TÜRK FUTBOL TARİHİ VE GELİŞİM SÜRECİ
Türkiye’ye futbol, tütün ve pamuk ticaretiyle uğraşan ve 19.yy’ın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu’na gelip, belli başlı ticaret limanlarındaki kentlere yerleşen İngilizler tarafından getirilmiştir. Önce kendi aralarında takım kurup futbol oynayan İngilizler, daha sonra bu ‘ayak oyununu’ Türk komşularına da tanıtmışlardır.
Tarihi kayıtlara göre, Türk topraklarında ilk maç 1875 yılında Selanik’te oynanmıştır. Daha sonra İstanbul ve İzmir illerinde futbol oynanmaya başlanmıştır. Türkiye’de o dönemde futbol genelde İngilizler ve Rumlar arasında oynandı. 1903 yılında kurulan ilk lig, yani İstanbul Futbol Ligi’nde de önce sadece İngiliz ve Rum takımları mücadele etmiştir.
Futbola hemen sevdalanan bazı Türk gençleri ise yabancı komşularından gördükleri kadar, hiç bir kurala tabii olmadan çayır kenarlarında futbol oynamaya başlamıştır. Bu gençler ‘Black Stocking’ (Siyah Çoraplılar) adındaki ilk Türk futbol takımı oluşturmuş ve ilk maçını 26 Ekim 1901 yılında Rum takımına karşı oynamıştır. 1905 yılında kurulun ilk Türk kulübü Galatasaray ise İstanbul Futbol Ligi’ne katılan ilk Türk kulübü olmuştur. Fenerbahçe ve Beşiktaş kulüplerinin de kurulup İstanbul Futbol Ligi’ne katılmalarının ardından, Türk futbolunda gerçek Türk futbolcuların ve Türk takımların dönemi başlamıştır.
Savaş ve işgal yıllarında, işgal kuvvetlerine mensup askeri takımlarla yapılan maçlarda, Türk kulüplerin kazandıkları galibiyetler futbolu bir ‘milli dava’ haline getirmiş ve milletin kırılmış olan gururunu okşamıştır. İşte bu nedenle futbol çok kolay bir şekilde ülkemizde geniş kitleler tarafından sevilmiş ve işgal kuvvetlerine karşı elde edilen galibiyetler sayesinde milletin gönlünde unutulmaz yerler işgal etmiştir. Türkiye’de bu dönemden sonra hızla gelişmeye başlayan futbol, halk için o günlerde teşkil ettiği önemini günümüzde de halen devam ettirmektedir.
Daha sonraki yıllardaki gelişmelere baktığımızda, Türk milli takım ve kulüplerinin dünya çapında çok az başarıları olduğunu görüyoruz. Türkiye uzun zamanlar dünya sıralama listelerinin alt kademelerinde yer almış. Türk takımları dışarıda ya hiç tanınmıyor ya da kötü olarak anılıyordu.
Ancak 90’lı yıllardan sonra Türk futbolu gelişmeye ve kendisini iyileştirmeye başlamıştır. Politik ve ekonomik şartların düzelmesiyle birlikte Türkiye ve Türk futbolu her geçen gün daha da iyiye gidiyordu. Yabancı teknik direktörleri Türk takımlarını yetiştirmek üzere Türkiye’ye geldi. Dünyada herkes Türk futboluna daha fazla ilgi göstermeye başladı. Avrupa Futbol Ligleri’nin önemli kulüpleri Türk futbolcuları transfer etmeye başladı. Bu sayede Türk futbolu çok değerli tecrübeler elde etmiş olup Dünya futbolunda öne çıkmaya başladı. Özellikle genç futbolcularımız, sahip oldukları mükemmel futbol tekniği sayesinde Avrupa’da çok iyi bir üne kavuştular.
