|
Giriş Tarihi: 06-10-2005
Yer: ADANA
Yaş: 39
Mesajlar: 16,398
Rep Puanı: 51748781
         
Rep Gücü: 517687
|
C: Kitap Özeti __Bölüm 2__
SİNEKLİ BAKKAL
KİTABIN ÖZETİ
Sinekli bakkal bulunduğu semtin adını almış olan dar bir sokaktır. Bir geçitten çok bir toplantı yeri gibidir. Bu sokakta oturanlardan biri mahalle imamıdır. Onun kızı, Emine ise babasının istemesine rağmen “Kız Tevfik” denilen bir halk sanatçısı ile evlenir. Tevfik; orta oyunu, karagöz gibi şeylerle vakit geçirir. Ayrıca Emine ve Tevfik’le birlikte, sokaktaki İstanbul bakkaliyesini işletmektedir. Bir süre sonra Tevfik ile Emine anlaşamazlar ve ayrılırlar. Tevfik yaptığı şaklabanlıklar yüzünden sürülür. Ancak Emine hamiledir, ve İnadını ve iradesini annesinden, yeteneklerini ise babasından olan bir Rabia isimli bir kızları dünyaya gelir . Emine’nin Babası Rabia’nın dedesi olan imam ise Rabia’yı biraz büyüyünce hafız yapar. Mahallenin bir de kibar konağı vardır: “Selim Paşa Konağı”. Bu konak başlı başına bir alemdir. Selim Paşanın Hanımı dünyanın tadına varmış, yaşlandıkça ölüm korkularına kapılmıştır. Ve teselliyi nerede bulacağını şaşırmış bir kadındır. Selim Paşa ise Padişahın dostlarından ve Zaptiye Nazırı idi. Oğlu Hilmi ise babasının aksine Jön Türklerle ilgisi olan bir ihtilalcidir. Büyüklük peşinde bir hayal adamı. Konağa giren - çıkan pek çoktur. Peregrini adında ki bir İtalyan piyanist Vehbi Dede adında bir Mevlevî bunların başlıcaları arasındadır.
Rabia mevlit ve kuran okumaktaki şöhreti ile Selim Paşa konağına kapılanır. Peregrini’yi orada tanır. Vehbi dededen musiki dersleri, alır. Rabia biraz büyüdüğünde Hiç görmediği babası Tevfik sürgünden dönmüştür. Rabia annesi ile babası arasında tercih yapmak zorunda kalmış ve Babası Tevfik’i seçmiştir. Bunun üzerine Emine Rabia’ya çok kızmış her namazdan sonra beddua etmeye başlamıştır. Rabia Babasına bakkalda ve karagöz oyunlarında yardım etmekte Mahallenin cücesi olan Rakım Amcası ile beraber hep beraber güzel vakit geçirmektedir. Lakin Tevfik’in kadın kılığına girip Selim Paşanın oğlu Hilmi için Fransa’dan gelen yabancı evrakları feslilerin giremeyeceği Fransız Postanesine gidip alması esnasında yakalanması ile, Tevfik, zaptiye dairesinde “göz patlatan Hakkı” adında ki zorbanın sıkı işkenceleri ile sorguya çekilmiştir. Gene de Hilmi’nin adını vermez sürgüne yollanır. İş anlaşıldığı için Paşanın oğlu Hilmi de Selim Paşanın emri ile sürgüne Şama sürülecektir.
Tevfik yokken Rabia Rakım Amcanın yardımı ile dükkanı idare eder. Vehbi Dede ve Peregrini de kendisine arkadaşlık ederler. Ama babası sürgüne yollandığından sonra bir daha Selim paşa konağına ayak basmaz. Konakta pek sevdiği bir Cariye vardır: Kanarya Hanım. Çerkez asıllı olan Kanarya Hanım da aslında evlenip çırak çıkmıştır.
