B. MİLLET MEKTEPLERİ
Cumhuriyet ilkelerine göre insanların eğitilmesi ve okutulması için “halk mektepleri” veya halk dershanelerinin kurulması gerekiyordu ayrıca Türk ocaklarının “halk evi” olarak eğitim yapması gerekiyordu. Ayrıca Türk ocaklarının “halk evi” olarak eğitim yapması gece okulları ve seyyar okulları kurulması gibi önerilerde bulunuyorlardır. Bakanlık 1928 Temmuzda hazırladığı “halk merkezleri” veya talimatnamesi ve aynı yılın Eylül ayında Halk dershanelerinde 64,302 kişi ve halk eğitimi çalışmalarının yapılması gerekiyordu. Daha sonra bu dershaneler milletin yapılması gerekiyordu. Daha sonra bu dershaneler millet mektepleri adı altında örgütleniyordu.
Bakanlığın hazırlayıp 24/10/1928’de yürürlüğe koyduğu yönetmeliğe göre millet mektepleri, yeni Türk harflerinin kolay bir şekilde okunup hazırlanabilmesinden bütün millet faydalanabilmek ve bütün halk kitlelerini hızla okur yazar duruma getirebilmek için kuruluyordu.
16 – 40 yaşları arasında vatandaşlar açılan okullara devam etmeye veya dışardan sınav vererek belge almaya mecburdurlar. Öğretmen veya okul olmayan köylerde, köyler yeni yeni yazı öğretecek ( seyyar talim heyetler) kurulmuştur. ( madde 42-43 ve seyyar talim heyetleri izahran) bunların haricinde her fırsatta ve her ceşit vasıta ile halkın yeni yazıya ilgilerini çekmek, okuma ve yazmanın hatalarını anlatmak için bir örtülü . bu kursları bitirenleri pekiştirmek için ödüller verilecektir.
Maarif Vekili Mustafa Necati bey 2 Aralık 1928’de valiliklere gönderdiği genelgede, millet mekteplerinde 1 Ocak 1929’dan itibaren derslere başlanması için her öğretmene bir millet mektep dershanesi kurulacağını bir çok döneminde başarılı olamayanların öbür kursa katılacaklarını tek öğretmenli köylerde yeni yazı bilmeyen yetişkinler için açılan dört aylık A kurslarında hem de eski harfleri okuyup yazabilenler de iki ay süreli yeni harfleri öğrendikleri B kurslarında açılacağı emsi üzerine millet mektepleri 1929 yılında yoğun bir şekilde açılmaya devam etmiştir.
Millet mektepleri daha sonra amaç yeri yazıyı öğretmek insanlara, hayat ve geçiminin gerektirdiği ana bilgileri de kazandırmak olmuştur. Ayrıca millet mekteplerinde ki öğretmenlere ek ücret verilerek denetim ücretini ise vilayetlerin Maarif bütçeleri karşılıyordu.
Millet mekteplerinin en objektif değerlendirmesi belge verdiği vatandaş sayısı ve Türkiye’nin okur yazarlık oranını ne kadar yükselttiği açısından baktığımızda 1928 – 1935 devresinde millet mektepleri statüsünde evraklar için 33.560 kadınlar için de 12.853 olmak üzere toplam 47.828 acılan A dershanelerin de toplam olarak 2.092.392 kişi ders görüp 930.140 kişi belge almıştır. Burada dikkatimizi çeken başarı oranının çok düşük olmasıdır. Ayrıca 116.119 kişi de dışardan A dershanesi sınavına girerek belge almıştır. B dershanelerinde ise 38.0.955 kişi devam etmiş 240.982 kişi belge almış ayrıca 26.955 kişi de dışardan sınava bu dershanenin belgesini almıştır.
19/7/1935 yıllarında okuma yazma bilenler oranı
Yıllar kadınlar erkekler genel
1927 4 17.4 10.7
1935 10.5 29.3 19.9
artış 6.5 11.9 9.2
Bu başarısızlığın ana nedeni o dönemde Mustafa Necati gibi bir bakanın olmayışıyla inkılap hey açanının sönmesi öğretmenlerin bu işe kendilerini fazla vermemeleri ve yönetmelikte belirtilen sürelerin bu işe yatmadığı gibi faktörlerdir.
C. YABANCI EĞİTİM UZMANLARI
John Dewey’in Türkiye maarifi hocalarında ki raporu (1020)
Cumhuriyet döneminde milli eğitim teşkilatının düzenlenmesi ve top yekun kalkınma eğitim ilişkisinin kurulması konusunda başvurular ile kişi daha memnundur
Prof. Dewey, eğitimin amaç ve hedefleri dikkate alınmadan gecici meselelerin çözümünden hareket etmenin eğitim meselelerini değerlendirmeyeceği ve eğitim sistemine herhengi bir katkıda bulunmayacağı belirtilirken ikinci derecedeki konuları zaman zaman esas alınması sebebi ile milli eğitimin amaç ve hedeflerinden uzaklaşıldığının göz önünde tutulmasını istemiştir.
