İzzettin Efendinin mahiyetinde bulunmaktadır. Veliaht, paşayı arkadaşlarının Şeker diye çağırdıklarını bilmektedir. O sırada bir merasim tertip edilir ve Sultan Abdülaziz de katılır. Sultan yanındakilere Yaver Ahmet’i çağırın der. Emri işitenler hangi Ahmet diye tereddüt ederler. O sırada Şehzade Yusuf İzzeddin efendi huzurunda bulunduğundan gayri ihtiyari tereddüt edenlere Şeker Ahmet’i emrediyorlar diye söyler. Bu tabir padişahın çok hoşuna gider ve tebessüm ederek bundan sonra bu paşanın adı Şeker Ahmet olsun der ve bu tabir yayılır.
Üsküdar’da dünyaya gelen ve Üsküdar’lı ressamlar arasında baş köşeyi işgal eden Şeker Ahmet Paşa’nın birçok resimleri dönemindeki fotoğrafçılar tarafından da fotoğraflanıp yurt içi ve yurt dışında yaygın bir biçimde dağılmıştır. Türk resminin büyük ustalarından olan Şeker Ahmet Paşa 1907 yılında vefat etmiş ve cenazesi geniş bir halk kitlesinin katılımıyla kaldırılmış naaşı Sokullu Mehmet Paşa Türbesi civarına defnedilmiştir.

Şeker Ahmet Paşa Karaca Tablosu

Büyük Kışlar

İstanbul’un fethinden önceki büyük kışları 401, 739, 753, 755, 763, 928, 1222 yıllarında olmuştur. Fetihten sonra en şiddetli kışın 1620’de olduğu söylenir. 16 gün durmadan yağan kar damlara kadar yükselmiş yolları kapatmış şiddetli soğuktan Sarayburnu ile Üsküdar arası deniz donmuştur. Şair Süruri’nin ebcet hesabı ile düşürdüğü “Yol oldu Üsküdar’a 1030’da Akdeniz dondu” isimli eser de İstanbul’un şiddetli kışlarından birini anlatmakla birlikte en son ve en büyük kışın 1956 senesinde olduğu, Karadeniz’den çok büyük buz kitlelerinin gelerek İstanbul Boğazı’nın bir kısmını kaplayarak ve Üsküdar ile Kabataş arasında sıkışarak insanların Üsküdar ile Kabataş arasını buzların üzerinden yürüyerek geçtikleri bilinmektedir.

NEREDE KALINIR?

Üsküdar günümüzde aşırı yapılaşmanın ve iş merkezlerinin şehrin güzelliğini bozmadığı ender ilçelerden biridir, Üsküdar genellikle insanların konakladığı ve çalışmak için farklı ilçelere gittiği bir yer konumunda olduğunda büyük iş merkezleri büyük binalar çok çok az vardır ve yapılaşma genellikle konut üzerinedir. Konaklamak istendiğinde ilçedeki tek beş yıldızlı otel olan motor iskelesinden sırtınızı denize verdiğinizde hafif sol çaprazında kalan sözbir otel vardır, bunun haricinde çarşı içinde Selmanipak Caddesi’nde iki yıldızlı saray otel ve aynı cadde üzerinde ufak ve ucuz oteller olan Arı Otelde konaklanabilir.

Arı Otel: H.Hesna Hatun Mah. Selmanipak Cad. No:80 (0216) 553 32 53
Bosphorus Palace Otel: Yalıboyu Cd.64 Beylerbeyi (0216) 422 00 03
Harem Oteli: Anbar Sok. No:2 Selimiye 81170 (0216) 310 68 00
Kent Otel: Selami Ali Cad. No:12 (0216) 553 18 85
Sözbir Otel: H.Hesna Hatun Mah. Paşa Limanı Cad. No:4 (0216) 495 70 00
Saray Otel: Selman-i Pak Cad. No: 32 (0216) 553 07 77

Ne Yenir ? Ne İçilir ?

