|
Geçerken Uğradım
Giriş Tarihi: 07-09-2007
Yer: Mersin
Mesajlar: 89
Rep Puanı: 113415
         
Rep Gücü: 1148
|
Bir sarhoşun sevdiğine yazdığı mektup..
Bahsi geçen sarhoş benim arkadaşımdır. Kendini 4 yıldır deli gibi sevdiği kız arkadaşından ayrılmıştır. Hemde ortada hiçbir sebep yokken. Ayrılığın 2. ayında ama hala ilk günkü acısı, sancısı, şoku, herşeyi aynı duruyor. Zaman bazen herşeye ilaç olamıyor, bunu gördüm arkadaşımda. Ben mektubu okuduğumda gözlerim doldu. Çoğu yerde konudan konuya atlamış, cümleleri sıralayamamış. Anlatacak o kadar çok şeyi var ki aslında, sıraya koyamamış. Ve bu yazıları yazdığında sarhoştu, ben de yazdığı gece erken uyudum ve sabah okuma fırsatım olmuştu. İşte size gerçekten seven birisinin, sarhoş kafasıyla bile yazmış olduğu mektup.. Sarhoş olduğunu zaten anlayacaksınız. Ordan oraya atlıyor konular, bir düzen yok. Aslında yazılardaki kendine ait olan yerler topu topu %30'dur. Canım arkadaşım benim.. Mektubu okuduğumda içim cız etti, çünkü çok perişan durumda..
(Kendisi Yılmaz Erdoğan hayranıdır, özellikle ayrılıktan sonra günde 3-5 saat şiirlerini okur, dinler. Mektupta %50 onun sözleri mevcuttur..)
İşte o mektup..
Nasıl hecelersen hecele, hep aynı yazılıyor; ayrılık..
Nerden geldiği belli olmayan, bilinse bile engel olunamayan o acıların içinde yüzmekteyim şimdi.. Ayrılık ateşten bir ok. Çıkarınca acının kesileceğini bilsen de, ok hep aynı yerinde aynı acıyı vererek durmaktadır.. Ne onu çıkarmak gelir aklımıza, nede belki acının bir gün biteceği. Kimseden yardım beklemek gelmez insanın aklına. Çünkü çok yardım beklemiştir, hep boşa beklemiştir hani.. O kimsenin gelmeyeceğini bildiği yola çok bakmıştır, inanmıştır. Ama artık birisinin geleceğini de bilse dönüp bakmaz, umursamaz. O acınası haline aldırmadan, hala ayakta durabilmektedir. Yüzlerce insan vardı çevresinde fakat hala aynı gözleri aramaktadır.. Onca kalabalığın içinde. Eski sözcüklere yeni kafiyeler gerekmez oysa, bırakın yansın gönlümüz. Dindirecek kişiler, bugünlerden değiller. Geçmişte ki acılar bunlar, son kullanma tarihi geçmiş mutlulukların farklı dünyada ki arkadaşları. Sanki bir başkasının hayatında olduğunu düşünürsün. Ne verilen sözler hatırlanır, ne gitmeyeceğim diyen kişilerin varlığını hissedersin etrafında. Yalnızsındır. Hayatı bir başkasının pantolonu gibi küçültülmüş, daraltılmış.. Haberi olmadan. Üstündeyken, fark etmeden.. İlk sahibinin o pantolonla yaşadığı şeyler, yani aslında pantolonu pantolon yapan anılar, hüzünler, mutluluklar, ayrılıklar, kavuşmalar, bazı acılar yüzünden yapılmış yamalar, ter tüketen yazlar.. Hepsi daraltılmış, küçültülmüş.. Yani yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat! Düşünüyorum aslında.. Bir aşkı paylaşmak için artık çok geç, bir paylaşıma aşk demek içinse çok erken.. Beni en sevda yerimden vurdu yine zaman. Şimdi sana söylenecek tek söz, bende sana yetecek kadar ben kalmadı..
Biz manitamızı nasıl yatağa atarız dönemlerinde sevmedik. Biz ona manita kelimesini hiç yakıştırmadık. Biz, “bir tek dileğim var, mutlu ol yeter.” Sözünün bir kamyon yükü anlam taşıdığı günlerde sevdik.. Kısa pantolonlu çocukları gençlik parkına götürdükleri zamandı, annelerin henüz trafik lambalarına köylü olduğu zamandı, en sevilen filmler karate filmleriydi, biz o zaman sevmiştik. Doğru zamanda sevdik ama yanlış zamanda ayrıldık diyen sevgililer listesinin başına gelen biz, hala anlayamamıştık ayrılık bahanelerini.. Kaçarmış insan kendinden, nereye gittiğini bilmeden.. Ağlarmış habersiz gizlice, kurumuş toprağı ıslata ıslata. Severmiş de sevilmezmiş. Yalanda olsa gülermiş, sebebini bilmeden..
Çok güzel aşklar yaşamıştık oysa, çok basit gelirdi ayrılıklar. Bir insanı seviyorum cesaretini göstermek, bizim için cesaret değildi aslında. Anne günaydın gibi bir şeydi. Seni seviyorum demek o kadar zor değildi. Gözlerimizi görmemesini sağlardık, bu yeterdi. O zamanlar gözler, sözlerden çok daha etkiliydi. O zaman dünya güzeldi, belki de gören gözlerin güzelliğiydi.. Biz büyüdük ve dünya kötüleşti. Biz büyüyoruz, dünya kötüleşiyor. Ağlamak yasak, gizli gizli yataklarda. Hayal kurmak yasak, bilinmez diyarlarda. Biz bir şeyi delicesine severiz ama Tanrım neyi? Sevmiyorum işte ben kendimi, sevmem öyle herkesin sevdiği şeyleri.. Hoşlanmıyorum kendimden. Bir insan bu kadar çok seviliyorsa, göze batıyor demektir. Göze batan adamın attığı her adım da göze batar. Beni hapiste vurdular keje, ölmedim.. Hastalandım, bir ciğerimi orda bıraktım yine ölmedim. Kan kustum ama ölmedim, yaşadım. Seni bir kez daha görebilmek için yaşadım keje..
Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor, yastayım hiç kimse bilmiyor! Deli olmadan deliymiş gibi davranılması ne zormuş. Sana başka gözle bakılması, ne kadar zormuş.. Unutma! Unutanlar, unutulanları asla unutmazlar..
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin. İki ucu keskin bıçaktır bu işin.. Yaptıklarınla değil, yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.
Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" diye sorma. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken, o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak İçin uğraşmıyorsa, sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Eğer onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar kullansın.. Her zaman ki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu.
Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil ki. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.. Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun Unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.. Yine içeceksin rakını, balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası...
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asıl olan yürektir. "Yürek sesi ne?" bilmeyenler, yada bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.
Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
Herkes tanık, Tanrım büyük. O her şeyi görür, kimin kalbi kırık.
Düşmanım değilsin, beddua edemem.
Affeder mi seni bilmem ama;
Ben affedemem..
Aşkları da devir alır mı?
Kalp nakli yaptıranlar..
|