View Single Post
Eski 26-01-08, 15:05   #2 (permalink)
matrix1262
Sadık Üye
 
Giriş Tarihi: 17-06-2005
Yer: im Seni FrMtR(PaylasımMakinesi)
Mesajlar: 2,567
Blog Mesajları: 2
Rep Puanı: 27895785
matrix1262 Rütbe: Artı 11matrix1262 Rütbe: Artı 11matrix1262 Rütbe: Artı 11matrix1262 Rütbe: Artı 11matrix1262 Rütbe: Artı 11matrix1262 Rütbe: Artı 11matrix1262 Rütbe: Artı 11matrix1262 Rütbe: Artı 11matrix1262 Rütbe: Artı 11matrix1262 Rütbe: Artı 11matrix1262 Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 279020
Varsayılan C: GenetİĞİ DeĞİŞtİrİlmİŞ Organİzmalar (gdo)



Transgenik Kirlenme ya da Genetik Sürüklenme
Tarımsal ürünlerin genetik mühendisliği yöntemleriyle değiştirilmesi biyolojik türler arasındaki duvarların aşılması sonucu evrimin işleyiş mekanizmalarına müdahale etmektedir. Doğa farklı türler, cinsler ya da ailelere ait genlerin karışmasına izin vermez. Ancak genetik mühendisliğinde bu genler kolaylıkla bir araya getirilmektedir (rekombinasyon). Roundup Ready geni ve Bt geni toprak bakterilerinden izole edilerek soya ve mısır bitkilerine aktarılmıştır. Bu ürünlerden gen kaçışı yabani otların ve doğada bulunan benzer cinsteki bitkilerin genetik bileşimini değiştirebilir.
Transgenik kirlenme, genetiği değiştirilmiş ürünlerin polenlerinin organik çiftlikler de dahil olmak üzere diğer alanlara yayılması sonucu gelişmektedir. GD ürünlerle doğal ürünler arasındaki bu çapraz tozlaşma yeni bitki türlerinin oluşumuna yol açabilir. Herbiside dayanıklı GD ürünlerin polenleriyle tozlaşan doğal bitkiler herbiside dayanıklı süper yabani otlara dönüşebilirler. Aynı durum insektiside dirençli tarım zararlılarının ortaya çıkmasında da rol oynayabilir.Danimarka'da 1996 yılında kanola üzerinde yapılan bir çalışma tarım ürünlerine aktarılan genlerin doğadaki yabani bitkilere kolaylıkla yayılabildiğini göstermiştir. Genetiği değiştirilmiş patates ile yapılan ekim çalışmalarında GD bitkilerle doğal bitkiler arasında yüksek oranda gen akışı saptanmıştır. GD patateslerin 1.1 km uzağına ekilen doğal patateslerin tohumlarının %35-72'sinde transgen varlığı saptanmıştır.
GDO’lar Neden Tehlikeli Olabilir?
Genetik mühendisliğinin kullandığı yöntem konvansiyonel üretimden oldukça farklıdır. Konvansiyonel üreticiler genetik yapısı benzer olan yakın akraba organizmaları melezleyerek onbinlerce geni aktarmaktadırlar. Günümüzün genetik mühendisleri ise birbirleriyle uzaktan ilişkili ya da hiç ilişkili olmayan türler arasında bir seferde yalnızca birkaç gen aktarabilmektedir. Ekin üretimine bu tür genlerin dahil edilmesi doğal değildir ve etkileri bilinmemektedir. Bu üretim şekli, geleneksel üretimi devre dışı bırakan ve doğada var olmayan gen kombinasyonları oluşturmaktadır.
Bu genetik değişiklikler doğal yollardan oluşan genetik değişikliklerden -tozlaşma gibi çok farklıdır. Biyolojik çeşitliliğin doğal olarak şekillenmesi milyonlarca yıldan beri devam etmekte olan bir süreçtir. Bu süreç doğal seleksiyonu, türler arası ilişkileri ve farklı canlı türlerinin yaşama alanlarının belirlenmesini içermektedir. Farklı türler farklı şartlarda yaşamaya uyum sağlamıştır ve bu şartlardaki ufak değişiklikler dahi türlerin kaybına yol açmaktadır. Türlerin doğaya uyum sağlamasındaki en büyük etken biyolojik çeşitliliğin korunmasıdır.