Karnınız acıktığında ise her bütçeye uyan her türlü çeşidi olan çok sayıda yemek yiyebileceğiniz en lüksünden en salaşına kadar her zevke hitap eden restaurant, bar, cafe, pastahane, kebapçı, pizzacı, et lokantası, balık lokantası gibi çok çeşitli alternatifler mevcuttur, bunlardan bazıları:
Selmanipak Caddesi üzerinde bulunan Mc Donalds, Mado, yaklaşık 40 çeşit zeytinyağlı yemek çeşidinin yanında et ve balık çeşitleri de olan semtin en önemli restaurantı konumundaki ve her zaman dolu ve nezih olan Kanaat Lokantası yemek yemek için en ideal yer olmakla birlikte yine aynı cadde üzerinde Akasya Pastahanesi, Grand Marmara Pastahanesi, ve Bülbülderesi’nde Domino’s Pizza en bilinen yerler olmakla birlikte bu cadde üzerinde çok sayıda irili ufaklı fast food, büfe ve kebapçılar mevcuttur. Hakimiyet-i Milliye Caddesi’nde ise meydandaki caminin duvarındaki çeşmenin yanından yürümeye başladığınızda sol tarafınızda yaklaşık 5-6 tane kokoreç, döner, pide ve gözleme gibi ufak ama çok leziz tatlar sunan ve üst katlarındaki salonlarından muhteşem boğaz manzarası ile birlikte yemeklerinizi yiyebileceğiniz mekanlar da vardır. Bu caddenin devamında balıkçılar çarşısının hemen girişinde Veli Ayvalık Tostçusu’nda çok sayıda yiyecek çeşidi bulmak mümkündür. Yine bu caddenin devamında yer alan Günebakan kebapçısı, Baler Kebapçısı ve Mimar Sinan Çarşısının tam karşısındaki Altınşiş kebapçısı iyi kebap ve çeşitlerini sunan nezih mekanlardır, ayıca bu cadde üzerinde de çok sayıda ufak fast food dükkanları ve terasta boğaz manzarası eşliğinde çayınızı veya kahvenizi içebileceğiniz teras cafeler mevcuttur. Kuzguncuk’ta ise az sayıda ama çok şirin yemek yiyebileceğiniz mekanlar vardır bunlardan bazıları Pala Dayının köfte ve ciğer salonu, Klas İnegöl köftecisi, Ekmek Teknesi dizisinde Nusret Baba’nın fırın olarak kullandığı fakat gerçek hayatta kebapçı olan yine aynı isimle Ekmek Teknesi ve Asude Ev Yemekleri dükkanları yemek yenebilecek Kuzguncuk’un birkaç yerinden bazılarıdır ayrıca Kuzguncuk deniz kıyısında İsmet Babanın Yeri denize sıfır muhteşem manzarası eşliğinde et balık kebap çeşitlerini sunan çok hoş bir yerdir. Nakkaştepe’de ise birkaç tane gözlerden uzak fakat muhteşem boğaz manzarası eşliğinde konuklarını çok güzel tatlarla ağırlayan başta bridge restaurant olmak üzere 3-4 tane nezih mekanlar vardır, ayrıca Üsküdar Salacak yolu üzerinde Katibim Restaurant, Damalis Restaurant, ve yine bu yol üzerinde birkaç adet deniz manzaralı çay bahçeleri ile gece hayatı içinde yer alan Angel bar gibi birkaç tane gece klübü de bulmak mümkündür. Kuzguncuk’tan Üsküdar istikametine veya Üsküdar’da Kuzguncuk istikametine giderken Paşalimanı Cafe ve Fethi Paşa Korusu içinde yer alan Yeşil Mavi Cafe boğaz manzarası eşliğinde yiyeceklerinizi ve içeceklerinizi mideye indirirken sizlere çok hoş vakit geçirtebilecek mekanlardır. Koşuyolu’nda ise çok sayıda pizza, kebapçı, yöresel yemekler yiyebileceğiniz mekan vardır.

Canım İstanbul

Boğaz gümüş bir mangal kaynatır serinliği
Çamlıca’da yerdedir göklerin derinliği
Oynak sular yalının alt katına misafir
Yeni dünyadan mahsun, resimde eski sefir

Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar
Perili ahşap konak bir şehir kadar
Bir ses bilemem tanbur gibi mi ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir Katibim’mi

Necip Fazıl KISAKÜREK
Abberline çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-10-08, 02:18   #2
Yabancı
 
Giriş Tarihi: 19-10-2008
Mesajlar: 1
Rep Puanı: 2375
Tryone Rütbe: SıfırTryone Rütbe: SıfırTryone Rütbe: SıfırTryone Rütbe: SıfırTryone Rütbe: SıfırTryone Rütbe: SıfırTryone Rütbe: SıfırTryone Rütbe: SıfırTryone Rütbe: SıfırTryone Rütbe: SıfırTryone Rütbe: Sıfır
Rep Gücü: 0
Varsayılan C: Üsküdar: Her Devrin incisi


Muhterem Efendim, Üsküdar hakkindaki yazinizi okudum fevkalade, tebriklerimi sunuyorum. Bendeniz de Üsküdar Kuzguncuk arasindaki mesafedeki sahil seridinin 1500 den sonraki mümkün oldugunca eski resim. fotograf veya gravürlerini ariyorum acaba nerede bulabilirim bu konuda yardimci olabilir misiniz? Zahmetiniz ve cevabiniz icin simdiden tesekkürlerimi arz ediyorum.
Tryone çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 18:01
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


(*) www.firmaniz.com Domain, Alan adı tescili sadece 11,95 TL!
Bir başkası almadan hemen alan adınızı tescil ettirin...
(*) SiteBAZ ile Web tasarımı sadece 5,95 TL!
Birkaç dakikada web sitenizi kurup, hemen yeni müşteriler kazanın!
www.ihs.com.tr

ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC

Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız sikayet@frmtr.com email adresine bildirebilirsiniz.
Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to abuse@frmtr.com


Search Engine Optimization by vBSEO

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562