Rabia, Ramazanlarda camileri gezer mukabele okur ara sıra mevlitlere çağrılır. Şehzade Nihat Efendisinin yalısında da Mevlit okumaya davet edilir. Rabia yalıya gittiğinde iç salonun kapıları açılarak sinekli bakkal mescidinin büyük bir toplantı yeri haline getirildiğini görür. Renkli Papatya başlarına benzeyen yüzlerce başörtülü kadın dinleyicisi vardır. Bu duygulu kalabalığa yanık ve dokunaklı sesi ile mevlit okuduktan sonra salonun sonunda çok güzel bir mermer heykele benzeyen sarışın bir kadın görür . Bu kanarya Hanımdır. İki eski dost çığlık çığlığa birbirlilerinin boynuna atılırlar.
Peregrini Rabia’nın okuduğu mevlide hayrandır. Karakterine, olgunluğuna hayrandır. Sonunda , tasarısını Vehbi dedeye açar. Onunda uygun bulması üzerine Rabia ile evlenmek için dinini değiştirir. Osman adını alır. Vehbi dede de, onu kızı gibi sevmektedir. Yani Rabia da güzelliği bulan Tanrı sevgisi...
İmam da Emine de öldüğünden Osman’la Rabia Evi onarırlar. Dükkanın üstüne yerleşirler. Rabia’nın gebeliği çok sıkıntılı geçer. Sonunda İstanbul’da ilk defa yapılan bir sezeryan ameliyatı ile kurtulur. Bir oğlu olur. Bu mutlu olayı izleyen yıllarda 1908 meşrutiyeti gelir. Sürgünler yerlerine dönerler. Geri dönenler arasında Tevfik de vardır. Rabia, Osman Rakım Amca , Mahallenin Kibar tulumbacısı, Sabit Beyağabey , Bütün sinekli bakkal onu karşılamaya giderler. Vakti ile Padişah haini diye sille tokat İstanbul’dan sürülenlerin hepsi, şimdi birer Hürriyet kahramanı olarak dönmektedir.
Tevfik’in bu siyasi görüşlerle ilişiği yoktur. Vapur rıhtımına yanaşıpta sürgünler çıkınca karşılama törenleri başlar. Sabit Beyağabey bir emir verince sinekli bakkal takımı Tevfik’in bile ürkütüp saklanacak yer aratan bir coşku ile gösterilerine başlar. Sinekli bakkal delikanlıları Şişmanca bir adamı omuzlarına alırlar. Tevfik’in mahalleye dönüşü dolası ile ateşli bir hürriyet nutku çeken bu adamı Tevfik hemen tanır. Bu zaptiye dairesinde kendine işkence eden göz patlatan Muzafferdir. Vehbi Dede ile Osman Tevfik’in Koluna girer ve ona bir torunu olduğunu haber verirler.
CEMİLE Cengiz Aytmatov KİTABIN ÖZETİ
KİTABIN KONUSU: Danyar ve Cemile’nin gönlü bir tesadüftür birleşir, bilinmezlik ikliminde. Gizliden gizliye severler birbirlerini. Önceleri kendilerine dahi itiraftan korkarlar. Lakin aşkın sis perdesi her ikisini de sarmıştır bir kere.
Cemile adlı bu roman:Cepheden yeni dönen Danyar ile kocası cephede olan Cemile’nin yasak aşkını anlatıyor.
KİTABIN ÖZETİ: Kendim için çok değerli olan tablonun karşısına geçiyor ve tabloya uzun uzun bakıyorum.Tabloda sonbaharın solgun görüntüsü var.Rüzgar,uzaktaki sıradağların üzerinden hızlı hızlı kayan küçük alabulutları kovuyor.Ön planda,koyu kızıl renkte bir pelin bozkırı.Ve bir de,son yağmurlardan sonra kurumaya vakit bulamamış kapkara bir yol.Yağmurdan yumuşayan tekerlek izleri boyunca iki yolcunun ayak izleri uzayıp gidiyor.İzler uzaklaştıkça silikleşiyorlar. O iki yolcu ise,bir adım daha atsalar çerçeveden dışarı çıkacaklar sanki.Bu yolculardan biri…
Savaş başlayalı üç yıl olmuştu.Aile büyükleri uzak cephelerde,Kursk ve Oral önlerinde savaşıyorlardı.Büyük erkeklerin harcı olan günlük ağır işler henüz onbeş yaşına basmamış olan çocukların omuzlarına yüklenmişti.Avılda iki akraba ailenin evleri yanyanaydı.Diğer evin aile reisi ölmüş ve karısı iki çocuğuyla kalmış.Kabilede hala yaşatılan eski geleneğe göre ,dul bir kadının çocuklarını alıp başka bir yere gitmesine izin verilmez.Onun için bizimkiler bu kadını babamla evlendirmişler.Babam ölenin en yakın akrabası olduğundan,atalarının ruhuna saygısı ve ödevi,onu bu kadınla evlenmeye mecbur etmiş.Böylece bizim evde ikinci bir aile olmuş. Bu evde iki oğlunu verdi orduya.Bunlardan büyüğü olan sadık,askere gitmeden az önce evlenmişti.Sadık’ın annesi mert,hatır sayan,kimseye kötülük düşünmeyen bir kadındı.Talihde yüzüne gülmüş,ona çalışkan bir gelin vermişti:Cemile,çalışkanlıkta annenin benzeriydi.Yorulmak nedir bilmez,her işten anlayan ama hareketleri biraz farklı bir kadın.
Birgün eve geldiğimde avluda onbaşı Ozmat’ı gördüm.Erkekler olmayınca tahıl çuvallarını Avıl’dan istasyona asker eşlerinin taşımasına karar vermişlerdi. Bunun için Cemile’yi istiyordu.Annem ilk önce razı olmadı.Daha sonra benimde Cemile’nin yanında gitmem şartıyla Ozmat annemi razı etti.Bizle beraber köye cepheden yeni gelen Danyar’da gelecekti.Danyar’ın şaşılacak yanı,sürekli dalgın olmasına rağmen,çok hızlı çalışması ve iyi iş yapmasıydı.Onu gören,açık yürekli hiçde çekingen olmayan bir insan sanırdı ama o aksine içine kapanık bir insandı.
Birgün Cemile’yle Danyar’ın arabasına ağır bir çuval yükleyerek şaka yaptık.Danyar o an bunu çok ciddiye aldı fakat ertesi gün hiç bir şey yokmuş gibi davranmaya devam etti.Bu eşşek şakasından dolayı Cemile kendisini Danyar’a karşı mahçup hissediyordu.Dönüşte Cemile şarkı söylemeye başladı.Sesi güzeldi ve onu dinlemek bir zevkti.Bir an durdu ve Danyar’a seslendi:
-Hey danyar,sende bir türkü söylesene! Sen yiğit değilmisin yani!
Danyar atlarını durdurarak biraz mahcup,cevap verdi:
-Söyle Cemile söyle,can kulağıyla dinliyorum seni!
-Ne yani bizim kulağımız yok mu?Anlaşıldı söylemek istemiyorsun.
Ve Cemile söylemeye devam etti.
Ondan türkü söylemesini niçin istemişti acaba?Belki öylesine istemişti,belki de onu konuşturmak istiyordu.Az sonra tekrar türküsünü kesip bağırdı:
-Hey Danyar,sen hiç aşık oldun mu?
Böyle dedi ve gülmeye başladı.
Danyar soruya cavap vermiyor ve susuyordu. Cemile’de sustu.
“Birine türkü söyletmenin en iyi yolu bu diye”düşündüm ve güldüm.Dereyi geçtikten sonra Danyar kamçısını şaklattı ve birdenbire türkü söylemeye başladı.Yavaş sesle,kesik kesik söylenen bu türküde çok dokunaklı,coşkulu benim anlatamayacağım bir şey vardı.
O günden sonra hayatımızda bir değişiklik olduğu belliydi.Ben artık sürekli olarak iyi bir şeyin olacağını bekliyor,bunu istiyordum.