GDO gelişimi, doğal yollardan olan bitki ve hayvan üreme şekillerinden çok daha hızlı ilerlemektedir. Bu durum yeni yaşam formlarının gelişmesine yol açma ve bunu dünyanın evrimsel gelişimine uygun olmayacak şekilde ve kontrol edilemeyecek hızda yapma potansiyeline sahiptir. Yeni gen kombinasyonlarını tarım ürünlerine yerleştirmeyi amaçlayan genetik teknikler, ekolojik dengeleri değiştirerek biyolojik çeşitliliği çok ciddi şekilde tehdit edebilir. Suni türlerin yaygın kullanımı genetik varyasyonu -genetik çeşitliliği- ve buna bağlı olarak da biyolojik çeşitliliği azaltır. (Türkiye biyolojik çeşitlilik açısından çok zengin bir ülkedir. 3 bini endemik olmak üzere 9 bin farklı bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır.)
Bu tür üretimin çevreye olan riskleri hatırı sayılır boyuttadır. GDO ekinler, çevreye bir kez yayıldıklarında kalıcı olmaktadırlar. İkinci bir şansa izin vermezler. Birçok GDO ekini zararlı bitki öldürücülerine karşı dirençli kılınmaktadır. Haşerelere ya da susuzluğa dayanıklı tarım ürünlerinin kullanımı bazı avantajları beraberinde getirebilir fakat aynı zamanda ekolojik dengeye, sürdürülebilir tarıma olumsuz olarak da etkileyebilir. Örnek olarak, haşerelere dayanıklı bitkilere, kimyasal ilaçlar daha fazla ve az kontrollü olarak kullanılabilir ya da böceklere karşı dayanıklılık ya da toksin genleri içeren bitkiler, bu ürünler için yararlı böceklere de zarar verebilir. Kullanılan bu direnç genleri diğer yabani türlere geçebilir ve bu türler de zararlı hale gelebilir.
1999 yılında yapılan bir çalışma, Bacillus thuringenesis ya da B.t., adlı bir bakteriden alınan, haşerelere dayanıklılık genini taşıyan mısır bitkisinin polenlerinin tozlaşma yoluyla Kral kelebeklerinin ölümüne yol açtığını göstermiştir. Bu tür kelebekler mısır yemedikleri halde, rüzgar yoluyla havaya karışan mısır polenlerinin beslendikleri bitkilere karışmasından ötürü zarar görmüşlerdir. Bt, toksinleri bir çok tür böcek ve larvayı fark gözetmeden zehirlemektedir. Bu bulgular hala tartışılmaktadır ve henüz bir sonuca varılamamıştır.
Diğer bir risk ise böceklerin kullanılan genlerin ürünleri olan toksinlere karşı dayanıklılık geliştirme riskidir. Daha önce kullanılan haşere ilacı DDT ye karşı bir çok örümcek çeşidi dayanıklılık geliştirmiştir. Aralıksız olarak toksin üreten bitkiler, böcek öldürücülere dayanıklı böceklerin evrimini hızlandırabilir. Böyle bir böcek türü çiftçinin böceklerle savaştaki silahını elinden alabilir ve çevreye çok daha fazla zarar vermesine yol açabilir.
Daha ciddi bir risk ise suni olarak yerleştirilmiş genlerin tozlaşma yoluyla başka türlere hatta asalak bitkilere geçmesi olasılığıdır. Bu zararlı bitkiler böylece haşerelere karşı dayanıklılık özelliği kazanacaklardır. GDO bitkiler yine tozlaşma yoluyla diğer manipule edilmemiş bitkileri de etkileyebilir. Çevrebilimciler GDO`ların çevreye en zararlı etkisinin gen akışı olduğunu düşünmektedir. Böceklere, hastalıklara ve zorlu büyüme koşullarına karşı direnç sağlayan genler, yabani otlara rekabet üstünlüğü kazandırarak aşırı büyümelerine yol açabilir.GDO ekinlerinin yaygınlaşması, tek tip ekiminde artmasına sebep olacak, gıda güvenliğinin temeli olan bitki çeşitliliğini tehlikeye atacaktır.
Yeni türlerin ya da yeni/suni genlerin ticari amaçla kullanımı, yukarıda sayılan nedenlerden ötürü, sağlıklı ve dengeli bir çevre için gerekli olan türler arası ilişkileri kötü yönde etkileyebilir. Bugün doğal sistemler, yoğun çevre kirliliği dolayısıyla, biyolojik çeşitliliği ve buna bağlı olarak genetik mirası çok hızlı bir şekilde kaybetmektedir. GDO içeren tarımsal ve hayvansal ürünlerin kullanımı bu tehlikeyi arttırmakta ve çevreyi ciddi şekilde tehdit etmektedir.
