3 yıl hizmet ettim bilenler beni iyi bilir karşılıkmı bekledik tabiki hayır ama 2 ay fazla online olmadık diye 2 yılda asistan son 1 yılda moderatör olduğum görevden bi teşekkür bile etmeden aldınız ,neyse boşver dedik onursal üyelik sıfatı vardı genede nikimizin altında gördümki oda alınmış sorunca kimseye hesap vermeyiz dediniz hesap sormuyoruz sadece insan bi teşekkür eder dedik, siz by ick adresini vede hesap nonu verde bi şekilde teşekkürürümüzü iletelim gibi adice cevap yazdınız yazıklar olsun diyorum başkada bişi demiyorum 3 yıl kimseyle bir sorunum olmadı ne bir uyarı ne bir kezde olsun ban cezası almadım çok kişi abi sana büyük haksızlık yapılmış dedi boşverin dedim ama herkez neyin ne olduğunu başına gelmeden görsün bilsin diye bu konuyu açıyorum
Tutamayacagım sözler VERMEM
Basit kişilerle polemige GİRMEM
Bazı şeyleri asla AFFEDEMEM
Yaşanmışlıkları kolay SİLEmEM
Acıyı tanıdıgım için,kimseye ÇEkTiRmEM
Cesaretsizligi ""gurur'la"" öRTEMeM
Yalan ve taktiklerle ugraşmayın,YEMEM!
Dostlarıma laf ETTİRMEMMM...
Tutkularım var, VaZGEÇEMEMMM!!!
Gidiyosan eğer,çok özlesem bile dön dEmEMMMM
Agır geliyosa bunlar, firar serbest...
sEvEn sEvEr..sEvMeYeN yoL aLıR giDeR!!
Sınıf, ögrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapida beliriyor. Iceriye kizgin bir bakis atip kürsüye geciyor.
Tebesirle tahtaya kocaman bir (1) rakami ciziyor. “Bakın” diyor. “Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceginiz en degerli sey...”
Sonra (1)’in yanina bir (0) koyuyor: “Bu, basaridir. Basarili bir kisilik (1)’i (10) yapar”.
Bir (0) daha... “Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz”.
Sifirlar böyle uzayip gidiyor: Yetenek... disiplin... sevgi... Eklenen her yeni (0)’ın kisiligii 10 kat zenginlestirdigini anlatiyor hoca...
Sonra eline silgiyi alip en bastaki (1)’i siliyor. Geriye bir sürü sifir kaliyor.
Ve olayin yorumu: “Kişiliginiz yoksa, öbürleri hiçtir”.
DÜNYA HAYATI GEÇİCİDİR
Alıntı:
|
YİRMİ SANİYEDE (şeytanın oyunu)
|
Alıntı:
--------------------------------------------------------------------------------
Şeytan hizmetçi kılığına girmiş ve yirmi sene Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri'nin yanına gidip gelmişti. Bir türlü gönlüne vesvese vermeye, ona istediklerini yaptırmaya muvaffak olamamıştı.
Birgün:
- Ey Üstad! Yoksa siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? dedi.
Hazreti Cüneyd:
- Sen lanetli İblissin. İlk geldiğin andan beri seni tanıyorum, buyurdu.
Şeytan:
- Ey Sultanü'l Muhakkikin! Sizin kadar yüksek dereceye ulaşan başka bir büyük zat tanımıyorum. Yirmi senedir size hiçbir isteğimi yaptırmaya muvaffak olamadım, dedi.
- Defol mel'un! Şimdi de beni kendini beğenme hastalığına düşürerek mahvetmek mi istiyorsun! Yirmi senede yapamadığını yirmi saniyede mi yapacaksın? Yıkıl karşımdan! diye bağırdı.
* * *
İnsanın en zayıf damarı "Sensin!" denilerek, koltuğunun altına girmektir. Nice cahil, günahkar, kendisini alim ve faziletli zannederek bu şekilde İslam'a zarar vermiş, verdirilmiştir. Günümüzün de en teklikeli hastalıklarından da birisi budur.
|
Alıntı:
|
Öğretmenden Güzel Bir Ders
|
Alıntı:
--------------------------------------------------------------------------------
Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur.
'Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?' Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. 'O zaman' der öğretmen. 'Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin' öğrenciler bunu da yaparlar.
Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz! Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamamışlardır.
Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: 'Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.' Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine 'Peki şimdi ne olacak?' der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: 'Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar.'
Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: 'Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.' 'Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk?'
Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: 'Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.
|
TÜM ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