|
||||
|
|
|||||||
| ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC | |||||||
|
|||||||
Aşk Doktoru Kategorisinde ve Aşk & Sevgi Forumunda Bulunan Karma ŞiirleR. Konusunu Görüntülemektesiniz => Ünlü Şairlerimiz.. Aşık VeyseL Halide Edip Adıvar Mehmet Akif Ersoy Hanımeli Gün mü uyanıyor Gül mü Yaprağında çiğ tanesi Kokla/sam ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Eski Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Ünlü Şairlerimiz..
![]() Aşık VeyseL ![]() Halide Edip Adıvar Mehmet Akif Ersoy Hanımeli Gün mü uyanıyor Gül mü Yaprağında çiğ tanesi Kokla/sam Süt mü sızmış balam Gül memelerden Bir bebek gülüverse Okşasam Seher yeli geçer gibi Gelin dalından Dağıtsan saçlarını Uzan/san Bir çin porseleni kadar saydam /Sırçadandır gümüş teni sırçadan/ Düşlerin ürperir mi Dokunsam Sanki mermer heykellerde yaşayan Kadim yunan Yakın dursa da Uzak san Bir de pamuk toplarken gör tarlalarda Türküsünü tutturmuş mu sana usuldan /İnci takmış sedef gerdan üstüne/ Düşün/sen Pembe bulutlar dağılır yüzünde Ak laleler gibi durur elleri Eğilip su içer gibi çeşmeden Öpsem Acaba Ne zaman ki kapımın ziline basılsa Hemen fırlarım yerimden Acaba sen mi geldin diye... Ne zaman ki telefonum çalsa Büyük bir heyecanla açarım Acaba arayan sen misin diye... Ne zaman ki bir zalim görsem Hep düşünürüm Acaba senin kadar zalim midir diye... Ne zaman ki bir kuruyan ağaç görsem İçim ürperir Acaba aşkımızda böyle kuruyup gidecek mi diye... Ne zaman ki bir ölüm haberi alsam İçim cız eder Acaba aşkımız mı öldü diye... Zonguldak Babam ve Sen Dün gece ilk kez babamı gördüm rüyamda ölümünden buyana buğday tarlalarındaydık malikanın her yaz olduğu gibi elinde orağı demet demet yapardı hasadın başağını senden konuşurduk,zaman zaman orak sesine aldırmadan gözlerinden ışıltılar saçardı seni anlattıkça yağmur bulutları oluşurdu ansızın gün akşama dönünce şimşekler çakardı uzaklardan daha yağmur başlamadan bozkırlardan gelirdi kokusu ovanın sise büründüğü akşamlarda hep seni düşünürdüm uzun uzadıya hani hayalini kurduğumuz sevdaların tükenmeyen güzelliği gün gibi aklımdadır seninle anlatıklarım ne tenha kuytular seçerdik seninle günışığından bile uzak bazen yakalanırdık gökmavisine elimizde olmadan birden mavileşirdi özlemlerimiz sevincimiz uçuşurdu derinliklerinde yüreğimiz bütünleşmiş tek umudun hayali vardı içimizde mil dağını da görmeni isterim duman bürümüş haliyle böyle zamanlarda sığınağımız olur rüzgarın uğultusu gelir doruklarından çobanların kaval sesine karışarak kuzular meleşirdi yamaçlarında ilkbaharı andırırdı yağmur sonrası toprağın kokusu özlemle dolardı sevgisi yüreğime yaşadığım coğrafyanın babamı da tanımanı isterdim çok sevecektin benim gibi sohbetine doyamadan ölümü bile aniydi bir akşam namazında duygulu bir sesin titreyişi vardı kelimelerinde bir soluk esiyordu yüreğinden içten ve dokunaklı ölümü bekleyen bir ruh haliydi bakışları kilitlenmişti bir noktaya yaşadığı kareler geçiyordu gözlerinden renkten renge giriyordu yüz ifadesi bir ara gözlerinden ışıltılar belirdi günışığına gülümser gibi bir ferahlık duymuştu tekrar donuklaştı matlaştı yüzündeki canlılık ürperdi birden azraili görür gibi ölüm uğultusuna kapıldı sessizlik çökmüştü odaya bir hüzün sarmıştı arkadaşlarını hepsi de akranlarıydı sevinci ve kederi paylaşmıştı birlikte yanı başındaydım elleri avuçlarımdaydı göz göze geldik birara babacanca gülümsemesi yoktu artık ölüm yolculuğundayı üzülme oğlum! insan doğar yaşar ve ölür yaşamın kanunu budur kelimeleri döğümlenmişti boğazına ifade edemiyordu hafifçe başımla onayladım seni anlıyorum dercesine evet candost! bir nisan akşamıydı doğanın canlı varlıkların üretken olduğu bir mevsimde yitirdim onu ve ölümü onunla hisettim hala yokluğunu yaşıyorum artık onunla ne esrarlı karanlıklar ne de bilinmeyen yıldızların pırıltısı kaldı ben böyle yaşarım onsuz geçen zamanı ve böyle anlatırım kendisini şiirlere bütün sevdalara uğrak sevgisine doyamadan taşırım yüreğimde... Cadde bir caddenin adı ölüm olsun uyandırır mı bu sizi yolculuğunuzu beklerken şantajcıları birikmiş kahve köşelerinde kıpırdatmaz güvensizliğini bir tanesi kurşun eziktir, örümcek işini bitirmiştir dolgusu toplam bir düzinedir belki fazla gizini çözmek için yalnızlığını verir biri haykırışı sıradan, çaresiz bir caddenin adı korku olsun satılmış pompacıları, kuytularında uyumayan karanlığı hortlak, aydınlığı cesaret torbası her an bitebilir de, uçurumun kenarındadır belki bu bir kampanyadır, tükenişin varlığı tertemiz, sonuncusu gedik desenli parçalanmış bir tasarımıdır yerde duran alacalı siren sesidir aslında caddeyi korkutan Çağırayım Mevlam Seni Dağlar ile taşlar ile Çağırayım Mevlam seni Seherlerde kuşlar ile Çağırayım Mevlam seni Su dibinde mahi ile Sahralarda ahü ile Abdal olup Ya Hu ile Çağırayım Mevlam seni Gökyüzünde İsa ile Tur dağında Musa ile Elimdeki asa ile Çağırayım Mevlam seni Derdi öküş Eyyüb ile Gözü yaşlı Yakub ile Ol Muhammed mahbub ile Çağırayım Mevlam seni Bilmişim dünya halini Terk ettim kıyl ü kalini Baş açık ayak yalını Çağırayım Mevlam seni Yunus okur diller ile Ol kumru bülbüller ile Hakkı seven kullar ile Çağırayım Mevlam seni Dağlar Neden böyle hicrana bürünürsünüz dağlar? Zamanın aksine genç görünürsünüz dağlar Bu kızıl akşamların taşırsınız yasını Sis çökmüş ufuklarda dövünürsünüz dağlar Destanlaşan aşkları taşıyıp bağrınızda Ferhat’ı gördüm diye övünürsünüz dağlar Çobanların kavalı ninni gelirdi size Şimdi yalnızlıklarla örünürsünüz dağlar Suların gölgesinde, ölüm sessizliğinde Hazan gelir, libastan arınırsınız dağlar Şimşek çakar,gök gürler, yağmur yağar, sel olur Çirkin talihinize yerinirsiniz dağlar Söner bütün umutlar, topraklar çoraklaşır Hüzünlü kubbenizde barınırsınız dağlar Tutkular keder olur, hevesler yanık türkü Sürgüne mahkûm gibi sürünürsünüz dağlar Ebruli sen geçtin duruldu şiirim şimdi hasretin ince yeli ölümseyen yüzünde o solgun ırmağın sönmüş kır ateşleri savrulan kül, neyi söyler zaman, kırgın düşlerle yaralı aşkın kayıp baharında kış izleri önünden geçtiğimiz aynalar gizlese de karanlığımızı yollarımız karla kaplı sessizlik sınır tanımıyor mavi bir damar usulca mora eğiliyor sonra her şey ebruli Fahişe Fahişe'yi yazdı; kavatları da. Sonra kitap çıkardı. Çok sattı kitabı. kavat işte! Bir ara ben de kitap yayımlarsam; kavat olayım... G e c e Ben gecenin en çok, adını seviyorum. Bir kere asildir gece... Sonra karanlıktır. Yüzlerdeki sahte tebessümler, Yalan gülücükler, Anlarsınız ya. Sonra nefes alır çiçekler. Arka odada bir ayin vardır, Bense bir yangını doya doya yaşıyorumdur bu gece. Elimde bir mücevher kutusu tutuyorumdur... Mücevher kutusundaki afyon ruhunu, şöminede yanan son fahişenin nefesi karışır Ateşe gizli düşen silüete. Süre baygın, Kaygı sarhoş, giz gözlerimde sarhoş. Bebek kucağımda ve a y r ı n t ı ayrıntı sırtıma geçirdiğim bin yıllık paltoda, ayrıntı usul usul hayatı adımlayan saçlarımda. ayrıntı ne kadar yağlasan da yine gıcırdayan kapıda. Kapıyı açık unuttum, Bir avuç su kadar masumsun oysa. Zamanı yakabilir misin suyla? Yap o zaman! Hadi ne duruyorsun! Umutsuzluğu demin çöpe attım. Biten şarap şişesiyle. Gözlerimi mücevher kutusuna koydum. Yatağıma girdim, mezara gömülen ceset gibi. Geç kalıcağım dünden belliydi Ağustos`a. Geceyi seviyorum dost! Ben, Gecenin En Çok Adını Seviyorum.!! Mesajı son düzenleyen $ercaN. ( 22-05-08 - 14:13 ). |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Eski Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Haberin Var Mı?
Haberin var mı? Karanlığın içindeki yas seni boğar mı? Şafağı, hiç doğmayacakmışcasına güneşi; Bekledin mi hiç? Sen batmalara alışmışsın gönlüm, Dev dalgalar olmuş, Kendi suyunda boğulmuşsun. Haberin var mı? Yaşamak için didinen, Her inadına sevişinde yenilen, Zalim ellerden son suyunu içmiş, Güne gün solan; eriyen, Yüreği taş kesmiş, Yaşamadan maziye gömülen bedenlerden... İşte yine battı güneşim, yine batacak. Yaşanmadan yıllarım, yine hüsran olacak. Yine bir gidiş, yine bekleyiş. Bilirim bu yürek yine yapayalnız kalacak... Bir yıldız daha kaydı, Haberin var mı?.. Iki Yabanci Bir sözün yeterdi herşeyi silmeye, Bir bakişin döndürürdü beni geriye, Gözlerim gözlerine yemin etse de, Bu kaçinci haykirişim bilmem ki ben de! Bir gülüşünle geceler gün olurdu, Solmuş ruhuma su katardin hergün! Hergün saatinde alinan ilacimdin sanki, Seninle başlardi yeniden hergünüm! Herşeyin bitişiydi gidisin! Son nefeste son bir direnişti sanki! Biliyorum herşey için çok geç şimdi, Şimdi biz iki yabanci miyiz yani? İbrahim’e Su Taşıyan Karınca İnsana en kutsal öğüdü verir: İbrahim’e su taşıyan karınca Hasret ateşinde buzullar erir Ümit baharına, aşka varınca Çıktığımız sefer iç yolculuğu Kırılgan gönüller küser-incinir Berrak, duru; saf sevgiler oluğu Yalnızlık gurbeti: mücerret-zincir Ne desen bu efkâr sinmez kâğıda Bıçak ucu uçurumlar sıratı Terk edilmiş eski masal dağı da Ey süvari, gök-burcuna sür atı Kokla alevdeki o serin gülü Arzular ceht ile erer menzile Hayat serüveni: düş kuran ölü Dilersen, sonrasız olanı dile Bilge bir cân gibi hikmete ulaş: Kaç mevsim dirildi şu narin eşkin? Akşamlı gün için niye bu telaş? Öte bir idrak ol, eşyadan aşkın İnsana en kutsal öğüdü verir: İbrahim’e su taşıyan karınca Hasret ateşinde buzullar erir Ümit baharına, aşka varınca. Jandarma İki jandarma girdi koluma Biri sağ koluma, biri sol koluma Ben hep melekler olacak sanırdım Fakat cellatlar da ortakmış hayata Namlu soğuk, hücre yaş, sonum dört duvarmış bildim Benliğimden güneşi, yeşili, maviyi bir de çok zor da olsa Bir de çok zor da olsa, beynim silmemeye programlanmış da olsa Seni sildim Sen dayanamazsın hücre yaş, hücre karanlık Hücre soğuk sen dayanamazsın Burda ekmek taştan, giysilerim işlenmemiş suçtan örülü Artık bekleme sana ne yazılacak yazım Ne de söylenecek sözüm var Burda hücrelerden gelen iniltiler sardı her yanımı Sen de biliyorsun, ben işlenmemiş suçların mahkumuyum Ben acıların sağ koluyum A Alfabenin ilk, Sözlüğümün tek harfi... O kadar çok, O kadar içten, O kadar inceydi ki hisler, Tek bir harf yetiyordu Bir sevdayı anlatmaya Ve, O kadar ürkek, O kadar çekingen, O kadar tedirgindi ki yazan Gerisini getiremiyordu bir türlü O ismin! O harf belki kendi başına Sadece bir harfti Ama bazı insanların hayatı, Bazen sadece bir harften ibaret oluyordu! Acaba Ne zaman ki kapımın ziline basılsa Hemen fırlarım yerimden Acaba sen mi geldin diye... Ne zaman ki telefonum çalsa Büyük bir heyecanla açarım Acaba arayan sen misin diye... Ne zaman ki bir zalim görsem Hep düşünürüm Acaba senin kadar zalim midir diye... Ne zaman ki bir kuruyan ağaç görsem İçim ürperir Acaba aşkımızda böyle kuruyup gidecek mi diye... Ne zaman ki bir ölüm haberi alsam İçim cız eder Acaba aşkımız mı öldü diye... ABveC Günlerdi kalan Sana Sakinliğimle avuttuğum I. Duman olur izi ateşin Anlamıdır ya da Yalnız Yanmalıdır II. Bir fotoğraf Siyah ve Beyaz Hayat gibi Bir çok andan sadece Biri III. Topluyorum bıraktıklarını Suya havaya ve toprağa Yeter Bırakama Bırakma Bıkma IV. Yalımlarında ateşin Gün ve rüzgar Gölgenin kumrallığında Köz ve kül Kalan V. Suya verildi çelik Yas ve servi zamanı Kırılmış Kuytusunda ayrılığın Ondan gayrı Elif Lam Mim ![]() Emeğe Sayıgı Duyalım Mesajı son düzenleyen $ercaN. ( 22-05-08 - 14:26 ). |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com