U-16 ve U-18 Genç Milli Takımlarımız Avrupa Gençler Şampiyonalarında, Ümit milli takımımız ise Akdeniz Şampiyonalarında şampiyon olmuş ve çok önemli dereceler elde etmişlerdir. A Milli Takımımıza baktığımızda ilk ve şu ana kadar son olarak 1954 yılında Dünya Kupası finallerine katılma hakkı kazanmışlardır. Avrupa Şampiyonası finallerine ise ilk olarak 1996 yılında katılmışlardır. 2002 Dünya Kupasına finallerine katılmaya hak kazanan Milli Takımımız Yarı Finale kadar dünya devleri ile mücadele ederek dünyanın en iyi 4 takımından biri olduğunu herkese kanıtlamakla kalmamış Güney Kore ile yaptığı üçüncülük mücadelesinde de kazanan takım olmayı bilmiş ve maçı 3-2 almıştır. Böylelikle TÜRK MİLLİ TAKIMI DÜNYANIN ÜÇÜNCÜ BÜYÜK TAKIMI UNVANINI KAZANARAK BRONZ MADALYALARINI ALMIŞTIR.
Şu anda Türk futbolu çok önemli bir noktadadır. Türk milli takımları dünyanın önde gelen milli takımlarıyla mücadele etmekte ve her geçen gün daha fazla başarılara ulaşmaktadır. Türk futbol kulüpleri de Avrupa çapında çok önemli başarıları elde etmeye başlamıştır. Örneğin Galatasaray kulübünün UEFA Kupası Şampiyonu olması, Türk futbolu açısından son derece önemli bir gelişmedir. Burada vurgulamak isteriz ki, en önemli amacımız bu başarı yolunda kesin adımlarla devam etmek ve amaçlarımızı daha da büyütmektir.
Ayrıca yabancı teknik direktör ve yabancı kulüplerin futbolcularından elde ettiğimiz tecrübeler bizim için her zaman bir avantaj olacağını da vurgulamak isteriz. Bu sayede Türk teknik direktörlerimiz çok önemli tecrübeler kazanmış ve, artık liglerimizde çok tecrübeli Türk teknik direktörleri yer almaktadır. Aynı zamanda bizim için çok önemli olan bir başka konu ise, yabancı kulüplerde oynayan yeni, genç Türk yetenekleri bulmak ve onları Türk milli takımlarımıza kazanmaktır. Türk oyuncuları yabancı kulüplere transfer etmek ve yabancı kulüplerden Türk oyuncularını Türkiye’ye transfer etmenin bizleri mümkün olabilen en iyi başarıya ulaştıracağından eminiz.
TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU
Kuruluş tarihi:
23.04.1923
FİFA’ya üyelik:
1923
UEFA’ya üyelik:
1962
Teknik Direktörler İlk ve Son Maçı
Ali Sami Yen 26.10.1923
Billy Hunter 25.05.1924 - 12.09.1926
Bela Toth 17.07.1927 - 17.04.1932
Fred Pegnam 22.04.1932 - 04.11.1932
James Elliot Donnelly 12.07.1936- 01.08.1937
Ignace Molnar 23.04.1948 - 30.05.1948
Ulvi Yenal 02.08.1948 - 05.08.1948
Peter Molloy 28.11.1948 - 20.05.1949
Cihat Arman 20.11.1949
Peter Molloy 28.05.1950 - 28.10.1950
Jimmy McCormick 03.12/1950 - 10.06.1951
Rebii Erkal 17.06.1951 - 21.11.1951
Sadri Usuoğlu 01.06.1952 - 08.06.1952
Sandro Puppo 01.06.1952 - 23.06.1954
Gündüz Kılıç 17.10.1954
Zarko Mihajloviç 03.04.1955 - 26.06.1955
Giovanni Vargliani 18.12.1955 - 01.05.1956
Cihat Arman 16.11.1956 - 25.11.1956
Laszlo Szekelly 05.04.1957 - 08.12.1957
Leandro Remondini 04.05.1958 - 10.05.1959
Ignace Molnar 08.06.1960
Sandro Puppo 27.11.1960 - 16.05.1962
Şeref Görkey 10.10.1962
Ljubisa Spajiç 25.11.1962 - 16.12.1962
Sandro Puppo 27.03.1963 - 09.10.1963
Cihat Arman 27.09.1964 - 20.12.1964
Sandro Puppo 24.01.1965 - 09.05.1965
Doğan Andaç 21.07.1965 - 25.07.1965
Sandro Puppo 09.10.1965 - 30.05.1966
Adnan Sülvari 12.10.1966 - 17.01.1969
Abdullah Gegic 30.04.1969 - 16.11.1969
Cihat Arman 17.10.1970 - 14.11.1971
Nicolae Petrescu 05.12.1971
Coşkun Özarı 12.04.1972 - 31.10.1976
Doğan Andaç 17.11.1976
Metin Türel 16.02.1977 - 05.10.1978
Sabri Kiraz 29.11.1978 - 15.10.1980
Özkan Sümer
03.12.1980 - 25.03.1981
Fethi Demircan 15.04.1981 - 07.10.1981
Coşkun Özarı 22.09.1982 - 04.04.1984
Candan Tarhan 06.09.1984 - 14.11.1984
Yılmaz Gökdel 22.12.1984 - 03.04.1985
Kalman Mezsöly 01.05.1985 - 28.08.1985
Coşkun Özarı 11.09.1985 - 12.11.1986
Mustafa Denizli 04.03.1987 - 16.12.1987
Tınaz Tırpan 16.03.1988 - 15.11.1989
Sepp Piontek 27.05.1990 - 28.04.1993
Fatih Terim 27.10.1993 - 19.06.1996
Mustafa Denizli 14.08.1996 - 24.06.2000
Şenol Güneş 16.08.2000 - 18.02.2004
Ünal Karaman (Antrenör) 31.03.2004
Ersun Yanal 28.04.2004 - 08.06.2005
Fatih Terim 17.08.2005 -
Unutulmaz Maçlar
1951 Batı Almanya - Türkiye 1-2 (Rebii Erkal Yönetiminde)
1954 Türkiye - İspanya 1-0 (Sandro Puppo Yönetiminde) İtalyan
1954 İspanya - Türkiye 2-2 (Sandro Puppo Yönetiminde) İtalyan
1956 Türkiye - Macaristan 3-1 (Giovanni Varglien Yönetiminde) İtalyan
1970 Batı Almanya - Türkiye 1-1 (Cihat Arman Yönetiminde)
1989 Türkiye - Avusturya 3-0 Tınaz Tırpan Yönetiminde)
1994 Türkiye - İzlanda 5-0 (Fatih Terim Yönetiminde)
1995 Türkiye - İsveç 2-1 (Fatih Terim Yönetiminde)
1995 İsviçre - Türkiye 1-2 (Fatih Terim Yönetiminde)
1997 Türkiye - Hollanda 1-0 (Mustafa Denizli Yönetiminde)
1998 Türkiye - Almanya 1-0 (Mustafa Denizli Yönetiminde)
2000 Belçika - Türkiye 0-2 (Mustafa Denizli Yönetiminde)
2001 Türkiye - Avusturya 5-0 (Şenol Güneş Yönetiminde)
2002 Brezilya - Türkiye 1-0 (Şenol Güneş Yönetiminde)
2002 Brezilya - Türkiye 2-1 (Şenol Güneş Yönetiminde)
2002 Türkiye - Senegal 1-0 (Şenol Güneş Yönetiminde)
2002 G.Kore - Türkiye 2-3 (Şenol Güneş Yönetiminde)
2003 Türkiye - Amerika 2-1 (Şenol Güneş Yönetiminde)
2003 Brezilya - Türkiye 2-2 (Şenol Güneş Yönetiminde)
2003 Türkiye - Kolombiya 2-1 (Şenol Güneş Yönetiminde)
2005 Türkiye - İsviçre 4-2 (Fatih Terim Yönetiminde)
En Fazla Milli Olanlar, Gol Atanlar
En Fazla Milli Olanlar
Oyuncu Milli
Rüştü Reçber 113
Hakan Şükür 107
Bülent Korkmaz 102
Tugay Kerimoğlu 92
Alpay Özalan 90
Ogün Temizkanoğlu 76
Abdullah Ercan 71
Oğuz Çetin 70
Fatih Akyel 64
Arif Erdem 60
En Fazla Gol Atanlar
Oyuncu Gol Maç Ortalama
Hakan Şükür 50 107 0,472
Lefter 20 46 0,434
Cemil Turan 19 44 0,431
Metin Oktay 19 36 0,527
Zeki Rıza Sporel 15 16 0,937
Nihat Kahveci 12 46 0,261
Tuncay Şanlı 12 38 0,316
Arif Erdem 11 60 0,183
Ertuğrul Sağlam 11 26 0,423
Fatih Tekke 9 22 0,409
POLAT ALEMDAR / Necati Şaşmaz
İlişkileri deşifre edip, sistemi çökertmek üzere mafyanın içerisine girmiş, çetelerin “Küresel Güçler” ile nasıl işbirliğine girdiğine şahit olmuş, gizli bir devlet görevlisidir. “Kurtlar Vadisi – Pusu”da Polat’ın misyonu yine akıl, cesaret ve organizasyon becerisi gerektirmektedir. Faili meçhulleri, sebepleri ve sonuçlarıyla, çağın en önemli silahı “para” üzerinden ortaya çıkarmak istemektedir. 21.asırda tüm dünyanın Avrasya için son kozlarını paylaştığını ve Türkiye’nin de Avrasya’nın kalbi olduğunu gören Polat, son görevi için ekibini yeni insanlarla genişletmiştir…
ÖMER BABA / Emin Olcay
Dingin, müşfik ve bilge bir insan olduğundan onu tanıyanlar kendisine ‘Ömer Baba’ diye hitap eder. Yaşadığı her türlü olumsuzluğu hoşgörü ve teslimiyetle kabul etmeyi ilke edinmiştir. İnsanları iyiye, güzele, doğruya davet eder. Ney üflemeyi ve ebru sanatı ile ilgilenmeyi sever. Polat, keskin kararlar alma arifesinde Ömer Baba’nın görüşlerine başvurur. Çünkü o; Polat ve adamlarının gönül zenginliğidir…
DELİ HİKMET / Erdem Ergüney
Doğruculuğu, açık sözlülüğü, mantığına uymayan şeylere anında karşı çıkışlarıyla “Deli” namını hak etmiştir. Yaşanan her şeyin büyük bir planın parçası olduğuna inandığı için çok şüphecidir. Olayların perde arkasına dair yorumlar yapmadan duramaz. En dayanamadığı şey, insanların tepkisizliği, duyarsızlığıdır…
GÜLLÜ ERHAN / Erhan Ufak
Neşeli, hayalperest, bazen çocuksu ve sakar ama her zaman talihli oluşuyla dikkat çeker. Kadınlara olan ilgisi ve korkusu onda çelişik duygular yaşatır. Sempatikliğinin ve insanlarla çarçabuk kaynaşmasının farkındadır. Bunu kullanarak olmadık anlarda çözümler üretir…
PÜRMÜZ HASAN / Fatih Kaçan
Polat Alemdar’ın şoförü olan Pürmüz, az konuşur, verilen emirleri sorgulamadan yerine getirir. Ancak Nevzat’la girdiği rekabet, ekibin bu en sessiz üyesini sinirlendiren tek şeydir.
MEMATİ / Gürkan Uygun
Sokaklardan geldiği için fevri ve acımasızdır. Onun için sorun her zaman somut olmalıdır ve çözümler basittir. Olayların perde arkasıyla ilgilenmez. Polat Alemdar, operasyonlarda Memati’yi sağ kolu olarak kullanır. Doğrudan sonuca ulaşma yeteneği Memati’nin en önemli özelliğidir...