Bu tür genler içeren tarımsal ve hayvansal ürünler toplum sağlığı içinde bir tehdit oluşturabilir. Tarım bitkilerine yerleştirilen yeni genler alerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Avrupa ve Amerika da bir çok kişi fındık, un ya da diğer besinlere karşı alerjik reaksiyonlar göstermektedir. Bunun yanında bu ürünler insan sağlığını henüz bilinmeyen şekillerde de etkiliyor olabilir.
Yaklaşık son 10 yıldır GDO`lar büyük ölçekte ekimi yapılan ekinlere dönüşmüştür. Bu bitkiler aralarında Arjantin, Kanada, Çin, Güney Afrika, Avustralya, Almanya ve İspanya'nın da bulunduğu 13 ülkede 53 milyon hektarlık bir alanda ekiliyor. Amerika ve Arjantin, dünyada genetik olarak değiştirilerek üretilen tarım ürünlerinin yüzde 90`ını yetiştirmektedir. Bu ülkeleri Kanada ve Çin Halk Cumhuriyeti izlemektedir. Dünyada ticari olarak üç şirket GDO yetiştirmektedir; Monsanto (Pharmacia), Syngenta (eski adıyla Novartis/Astra Zenica) ve Aventis.
GDO teknolojisinin çoğu Üçüncü Dünya ihtiyaçları düşünülerek geliştirilmemiştir. Aksine bu teknikler sanayileşmiş dünyadaki büyük ölçekli tarım için geliştirilmiştir. Teoride, GDO teknolojisi örneğin kuraklığa, sıcağa, soğuğa ve virüslere karşı dirençli ekinler geliştirmeye katkı sağlayabilir. Pratikte ise gıda üzerinde “fazlası ile çok gücü, fazlasıyla az ele teslim ediyor”. Gıda güvenliğine katkı yapabilmeleri için, GDO ürünlerinin insanlar ve çevre için güvenli olduklarını, küçük ölçekli çiftçilerin geçim kaynaklarına zarar vermediklerini ve bu çiftçilerin bu teknolojiye ucuz ve kolay erişebileceklerini kanıtlaması gerekir. Bu teknoloji hakkında hala bilinmeyen pek çok nokta olduğu için bu çok uzun bir süre alacaktır.



Yurt Dışı
ndaki Yasal Düzenlemeler
Amerika ve Avrupa Birliği ülkelerinde, GDO`ların ticarileştirilmesi, izne, ruhsata, bağlı olarak yürütülmektedir. AB ve ABD arasında GDO`ların ruhsatlandırılması konusunda büyük farklılıklar vardır .
Avrupa Birliği, biyoteknolojik ürünler için pazar sağlarken, vatandaşlarının sağlığını ve çevreyi koruyabilmek için genetik olarak değiştirilmiş organizmaların kullanımını düzenleyen özel kanunlar çıkarmıştır ve bu kanunlar 1990 yılından beri yürürlüktedir. Avrupa ülkelerinde herhangi bir GDO ya da GDO içeren bir ürün pazara çıkmadan önce, insan sağlığı ve çevre için tehlikelerinin belirlenmesi amacıyla adım adım bir risk analizine tabii tutulmaktadır. Bu risk analizinin amacı genetik olarak değiştirilmiş organizmaların pazara çıkmadan önce, çevreye ve insan sağlığına uzun vadede ya da kısa vadede, dolaylı ya da direk olarak verebileceği potansiyel zararlarını tespit edebilmektir. GDO güvenliği, bu organizmada kullanılan genin karakteristik özelliğine ve uygulamasına bağlı olarak değişmektedir.
Avrupa Birliği ülkeleri, ABD`nin aksine, bu ürünlerin markete çıkmadan önce etiketlenmesini 1997 yılından beri yasal olarak kontrol etmektedir. Haziran 2000`den beri sadece GDO değil aynı zamanda GDO ürünlerinden gelen herhangi DNA ve/veya protein içeren tüm ürünler etiketlenmektedir. Bunun yanında genetik olarak değiştirilmiş tohum çeşitleri de açıkça etiketlenmek zorundadır.Etiketleme için yüzde1 GDO üst sınır olarak konulmuştur. Yüzde 1'den daha fazla GDO içeren tüm ürünler etiketlenmektedir. Bugün Avrupa'da da GDO içeren hayvan yemlerinin etiketlenmesi için yasal bir uygulama bulunmamaktadır.
