En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 06-07-12, 02:38   #1
sauron11

Varsayılan Hz. Ali bin Ebu Talib (Hz. Ali) Kimdir?


İslam Devleti'ni 656-661 yılları arasında yöneten dördüncü İslam halifesi. İslam peygamberi Muhammed'in amcasının oğlu, onun elinde büyüyen ilk çocuk, damadı ve ev halkındandır (Ehli Beyt). Sünnilere göre Cennetle Müjdelenen On Sahabe'den (Aşere-i Mübeşşere) biri, Dört Büyük Halife'den (Hulefa-i Raşidin) dördüncü ve sonuncusu; Şiilere göre ise Ondört Masum'dan biri, Oniki İmam'ın ilki ve Muhammed'in hak halefidir. İslam'daki Şii-Sünni ayrımı Ali'nin halifeliği mevzuuna dayanır. Sünniler Muhammed'in bir halef bırakmadığını (dolayısıyla Müslümanların seçimi ile halifenin tayin olunduğunu söylerlerken), Şiiler ise Ali'yi halef bıraktığını söylerler ve ilk üç halifeyi kabul etmezler.
İlk dönem İslam kaynaklarının birçoğunda, Ali Kabe'nin içinde doğan ilk ve tek insan olarak kaydedilir. Ali'nin babası yerel bir kabilenin şefi olan Ebu Talib, annesi Fatıma bint Esed'dir, bununla birlikte Ali, Muhammed'in evinde ve onun gözetiminde büyümüştür. Muhammed, peygamberliğini ilan edip İslamiyet'e davet etmeye başladığında, Ali bu daveti kabul eden Şia'ya göre ilk, Sünnilere göre (Hatice'nin ardından) ikinci insandır.İslam Devleti'ni 656-661 yılları arasında yöneten dördüncü İslam halifesi. İslam peygamberi Muhammed'in amcasının oğlu, onun elinde büyüyen ilk çocuk, damadı ve ev halkındandır (Ehli Beyt). Sünnilere göre Cennetle Müjdelenen On Sahabe'den (Aşere-i Mübeşşere) biri, Dört Büyük Halife'den (Hulefa-i Raşidin) dördüncü ve sonuncusu; Şiilere göre ise Ondört Masum'dan biri, Oniki İmam'ın ilki ve Muhammed'in hak halefidir. İslam'daki Şii-Sünni ayrımı Ali'nin halifeliği mevzuuna dayanır. Sünniler Muhammed'in bir halef bırakmadığını (dolayısıyla Müslümanların seçimi ile halifenin tayin olunduğunu söylerlerken), Şiiler ise Ali'yi halef bıraktığını söylerler ve ilk üç halifeyi kabul etmezler.
İlk dönem İslam kaynaklarının birçoğunda, Ali Kabe'nin içinde doğan ilk ve tek insan olarak kaydedilir. Ali'nin babası yerel bir kabilenin şefi olan Ebu Talib, annesi Fatıma bint Esed'dir, bununla birlikte Ali, Muhammed'in evinde ve onun gözetiminde büyümüştür. Muhammed, peygamberliğini ilan edip İslamiyet'e davet etmeye başladığında, Ali bu daveti kabul eden Şia'ya göre ilk, Sünnilere göre (Hatice'nin ardından) ikinci insandır.
Muhammed, Medine'ye Hicret'i emrettiğinde, Ali'yi Mekke'lilerin emanetlerini dağıtması ve yatağına yatarak müşrikleri kandırması için Mekke'de bıraktı. Ali görevini tamamlayıp Muhammed'den kısa bir süre sonra Medine'ye ulaştı. Medine'de Muhammed, Allah'ın onu Fatıma'ya layık gördüğünü bildirdi ve ikisini evlendirdi. Ali, Muhammed komutasındaki İslam Devleti'nde son derece aktif roller aldı; neredeyse tüm savaşlara katıldı, ordu komutanlığı, tebliğ elçiliği gibi görevleri icra etti. Üçüncü halife Osman bin Affan'ın bir suikast sonucu ölmesiyle, halife seçilerek İslam Devleti'nin başına geçti. Yönetimi sırasında Müslümanlar arasındaki ilk iç savaş (İlk Fitne) patlak verdi. Kufe'de bir mescitte ibadet ederken Hariciler'den Abdurrahman Mülcem tarafından saldırıya uğradı ve birkaç gün sonra öldü. Kufe yakınlarında toprağa verildi.
Ali, İslam Dünya'sının hemen her yerinde, imanı, adaleti, ülke yönetimi, dürüstlüğü, savaşçılığı, cesareti ve ilmi ile anılır. İslam tarikatlarının hepsi, kökenleri olarak Ali'yi gösterirler ve onun soyundan geldiklerini iddia ederler. Ali İslam tarihinde üzerinde en çok tartışılan şahsiyetlerden biridir.
Muhammed, Medine'ye Hicret'i emrettiğinde, Ali'yi Mekke'lilerin emanetlerini dağıtması ve yatağına yatarak müşrikleri kandırması için Mekke'de bıraktı. Ali görevini tamamlayıp Muhammed'den kısa bir süre sonra Medine'ye ulaştı. Medine'de Muhammed, Allah'ın onu Fatıma'ya layık gördüğünü bildirdi ve ikisini evlendirdi. Ali, Muhammed komutasındaki İslam Devleti'nde son derece aktif roller aldı; neredeyse tüm savaşlara katıldı, ordu komutanlığı, tebliğ elçiliği gibi görevleri icra etti. Üçüncü halife Osman bin Affan'ın bir suikast sonucu ölmesiyle, halife seçilerek İslam Devleti'nin başına geçti. Yönetimi sırasında Müslümanlar arasındaki ilk iç savaş (İlk Fitne) patlak verdi. Kufe'de bir mescitte ibadet ederken Hariciler'den Abdurrahman Mülcem tarafından saldırıya uğradı ve birkaç gün sonra öldü. Kufe yakınlarında toprağa verildi.
Ali, İslam Dünya'sının hemen her yerinde, imanı, adaleti, ülke yönetimi, dürüstlüğü, savaşçılığı, cesareti ve ilmi ile anılır. İslam tarikatlarının hepsi, kökenleri olarak Ali'yi gösterirler ve onun soyundan geldiklerini iddia ederler. Ali İslam tarihinde üzerinde en çok tartışılan şahsiyetlerden biridir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-11-12, 01:48   #2
Özkan