HALO AĞA / Sönmez Atasoy
Yıllarca uyuşturucu ve kaçakçılık işlerinin tam ortasında yer almıştır. Bu konulardaki bağlantıları, yöntemleri, araçları gayet iyi bilmektedir. Polat Alemdar’a can borcu olduğuna inanan Halo, tecrübesi ve bilgisini onun hizmetine sunar. Ekibin sözü dinlenen, sevecen, akil “Dayı”sıdır…
ABDÜLHEY / Kenan Çoban
Polat Alemdar gibi Abdülhey de devlet tarafından yetiştirilmiş özel bir ajandır. Stratejik konularda ve üst mafya-örgüt bağlantılarında uzmandır. Sessizliği, ne düşündüğünü asla belli etmemesi ve ketumluğu nedeniyle Polat’ın sırdaşıdır…
EREN / Kerem Fırtına
Eren, sorumluluk almak ve kendisini ispatlamak arzusundadır. Ancak dahil olduğu macerada, tecrübesizliği onun en büyük dezavantajıdır. Eren; naifliği, sağlam karakteri ve inancı ekipte yer almasını sağlamıştır…
NEVZAT / Nevzat Yakışırboy
Güllü Erhan ile birlikte Polat Alemdar’ın ekibinin neşeli ve becerikli ikilisini oluştururlar. Ekibin en saf üyesi olarak tanınsa da, bazen ürettiği zeki çözümlerle güldürürken şaşırtır. En büyük rakibi, Polat’ın şoförü Pürmüz’dür.
TUNCAY KANTARCI / Osman Wöber
Bir dönem konseye girecek kadar yeraltı dünyasında yükselebilmiş, dış ticaret ve gümrük işlerinde uzmanlaşmıştır. Hassas ruhi dengesi bozulduğundan beri tedavi altındadır. Polat, yeni misyonunda ondan da faydalanmak istemektedir…
NAZİFE ANNE / Serpil Tamur
Ali Candan’ı yetiştirmiş, evladını bir kez toprağa verdikten sonra ona yeniden kavuşmuş, Polat ve ekibinin “anne” diye bildiği kadındır. Yaşadıkları onu merhamet ve acılar konusunda hassaslaştırmıştır.[/center]
KABİL KAÇGAR / Savaş Özdemir
Kaçgar Ailesinin veliahtıdır. Amcası Turan Kaçgar gibi zeki, gaddar, disiplinlidir. Yüzde yüz güven, yüzde yüz sevilme ve mutlak otoritesinin tanınmasını istemesi zaman zaman sorunlar çıkarmaktadır…
TURAN KAÇGAR / Selçuk Özer
Kaçgar Ailesi’ni ve şirketlerinin yönetmektedir. Aile şirketleri özellikle ilaç ve inşaat sektöründe etkindir. Kara para, kaçakçılık ve kumar işinde bölgenin en büyüklerindendir. Titiz, disiplinli, ceza sistemine inanan, hayatını kayıt altına almış, şaibenin her türlüsünden kaçan biridir. Ancak metresi onun en büyük zaaf noktasıdır...
HAKKI BAFRALI / Yılmaz Meydaneri
Yıllardır bir arada olduğu Turan Kaçgar’ın sağ koludur. Birçok kez evlenmesine rağmen erkek çocuğu olmamıştır. Ava meraklıdır ve özel bıçak, kılıç koleksiyonu vardır…
ASU MİRAY SONKAN / Zeliha Çal
Genetik ihtisasını Almanya’da tamamlayıp Türkiye’ye dönmüş bir tıp doktorudur. İşindeki başarısıyla Turan Kaçgar’ın dikkatini çekmiş ve onunla yakınlaşmaya başlamıştır…
AHMET KUDRET HAZARBEYOĞLU / Bozkurt Kuruç
Hazarbeyoğlu Ailesi’nin en yaşlısı ve tüm işlerin birinci derecede sorumlusudur. Silah, insan ve uyuşturucu kaçakçılıklarından gelen paralarla, tekstil, doğal gaz ve turizm sektörlerine yatırım yapmıştır. Gelenekçidir. Ailenin kadınlarını işlerden uzak tutmuştur. Okumayı değil dinlemeyi, ille de gençlerin fikirlerini almayı sever. Kendi adını taşıyan torununu, veliahdı olarak görmektedir…
BEKİR HAZARBEYOĞLU / Hakan Pişkin
Ahmet Kudret Hazarbeyoğlu’nun oğludur. İşine titiz, aile bireyleriyle uyumlu, evladına düşkündür. Sekreteriyle olan ilişkisi en büyük zaafıdır.