Türkiye’de Durum
GDO Türkiye’ye girmesi ve üretilmesi biyolojik çeşitliliğin korunması açısından ve ekonomik açıdan gerekli olan bilimsel çalışmalar yapılmadığı için büyük riskler taşımaktadır. Dışalımla girebilecek transgenik ürünler Türkiye’deki zengin biyolojik çeşitliliği tehdit etmektedir.
Türkiye, Biyogüvenlik Cartagena Protokolüne imza atan ülkeler arasında bulunmaktadır. Bu protokolün amacı insan sağlığı üzerindeki riskler göz önünde bulundurularak ve özellikle sınır ötesi hareketler üzerinde odaklanarak, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilecek ve modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilmiş olan değiştirilmiş canlı organizmaların güvenli nakli, muamelesi ve kullanımı alanında yeterli bir koruma düzeyinin sağlanmasına katkıda bulunmaktır. Bu protokolle ilgili olarak hazırlanmış olan bir yasa tasarısı TBMM’de onaylanmak üzere beklemektedir.
Öte yandan Türkiye’de 1998 yılından bu yana transgenik alan denemelerine başlanmıştır. Bu çalışmalar Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Araştırma Enstitüleri tarafından yürütülmüştür. Bu araştırmaların sonuçlarının yeterli olmadığı kanısına varılarak, bu denemelerin tekrarına karar verilmiştir.
Türkiye'de Avrupa Birliği’ne girmeye aday bir ülke olarak bu konuda kontrol ve denetlemeye yönelik ciddi yasal boşluklar vardır. GDO içeren ya da bu organizmalar kullanılarak üretilen gıda maddelerin pazara çıkıp çıkmadığı eğer çıktı ise bu ürünlerin böyle bir uygulamaya tabi olduğuna dair bir uyarı taşıyıp taşımadığı konusunda kamuoyu yeterince bilgilendirilmemektedir.
Hayvan yemi olarak kullanılan mısır ve pamuk küspesinin yüzde 90'ı Amerika'dan ithal edilmektedir. Amerika'da GDO içeren hayvan yemleri etiketlenmemekte ve geleneksel olarak üretilen hayvan yemleri ile aynı şekilde işlem görmektedir. Özellikle bu yemlerin taşınması sırasında çevreye bu tohumların bulaşma riski vardır. Bu tohumlar uzun süre toprakta kalabilir. Dışalımla girecek GDO ürünlerinden olası bir gen kaçışı yabani türleri de etkileyebilir ve doğal gen kaynaklarını geri dönülmez bir biçimde etkiliyebilir. Ayrıca bu tür ürünlerin girişinde gümrüklerde ithal edilen ürünün GDO içerip içermediğini gösterecek hiç bir kontrol yapılmamaktadır.
Bu konuda sorulması gereken diğer bir soru da, bu yeni ürünlerin Türk çiftçisini nasıl etkileyeceği ve Türk tarımının ihtiyacına cevap verip vermediğidir. Bu soruların yanıtları için kapsamlı bir sosyo-ekonomik inceleme yapılması şarttır. GDO’lar ürün çeşitliliğini azaltmakta ve çiftçiyi monokültüre yöneltmektedir.
GDO’lar hakkında süren tartışma ve belirsizlik ortamı devam etmektedir. Bunun sebebi bilimsel belirsizlikler ve bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Genetik biliminin bu gün bulunduğu nokta GDO’lar hakkında açık ve tatmin edici bir cevap verememektedir. Bunlara ek olarak biyoteknoloji henüz çok yeni bir bilim dalı olup tam olarak incelenmemiştir. GDO’ların çevre ve insan sağlığına etkilerinin incelenmesi sadece genetik bilimini değil aynı zamanda botanik, ekoloji, hayvan ve böcek bilimi, viroloji, tıp ve diğer bilim dallarını da içermektedir. Dolayısıyla GDO’ların incelenmesi oldukça kompleks ve bir çok dalı içeren bir yaklaşımla yapılabilir. Bu bilim dalı henüz çok yenidir ve bu teknolojinin laboratuardan doğaya geçmeden önce bir çok ekolojik araştırmanın yapılması gerekmektedir.
GDO’ya Hayır Platformu’nun Talepleri
1. Gelecekte ekoloji ve insanlık adına ne kadar bedel ödeteceği belli olmayan, sistemi tümüyle değiştirebilecek, çıkaracağı sağlık problemleriyle dünyanın düzenini bozacak GDO’lu ürünleri kesinlikle reddediyoruz. Bunların Türkiye’ye sokulmasının önlenmesini istiyoruz.
2. GDO’lu tarım kendi dışındaki tüm tarım şekillerini ve özellikle ekolojik tarımı yok eden totaliter bir tekniktir. Bu nedenle GDO tohumlarının ülkemize girişi yasaklanmalı, GDO’lu tarım yapılmamalıdır. Tarımsal üretimin doğal evrelerine ve ritmine saygılı olunmalıdır.
3. GDO’lu besinler geleneksel ve yerel beslenme kültürü ve hakkına açık bir saldırıdır. GDO’lu ürünlerin ülkeye girişinin mümkün olması durumunda ve her halükarda bu ürünlerin üzerinde “ne olduklarını” belirten “etiketlerin” olmasını istiyoruz. Tüketicinin alacağı üründe GDO olup olmadığını bilmesi, seçimini kendi insiyatifine göre yapabilmesi tüketicinin en temel hakkıdır, diye düşünüyoruz.
4. GDO’lu ürünlerin kullanılmış olması ihtimaline karşı GDO’lu ürün kullandığı bilinen Nestle ürünleri gibi ithal bazı ürünlerin mercek altına alınmasını, Cargill, Novartis, Zeneca, Du-Pont, Syngenta, Monsanto ve Dow Chemical gibi GDO üreticisi şirketlerin Türkiye’ye getirdiği ürünlerin mercek altına alınmasını istiyoruz.
5. GDO’lu ürünlerin %98’i böcek ilacı içerdiği için Sağlık Bakanlığı’nın ilgili kuruluşlarınca denetlenmelidir.
6. Çiftçi örgütleri, ziraat odaları gibi kurumlar GDO’lu ürünlerle mücadele kapsamında kendi aralarında memoranduma gitmelidirler. Gelecekte olası bir GDO tehlikesinde, gen tekniklerinden ve genetik olarak değiştirilmiş ürünlerden arındırılmış olan kurtarılmış bölgeler, ancak bu şekilde oluşturulabilir.
7. Ulusal Biyogüvenlik Komitesi’ne başta ekoloji-çevre örgütleri olmak üzere, ziraat odaları, tarımla ilgili tüm sivil toplum kuruluşları ve tüketici örgütleri katılmalıdır.
8. GDO’lu tohumların ekimleriyle ilgili karşı çıkışlar ve oluşturulan memorandumlar, sadece ekolojik olarak hassas bölgelerle sınırlı olmamalıdır.
9. Genetiği değistirilmiş tarım ve yem ürünleri Türkiye’deki fiyatların çok çok altındadır. Bu fiyatlar Türk çiftçisi ve hayvancılık ile uğraşanlar için ekonomik açıdan çok cazip görünmektedir. Bu aldatmacanın karşısında gerekli bilgilendirmenin başta il ve ilçe tarım örgütleri olmak üzere ilgili kurumlarca kesinlikle yapılması, devletin ve sivil toplum örgütlerinin görevidir.
10. Cartagena Protokolü olarak tanımlanan Uluslararası Biyogüvenlik Çerçeve Sözleşmesi 24 Ocak tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Ancak, Cartagena Protokolü, ulusal acil eylem planı ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ile gerçek anlamda yürürlüğe girebilecektir.
GDO’lu ürünler hakkında her ülkenin kendi önlemlerini alacağı yönündeki uyarı gereği Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Genelgesi’nin 11. ve 12. Maddelerinde belirtilen yasaklamalar geçerliliğini korumalı, bu hükümlerin aksine düzenlemelere gidilmemelidir.
11. Türk Gıda Kodeksi mevzuatında GDO’lu ürünler tanımlanmalı ve insan sağlığına zararlı olduğu için yasaklanmalıdır.
12. İnsan sağlığını tehdit edecek, kamu düzenini bozacak, çevre sağlığına, ekolojik sisteme ve biyolojik çeşitliliğe zarar vereceği düşünülen buluşlara patent verilmemesi, varolan patentlerin de iptal edilmesi gündeme getirilmelidir.
13. Genetiği değiştirilmiş tarım ve yem ürünleri için mevcut yasa, yönetmelik ve mevzuatlarımız, gümrüklerimiz, analiz için laboratuvarlarımız hazır değildir. Bu hazırlıkların bir an önce yapılması gerekmektedir.
14. Ülkemizin sahip olduğu gen kaynakları en önemli zenginliklerimizden biridir. Bu çerçevede devlet ve sivil toplum kuruluşları yerli gen kaynaklarının korunması ve ıslahı için kurumsallaşmalı, gen kaynaklarımız, yasalarla çok uluslu şirketlerin tehditlerine karşı korunmalıdır.

matrix1262 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla