Arkadaşlar değerli bilim adamı Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ'ın dün postama ulaşan mektubunu aşağıda yorumsuz olarak veriyorum. Bu konuda yorumlarınızı paylaşımınızı bekliyorum.
Bu konuda hocamın görüşlerine katkıda bulunmak isteyenler lüten kendisine maille ulaşsın. Yıllardır, kendisiyle tanışmadığım halde düşüncelerini görüşlerini benimle paylaşan bu değerli bilimadamının yazılarını çalışmalarını takip etmeye çalışıyorum. Emeğinin karşılığını eminim sizlerin duyarlı katkılarıyla alacaktır.
Bilim Tarihi Neden Öğretilmeli
Konfüçyüs'ün "karanlığa küfür edeceğine bir mum da sen yak" anlayışına uygun
olarak "üniversiteler elden gidiyor" yakınmalarından daha çok, öncelikle
üniversitelilik bilincinin ülkemizde yaygınlaşmasını sağlamak zorundayız.
Üniversitelerimizin bugün yaşadığı sorunlar ile toplumun yaşadığı sorunların
sosyolojik bir paralellik gösterdiği hepimizin bilgisi dâhilindedir.
Akademisyenin yeri ve üniversitelerin bilim ve teknoloji üreterek Türkiye'yi
çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarabilmesinin biricik yolu, kendi
sürdürülebilirliğini sağlamasına bağlı bulunuyor. Uygar bir toplum; iyi
eğitilmiş, kendi geleceğini kendisi belirleyen, özgür eleştiri ve özeleştiri
yapabilen çağdaş eğilimli yurttaşlar tarafından sağlanabilir. Bu anlayışla ve
kanaatle, bilim tarihinin mutlaka okutulması gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık
ki, bu konuda kamuoyunun yeterince oluşturulamadığı ve bilgilendirilemediği
kanaatini taşıyorum.
Neden Bilim Tarihi
Üniversitelerin eğitim ve öğretimdeki en büyük görevi; öğrencilere bilgiyi
yüklemek değil, bilgiye nasıl ulaşılacağını ve bilgiyi nasıl yaşama
dönüştürebileceğini öğretmektir. Bilgiye ulaşmanın yolları metodolojiye bağlı
olup, bunun için üniversite atmosferi en önemli geleneği oluşturmaktadır.
Maalesef ülkemiz üniversiteleri; bölgemizde esen soğuk rüzgârların etkisine
kapılarak evrensel üniversitelilik değerleri yerine, yerel değer yargılarının
etkisinden kendini kurtaramamış gözükmektedir. Üniversitelerde bilim tarihi,
bilim felsefesi, uygarlık tarihi gibi bir bütün olarak öğretilmesi gereken
alanlar; bilerek veya bilmeyerek ihmal edilmektedir. Üniversitelerin olmasa
olmazı olan sorgulama ve eleştirel bakış; ne yazık ki son 20 küsur yılda mezun
olan bir çok Yüksek Lisans ve Doktora Öğrencisi tarafından nerdeyse hiç
tanınmamaktadır. Bunların bir kısmı, bugün öğretim üyesi olarak derslere de
girmektedir. Felsefi tartışma ve kritik etme temeline dayalı aydınlanmış,
geçmişi bilen ve geleceğe ufuk açması gereken yaklaşımlardan uzaklaşıldıkça;
akademisyenlik salt derse girip çıkma anlayışına indirgenmiş ve hızla ivme
kaybetmeye başlamıştır. İyi niyetli, yüreğinde ateşi ve beyninde farklı bakış
açıları olan bir çok insanın; artık yılgınlaştıkları ve mücadele etme
azimlerinin kaybolduğu görülmektedir. Üniversitelerdeki coşkunun köreldiğinin
açıkça görülmesine rağmen, ilgililerin bu durumdan hiç mi hiç rahatsız
olmamaları apayrı bir sıkıntıdır.
Üniversitelerin yeniden kendilerine dönmeleri, gerçek bilim şevki ve bilinci ile
donatılması için, yani bilim insanlarının öz disiplin içinde iyi eğitilmesi ve
donatılmış olmaları için bilimi sevmeleri gerekir. Bilimi sevmek için de bilimin
tarihini, bilimin toplum için önemini ve bunun altyapısını kavramaları gerekir.
Bu da bilim tarihi, bilim felsefesi, etik ve kültür tarihi ile sağlanabilir.
Bilimin geçmişten günümüze geçirdiği aşamaları bilmeden, geleceğe kö
prü
kurulabilmesi zor gözükmektedir. Bunu en iyi ünlü fizikçi Isaac Newton, 'Daha
ileriyi görebildiysem, bunu omuzlarından baktığım devlere borçluyum' ifadesi ile
belirtmiştir.
Senatolara Büyük Görevler Düşüyor
Sık sık karşılaştığımız yaygın eleştirilerden biri, mezunlarımızın genel
kültürünün gelişmemiş olmasıdır ki; bu durum meslek dersleri dışında, felsefe,
tarih, antropoloji, kültür ve diğer konuların işlenmemesi ile doğrudan
ilişkilidir. Sistemin üniversite mezunlarından yalnızca dersleri geçmelerini
istemesi; düşünen, sorgulayan, yaratan değil, tam tersine verilenleri
benimseyen, sorumluluk almayan, gelişmelerden kaygı duymayan, yalnızca kendi
sınırları içinde kalan kişiliklere yol açmaktadır. Akademisyenlere yapılan
eleştirilerin başında da, üniversitelerin her geçen gün bu aydınlatıcı
işlevinden uzaklaşması geliyor. Bilindiği gibi gelişmiş üniversiteler,
öğrencilerine ve yer aldıkları toplumlara mesleki-teknik bilgilerin yanı sıra
sosyal ve estetik pek çok alanda uygun ortamlar sunmaktadır. Böylece üniversite
ortamı, bilinç gelişimine aracılık ediyor.
Üniversiteler, artık formelleşmiş lisansüstü programların ötesinde ciddiyetle
bilim kişisi yetiştirme politikaları geliştirmelidir. Mutlaka ve mutlaka bütün
bilim dalarında bilim tarihi, bilim felsefesi ve bilim etiği konularının
işlenmesi gerekir. Araştırma görevlileri gibi yarının bilim adamlarının çok
boyutlu olarak hayatı kavrayabilmeleri için bu tür dersler zorunlu olmalıdır.
Bilimsel düşüncenin tarihi, insanın geçirdiği evreler, eleştirel ve sorgulayıcı
bir göz ile işlenmelidir.
Ülkemizde bilim tarihinin ve felsefesinin okutulması çok geç kalınmış bir
zorunluluk olarak görülmeli ve bir an önce gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
Mevcut YÖK yasası kapsamında dahi lisans, yüksek lisans ve doktora programlarına
bazı dersler konularak konu işlenebilir. Üniversitelerden bilim tarihi
derslerini müfredatlarına almaları istenebilir. Örneğin Ankara Üniversitesi
Sağlık Bilimleri Enstitüsü Bilim Etiği ve Bilim Tarihi adlı bir dersi
müfredatına aldı. Sevgili hocalarım Prof. Dr. Berna Arda, Prof. Dr. Esin Kahya,
Yrd. Doç. Dr. Tamay Başağaç Gül tarafından hazırlanan ve Ankara Üniversitesi
Sağlık Bilimleri Enstitüsü tarafından doktora öğrencilerine ders olarak okutulan
aynı adlı ders kitabı, bildiğim kadarıyla Türkiye'de bir ilktir. Daha köklü bir
öneri olarak, senatoların bilim tarihi ve felsefesinin okutulması için tavsiye
kararları alması olacaktır.
Bilim Tarihi Yayınları ve Tartışmaları Artırılmalı
Bu çerçevede bilim tarihi ve felsefesinin benimsetilmesi için benim ve sayın
Prof. Dr. Yaman ÖRS hocanın eşgüdümünde "Üniversite ve Toplum" Dergisi "Bilim
Tarihi Özel Sayısı" çıkarmıştır (hocalarımızın makaleleri
http://www.universite-toplum.org/ ortamında Bilim Tarihi özel sayısı olarak
yayımlanmakta olup, bu tür girişimler geniş katılımla hem konu, hem de içerik
olarak daha da zenginleştirilmelidir). Bu sayıda aşağıdaki konular işlenmiştir:
Neden Bilim Tarihi Özel Sayısı Çıkarıldı?
Bilim Tarihi: Tarih Mi, Bilim Mi, Felsefe Mi?
Bilim-Bilim Tarihi, Felsefe -Felsefe Tarihi İlişkisi
Bilim Tarihi Nasıl Yazılmamalı
Bilim Tarihi Düşüncesi
Toplum Bağlamında Bilim, Bilgi Sosyolojisi Bağlamında Bilim Tarihi
Matematiğin Kısa Bir Tarihi
Kimyanın Tarihi (Kuşbakışı Kimya)
Diş hekimliği Biliminin Doğusu
Bilim Tarihi İçinde Tarım Tarihinin Yeri ve Önemi
Cumhuriyet Döneminde Bilim Tarihi (Cumhuriyet ve Bilim)
Üniversitelerimizin Bilim Tarihimizdeki Yeri
Bilim Tarihi, konusu itibarı ile çok değişik disiplinleri ilgilendirmekte olup,
bu anlamda bu tür girişimlerin de daha çok sayıda kişinin katılımına gereksinim
bulunmaktadır. Bilim tarihi özel sayı II, III ve IV'ü de çıkarmayı düşünüyoruz.
Başta Siyaset, İktisat, Tıp, Biyoloji, Mühendislik, Teknoloji, Çevre ve Ekoloji
Tarihi konuları olmak üzere her alandan kendi özgül tarihlerini sunan kişiler
olursa onların da katkılarını almak çok yararlı olacaktır. Ayrıca bu konularda
tanıdık hocalarımızın adreslerini sunarsanız, kendileriyle de görüşürüz. Bilim
tarihinin diğer ilgili alanlarında yazmak isteyen araştırıcıların makalelerini
okuyucuyla buluşturmaktan büyük mutluluk duyarız. İleride bunların
kitaplaştırılması da, tabii apayrı bir önem arz edecektir.
Ayrıca bilim etiği konusunda da ayrı bir ekin hazırlanması gerekmektedir.
Ülkemiz üniversitelerinde bilim etiği mutlaka derinlemesine öğretilmelidir.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bilim Tarihi Anabilim Dalı tarafından
Haziran 2005 tarihinde güncelleştirilen Bilim tarihi sitesi çok sayıda kaynağı
ve bilgiyi sunmak bakımından büyük bir önem arz etmektedir
(
http://www.bilimtarihi.org).
Ayrıca sevgili hocam Prof. Metin Özata'nın Umay Yayınevi tarafından basılan
"Atatürk, Bilim ve Üniversite" adlı kitabı mutlaka okunması gereken bir
Cumhuriyet Üniversiteleri Tarihi niteliğindedir.
Sonuç olarak, ülkemizin aydınlık geleceği için üniversitelerimizin üzerine
serilmiş ölü toprağından kurtulmaları gerekmektedir. Üniversiteler daha coşkulu
olmalı ki, ortama gelen öğrenciler de bu atmosferden etkilensin ve yarınlara
daha umutla bakabilsin. Bugünkü tablo son derece kötümser olup, hiçbirimizin bu
durumdan hoşnut olduğunu söylenemez.
Bir bütün olarak üniversiteler bugünkü verimlilikleri ve işleyişi ile yarının
nitelikli kuşaklarını yetiştirmekten uzak gözüküyor. Üniversitelerimiz
gelişmişlik yönünden çok parlak bir konumda değil. Üniversitelerin kendilerinin
ismine yakışır şekilde geleceği kazanacak bilim, teknoloji ve felsefi
tartışmalara ortam hazırlaması şarttır Bunun için bilim tarihi ve felsefesi
derslerini zorunlu olarak lisans ve yüksek lisansta okutması artık kaçınılmaz
görülüyor.
Her geçen gün geç kalınıyor demektir. Üniversitelerimizin açılacağı şu günlerde
yeni bir coşkuyla artık bu konuları gündemimize almamız dileğiyle. Hadi bir
meşale de biz tutuşturalım. Geleceğimiz değil, meşalelerimiz yansın.
Saygılarımla
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ
Çukurova Üniversitesi.
iortas@cu.edu.tr