Her zamanki gibi istasyondan geliyorduk.Bu defa Danyar’a bir şeyler olmuştu:Türküsünde öyle tatlı öyle dokunaklı bir sevecenlik ve yalnızlık duygusu vardı ki ona olan sempati ve merhametten insanın gözleri sulanıyor,boğazına bir şeyler takılıyordu.Cemile,danyar’ın arabasına bindi ve onun yanına oturdu.Elini göğsüne koymuş ve sanki taş kesilmişti.Ben arabanın yanında yürüyor,hafifçe hızlanarak öne geçiyor ve gözucuyla onlara bakıyordum.Danyar sanki Cemile’nin varlığını hissetmemiş gibi söylüyordu türküsünü.Cemile Danyar’a iyice sokulmuş,başını hafifçe onun omzuna dayamıştı.
Danyar’ın sesi titredi,sonra yeni bir kuvvetle yine gürledi,çınladı.Danyar şimdi bir aşk türküsü söylüyordu.Bu engin bozkırda ben iki aşık görmüştüm.Beni farkedemiyorlardı bile.Bambaşka iki insan olmuşlardı.
Danyar’I dinlerken her zaman duyduğum o anlaşılmaz heyecan beni yine sardı.Ve bir anda,ne istediğimi apaçık anlayıverdim:Ben,onların resimlerini yapmak istiyordum.Avıl’a döndüğümüzde resmi yapmaya başladım.Kendimi öyle kaptırmıştım ki etrafımda olanları ne görüyor, ne duyuyordum. Ancak tepemde bağıran bir sesle kendime geldim:Cemile idi bu.Önümdeki resmi gördü ve resme uzun uzun baktı.Ve
-Onu bana ver,hatıra olarak saklayacağım.
Böyle dedi ve kağıdı katlayıp koynuna soktu.
İki yıl aradan sonra o sonbahar tekrar okula döndüm. Derslerden sonra sık sık çay kenarına gider,şimdi teredilmiş ve ıpıssız harman yerinin yakınında bir yere oturdum.Birden yanyana giden iki insan gördüm. Cemile ile Danyar,vadide patikadan demiryolu kavşağına gidiyorlardı. Başları fundaların arasında iki defa daha göründü ve sonra kayboldular…
-Cemileeee! Diye bağırdım olanca kuvvetimle.
Aklımı kaybetmiştim sanki.Dereye dalıp,suların içinde arkalarından koşmaya başladım.Hızla giderken birden düşüp yuvarlandım.Gözlerimden çeşme gibi yaş akıyordu.İşte o zaman yerde uzanıp yattığım o anlarda,birden anladım Cemile’yi sevdiğimi.Evet,sevmiştim ve bu benim ilk çocukluk,ilk gençlik aşkımdı.O an ben yalnız Cemile’den ve Danyar’dan değil,çocukluğumdan da ayrılmıştım.
Şimdi onlara bakıyor ve Danyar’ın sesini işitiyorum.Beni de yola çağırıyor emek ki bavulumu alıp gitmenin zamanı geldi.Ben de bozkıra,kendi köyümüze döneceğim ve orada yeni renkler arayacağım.
KİRALIK KONAK Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İletişim Yayınevi, İstanbul, 1999.
KİTABIN ÖZETİ
1600'lü yılların Fransa'sında geçen kraliyet erkanını ve sosyete içersindeki insanların yaşantılarını ve entrikalarını anlatan bir kitaptır.
Madam Dö Servöz, bildiği çok önemli bir sırrı kullanıp çıkar elde edebilmek için elinden geleni yapmayı planlamaktadır. Bunun için ilk olarak maliye bakanının üzerindeki suçlamaların kanıtları sayılabilecek mektupları bakanın yardımcısı Mösyö Kolber' e 5000 altına satar. Bu mektuplar sayesinde Mösyö Fuke görevinden alınır.
Van piskoposu Aramis, Mösyö Fuke' nin verdiği yemeğe katılır ve Mösyö Fuke' ye, kendisine yapılan suçlamaları haklı çıkaracak mektupları, 5000 altına Madam Dö Servöz tarafından kendi yardımcısına satıldığı haberini verir. Mösyö Fuke yapmış olduğu harcamaların makbuzunun çalınmış olduğunu görünce korkup sapsarı olur Aramis ise ona korkmamasını ve hala kendisinin başsavcı olduğunu, kendi kendine dava açamayacağını söyler. Mösyö Fuke ise bu görevi bir buçuk milyon liraya Mösyö Vanel' e sattığını söyler. Aramis, Mösyö Vanal' i anlaşmayı iptal etmeye zorlar ama başaramaz. Aramis Fuke' ye, bu fakirlik durumunda bile zenginliğinin ispatı olarak bir şölen düzenlemesini söyler. Bu konuda ona maddi destek verir.
Bu arada Mösyö Raul, kraliçe tarafından Londra' ya çağırılır. Sebebi ise Raul' un nişanlısı Matmazel Döla Valyer' in kralla ilişkisi olduğunu öğrenmesidir. Bunun üzerine Dartanyan' ın yanına gider. Kral, Raul' un nişanlısı ile buluşmak için Sent-Enyan' ın odasını kullanıyordu. Bu yüzden Raul Porthos ile Sent-Enyan' ın düello haberini yollar. Sent-Enyan bu olayı krala söyler, kral da bu durum karşısında telaşlanır.
Raul' un babası Athos, kraldan Raul ile Matmazel Döla Valyer' in evlenmeleri için izin ister. Kralın izin vermemesi üzerine krala karşı gelir ve onu düşmanı ilan eder. Bu durumda kral da Dartanyan' ı Athos' u tutuklaması için gönderir. Bu arada Aramis de tutuklanır. Dartanyan kralla sert bir dille konuşup Athos' un affedilmesini sağlar.
Aramis, Bastil hapishanesinde müdürle beraber bir mahkumun günah çıkartmasına çağrılır. Aramis gence suçunun ne olduğunu sorunca genç, suçunun ne olduğunu bilmediğini ve buraya ne için kapatıldığını da anlayamadığını söyler. Küçükken annesi ve babasına kraliçeden gelen bir mektubun kuyuya düştüğünü görür. Ailesi mektubu çıkartmak için birini ararken kendisinin kuyuya inip mektubu aldığını ve okuduğunu söyler. Mektubu okuduğunda şimdiye kadar ailesi olarak bildiği kişilerin aslında ailesi olmadığını öğrenir. Daha sonra ailesi bu mektubu bulup kraliçeye haber verir ve bu olaydan sonra buraya kapatılır ve Aramis genci zindandan çıkartmaya söz verir.
Mösyö Fuke' nin verdiği davete hazırlanan Aramis, ziyaretinde Bastil hapishanesinde on yıldır haksız yere yatan Markialli adlı bir gencin salıverilmesi için izin ister Mösyö Fuke ise izni hemen imzalar. Birkaç gün sonra bu belge ile Aramis hapishane müdürü Bezmo' nun yanına gider. Önceden tuttuğu adamlar Aramis ile müdür yemek yerlerken emri getirirler. Bunun üzerine hapishane müdürü çok şaşırır. Müdür düşünürken Aramis kendi yazdığı izinle bu kağıdı değiştirir, Aramis' in söz verdiği genci böylece müdür serbest bırakır.
Aramis ve genç hızla ilerlerken Aramis çocuğa kendisinin aslında on dördüncü Lui’ nin ikiz kardeşi olduğunu söyler. Sonra Atos kralın yerine geçecek olan kardeşine saraydaki kişileri tanıtan bir defter verir. Bu defteri çok iyi ezberleyen Philip artık kralın yerine geçmeye hazırdır. Aramis Mösyö Fuke' nin düzenlediği şölene katılır. Akşama doğru otururlarken Dartanyan' ın şüphelendiğini sezinleyen Aramis, Dartanyan' ın içini rahatlatmak için yemin eder. Genç kral yatacağı zaman Athos ve Philip bulundukları odadan kralın odasını gözetlemektedirler. Böylece Philip kralı daha iyi taklit edebilecektir.
Ertesi gece kral Dartanyan' ı yanına çağırıp Mösyö Fuke' yi tutuklamasını ister ve uykuya yatar. Uyandığında ise kendisini zindanda bulur. Aramis kral rolü yapan Philip' i çok iyi eğitmiştir. Kimse şüphelenmemektedir. Aramis bu olaydan Mösyö Fuke' ye bahseder. Dürüst bir insan olan Mösyö Fuke bu olayın kendi evinde olmuş olmasını kaldıramaz ve gerçek kralı zindandan kurtarmaya gider. Bu arada da Aramis' le Porthos' a kaçmaları için müddet verir. Kurtulan Lui ile Philip karşı karşıya geldiği anda büyük bir şaşkınlık yaşanır. İkisi de kral rolü oynadığı için sahtesini bulmak Dartanyan' a kalır. Dartanyan doğru bir seçimle Philip' i tutuklar.
Aramis ile Porthos hiç zaman kaybetmeden Athos' un kapısına dayanır, burada atlarını değiştirip Güzel Ada' ya gitmek için yola koyulurlar. Athos ve Raul aldıkları yeni görev gereğince Antib' e gideceklerdir. Yolda Sent-Oran adasına uğrarlar ve burada Dartanyan' la karşılaşırlar. Dartanyan adada Philip' in gardiyanlığını yapmaktadır. Paris' te ise Mösyö Fuke iflasın eşiğindedir. Kral Lui ise Kolber' in kışkırtmaları sonucunda Fuke' yi iyice köşeye sıkıştırmış ve ona ait olan Güzel Ada' yı ele geçirmeye kralı ikna etmiştir. Güzel Ada' da bulunan Aramis ve Porthos yardım beklemektedir. Yardım yerine kraliyetin burayı almak için gönderdiği gemilerle karşılaşırlar. Dartanyan komutasındaki filo adaya çıkar. Dartanyan, Aramis ve Porthos' a kralın onları yenmeye kararlı olduğunu söyler. Dartanyan arkadaşlarını tutuklamamak için istifa eder. Bu sefer kralın gizli mektubu doğrultusunda ikinci subay tarafından tutuklanır ve adaya ateş açılır. Aramis' in emriyle adadakiler karşı koymadan dağılır. Aramis’ le Porthos istifasını geri alıp görevine döner ve kral ona mareşallik sözü verir. Bir haftalık araştırma ile arkadaşı Porthos' un öldüğünü Aramis’ in ise İspanya' ya kaçıp özgür olduğunu öğrenir.
Raul gittikten sonra yalnız kalan Athos iyice yaşlanmıştı. Oğlunun Afrika' da öldüğü haberini alınca dayanamayıp ölür. Bu arada Dartanyan gelir, Athos' un öldüğü haberini alıp yıkılır. Bu olaydan dört yıl sonra Dartanyan iyice yaşlanmıştır. Kral onu Hollanda' ya sefere gönderir. Bu sefer de Dartanyan on iki küçük kale ele geçirir. On üçüncü kuşatması sırasında ona kraldan bir mektup ve kutu gelir. Mektubu okur ve mareşal olduğunu öğrenir. Bu sırada subayları kaleyi almak üzeredir. Tam kutuyu açacağı sırada bir top güllesi göğsüne çarpar buruk bir sesle inleyip anlamsız sözler söyler. Bunlar ölmek üzere olan bir insanın sarf ettiği sözlerdir. Gözlerini kapatmadan önce kalenin teslim olduğunu gösteren beyaz bayrak gözüne ilişir. Mareşallik asasını sıkıca kavrar ve bir savaşçı gibi yaşadığı hayatında, bir savaşçı gibi ölür.
Athos, Porthos, Aramis ve Raul' un dostlukları bir destan olmuştur. Bu kitapta işlenen ana tema; insanlar arasında dostluk ve sadakatin her şeyin üzerinde olduğunu, dostların birbirleri için her şeyden vazgeçebileceğini göstermektedir. Eğer hepimizin hayatında böyle dostluklar olsa hayatımız çok daha anlamlı olur.
FATİH HARBİYE
Peyami Safa. KİTABIN ÖZETİ
Neriman ve Şinasi, İstanbul'da Darülelhan'da iki gençtir. Neriman Fatih semtinde oturan, geleneklerine bağlı bir ailenin kızıdır. Muhafazakar bir genç olan Şinasi ile, yine muhafazakar bir ailenin kızı Neriman birbirlerini severler. Geleneklerine son derece bağlı olan Neriman'ın babası Faiz Bey her bakımdan beğendiği ve kendine yakın gördüğü Şinasi ile Neriman'ın evlenmelerini istemektedir. Ancak Neriman Fatih'deki yaşam tarzından hiç de memnun değildir, O Harbiye'deki hareketli, danslı, alafranga hayata özenmektedir. Bu iki gencin hayat felsefeleri birbirinden oldukça uzak olduğu için sevgileri uzun sürmez. Neriman kendisini tertemiz duygularla seven Şinasi'den gittikçe uzaklaşır ve Beyoğlu'nda tanıştığı ve kendisi gibi alafranga yaşamı benimsemiş olan Macit'e bağlanır. Bu arada Neriman Darülelhan'ı da bırakmıştır. Neriman'a göre hayat Beyoğlu'ndadır. Artık sık sık Beyoğlu'nda arkadaşlarıyla buluşup gece geç vakitlere kadar eğlenmektedir. Fakat Neriman'ın bu davranışları, babası ve eski arkadaşlarıyla arasının bozulmasına neden olmuş ve Neriman babasıyla sık sık tartışır olmuştur. Herşeye rağmen Neriman bunları görmezden gelmekte ve "daha modern" olmak istemektedir. Alafranga hayatın içinde ilerledikçe Neriman, bu yaşam tarzının da çirkin tarafları olduğunu farkeder ve o günlerde dinlediği bir hikaye onu yaptıkları konusunda çok etkiler. Bu hikaye bir Rus kızının hikayesidir ve hikayede kız tutkularına yenik düşüp sevgilisinden ayrılmaktadır, daha sonra da yaptıklarının yanlış olduğunu fark eden kız pişmanlık içinde sevgilisinden af diler ama sevgilisi onu bağışlamaz. Mutsuz biten bu hikayenin aslında ona ne kadar da yakın olduğunu farkeder Neriman. Daha sonraki günlerden birinde Neriman'ın da bulunduğu bir sohbette Faiz Bey, Şinasi ve arkadaşları, gençler arasında moda olan Batı taklitçiliğini eleştirirler. Neriman bu konuşmadan da oldukça etkilenir ve sonunun hikayedeki Rus kızı gibi olmaması için eski yaşamına ve Şinasi'ye geri döner. Artık Neriman ne Beyoğlu'nu, ne Macit'i ne de gösterişli baloları düşünmektedir.
***Yazar Hakkında Bilgi***
Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğlu olan Peyami Safa, 1899'da İstanbul'da doğdu. İsmail Safa'nın Sivas'ta sürgünde iken ölmesi üzerine iki yaşında yetim kalması, sekiz dokuz yaşlarında kemik veremine yakalanması nedeniyle 17 yaşına kadar ruhsal ve fiziksel acılarla yaşadı. Maddi ve manevi olumsuzluklar nedeniyle Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakan Peyami Safa, bir süre matbaada çalıştıktan sonra Posta-Telgraf Nezareti'ne memur oldu ve Birinci Dünya Savaşının başlamasına kadar (1914) orada çalıştı. Bundan sonra Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenliğe başladı. 1918'de öğretmenlikten ayrılarak Yirminci Asır gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazmaya başladığı öykülerle gazetecilikte karar kıldı. Sırasıyla, Son Telgraf, Tasvir-i Efkar ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdı. Server Bedii takma adıyla para kazanmak için populist birçok roman ve hikâye de yazan Peyami Safa, yazılarını, 27 Mayıs askeri darbesinden sonra Son Havadis gazetesinde sürdürdü ve oğlu Merve'nin askerde ölmesi nedeniyle geçirdiği sarsıntıya dayanamayarak 15 Haziran 1961 tarihinde İstanbul'da öldü
Mesajı son düzenleyen defackto ( 12-12-06 - 03:04 ).
|