MEHMET FİKRET HAZARBEYOĞLU / Neco
Ahmet Kudret Hazarbeyoğlu’nun kardeşidir. Abisinin işleri büyütmesi üzerine işlerin resmi tarafını devralmış, kendisini ailesine ve işlerine adamıştır. Abisi gibi büyük hırsları olmayan, risksiz iş alanlarına girmeyi tercih eden biridir…
İBRAHİM VELİD / Payidar Tüfekçioğlu
Hazarbeyoğlu Ailesi’nin illegal işlerinden sorumludur. Kendisi de sporcu olan İbrahim, ekibini spor salonlarından seçmektedir. Gaddarlığı, kesin itaat isteyen yapısıyla öne çıkar. Avcılığa düşkündür…
CELAL KARACADAĞ / Ecder Akışık
Kardeşi Cemal ile birlikte Karacadağ ailesinin başındadır. Eğitimini İngiltere’de tamamlamış ve Dünya Bankası’nda staj yaparken Elizabeth ile tanışıp evlenmiştir. Kayınpederinin derin ve karanlık bağlantıları sayesinde iş dünyasında önü açılmıştır. İkili ilişkilerinde kibar ve diplomatiktir…
CEMAL KARACADAĞ / Atsız Karaduman
Baba bir kardeşi Celal ile birlikte Karacadağ ailesinin başındadır. Eğitimini Fransa’da tamamlamış ve orada Josephine ile evlenmiştir. Ailenin işleri finans, bankacılık ve enerji sektörlerinde yoğunlaşmıştır. Ayrıca kara para ve kaçakçılık işlerinde de etkindirler. Büyük kumar tutkunu olan Cemal Karacadağ, hayatını bahisler üstüne yaşamaktadır…
ZAFER SASONLU / Emre Karayel
Celal ve Cemal Karacadağ’ın yeğenidir. Ne yapacağı belli olmayan biridir. Zaman zaman kibirli, kavgacı biriyken aniden neşeli olabilmektedir. Dayıları, Zafer’i kendi yerlerine veliaht olarak düşünmektedir…
BEDRİ FİNCANCI / Volkan Özgömeç
Karacadağ Ailesinin illegal işlerinden sorumludur. Gaddarlığı, kuralsızlığı nedeniyle çocuklara bile tetikçilik yaptırabilmektedir. Her iki kardeşe ayrı ayrı sadakati vardır…
UYGAR KAZASKEROĞLU / Edip Saner
Ailesindeki diğer erkekler gibi Uygar da hukuk eğitimi almış ve işinde uzmanlaşmıştır. Toros Holding’in Hukuk işlerinin başındadır…
EROL ÖZNESİM / Levent Beceren
Amerika’da ekonomi eğitimi almış ve Toros Holding’in finans sorumlusu olmuştur…
AHU TOROS / Nefise Karatay
Selçuk Toros’un yeğenidir. İyi bir eğitim almış, bu sayede babası ve amcasına aile şirketlerinin yönetiminde yardım etmeye başlamıştır. Vakur ve kararlı yapısıyla kendisini yolundan çevirmeye çalışanlarla mücadele eder. Şüpheciliği ve yaşadıkları Polat’a karşı olan hislerinde ikircikler yaratmaktadır…
JÜLİDE TOROS / Sema Öztürk
Ali Selçuk Toros’un ikinci eşidir. Güce olan zafiyeti, ihtirasları Toros Ailesi’nin başına dertler açmaktadır. Ahu’yla anlaşamaması ama Selçuk’u çok iyi yönlendirebilmesi sürekli gerginlik kaynağıdır…
ALİ SELÇUK TOROS / Tamer Yiğit
Orta halli tüccar bir aileden gelmektedir. Yurt dışında okuduktan sonra kardeşi Çağrı ile birlikte ailenin işlerini genişletmeye başlamıştır. Su ve toprak politikalarıyla ilgilenip, teknolojik yatırımlar ve enerji işlerine yoğunlaşırken önü kesilmeye çalışılır. İşlerini tasfiye etmek veya her şeye yeniden başlamak arasında kalmıştır. Bir erkek evlada sahip olmak en büyük
isteğidir…
YALÇIN BULUT / Hüseyin Avni Danyal
Davut Tataroğlu’nun illegal işlerdeki sağ koludur. Çocukluğundan itibaren
ailenin içerisinde yer almış ve Davut Tataroğlu tarafından özel yetiştirilmiştir.
Tereddütsüz sadıktır.
DAVUT TATAROĞLU / Can Gürzap
Tataroğlulları Ailesi ve şirketlerinin başındaki kişidir. Özellikle inşaat ve enerji işlerinde kartelleşmek istemektedir. Resmi silah distribütörlükleri vardır. İllegal yapılanmalarla uyuşturucu, kara para ve silah kaçakçılığı işlerine de girmiştir. Popüler spor ve sanatlara yatırımları, tarih, şecere bilgisiyle dikkat çeker…
KEMAL YILDIZ / Özgür Yüksel
Davut Tataroğlu’nun damadıdır. Karısı İnci gibi o da Ekonomi eğitimi almıştır. Ailenin sağ kolu olan Yalçın’ın kardeşi olması da eklenince Kemal, Tataroğlu ailesinin karar verici üyelerinden biri haline gelmiştir…
FUAT TAMER TATAROĞLU / Ragıp Savaş
Davut Tataroğlu’nun oğludur. Mutsuz bir evliliği vardır. Aile işlerine pek karışmaz. Kadınlar, uyuşturucu ve heyecanın olduğu her şeyle ilgilenir…
İNCİ YILDIZ/ Sema Şimşek
Davut Tataroğlu’nun kızıdır. Kemal ile İngiltere’de okurken tanışıp evlenmiştir. Ailenin işlerine alt düzeyde başlamasına rağmen hırsı ve çalışkanlığı sayesinde yükselmeyi başarmıştır…
YALÇIN YILDIZ / Zafer Algöz
Hukuk eğitimi almıştır. Davut Tataroğlu’nun legal işlerdeki sağ koludur. Asla kuralların dışına çıkmaz. Mukayeseli hukuku çok iyi bilir. Ailenin yurtdışı temaslarını sağlar. Mesafeli ama samimi, güvenilir biridir…
KONYA İLİMİZİN TARİHİ
Cennet Yurdumuzun, adı eski devirlerden beri değişmeyen şehirlerinden biri de Konya'dır. Konya adının "Kutsal Tasvir" anlamındaki "İkon" sözcüğüne bağlı olduğu iddia edilir. Bu konuda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; kente dadanan ejderhayı öldüren kişiye şükran ifadesi olarak bir anıt yapılır ve üzerine de olayı anlatan bir resim çizilir. Bu anıta verilen isim, "İkonion" dur.
İkonion adı, İcconium'a dönüşürken, Roma döneminde İmparator adlarıyla değişen yeni söyleniş biçimlerine rastlanır. Bunlar; "Claudiconium, Colonia Selie, Augusta İconium" dur. Bizans kaynaklarında "Tokonion" olarak geçen şehrimize yakıştırılan diğer isimler şöyledir:
"Ycconium, Conium, Stancona, Conia, Cogne, Cogna, Konien, Konia..."
Arapların Kuniya dedikleri güzel kentimiz, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bir daha değişmeyerek günümüze kadar gelen ismine kavuşmuştur: Konya...
Konya İli, M.Ö. 7. bin yılından beri yerleşim yeri olmuş, pek çok medeniyete beşiklik etmiştir. Yazının M.Ö. 3500'de kullanılmaya başlattığı hatırlanacak olursa, Konya'nın, ülkemizin en eski yerleşim merkezleri arasında yer aldığı söylenebilir.
Çumra Çatalhöyük, sadece ülkemizin değil, Dünya ölçüsünde yemek kültürünün ilk defa başladığı, tarımın yapıldığı, ateşin kullanıldığı, yerleşik hayata geçildiği, vahşi hayvan saldırılarına karşı ortak savunmanın yapıldığı merkez olarak tanınır.
Çatalhöyük, Neolitik, Erbaba ve Karahöyük Kalkolitik, Alaeddin Tepesi, Eski Tunç Devri merkezleridir.
Tarih devirlerinde Hititler ve Lidyalılar, M.Ö. 6. yüzyılda Persler, M.Ö. 4. Yüzyılda Büyük İskender, Selevkoslar, Bergama krallığı, M.Ö. 2. yüzyılda Roma, M.S. 395'te Konya ve çevresine hakim oldular.
7. yüzyıl başlarında Sasaniler, bu yüzyılın ortalarında Muaviye komutasındaki Emeviler, şehri geçici olarak işgal ettiler.
10. yüzyıla kadar bir Bizans eyaleti olan Konya; Müslüman Araplar'ın akınlarına maruz kaldı. Malazgirt Zaferi'nden önce Konya'ya ilk gelen, Türk akıncıları Selçuklular oldu. (1069)
Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, 1071'de Bizans İmparatoru Romen Diyojen'i Malazgirt'te kesin bir yenilgiye uğratarak, Türkler'e Anadolu'nun Kapılarını açtı. Sultan Alparslan, zaferden sonra komutanlarına Anadolu'nun tamamen fethedilmesi görevini verdi.
Hz. Mevlana
Hayatı
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.
Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.
Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.
Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.
Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.
Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.
Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"
HZ MEVLÂNA'NIN ESERLERİ
MESNEVİ
Mesnevî, klâsik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Sözlük anlamıyla "İkişer, ikişerlik" demektir. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım şekillerine Mesnevî adı verilmiştir.
Her beytin aynı vezinde fakat ayrı ayrı kafiyeli olması nedeniyle Mesnevî'de büyük bir yazma kolaylığı vardır. Bu nedenle uzun sürecek konular veya hikâyeler şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevî tarzı seçilir. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp gider.
Mesnevî her ne kadar klâsik doğu'şiirinin bir şiir tarzı ise de "Mesnevî" denildiği zaman akla "Mevlâna'nın Mesnevî'si"gelir. Mevlâna Mesnevî'yi Çelebi Hüsameddin'in isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre Mevlanâ, Mesnevî beyitlerini Meram'da gezerken,otururken, yürürken hatta semâ ederken söylermiş, Çelebi Hüsameddin de yazarmış.
Mesnevî'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı 25618 dir.
Mesnevî'nin vezni : Fâ i lâ tün- Fâ i lâ tün - Fâ i lün'dür
Mevlâna 6 büyük cilt olan Mesnevî'sinde, tasavvufî fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.
DİVAN-I KEBİR
Dîvân, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Dîvân-ı Kebîr "Büyük Defter" veya "Büyük Dîvân" manasına gelir. Mevlâna'nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Dîvân-ı Kebîr'in dili de Farsça olmakla beraber, Dîvân-ı Kebîr içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiir de yar almaktadır. Dîvân-ı Kebîr 21 küçük dîvân (Bahir) ile Rubâî Dîvânı'nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Dîvân-ı Kebîr'in beyit adedi 40.000 i aşmaktadır. Mevlâna, Dîvân-ı Kebîr'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu dîvâna, Dîvân-ı Şems de denilmektedir. Dîvânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.
MEKTUBA T
Mevlâna'nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerin.e nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen diıü ve ilmi konularda ise açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlâna bu mektuplarında, edebî mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında "kulunuz, bendeniz" gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflârla hitap etmiştir.
Fİ Hİ MA Fİ H
Fîhi Mâ Fih "Onun içindeki içindedir" manasına gelmektedir.. Bu eser Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve âhiret, mürşit ve mürîd, aşk ve semâ gibi konular işlenmiştir.
MECÂLİS-İ SEB'A
(Yedi Meclis) Mecâlis-i Seb'a, adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna'nın yedi meclisi'nin, yedi vaazı'nın not edilmesinden meydana gelmiştir. Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlemesi yapıldıktan sonra Mevlâna'nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis'lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir :
1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
2. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
3. İnanç'daki kudret.
4. Tövbe edip doğru yolu bulanlar Allah'ın sevgili kulları olurlar.
5. Bilginin değeri.
6. Gaflete dalış.
7. Aklın önemi.
Bu yedi meclis'de, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 Hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlâna yedi meclisinde her bölüme "Hamd ü sena" ve "Münacaat" ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufî görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevî'nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.