Varsayılan C: Hz. Ali bin Ebu Talib (Hz. Ali) Kimdir?


Hz. Ali, milâdi takvime göre 21 mart 598'de doğmuştur. 24. 01. 661 tarihinde ise, İbn Mülcem adlı hain tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir. Hz. Ali, İslam Peygamberi Hz. Muhammed'in amcasının oğludur. Hz. peygamberin yanında, onun eğitimi ile büyümüştür. ilk İslamiyet’i kabul eden kişidir. Ayrıca Hz. Peygamberin damadıdır da, dolaysıyla Peygamber soyunun sürdürücüsüdür.

Hz. Ali, Müslümanlığı ilk kabul eden kişi olarak son nefesine kadar da İslamiyet için çalışmıştır. Savaş meydanın da hiç yenilmemiştir. Bilgelikte, yiğitlikte, cesurlukta, fedakarlıkta üstüne insan yoktur. Hz. Ali, sadece yaşadığı süre içerisin de değil, onu takip eden yüzyıllarda da zalimin korkusu, mazlumun dostu olmayı sürdürmüştür. Hz. Ali'ye kinli haydutlar ve İslam düşmanı putperestler, Hz. Ali'ye yapamadıklarını evlatlarına yapmaya çalıştılar. O zamanın Ebu süfyan'ları, sonra Muaviye, Mervan, Yezit olarak Hz. Ali'nin soyunu kurutmak istediler. Nitekim Hz. Ali'de dahil her On İki İmam da şehit edilmiştir. Hiç birisi vadesiyle hakka yürümemiştir. Hz. Ali'ye ve soyuna yapılan haksızlıklar, katliamlar dolayısıyla Hz. Peygambere yapılıyordu. Cahilliye döneminde Arap toplumunun başına bela olan putperest köleci bezirganlar, görünürde Müslüman olup öz olarak bezirganlığı sürdüren bu kişiler, Hz. Peygamber döneminde yapamadıklarının adeta acısını çıkartıyordu.

Bu süreçten günümüze kadar sayısız acılar yaşandı. insanlık tarihinde görülmedik vahşi katliamlar yapıldı. Bu sürece dair anlatılacak çok şey var ve bunlar dün olmuş gibi güncelliğini koruyor. Çünkü günümüzde de bu misyon en inceltilmiş haliyle sürüyor. Bu misyon kirli, ikiyüzlü bir misyondur. Hz. Muhammed'in torunlarını katletmek ve ondan sonra da ona salavat etmek ikiyüzlülük değil de nedir?

Maalesef İslam tarihinde bunlar yaşandı ve günümüze dek etki bırakacak kadar güçlü yaşandı. Hz. Ali'yi tanımaya devam ediyoruz. İslamiyet, başta Hz. Ali'nin soylu mücadelesi olmak üzere gelişmeye devam ediyordu. Bu gelişme beraberinde bir çok sorunu da getiriyordu. Bu sorunların başında da eski putperest bezirganların Müslümanlığı kabul etmesiydi. Bunlar İslamiyet'i özümsedikleri için Müslüman olmuyordular. Bunların tek gayesi gelişen İslamiyet’in kazandığı değerlerin üzerine konmaktı. Nitekim daha Hz. Peygamber hakka yürümeden, bu bezirganlar fitne fesada başlamışlardı. Hz. Peygamberin hakka yürümesinden sonra ise saldırılarını alenileştirip sıklaştırmaya başladılar. Bu saldırıların hedefi Hz. Ali'ydi, dolayısıyla Hz. Peygamberdi.

İslamiyet gelişen ve güçlenen bir din olarak kendi kurumlarını da yaratıyordu. Bu kurumların en önemlisi de halifeliktir. Halife olan kişi İslam toplumunu dini ve siyasi olarak yönetmekle görevli olan kişidir. Bu anlamda halifelik önemlidir. Hz. Peygamberin kendisinden sonra halifenin kim olması gerektiği konusunda hadisleri vardır. Hz. Peygamber bir çok sohbetinde kendisinden sonra Hz. Ali'yi halife olarak tanıtmıştır. Ve o zaman herkes bu halifeliği onaylamıştır.