Köhnelerin mesleki terbiyesinin gidişatına dair raporu (1925) doktor kühne öncelikle niçin ve kimin için sorularına cevap arayarak güçlü bir devletin müesseselerinin işlerlik kazanmasını eğitilmiş insan gücü ile mümkün olabileceğini belirtirken milli devletin kurulması için yalnız siyasi fikri ve askeri açıdan kuvvetli olmanın yeterli olmadığı bunların güçlü bir ekonomi ve modern bir yönetimle tamamlamaması gereği üzerinde durmuştur
Ayrıca ekonomik gelişmenin sağlanması için, iklim şartları arazi verimliliği, ham maddelerin ön şart olmasıyla beraber bu unsurları değerlendirecek ve yönetecek insan gücünün bulunamaması veya yetiştirilememesi durumunda iktisadi kaynakları harekete geçirmek için gerekli olduğu bunu da en sağlam kaynak olan vergilerle karşılanmasını tavsiye etmiştir.
Dr. Köhne raporunda mesleki eğitim, sanayi ve üniversiteler konularına yer vermiştir.
Ömer Buyse nin Teknik Öğretim Hakkındaki Raporu ( 1927 )
1927 yılında Belçikalı teknik eğitim programları uzmanı, açılması düşünülen teknik okullar ve uygulanacak programlar hakkında rapor hazırlamıştır.
Ömer Buyse raporunda Belçika dan bilgiler sunarak Belçika ve benzeri batı ülkelerindeki ekonomik kalkınma, teknik eğitimin gelişmeleri konularına değinmiştir.
Bu raporun özü şu şekilde özetlenebilir:
Buyse’nin önerdiği programlar üç grup halinde incelenebilir.
1- İş üniversitesi ders programları
2- Sanat okulları ders programları
3- Akşam sanat okulları ders konuları
İş üniversitesinin çerçeve programı değinilecek yönü atölye, teknoloji, resim, matematik, fen bilgisinin değişik şekilleri ve beden eğitimi olarak özetlenebilir.
Bay ve Bayan Ruatelet : Buyse projelerin uygulanabilmesi için 1927 yılında bay ve bayan Ruatelet Türkiye deki mesleki eğitim için yeni planlar hazırlanarak, ders programlarında değişiklikler önermişlerdir. Bayan Ruatelet sanayi okulları kongresine katılırken, Bay Ruatelet Ankara ve İzmir de yaptığı incelemeler sonucu bir yüksek teknik öğretmen okulu projesi hazırlayıp sanat okulları programlarını yeniden düzenlemiştir. Bayan Ruatelet ise İstanbul ve Ankara da çeşitli kız okullarında yaptığı incelemeler sonunda Türkiye deki mesleki eğitimin yönlendirilmesi konusunda bakanlığa yeni bir tasarı sunmuştur.
Bayan Boccard: Raporunda kız sanayi okullarında devrim diye nitelendirebileceğimiz yeniliklere gidilmesinin gerekliliği, eğitimin çağdaşlaştırılması, öğretimin pratik alana kaydırılması, genel kültür dersleri, ev idaresi bilgilerinin verilmesinin gerekliliğini sunmuştur.
Prof. Dr. Oldenburg: Ziraat üzerine değinerek orta derecedeki tarım okullarını kurup geliştirmiştir. 1930 larda geri döndüğünde ise istediği kadar ve istediği programlarda tarım okulları açarak Alman kurumlarına uzmanlaşmak için Türk öğretmenler göndermiştir.
Albert Melch’in İstanbul Üniversitesi Hakkındaki Raporu:
Prof. Meche 1932 yılında ilk defa geldiğinde üniversite reformunun lehinde ve aleyhinde olan pek çok kişiyle görüşerek fakültelerin labaratuvarlarını, enstitülerini ve okul binalarını incelemiştir.
Sonuç olarak şu kararlara varmıştır. Bir ülkede özerkliğin büyük önemi vardır. Darül fünun yönetiminin hükümet tarafından atanması yerinde olacaktır. Çünkü siyasi atamaların üniverstelerin özerkliliğini zedeleyeceği, üniversite içerisinden bir grubun nüfuzu ile atamalar yapılmasına sebep olabilecektir. Darül fünun içerisindeki grubun ülkenin genel çıkarlarını hükümet kadar değerlendirecek durumda olmaması, bu grupların yapacağı atamaların daha fazla endişe kaynağı olmasına sebep olabilecektir.
1924 yılında Colombiya üniversitesi profösörlerinden Edward Aurel, İstanbul darül fünununun konferans salonunda tarih öğretiminde Amerikan usulü hakkında bir konferans vermiştir. Brant yönetimindeki Alman heyeti Türkiye nin ticari ve iktisadi yönünü incelemek için gelmiş ve Türkiye nin yabancı uzman getirmesi yerine Avrupaya çok sayıda öğrenci gönderilmesini önermiştir.
Prof. Dr. Paul Monree ise raporunda Türk eğitim sistemi, Amerikan ve Fransız usulleri arasında bir yerde olmalıdır. Körü körüne Fransız sistemine bağlı kalmayı bırakmalıdır. ( kendisinin filipinlerde uyguladığı sistem ).
• Okullarda daha çok pratik ve üretimi arttırıcı derslere yer verilmeli, tarım dersleri okutulmalıdır.
• Eğitim bakanlığı beni uzman olarak davet etse, önce bir Türk’ü benim yanımda bir yıl çalıştırıp, sonra ben onunla bir yıl Türk sistemini incelemeliyim. Ancak ondan sonra rapor ve projeler verebiliriz. .
1926 yılında gelen Prof. Dr. Frankline göre okullarda ve çevrede spora önem verilmesi, pratik derslerin arttırılarak tarım, orman ve ticaret okullarının sayısının arttırılarak edebiyat grubu derslerinin ikinci planda düşünülmesini istemiştir.
Prof. Dr. Henry Suzallaya göre ise milliyetçi yani sömürgeci eğitim usullerini kaldırarak bütün dünya milletlerinin aynı eğitim usulünü kabul etmeleri gerektiğini açıklayan konferanslar vermiştir.
Türkiye de 20 kadar konferans veren Fermiere ye göre Türkiye’nin yaptığı pek çok inkılaplarla geçmişe son verdiğini eğitim alanında da tek okul, laik okul, karma eğitim ve karma okul gerçekleştirecek hamlelerin atıldığını belirtmiştir.
IV. CUMHURİYET DÖNEMİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİMDEKİ YENİLİK VE GELİŞMELER
1927 yılına kadar meslek sanat okulları açma ve yürütme işi ile ve belediye idarelerinin sorumluluğundayken ve okulların araç- gereç , öğretmen yetiştirme ve istihdam edilmesi Maarif Vekaletine verilmiştir.
1933 te mesleki ve teknik öğretim genel müdürlüğü kuruldu. Buraya genel müdür 1941 de müsteşar olarak atanan kimya ve fizik öğretmenleri ve Fransa da yetişmiş Rüştü Uzel in teknik ve mesleki eğitime büyük emeği geçti. 1935 te mesleki ve teknik okulların masrafları Maarif Vekaleti bütçesine alındı. 1941 de sözü edilen genel müdürlük yerine meslek ve teknik öğretim müsteşarlığı kuruldu. 1934 lerden itibaren çok sayıda erkek kız sanat ve yapı endüstri enstitüleri, ticaret okulları, 1934 – 1935 te kız teknik, 1937 – 1938 de erkek teknik yüksek öğretmen okulları açılmıştır
3 Mart 1924 tarihli tevhidi tedrisat kanunundan sonra medrese kapatılınca imam yetiştirmek için imam hatip mektepleri açılmıştır. İlk açıldığında sayısı 29 olan bu okulların öğrenci yokluğunda 1931 – 1932 ders yılında tümüyle kapandığı resmi kaynaklarda ileri sürülürken 1951 yılında demokrat parti döneminde tekrar açılmıştır.
Amerikan Bu dönemde Türklerin giriştiği özel öğretimde her düzeyde gelişme gösterirken daha çok sağladıkları daha iyi öğretim imkanları (yabancı dil, ekonomik sebepler) nedeniyle varlıklı ve soylu ailelerin çocuklarına hizmet sunmuşlardır. 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan antlaşması ile birlikte Türkiye’deki azınlıkların eğitim haklarına ilişkin şu hükümler bulunmaktaydı. Her türlü masrafları kendilerine ait olmak üzere kendi dilleri ile öğretim yapabilirken Türkçe dersleri de zorunlu olarak okutulması gerekiyor.
Yabancı okulların Türk toplumuna etkilerini şu açılardan inceleyebiliriz.
1) Dini propaganda açısından
2) Kendi kültürlerini benimsetme ve yandaş kazanma girişimleri
3) Türk milli eğitimine katkıları
Yabancı okulların ilk açılışlarındaki gayeleri Hıristiyanlığı yayarak misyonerlik faaliyetlerini yönetmek istiyorlardı. Böylece misyonerler “isimsiz Hıristiyanlık” sayesinde çoğunluğu Türk olan öğrencilerin kişiliklerini şekillendirebileceklerini inanıyorlardı. Hıristiyanlık propagandasını bir ahlak eğitimi olarak yapmayı düşünen misyonerler bu eğitim içinde aile ve aile hayatı, meslek duygusu, insan haklarına saygı, sorumluluk, boş zamanları değerlendirme gibi konular vardır.
“Kırk senedir misyon üyeleri bilhassa Türkiye’deki Hıristiyanlığı sistematik bir şekilde aşılamaya muvaffak olmuşlardı. Bu gaye için grup halinde çalışan öğretmen, doktor, hasta bakıcı ve şair misyonerler dünya kiliselerinden devamlı maddi yardım görmekte ve maksatlarına erişmek için her türlü yola başvurmaktadır denilerek Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren misyonerlerin faaliyetlerinin gayeleri çok açık bir şekilde ortaya konmuştur( Ergün,1997 ).
Hıristiyanlığın dini yaymaları üç şekilde olmuştur:
1) Hıristiyanlığın doğrudan doğruya bildirilmesi
2) Açık dini iştirak
3) Zımni dini öğretim (yani çalışmaların aslında dini olduğunu belli etmeden gizli dini felsefelerini yaymaya çalışmışlardır.)
A. KENDİ KÜLTÜRLERİNİ BENİMSETME VE YANDAŞ KAZANMA GİRİŞİMLERİ
Propaganda okulları olarak da nitelendirilen yabancı okullarda her şeyden önce kendi dillerinde eğitim yapılması programlarının ve kitaplarının önceki dönemlerde denetlenememesi bu konudaki olumsuzluğu açıkça ortaya koyuyordu( Ergün, 1997).
Bunlar içinde en önemlileri: Talas Koleji,Robert Koleji,Bursa Amerikan Koleji gibidir.Kültürün önemine inanan Türkiye Cumhuriyetinin temsilcileri,Türk diline,tarihine ve coğrafyasına yani kültürüne yönelik olumsuzlukları kaldırabilmek için yabancı okullarda Türkçe’yi ve Türkçe kültür derslerini zorunlu tutup Türk öğretmeni tarafında verilmesini istemişledir. Yarattığı bir çok olumsuzluğa rağmen yabancı okullar yabancı dil öğretme, batılı eğitim sistemini geliştirme ve daha iyi imkanlarda eğitim verme gibi özelliklerinde dolayı diğer okullara nazaran tercih edilmişlerdir.
B. GENEL ORTA ÖĞRETMENİ YETİŞTİREN KURUMLAR
1. Örgün Eğitim Kurumları
Yüksek Muallim Mektebi, Musiki Muallim Mektebi ve Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüleri açılarak Ankara’da 1932-1933 öğretim yılında faaliyete başlayan Yüksek Beden Terbiyesi Mektebi idari bakımdan bağlı olduğu ve daha sonra şube haline gelen Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüleri açılmıştır.
2. Yüksek Muallim Mektebi :
1924- 1925 öğretim yılında eğitim öğretim hayatına başlayıp Şubat 1925’te müdür Hilmi Bey ilk Tedrisat Umum Müdürlüğüne atanmıştır. Bu kuruluşların teşkilat şekli şu şubelere ayrılmaktadır.
1) Edebiyat
2) Felsefe
3) Riyaziye
4) Tarih – Coğrafya
5) Fizik- Kimya
6) Taabiyat
7) Sanayi-i Nefise
Okulun öğretim süresi 8 yarıyıl olmak üzere 4 yıldır. Bunun ilk 3 yılı Darülfünundaki öğretimle mesleki derslere son yıl ise stajlara ayrılmıştır( Öztürk,1996)
3. Musiki Muallim Mektebi :
24 Temmuz 1923 talimatnamesine göre musiki muallim mektebi lise ve ortaokullarda müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Akademi de Musiki Muallim Mektebi, Riyaset-i Cumhuriyet-i Flormonik orkestrası, Temsil Şubesi olmak üzere üç kurumdan meydana geliyordu.
4. Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü
Orta muallim mektebi, 1926- 1927 öğretim yılında Necati Bey’in kararıyla açılarak 1927-1928 öğretim yılında Ankara’ya nakledilmiştir ve aynı yıl Yüksek Tedrisata devredilen okulda bir de pedagoji şubesi açılmıştır. 1931 yılında yayınlanan teşkilat ve programa göre Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü ortaokul öğretmeni ve ilköğretim müfettişleri yetiştiren yüksek dereceli ve yatılı bir okuldur. Daha sonraki dönemlerde ise öğretmen yetiştirilmesini diğer kaynaklara uygulamaları şunlardır:
• Yedek subay öğretmenler
• Vekil öğretmenler
• Barış gönüllüleri
• Öğretmenlik formasyonu
• Mektupla öğretmen yetiştirme
• Hızlandırılmış programla öğretmen yetiştirme
• Askerliğini öğretmen olarak yapanlar
• Fakülte mezunlarının öğretmen atanması
5. Cumhuriyet Döneminde Halk Eğitim Çalışmaları
Cumhuriyet döneminin başında öğretmenler ve onların mesleki kuruluşları kentlerde, köylerde, irşat heyetleri (aydınlanma toplulukları) adı altında halkı aydınlatmaya çalışmışlardır. Halka devrimden bahsetmişler, okuma- yazma öğretmişlerdir (1925-1928) (Akyüz,2001)
1928 sonlarında Mustafa Necati’nin bakanlığı sırasında Latin harflerinin kabul edilmesi üzerine halka okuma- yazma öğretmek için Millet Mektepleri kurulmuş ve bu mekteplerde 16- 45 yaş arası kadın-erkek herkesi akşam saatlerinde yapılan bir eğitim sonucunda 4 ay boyunca eğitmişlerdir.
1930’lardan itibaren köylerde yetişkinlere okuma-yazma öğretmek için Halk Okuma Odaları açılmıştır. Daha sonra Türk ocakları kaldırılarak (Nisan,1931) Halk Evleri kuruldu. (19 Şubat 1932). 14 yerde birden açılmıştır. Bu iller; Afyon, Ankara, Aydın, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Eminönü, Eskişehir, Konya, Malatya ve Samsundur. Evler CHP tarafından açılıp kuruluş nedenlerini Mustafa Kemal’in şu vecizelerinde anlayabiliriz. “Gençlik, istikbalin ışığıdır. Gençlik mütemadiyen gelişen ve yetiştiren bir çalışmanın içinde yaşatılmalıdır. Milleti şuurlu, birbirini anlayan, birbirini seven, ideale bağlı bir halk kütlesi halinde teşkilatlandırmak lazımdır. En kuvvetli ders araçlarını ve yetişkin muallim ordularına malik olmak kati değildir. Halkı yetiştirmek, halkı bir kütle haline getirmek için ayrıca bir milli halk mesaisine ihtiyaç vardır. Silah kuvvetinden her türlü cebir ve madde kuvvetinden daha müessir olan fikir kuvvetidir. Bu milleti bu sahada yetiştireceğiz.”
Bir millet için en önemli unsur dildir. Dil, Türklerin İslamiyet’i kabul edişlerinden beri yabancı unsurlarla karışıp aralığını yitirmektedir. Din ise yalnızca bir Arap hayranlığı biçiminde anlaşılıyordu. Saray ve Medresenin ileri gelenleri halkı milli benliğinden uzaklaştırıp törelerini bıraktırıyor, Müslümanlık derken Araplık, İlim- İrfan derken Acemliği halka benimsetmeye çalıştıkları için devleti, aydın kesimi ise hem Türklükten hem de halktan uzaklaşıyorlardı. Tanzimat’tan sonra Avrupa hayranlığı işe karışmış ve ayrıca milliyet fikrini unutturmaya çalışan Osmanlı görüşüyle beraber Meşrutiyet yıllarında Jön Türkler ortaya çıkmıştır. Daha sonraları aydınlar Türlük özünü halkta arayarak bu zor günlerde “Mustafa Kemal ateşinin” etrafında toplandılar. Halk evleri, savaş yıllarında birbirine zıt insanlar bile biraraya getirerek milli benliğin tam olarak sağlamaya çalışmışlardır.Aynı yıl açılan Türk Dilini Tetkik Cemiyeti ve Türk Tarih Cemiyeti de bu hizmet için uğraşmıştır.
a) Halkevi Nedir?
Halkevi aynı kültürden gelen insanların toplandığı yerdir.Halkevleri her alanda gerilikle, gericilikle, taklitçilikle, kozmopolitik ve soysuzlukla savaşır. (Baltaoğlu 1950)
Halkevleri sayesinde aydınlarla halkın kaynaşmasını sağlayıp milli heyacın sağlanması ve halkın bilinçlenmesini sağlanır.Milliyet bilinci tarihimizde ,Türk milliyetçiliği (Türkçülük) üç safhadan geçmiştir.
1. Fikri safha:Ahmet Vefik Paşa’dan Türk Ocaklarının kuruluşuna kadar.
2. Romantik safha:1912-1931 Türk Ocakları devresi
İradi Milliyetçilik Safhası:Atatürkçülük,Atatürk milliyetçiliği devresi (Ergün 1997)
Halkevlerinin çalışma şekillerine baktığımızda,halkevi merkezinde ve halkevi binası dışındaki çalışmalar olarak ikiye ayırabiliriz.Halkevlerinin tek yönetimi zordu,bu yüzden çeşitli kollar açılmıştır.
1. Dil ve Edebiyat Kolu
2. Güzel Sanatlar Kolu
3. Temsil Kolu
4. Spor Kolu
5. Sosyal Yardım(İçtimai Yardım)Kolu
6. Halk Dershaneleri ve Kurslar Kolu
7. Kitaplık ve Yayın Kolu
8. Köycülük Kolu
9. Müzik ve Sergi Kolu gibi kollar açılarak halkın en iyi şekilde eğitilmesi sağlanmıştır.
C. KÜLTÜR İNKILAPLARI DÖNEMİ(1929-1931)
1. Türk Kültür Ve Sanat İnkılabı
TÜRK TARİHİ:Cumhuriyete kadar Türkiyede islam tarihini esas alan ümmetçi bir tarih Görüşü ile,Osmanlı Devleti eserlerde “İslam Tarihi”mekteplerde ise “Osmanlı Tarihi”okutuluyordu.Osmanlı Devletinin yıkılması ve halifeliğin kaldırılması,her iki tarih anlayışının da değerini düşürmüştür.Yeni Türk Cumhuriyeti Devleti ne İslam ne de Osmanlı tarihi ile temellendirilmezdi.(Ergün 1997)
Atatürk tam bir “tarih”hayranıdır.Bunun da en güzel örneği 1922 yılında kendisine Darulfünün Edebiyat Medresinin fahri profesörlüğü verilmesine rağmen,kendisinin tarihle daha çok ilgilendiği bu nedenle fahri profesörlüğünün edebiyattan çok tarihe ait olmasının daha uygun olacağını belitmez.
Daha sonraları Afet Hanım’ın Atatürk’e Fransızca bir coğrafya kitabında Türklerin sarı ırktan ve ikinci dereceden insanlar olarak nitelendirildiğini sorması üzerine H.G.Well’s in dünya tarihi ile duyarlığı Türkçe’ye çevirterek yayınlatmış.
1930’da Türk Ocakları Altıncı Kurultayında ,M.Kemal’in isteği üzerine bir “Türk Tarih Heyeti” kurularak bilimsel çalışmaların yapılmasına zemin hazırladı.Daha sonralarına kitaplığına birçok tarih kitabı aldırarak kendisinin ve yakın arkadaşlarının bu kitapları incelemesi sonucu,tarih çalışmaları resmi olarak devlet işi sayılmıştı.
Türk Ocakları Tarih Komisyonu yerine,12 Nisan 1931’ de Türk Tarih Tetkik Cemiyeti kurularak Türk milletinin kökleri Türklerin uygarlığa yararlılıkları gibi konular üzerinde çalışmalar yapıldı.2-11 Temmuz 1932 tarihinde Birinci Türk Tarih Kongreinde katılan 232 kişiden 196 sı öğretmen olup dinleyiciler arasında dönemin Eğitim Bakanının bulunduğu toplantıda tarih derslerinde bir bilgi ve metod birliği sağlanmaya çalışıldı.
Kongrede Türk Uygarlık tarihi ,ırk,dili ve edebiyatı ile ilgili bildiriler sunulup tartışmalar yapılmıştır.
İstiklal Marşı’nın sahibi şair Mehmet Akif milli tarih düşmanlarına şöyle haykırmıştır.
Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da
Maniyi fakat yıkmaya kalkışma bu yolda
Ahlafa döner korkarım eslafa hücumu
Mazisi yıkık milletin atisi olur mu?(Hacıeminoğlu , 1995)
diyerek bir milletin tarihinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır.
1935 yılında Türk Tarih Kurumu adını alan dernek ,Avrupa’daki Akademilerle yarışabilecek olması için çalışılıyor ve bir an önce Tarih ve Coğrafya Fakültesi kurulması fikrini geliştiriyorlardı.9 Ocak 1936 yılında fakülte kurulup daha sonraları Ankara Üniversitesi adını almıştır.
Atatürk 1935-1936 yıllarında dünya üzerinde kafataslarına göre çeşitli ırkların olduğunu uygarlığın bütün dünyaya Orta Asya’dan bu yuvarlak kafalı ırkın yaymış olduğunu ,cilalı taş devrinde Orta Asya’dan yayılan bu Türk insanlarının gittikleri yerlerdeki temel dili de oluşturduklarını ona ilkeler olarak kabul eden bir dil ve tarih görüşünü savunuyor,yayıyordu.(Ergün 1997)
1937 Eylülünde İkinci Türk Tarih Kurultayı toplanarak Türk tarih tezi etrafında bildiriler sunulmuş ve milletler arası bir niteliğe kavuşmuştur.
2. Dil İnkılabı
Cumhuriyet Döneminde dil sorunu Dil Heyeti kurulması,Akademi açılması gibi çalışmalar yapılıyordu.Türk dili ile ilgili sorunların bir kısmı yazıya bağlı olduğu için önce yazı inkılabı yapılarak,Avrupa ve Farsça kelimeler dilden atılarak sesleri Türkçe söyleyişe göre yapılmaya çalışılmıştır.Buna müteakip 1929 yılında okul programlarından Arapça ve Farsça derslerinin kaldırılması bu yeniliği destekler niteliktedir.
Yazı inkılabından sonra Dil Komisyonu dil sorunları üzerinde durarak,Türkçe’nin bilimsel incelemesini yapacak dilbilgisi hazırlayacak,Türkçe sözleri derleyip yeni bir sözlük hazırlanılması gibi çalışmalarda bulunulmuştur.
2 Temmuz 1932 deki Birinci Türk Tarih Kurultayında tarih araştırmalarının dil araştırmalarıyla desteklenmesi ,Türk tarihi gibi Türk dilinin de bilimsel incelemelere tabi tutulması isteği üzerine Kurultayın kapanış gecesi Atatürk’ün “Dil işlerini düşünecek zamanı gelmiştir”işaretiyle Semih Rıfat’ın başbakanlığında ve “Türkiye Cumhuriyeti Reisi Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin yüksek himayeleri altında bir “Türk Dili Tetkik Cemiyeti “ kuruldu.Bu dernek Türkçe’yi incelemek ,elde edilen sonuçları uymak için,kaynaklarına gelişmesine ve bugünkü ihtiyaçlarına göre bir Türkçe meydana getirecek eski eserlerden ve Latin dillerinden derlemeler yapacaktır.(Ertop,1963)
26 Eylül –6 Ekim 1932 de yapılan Birinci Türk Dili Kurultayında başlıca şu konular ele alınmıştır.
Türkçe’nin tarih köklerinin araştırılıp,Sümerce’ye benzediğine dair görüşlerin derinleştirilmeye çalışılması.
Türkçe de,en az Türk toplumları kadar dünyaya yayılmış başka dillerden kelime alıp,vermiş öz zenginliğini ortaya çıkarmak ve daha bu toplantıda Türkçe’nin bütün dillerin anası olduğu görüşü savunulmaya çalışılmıştır.
17 Ekim 1932 ‘de yayınlanan bildiriyle Türk yazı dilinden yabancı sözcüklerin atılacağı,konuşma dili ile yazı dillerini birleştirerek,derleme ve lehçelere dayanan sözlükler hazırlanacağı,Batı dillerindeki kavramlara Türkçe kavramları yapılacağını duyuruyordu.
1928’de itibaren hutbelerin Türkçe okunması ,1930 da Kuran’ın Türkçe’ye çevrilmesi ve 1932’den itibaren ezanın Türkçe okunması ile 1934 yılında çıkarılan soyadı yasası dolayısıyla öz Türkçe kelimelerin soyadı olarak alınmaya başlaması ,Türk dil inkılabındaki önemli adımlardan olmuştur.(Ergün,1997)
1934’teki İkinci Türk Dili Kurultayında belirlenen temeller üzerinde çalışma raporları ve bildiriler görüşülerek yabancı sözcüklerin atılıp Türkçe karşılıkları bulunması çalışmaları devam etmiş 1935 yılında Atatürk “Vatandaş Türkçe Konuş!”kampanyalarını açtırarak bütün vatandaşların Türkçe konuşmaları gerektiğini belirterek şu anlamlı konuşmayı yapmıştır.
“Türk demek,dil demektir.Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir.Türk milletindenim diyen insanlar,her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.
Tükçe konuşmayan bir insan;Türk halkına ,camiasına mensubiyetini iddia ederse ,buna inanmak doğru olmaz.(Baydar,1960)
Türkçe’nin Hint-Avrupa kökenli dil grubundan olması Atatürk’ü Güneş Dil Teorisine götürdü.Almanlar bu teoriye benzer nitelikte “Ay-Dil Teorisi”öne sürselerde Atatürk’ün asıl esin kaynağı Avusturyalı H.F.Kuergel’in “Türk Dilindeki Bazı Öğelerin Psikolojisi”adlı çalışmadır.
Bu teoriye Güneş-Dil denmesinin nedeni ,bütün insanlığa hayat verenin güneş olması ve bütün dillerin,insanın güneş karşısındaki duygu ve düşüncelerinin ifadesinden çıkması görüşüdür.Bu teorinin ana ilkeleri şunlardır.
Bütün dillerde bir kök,bir de buna eklenmiş sesler vardır.Esas dil kökteki seslerdir.
Ses bakımından birbirine yakın konsonlar birbirinin yerine geçmektedirler.
Bazı seslerde bazı anlamlar birikmiştir.(Korkmaz,1963)
24-31 Ağustos 1936 günlerinde toplanan Üçüncü Türk Milli Kurultayında Güneş Dil ilkeleri ayrıntılı olarak tartışılmaya devam edilmiş ve bu arada Ankara’da bilimsel araştırmalar yapmak üzere 9 Ocak 19362da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi kurulmuştu.
Atatürk döneminde ,sağlam ilke ve programlarıyla Türk dil inkılabının ön hazır devresi tamamlanmıştı.
Cumhuriyetin kuruluşunun doğurduğu ümit ile ilk yılların niteliksel eğitim planlaması ve sistem planlaması çok başarılıdır.Parlak Maarif Kadroları çağın bilgisini çözüp gelenekle yeniliği birlikte yorumlayarak milli kültürün oluşumunda öncülük yapmaktaydılar.(Tekışık,1999)
3. Tiyatro:
Bu dönemde en önemli sorun ;Türk kadın tiyatro sanatçılarının sahne almaları sorunudur.İstanbul zaptiyesi sahnede Afife Hanımı kovalarken ,çağdaş görüşe sahip Atatürk’ün karşısında 1923 yılında İzmir’de müslüman bir Türk kadını (Muvahhit Hanım)sahneye çıkabiliyordu.
1930 yılında Atatürk tiyatro sanatçılarını kabul töreninde yaptığı konuşmada “Efendiler,hepiniz mebus olabilirsiniz,vekil olabilirsiniz,hatta reis-i cumhur olabilirsiniz.Fakat sanatkar olamazsınız.Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu sanatçıları sevelim”demiştir.(Ergün 1997)
1933 yılında Avusturyalı Joseph Marx’ın önerisiyle modernleşen tiyatro ,Türkiye’de operet türünün yerleşmesine ve yerli tiyatro oyunlarının sayısının artması ve çocuk tiyatrolarının açılmasına sebep olmuştur.
4. Resim ,Heykel ve Süsleme
İslam dininde bu sanat dillerinin yasak olduğu gibi asılsız söylemler neticesinde bu sanat kolları fazla gelişmemiştir.
Ancak Cumhuriyet Döneminin ilk heykeli ,3 Ekim 1926’da İstanbul Sarayburnu’na dikilen Gazi Mustafa Kemal heykelidir.
Daha sonraları Mustafa Necati Bey Sanayi Nefise Müdürlüğü kurup bunu işlevselleştirmek için Sanayi Nefise Encümeni görevlendirmiştir.
Bakanlığın mimarı uzman Prof.Dr.Egli VE Avusturya’dan getirilen bir süsleme sanatları uzmanı,daha sonra Akademide önemli görevler yapmışlar,1828’deki Tezyini San’atlar Bölümü’nün yanı sıra Akademide 1936 yılında da Türk Tezyini Bölümü kurulmuştu.
Bizzat Atatürk’ün emriyle 1937 yılında bir de “Resim ve Heykel Müzesi” açılmıştır.(Ergün,1997)
KAYNAKÇA
1. ACIBURNU, Kemal , Milli Mücadele ve İnkılaplarla İlgili Kanunlar , Ankara 1957.
2. AKKUTAY, Ülker, Milli Eğitimde Yabancı Uzman Raporları, Atatürk Dönemi, Avni Akyol Kültür ve Eğitim Ümit Vakfı, Düzce, 1996.
3. AKYÜZ, Yahya, Başlangıçtan Günümüze Türk Eğitim Tarihi, (8. Baskı), Alfa Yayınları, İstanbul, 2001.
4. ERGÜN, Mustafa, Atatürk Devri Türk Eğitimi, (2. Baskı), Ocak Yayınları, Ankara, 1997.
5. ERTEM, Rekin, Elif Be’den Alfabeye Türkiye’de Harf ve Yazı Meselesi, İstanbul, Dergah Yayınları, 1991.
6. ERTOP, Konur, Atatürk Devriminde Türk Dili Atatürk ve Türk Dili İçinde, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1963.
7. HACIEMİNOĞLU, Necmettin, Milliyetçi Eğitim Sistemi, Kamer Yayınları, İstanbul, 1995.
8. Hakimiyet- i Milliye Gazetesi,Mustafa Kemal’in 19.02.1932 tarihinde Halk Evlerini Açış Nutku, 20.02.1932
9. KORKMAZ, Zeynep, Türk Dili’nin Tarihi Akışı İçinde Atatürk ve Dil Devrimi, DTCF Yayınları, Ankara, 1963.
10. ÖZTÜRK, Cemil, Atatürk Devri Öğretmen Yetiştirme Politikası, TTK Yayınları, Ankara, 1996.
11. SEZER, Ayten, Atatürk Döneminde Yabancı Okullar (1923-1938), TTK Yayınları, Ankara, 1999.
İÇİNDEKİLER
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK EĞİTİMİ
I. ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK EĞİTİMİNE GENEL BİR BAKIŞ 1
A. 1921 MAARİF KONGRESİ VE ÖNEMİ NEDİR? 2
B. BİRİNCİ HEYET-İ İLMİYE 3
C. EĞİTİM BAKANLIĞI ÖRGÜTÜ 4
D. TEVHİD-İ TEDRİSAT NEDİR? 5
1. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun Uygulanması 5
2. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun Yabancı Okullara Yansıması 6
E. CUMHURİYET DÖNEMİNDE EĞİTİMİN RESMİ TEMEL AMAÇ VE İLKELERİ……………….. 6
F. ATATÜRK’ÜN TÜRK EĞİTİM TARİHİNDEKİ YERİ 7
G. ATATÜRK’ÜN EĞİTİMİMİZ İÇİN ÖNERİLERİ, İSTEKLERİ, TALİMATLARI 7
H. HEYET-İ İLMİY E TOPLANTILARI 8
1. İkinci Heyet-i İlmiye Toplantısı : 8
2. Üçüncü Heyet-İ İlmiye Toplantısı 9
İ. KARMA EĞİTİM 9
II. ATATÜRK DEVRİ ÖĞRETMEN YETİŞTİRME POLİTİKASI 10
A. CUMHURİYET DÖNEMİ ( 1923-1938 ) 10
1. Anaokulu Öğretmeni Yetiştirme Politikası 10
2. Mustafa Necati Bey’in İlkokul Öğretmeni Yetiştirme Politikası 11
III. YAZI, DİL VE TARİH İNKİLABLARININ EĞİTİMİMİZDEKİ YERİ NEDİR? 12
A. LATİN HARFLERİNİ SAVUNANLAR : 14
B. MİLLET MEKTEPLERİ 15
C. YABANCI EĞİTİM UZMANLARI 17
IV. CUMHURİYET DÖNEMİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİMDEKİ YENİLİK VE GELİŞMELER…………………………………………………… ………………………………………………19
A. KENDİ KÜLTÜRLERİNİ BENİMSETME VE YANDAŞ KAZANMA GİRİŞİMLERİ 20
B. GENEL ORTA ÖĞRETMENİ YETİŞTİREN KURUMLAR 21
1. Örgün Eğitim Kurumları 21
2. Yüksek Muallim Mektebi : 21
3. Musiki Muallim Mektebi : 21
4. Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü 21
5. Cumhuriyet Döneminde Halk Eğitim Çalışmaları 22
a) Halkevi Nedir? 23
C. KÜLTÜR İNKILAPLARI DÖNEMİ(1929-1931) 24
1. Türk Kültür Ve Sanat İnkılabı 24
2. Dil İnkılabı 25
3. Tiyatro: 27
4. Resim ,Heykel ve Süsleme 27
KAYNAKÇA 28