Bu özellikleri; ilk Müslüman olan kişidir, bütün ömrü İslamiyet için çalışmakla geçmiştir, bilgelikte, cesurlukta, fedakârlıkta üstüne yoktur. Ayrıca Hz. Peygamberin soyunu sürdürendir. Bütün bunlara ek olarak Hz. Peygamberin hadisleri var. Örneklersek: "Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır. Ali'yi sevmeyen beni de sevmiyordur. Bir kimse Ali'ye saygısızlık etti mi bana saygısızlık etmiştir." Bunlara benzer onlarca örnek. Bütün bunlar dünya insanlığının kabul ettiği genel gerçeklerdir. Bu gerçekleri günümüzün Sünni din bilginleri de kabul etmektedir.

Bütün bunların herkesin kabul ettiği genel doğrular olduğunu belirttik. Bir de biz Alevilerin Hz. Ali hakkında bize özgü doğrularımız ve tanımlamamız var. Bunları da yeri geldiğinde belirtmeye çalışacağız. Hz. Ali gücü olmasına, hakkı olmasına rağmen halifelik için kavgaya girişmedi. İslamiyet’in zarar görmemesi için Ebubekir'in halifeliğine ses çıkarmadı. Taraftarlarına dünya malının geçici olduğunu telkin edip onları kavgadan uzaklaştırdı.

Cahilliye dönemindeki eski gelenekleri tekrar yaşamaya/yaşatmaya başladılar. Ama bu sefer aralarında bir fark vardı. Bu fark da, cahilliye dönemindeki gerici geleneklerin İslam adı altında yaşatılmaya başlanmasıydı. Halbuki Hz. Peygamber sadece putları yıkmamış, aynı zamanda bu gerici gelenekleri de yıkmıştı. Hz. Ali burada önemli bir rol oynuyordu. Bu rol de bütün bu gerilikleri teşhir etmekti. Hz. Ali görevini layıkıyla yerine getirip, daha çocukken putlara attığı taşları söze dönüştürüp bu putperest bezirganlara fırlatıyordu. Eskinin büyük putperest bezirganları, önlerine çıkan bu engeli aşmak için olmadık hilelere baş vuruyorlardı. Hz. Ali bütün sorunları teker teker aşıyordu. Hz. Ali sabırlıydı, bu sabrı kimse gösterememiştir. Hz. Ali mücadelesini daha bir azimle sürdürdükçe bu putperest bezirganlar çıldırıyorlardı.

Tekrar tekrar belirtmekte yarar var, Hz. Ali'yi savaş meydanında yenen olmamıştır. Hz. Ali hiç bir savaştan kaçmamıştır, bu anlamda gücü, yiğitliği tartışılmazdır. Ama bütün bu yiğitliğe rağmen Hz. Ali, halifelik kavgasına girmemiştir. Bütün haksızlıklara, kışkırtmalara, tahriklere rağmen. Hz. Ali bunu yaparken bir tek gayesi vardı. O da; İslamiyet zarar görmesin.

Nihayet Hz. Ali halife oldu. Baştan beri olması gereken şimdi oluyordu. Bu putperest bezirganlar tayfası bu halifeliği mecburen de olsa kabullenmek zorunda kalıyordu.

Bu döneme dair ciltler dolusu değerlendirilme yapıla bilinir. Çünkü bu dönem İslam tarihinin en belirleyici dönemidir.

Hz. Ali halife olmuştu olmasına ama bu putperest bezirganlar boş durmuyordu. Hz. Ali bu putperest bezirgan tayfasının yaptığı tahribatları onarmakla meşgulken, onlar Hz. Ali'yi ortadan kaldırmanın planlarını yapmaktaydılar. Bu planların sonucu, Hz. Ali 24. 01. 661 tarihinde ibn mülcem adındaki katil tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir.

Hz. Ali'nin şahadeti İslam tarihinde kanlı bir dönemin başlangıcı olmuştur. O tarihten bu yana, başta Hz. Ali'nin soyu olmak üzere, Hz. Ali'yi sevenler onun yolunda yürümek isteyenler insanlık tarihinde rastlanmamış katliamlara, baskılara maruz kaldılar. Bu katliamlar ve baskılar günümüze kadar da geliyor. Ve aradan 1400 yıl geçmesine rağmen, hâlâ Hz. Ali'nin yolunu tutanlar, yani Aleviler kendilerini açıktan ifade edemiyorlar.

Hz. Ali'nin kişiliğini, mücadelesini, olguları ve olayları ele alış tarzını, insan ve doğa ilişkilerini anlatmak yüzlerce cildi kapsayacak bir çalışmadır. Biliyoruz ki Hz. Ali İslamiyet’in, Hz. Peygamberden sonra en büyük temsilcisidir. Bu anlamda tarih boyunca insanlar en zor dönemlerinde Hz. Ali'yi çağırmışlardır
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-12-12, 12:24   #3
Mario Bros

Thumbs up İnanç Önderlerimiz


Hz. Ali


Hz. Ali, 29 Temmuz 599 tarihinde Mekke’de doğmuştur. Bu tarih, Fil yılının 30. yılının Recep ayının 13. günü olan Cuma günününün Miladi takvimde karşılığıdır.[1] Kabe’de doğmuş olan tek kişidir. Annesi Fatima’dır. Haşim’in oğlu Esed’in kızıdır. Babası ise, Ebu Talib’dir. Ebu Talib de Haşim’in oğlu olan Abdülmüttalib’in oğludur. Bu nedenle Ali, anne ve baba soyu bakımından tam bir Haşimi’dir. Annesi adını, “arslan” anlamına gelen “Esed” veya “Haydar” koymak isterse de Muhammed’in isteğiyle “Ali” konur. Diğer adlarsa ona lakap olarak verilir. Daha sonraları bu lakaplara, “Tanrı rızasını kazanmış” anlamına gelen “Murtaz┠da eklenir. Künyeleri “Ebü’l-Hasan”la “toprak babası” anlamına gelen “Ebü’t-Turâb”tır. Bu son künyeyi kendisine Hz. Muhammed verdiğinden, Ali genellikle bu künyesini yeğlemiştir.

Hz. Muhammed, Ali beş yaşındayken yanına alarak bakımını üstlenir. Bu durum 18. yaşına dek sürer. Böylece Ali’yi Peygamber Muhammed eğitmiş, kişiliğini kazanmasına yardımcı olmuştur. Halk deyimiyle Ali, Peygamber’in “çarkından çıkmış”tır.

Hz. Ali, Muhammed’in peygamberliğine ilk inananlardan ve bu nedenle ilk Müslümanlardandır.[2] Hz. Muhammed’e peygamberlik vahiyi geldiğinin ikinci günü ona inanan ve peygamberliğini kabul eden, dahası her türlü gücüyle onun hizmetine giren ilk kimse olur. Bu bağlılık ömrünün sonuna dek kesintisiz sürer. Kuran’ın “Mushaflık” döneminde 22 yıl “vahiy yazmanlığı” yapar. Bu, kolay kolay kimselerin ulaşamayacağı bir görevdir.

“İlk Müslümanlar”ın kimler olduğu tartışmalara boğulmuştur. Bunlar Muhammed’in; eşi Hatice, yeğeni Ali, kölesi Zeyd gibi en yakınlarından oluştuğu bilinmektedir. Ne var ki Sünni çevreler buna “dostu” Ebu Bekir’i de eklemeye çalışırlar. Oysa, Ebu Bekir’in ilk Müslümanlardan olmadığı bilinmektedir. Mısırlı Hıristiyanlardan Afif El-Kindi Mekke’ye gelişi sırasında Hz. Muhammed’in Hacerü’l Esved taşının önünde mamaz kıldığını, arkasında ise bir kadın, bir erkek ve bir de köle olduğunu yansız bir gözlemci olarak kitabında belirtir. Doğallıkla bunlar Hatice, Ali ve Zeyd’dir.[3]

Hz. Ali’nin Peygamber’e, onun düşüncelerine bağlılığı zaman zaman yaşamını da ortaya koyacak biçimde sürer. Peygamber’in Medine’ye göçü sırasında yatağına yatarak, ölüm tehlikesini göğüsler. İslam’ın kabulünde yaşamını ortaya koyar ve savaş alanlarının bir numaraları savaşçısı olur. Bir “İslam militanı”ymış gibi canla-başla savaşır, çalışır. Bu alanda hiçbir özveriden kaçınmaz. Bu yararlılıklarından ötürü Ali kendilerine cennet vaadedilen on kişi (“aşere-i mübeşşere”) arasındadır. Peygamber’in isteğiyle oluşturulmuş ve onun ölümünden sonra da çalışmalarını yürüten altı kişilik meclisin üyesidir.[4] Bunlar Ali için önemli konumlardır.

Hz. Ali, “İslam devrimi”nin Peygamber’den sonra bir numaralı adamıdır. Peygamber Muhammed’i, “madde ve manâda temsil yeteneği bakımından” en yüce kimsedir. Kendisine halifelik sırasının çok sonraları gelmesi, onun değerini düşürmez. Bu durum, dönemin siyasal çalkantılarının bir sonucudur. Ali, son nefesine kadar Peygamber’den ve onun yolundan ayrılmamıştır. Hz. Muhammed’e ilk inanan kişidir. Ali’nin Hz. Muhammed’e bağlılığı kuşkusuz; “tam bir teslimiyet içinde ve aşk düzeyinde”dir. Ali için; bütün güzellikler, iyilikler, idealler Hz. Muhammed’e bağlılıktan ibarettir. Peygamber’in Medine’ye göçü sırasında onun yatağına yatarak ölümü göğüslemesi, Peygamber için “ölüme bile gitmeyi şeref bildiği” içindir. Ali’nin ilim ve irfan açısından sahabelerin en önde gelenlerinden olması konusunda kimsenin kuşkusu yoktur. Hz. Muhammed’in temsil ettiği bilim ve hikmet değerlerinin insanlara ulaştırılmasında Ali biricik addır. Alevi-Şiilerin tümü, Sünni tasavvufi tarikatların/ ekollerinse bir bölümü soy ve inanç kütüklerinin Peygamber’e bağlandığı noktaya hiç çekinmeden Hz. Ali’yi yerleştirmişlerdir. Bu nedenle tasavvuf tarihinin Hz. Ali’ye verdiği ad, “Şah-ı Velâyet” olmuştur. Ali, züht ve takvada ileri düzeylere ulaşmış sahabeler içerisinde yer alır. Ona, en üst düzey (mertebe) biçilmiştir. İslam düşünce ve ahlâkının “dünyaperest Emevi bezirgânları”nca karartılmaya, yozlaştırılmaya ve gericileştirilmeye gidildiği dönemlerde “peygamberene yaşama dönüş” ve “dünya perestliğe” bir tepki olarak ortaya çıkan tasavvufi hareketler bireysel ve toplumsal bir disiplin olarak Fatıma ile Ali’nin sergiledikleri yaşamın bir örnek alınışı gibidir. Ali, bir “feta” olarak Müslüman gençliğinin “ideal tipi”dir. Bunu özellikle Fütüvvet çevreleri ile Şii, Alevi, Ahi ve Bektaşi toplulukları benimseyerek, eğilimlerine öz olarak kazandırmışlardır. Bu çevrelerin “Kamil/ yetkin/ olgun insan tipi” de yine Hz. Ali’dir. Ali ve Ehlibeyt sevgisi dinsel, ruhsal, ahlâksal, toplumsal ve siyasal bir olgudur.[5]

Peygamber Muhammed’in yolunun özünü kavrayan, yakalayan Ali, bu yolla/ ideolojiyle bütünleşir. Bu nedenle Aleviler, bu kendilerinin de sahiplendikleri ve izledikleri yola “Muhammed- Ali Yolu” derler. İslam’ın ana damarı ve anayolu budur. Bu yolu; Ehlibeyt, yine bu soydan gelen Oniki İmamlar ve seyyidler sürdürürler. Alevilerse bu yolun bağlıları, inanırları olurlar. İslam’daki “mezhep” adı altındaki Sünni nitelikli siyasal ve toplumsal hareketlerin hepsi Muhammed- Ali bütünlüğünden çatlaklar yaratarak, araya sızmak doğrultusunda olmuştur. İslam’daki iktidar kavgalarının, kanlı savaşların, mezhep akımlarının nedeni hep budur.

Tarihçiler ilk kaynaklara ve söylenenlere (rivayetlere) dayanarak Hz. Ali’nin karakteristik tipini belirlerler. Bunlara göre; Ali esmer, gür sakallı, saçları önden dökük, büyük ve elâ gözlü, güler yüzlü, güzel yüzlü, orta boylu, iki omuzunun arası geniş, pazuları ve baldırları kalın, mafsalları ince, pençeleri aslan gibi güçlü, oldukça cesur, insan güzeli, her savaşta ve vuruşmada başarmış, buna karşın yumuşak huylu, alçak gönüllü, hoşgörülü, cömertliğiyle ünlenmiş ve bunu ilkeleştirmiş, insanlıklı, tapınıma düşkün, insan ilişkilerinde ve yönetimde adil, paylaşımcı ve özverili, usta konuşmacı düzeyinde çok iyi konuşan, belâgatle söz söyleyen biridir.[6]

Hz. Ali, Peygamberle birlikte İslam’ın ilk döneminin tüm savaşlarına katılmış, İslam’ı yapılandırmaya ve kurumlaştırmaya çalışmıştır. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında Hz. Muhammed’in yanında vuruşmalara katılmış, olağanüstü başarılar göstermiştir. Bu savaşlarda önemli vuruşmacılardan/ dövüşçülerden biridir. Peygamber Uhud’da “Zülfikâr” olarak adlanan kılıcı Ali’ye verek onun değerini bir kez daha teslim eder. Ali bu savaşta 90 yara alacaktır. Hendek Savaşı’nda İslam tarafının dövüşçülerinin yitik vermeleri üzerine Ali Peygamber’den ısrarla izin istemiş, Peygamber başındaki “imame”yi ona giydirerek, savaşa sokmuş ve “mücessem iman mücessem şirkle savaşmakta” demiştir. Ali, yalnız Tebük savaşına katılmamış, Peygamber’e vekâleten Medine’de kalmış, sivil halkı korumakla görevlendirilmiştir. 628’de Fadek’te Yahudi Sa’d kabilesine karşı yapılan savaşı yönetmiştir. Aynı yıl yapılan “Hudeybiye Barış Antlaşması”nın metnini Hz. Ali kaleme almıştır. Mekke’nin alınması günlerinde Kabe’deki putları ve resimleri Peygamber Ali’yi omuzlarına çıkartarak kırdırmış ve temizletmiştir. Peygamber, Taif’deki putheneyi yıktırma ve putları kırdırma işini Ali’ye yaptırmıştır. Bedir Savaşı’nda sancaklardan Peygamber’in sancağını Ali taşımıştır. Hayber saldırısında Ebubekir’le Ömer’in başarısız olmaları sonucu Peygamber sancağı ona taşıtmıştır. Bu görevlendirme üzerine şunu söyler: “Yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim ki, o Tanrı’yı ve elçisini sever, Tanrı ve elçisi de onu severler. O kaçmaz, fethetmedikçe de geri durmaz”. Hayber’de kale kapısını kalkan olarak kullanışı söylenceleşir. Mina’ya, Peygamber onu görevlendirmiştir. 632 yılında yapılan Yemen seferini o yönetir ve Hamdanilere Müslümanlığı kabul ettirir.[7]

Ali, Peygamber Muhammed’in hem kuramsal, hem de uygulamsal iyi bir izdaşıdır. Kuran’ın vahiyiyle başlayan İslam öğretisini en iyi bir biçimde anlamaya çalışan ve bunu topluma benimsetenlerin başında gelir. Bu nedenle Ali, İslam’ın özüne ve ruhuna bağlıdır. Bu alanda herhangi bir makam, saygınlık, çıkar kaygısı yoktur. O, sürekli İslam’ın gönüllü eri olmayı yeğlemiştir. Bu durum biraz da Peygamber Muhammed’e aşırı bağlılığından ve ona olan inancından- güveninden kaynaklanmaktadır.

Ali’nin İslam içindeki konumu sürekli tartışılmıştır. O, Peygamber Muhammed öğretisinin iyi bir savunucusu olarak İslam’ın merkezindedir. İslami ana kolun temsilcisidir. Sürekli devletçi oluşunun, zor günlerde devleti düze çıkarmayı üslenmesinin nedeni budur. O, Muhammed’i Müslümanlığı sürdürmeye çalışmıştır. Diğerleri ise bu çizgiden ayrılmalar göstermiş; Ali’yi, soyunu ve izdaşlarını baskı altına alarak kendilerine özgü geliştirdikleri bir çizgiyi İslam’ın aslı ve kendisidir diye iktidar gücüyle kabulettirmişlerdir. Zamanla İslam’ın yönetimini ele geçiren bu çevreler kendi öğretilerini Peygamber’in ana çizgisi ve asli öğreti, Ali çizgisini sördüren öğretileri de “İslam’dan sapma” olarak göstermeyi başarmışlardır. Şiiliğin mezhepkabul edilmeyişi, Aleviliğin İslam’ın dışında gösterilmeye çalışılması hep bu nedenlerden kaynaklanmaktadır.

Ali, Kuran ayetlerinin öğrenilmesi ve öğretilmesi işinin en içtenlikli erlerinden biridir. Hz. Muhammed’in yanında olmasının da rolü olsa gerek, gelen vahiy ayetlerini ilk belleğine yerleştiren ve öğrenen sürekli o olmuştur. Hatta daha sonraları Kuran’ın derlenmesi yıllarında Ali bu belleğinde tuttuğu ayetleri bir araya getirmiş, kitaplaştırmıştır. Özellikle, Alevi/ Şii dünyasında “Ali Kuranı” olarak adlandırılan Kuran böyle doğmuştur.[8] Ali derlemesi, Kuran’ın Peygamber’den sonra kitaplaştırma işindeki kuşkulara ve düşülen çelişkilere çözüm getirecek niteliktedir.

Ali, iyi bir Kuran yorumcusu olarak bilinir. Kuran’ın geliş ve yaşama geçiriliş döneminin her aşamasını bizzat Peygamber’in yanında ve onunla birlikte geçirmesi, onu bu açıdan olanaklı kılmıştır. Alevilik/ Şiilik, Ali’nin Kuran yorumundan çıkmış ve bu yorumu esas almıştır.

Ali’nin İslam’ın kurumlaşmasında önemli rolü olmuştur. Halife Ömer, “Hicret Olayı”nın Hicri takvimin başlangıcı olarak alınıp yeni bir takvim düzenlemeyi Ali’nin önerisiyle yapar. İslam’ın ilk halifeleri kendisine garazkârane davranmalarına karşın, İslamiyet’in rayına oturması, toplumsal birlik ve düzenin sağlanması için bu halifelere yardımcı olmaktan kaçınmamış, “danışmanlık” yapmıştır. Eyaletlerden gelen şikâyetleri araştırması ve gidermesi için Halife Ömer’i uyarma işini üstlenmiş, Osman’ın yandaşlıkları ve haksızlıkları nedeniyle yaşamının tehlikeye girmesi sonucu Ali halifeyle küskünler arasında ilişkiyi kurma işini üstlenmiş, evinin kuşatılması sırasında bile çocuklarıyla birlikte onu korumaya çalışmıştır.

Osman’ın öldürülmesi sırasında toplum oldukça bozulmuş, huzur kalmamıştır. Ali, kendisine ısrarla önerilen halifeliği üstlenmekten tereddütler geçirmişse de, devletin merkezinden ve ilk kuruculardan olmanın vediği sorumlulukla bu görevi en kötü döneminde üstlenmiştir. Beş günlük tereddütten sonra halifeliğikabuleder ve 24 Haziran 656 günü Medine’de Peygamber Mesci’dinde kendisine bağlılık yemininde (biat) bulunulur. Bu tören için minbere ilk çıkan Halife Ali olur. Medine’den ayrılır ve bir daha da dönmez.

Hz. Ali dönemi tümüyle iç karışıklıklarla geçer. Ayşe, Talha ve Zübeyr onun halifeliğini kabuletmemiş ve Basra’ya çekilmişleridir. Bu nedenle Ali bunlar için Basraüzerine yürür. “Cemel Olayı” bu kentin önünde 4 Ekim 656 tarihinde yapılır. Ali savaşı kazanır. Ali’yi oldukça üzen bu olay sonucunda Talha ile Zübeyr ölür, Ayşe ise Peygamber’in eşi olması nedeniyle duyulan saygıdan dolayı gözetim altına alınarak, Medine’ye gönderilir. Hazinede birikmiş parayı ihtiyaçlılara dağıtır. Astar’ın ön çalışmalarından sonra Küfe’ye girer. Oradan Medain’e gider. Şam’da bağımsız saltanatını kurmuş olan Muaviye ile Sıffın ovasında Haziran- Temmuz- Ağustos 657 aylarında 110 gün süren “Sıffın Savaşı” yapılır. Savaş kazanılmak üzereyken, Amr b. As’ın Muaviye’yi bir “hile”yi kullanması önerisiyle, Kuran sayfaları mızraklara takılarak Ali’nin ordusunun savaşı durdurmalarına yol açılır ve Muaviye orduları kesin bir yenilgiden kurtulur. Bunun sonucunda “Hakem”e gidilir. Kurnazlığıyla ünlü Amr Muaviye’nin, saflığıyla ünlü Musa el-Eşari ise Ali’nin hekemleri olurlar. Ali, istemeyerek de olsa Musa’nın kendisini temsil etmesinikabul eder. Şubat 658’de hakem toplanır. Musa, damadı Abdullah b. Ömer’in halifeliğini düşünmektedir. Amr’ın sözlerine de kanarak, Osman’ın öldürülmesinde Ali’nin suçlanmasına yanaşır ve Osman’ın öcünün alınmasında Muaviye’yi yetkili görerek, temsil ettiği Ali’yi halifelikten alır. Aslında bu Amr’ın düzenidir. Musa bu düzene çekilmiştir. Amr da Musa’nın kararına katılarak Ali’nin görevden uzaklaştırılmasını benimser. Temsil ettiği Muaviye’yi halifeliğe atar.

Ali’nin hakemi kabuletmesine karşı çıkan bir grup, ondan ayrılarak Abdullah b. Vahbalrasibi’nin başkanlığında toplanırlar. Sonuçta Ali’yi sorumlu tutarlar. Ali’den kopan bu topluluk “Hariciler” adıyla anılırlar. Başşızlıktan yanadırlar. Nihilist hareketlere girerler. Kargaşalık çıkarırlar. Kararlı bir politikaları ve bir sistem anlayışları yoktur. Ali; 17 Temmuz 658’de bu topluluk üzerine düzenlediği “Nehrevan Savaşı” ile, bu kesimi etkisiz kılarsa da, İslam toplumunun sonraki dönemlerinde bu kesimin yıkıcılıkları uzun zaman sürecektir. Zamanla kimi mezheplere karışarak eriyip kaybolacaklardır.

Sıffın Savaşı ve hakeme gidilmesi Ali’nin yönetiminde ve yaşamında dönüm noktasıdır. Oysa Ali, istemeyerek, zorunlu olarak hakeme gitmiştir. Yandaşlarınca zorlanmıştır. Bu olaylar İslam toplumunun bölünmesinde etken olur. Ali’ye bağlı olan kesimler “Şiiler” adıyla varlıklarını sürdürler. “Aleviler” bu kesimin ve akımın paralelinde zamanla oluşur ve ad alırlar. Şiiler ve Aleviler ödünsüz Ali yanlısıdırlar ve Ehlibeyt seveni olarak günümüze kadar varlıklarını aynı içerikte sürdürmüşlerdir.

Bir üçüncü grupsa; Muaviye ve Ümeyyeoğullarının yanında yer alan kesimdir ki, bunlar “Emeviler” adıyla adlandırlırlar. “Sünnilik”in temelini bu topluluk ve akım atar. Zaten, “Ehli sünnet vel cemaat” sözünün de babası bilindiği gibi Muaviye’dir.[9] Bu söz, Muaviye’nin Ali’ye karşı yürüttüğü karalama kampanyası sırasında doğacak, giderek bu akımın içerisi dolacak ve genel İslamlığa egemen bir mezhep durumuna dönüşecektir.

Muaviye, Şam’ı başkent edinerek Suriye’ye yerleşir. Devletinin güçlerini orada toparlar. Ali, Küfe’yi merkez edinerek Irak topraklarına ağırlık verir. Savaştan sonra da Küfe’ye çekilmiştir. Orada Haricilerden Abdulrahman İbnü’l Mülcem al-Sarimi tarafından 27 Ocak 661 tarihinde zehirli bir kılıç darbesiyle vurulur. İki gün sonra ölür. Öldürüldüğünde 63 (veya 65) yaşlarındadır.[10] Fırat’ın dalgalarını engelleyen su bendinin yanına defin edilir. Daha sonraları burada Necef kenti (bugünkü Meşhed-i Ali) kurulur. Türbesinin bulunduğu yer, Necef-i Eşref adıyla anılmaktadır. Ali, 4 yıl 9 ay yönetimde kalmıştır. Dönemi tümüyle iç çatışmalarla geçmiştir. Öldüğü zaman da toparlanamamış bir İslam-Arap devleti vardır.

İç çekişmelerin doğurduğu uygunsuz tutumlar nedeniyle Ali’nin mezarı gizli tutulmuştur. Ama Ehlibeyt’ten ve Oniki İmamlar’dan olan kimseler Necef’teki mescidde Zarih denilen sandukasını ziyareti sürdürmüşlerdir. Kabrini, ilk kez Abbasi halifelerinden Harun-ür Reşit 786 yılından sonra belirleyerek yaptırmıştır. Kabrin üzerine bir bina kurulmuştur. 892’den sonra Dâ-i Sagıyr denilen Zeydü’l-Hasani oğlu Muhammed, yapıyı onartmış ve yeniden düzenlemiştir. 979’da Azus-üd-Devle Fenâ Husrev ibni Büveyd Deylemi türbeyi bir bakıma yeniden yaptırmış ve birçok vakıf bağlamıştır. Daha sonraları yangında zarar gören türbe halkın yardımıyla 1358’de yeniden yapılmıştır. 1636’da Şah Safi’nin yardımıyla türbenin yeniden onarımı başlamış, bu çalışmalar 1642’de Şahh II. Abbas döneminde bitirilmiştir. Nadir Şah 1741’lerden sonra kubbeyi ve iki minareyi altınla kaplatmıştır. Son dönemlerde Nasirüddin Şah XIX. yüzyılın ortalarında türbeyle mescidini onartmıştır. Sultan Abdülaziz de altınla işlenmiş iki büyük şamdan armağan etmiştir.[11]

İmam Ali, Hz. Muhammed’in en çok değer verdiği ve güvendiği biridir. Medine’ye göçüldükten beş ay sonra göçmenlerle (muhacir/ Mekkeliler) ensar (yerliler/ Medineliler) arasında dayanışmaya dayanan Alevilerin sonradan musahiplik geleneğinin ilk kaynağı olarak gördükleri bir kardeşlik kurulur. Peygamber de, Ali ile kardeş olur. Ali’yi kendilerinin kardeşi, veziri ve vasisi olarak çevreye sunar.

Ali, 622 yılının sonlarında Peygamber’in kızı Fatıma’yla evlenir (Hicret’in 1. yılı, Muharrem ayının 21. Perşembe günü).[12] Fatıma, örnek bir kadın tipidir. Yeni oluşturulan İslam toplumunda ideal kadın örneğidir. Her türlü kirden, kötülükten arınık anlamına gelen “Betül” sanıyla anılır. Ebubekir’le Ömer de Fatıma’yı istemelerine karşın,Fatıma da babası Hz. Muhammed de Ali ile evlenmesinden yanadırlar. Bu evlilikten Hasan ile Hüseyin doğarlar ve Peygamber Muhammed’in soyu, yani Ehlibeyt’i bu evlilikten sürer. 606 yılında doğan Fatima, babasından 3-4 ay sonra, yani 12 Kasım 632 yılında 26 gibi genç bir yaşta ölür. Ali, aynı yıl iki önemli desteğini yitirmiştir.

Ali, Fatıma’nın sağlığında ikinci bir evlilik yapmaz. Arap geleneğini çiğneyerek tek eşli olarak kalır. Ancak onun ölümünden sonra evlilikleri olur. Fatıma’nın ölümünden sonra, 7-8 hanımla evlenmiştir.[13] Bu evliliklerin tümünden 18’i kız 18’i erkek olarak 36 çocuğu olur.[14]

Veda Haccı dönüşünde Gadiri Hum’da 16 Mart 632 günü Peygamber Ali’yi yanına alarak minbere çıkar ve topluma Kuran’la Ehlibeyt’ini bıraktığını söyler. Toplumun yanlışa düşmesini bu iki öğenin önleyeceğini belirtir. Ali’nin elini tutarak; “Ben kimin mevlasıysam, Ali de onun mevlasıdır” diyerek kendisinden sonra İslam Devleti’nin yönetimine Ali’yi önerir. Bu öneriden sonra Ali oradan bulunlarca kutlanır. Dahası kutlayanlardan biri de, sonradan bunları duymazlıktan- görmezlikten gelecek, Ali’ye karşı amansız erk savaşımı yürütecek ve Peygamber’in isteğini çiğneyecek olan Halife Ömer’dir.

Gadiri Hum günü Şii/ Alevi/ Bektaşi toplumu için Ali ve Ehlibeyt’e ilişkin kutlu günlerdendir. Kutlanması, bu toplumlarca inançsal geleneğin içine alınarak sürdürülür.

Hz. Muhammed Haziran 632 yılında ölür. Yerine İslam Devleti’ni yönetme işi gündeme gelir. Bu iş, halifeliktir. Bu alanda, Haşimoğulları, muhacirler ve ensar etkindir. Söz sahibi konumundadırlar. Haşimoğulları genellikle Hz. Ali üzerinde durmaktadırlar. Fakat politikanın tüm öğeleri çalıştırılarak, Ali devletin yönetiminden uzak tutulur. Bu durum Halife Osman’ın öldürülmesiyle doğan kargaşa ortamına ve devlet kırizine dek sürer. O koşullarda iş başa düşmüştür. Ali zorunlu olarak yönetimikabuleder.

Her zor günde Ali vardır. Hz. Ali devletin ve toplumun geleceği için bunların hiçbirinden kaçınmaz, görevini canla-başla yürütür.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
hz ali kimdir, hz. alinin hayatı, ilmin kapısı, on iki imamlar

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat