View Single Post
Eski 29-12-07, 12:51   #1 (permalink)
Mr.SaW
Ölüm Artık Daha Yakın...
 
Giriş Tarihi: 22-08-2007
Yer: mi Tek Kurşunda ?
Yaş: 17
Mesajlar: 4,023
Blog Mesajları: 6
Rep Puanı: 49624997
Mr.SaW Rütbe: Artı 11Mr.SaW Rütbe: Artı 11Mr.SaW Rütbe: Artı 11Mr.SaW Rütbe: Artı 11Mr.SaW Rütbe: Artı 11Mr.SaW Rütbe: Artı 11Mr.SaW Rütbe: Artı 11Mr.SaW Rütbe: Artı 11Mr.SaW Rütbe: Artı 11Mr.SaW Rütbe: Artı 11Mr.SaW Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 496305
Varsayılan Fair-Play Fan Kulübü |Spor Dostluktur| Milyonlarca Rep


FAIR - PLAY FAN KULÜBÜ | SPOR DOSTLUKTUR



FAIR-PLAY NEDİR ?

Fair-play kavramını duyuyoruz, anlatıyoruz. Yaşıyor ve yaşatmaya çalışıyoruz. Peki ama nedir? Nereden gelir? Neyi anlatır? Ya da anlatmaya çalıştıklarını yeterince biliyor ve algılayabiliyor muyuz?

Anglosakson kökenli olan bu kelime zaman içinde gelişim gösterse de kökleri 15. Yüzyıl şövalye dövüşlerine dayanır. Şövalyeler centilmenlik dışı davranan, birbirlerine sert ve hoş olmayan şekilde müdahale eden, oyunların kuralsal yaklaşımına hileli atıflar yapmaya çalışanlar için “faul-play” kavramını kullanmıştır. Hatta William Shakespare 16. asırdaki eserlerinde bu kavramı yazılarına taşımıştır.

Günümüz yaklaşımında ise “dürüst oyun” tanımlaması uygunluk gösterir. Sporda centilmenlik anlamına geldiğini ise dünyanın tüm ülkeleri bilmektedir.

Dünya, spora ihanet eden sporcuya, hile ve sahtekarlık kartlarıyla zafer kapısından girmeye çalışanlara artık sırt çevirmektedir. Çağın oyunu futbolun tarihsel seyri bunu anlatır.

* 29 Mayıs 1985 yılında Juventus-Liverpool Şampiyon Kulüpler Kupası'nda, Belçika Heysel Stadında 39 İtalyan taraftar, 405 iki takım gönüldaşı ve polisin yaralandığı olaylar sonrası İngiliz futbolu tarihinin en karanlık dönemini yaşamıştır. Hillsboro faciası buna eklendiğinde 1967-68 sezonu ve sonrasında toplamda 35.000 seyirci değerini yakalayan Ada, bu zamanda yani 1984-1991 arasında ( Premier League kurulup, 5 yıl Avrupa kupaları yasağı bitene kadar) 20.000 seyirci barajı altına düşmüştür.

*İtalya için de farklı değil, 2000'lere gelirken 45.000 barajına dayanan seyirci potansiyeli son skandal sonrası ( Juve, Fiorentına, Milan şike skandalı ve Palermo-Catania maçı olayları) 25.000 sınırının altına kadar inmektedir. Sayı ve ülkeler artırılabilir.

Futbol ruhu tehlikededir. Tek kurtuluş eğitimsel destekle fair-play desteksel yaklaşımın spor arenalarını koruma altına almasıdır. Peki ama nasıl?

Futbolda saldırganlık ve şiddetin çeşitli toplumsal, siyasi ve ekonomik nedenleri bulunmaktadır. Bunun dışında karşılaşılan çeşitli şiddet ve saldırganlık olayları aslında münferit olaylardır. Futbolun giderek endüstriyel bir sektöre dönüşmesi, oluşan gelirin paylaşımında ciddi savaşımlar gerektirmektedir. Bugün futbol iktidarına ortak olanlar, yeni futbol ekonomisindeki paylarını arttırabilmek için daha geniş kitlelerin ilgisini çekmek ve bu ilgiyi artan düzeyde korumak durumundadırlar. Bunun için futbolun büyülü atmosferini, kitle iletişim araçlarını kullanarak daha da gerginleştirip, kışkırtmaya çalışan bu anlayışın önüne geçmenin çok da kolay olmadığı görülmektedir. Futbolda şiddet bugün içsel bir olgu haline gelmiştir. Şiddet ve saldırganlık bugün organize bir hal almıştır. Şiddetin önlenmesinde toplumsal gereklerin yerine getirilmesi, sorunun çözümünde gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Eğitimsel ve miniklere eğilen yaklaşımların benimsenmesi doğru olacaktır.

Sporun asıl amacının, centilmence mücadele ve insanları birbirleriyle kardeşçe kaynaştırmak olduğu söylene gelmiştir. Sahadaki heyecanı, sporcuların yanı sıra taraftarlar da yaşar. Galibiyetlerin mütevazı bir sevinç, mağlubiyetlerse hüzünle ama olgunlukla karşılanması fikri anlatılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Peki yeter mi? Hayır….

Eğitimin temel amacı erdemli insanlar yaratmaktır. Erdemlilik insanın kendi varlığına gösterdiği saygıdır. Erdem her organizmanın sahip olduğu özel imkanların açılıp gelişmesidir. İnsan için erdemli olmak demek, en çok insan olduğu, insani niteliklerini en fazla geliştirdiği bir duruma ulaşmış olmak demektir. Aristotales'e göre erdem; (kusursuzluk) etkinlik demektir. İnsanın amacı olan mutluluk, etkinlik ve kullanımın sonucudur. Aristotales etkinlik kavramını olimpiyatlar ile anlatır ve şöyle der:

“Taç kazananlar en güçlü ve güzel olanlar değil, mücadele ederek yarışanlar, bunu hak ederek kazananlar; etkinlik gösterenlerdir.”

Bu ifadeler sadece sporcuların değil, bütün bireylerin mücadele azmi, yetenekleri, çalışma disiplini, kendi hakkını koruma, başkalarının hakkına saygı gösterme özelliklerinin; kısaca yarış içinde olan herkesin başarısını tamamlayan, onu yaşadığı toplumda bir kat daha saygın kılan etmenler olduğuna işaret etmektedir.

1994 Amerika Dünya Kupası...
2002 Japonya - G.Kore ortaklaşa dünya kupası...

Bu iki organizasyonda da, yukarıdaki yaklaşımla fair –play ruhunun birleşiminin yarattığı pozitif yansımayla ülkelere uzak futbol mantalitesinin nasıl önemli aşama kaydettiği görülmüştür. Temiz oyun seyri kalıcı kılarken, erdemlilik modelini de zenginleştirir.

Burada bakış açısının önemine ve erdemlilik kavramına da dikkat çekelim. Toplumun her aşamasında fair-play derken, yaklaşımımızın seyrinde objektifliği yakalayalım. Ne demek istediğimizi son bir örnekle anlatalım. Gelin geçmişe gidelim...

Milan - Fenerbahçe maçında kaptan Ümit, İtalyan takımının Brezilyalı oyuncusu Kaka'yı düşürse, sarı veya kırmızı kart görürmüş ama, adam da golü atamazmış...

Ümit böyle suçlanıyor.

Hani nerede "fair-play" palavraları?

***

Eğer 1996'daki Hırvatistan maçında Alpay, Hırvat oyuncunun beline sarılıp düşürse ceza alırmış, ama gol de olmazmış...

Bu anlayış yanlışın odağı. Ruhun bittiği yer.

Adam tekme atsa, çelme taksa "hani fair-play, nerede?" diye ayağa kalkıyoruz, yapmazsa, facianın sebebi oluyor…

Ülkemizin belki fair-play ruhuna yakınlığı dünya ülkelerinin önünde bir yere sahip. Ama bakış açımızın seyri bize göre değiştiğinde sadece ruhu değil, benliğimizi de ıskalıyoruz. O zaman aklımıza Turhan Güneş Hocanın - ruhu şad olsun - şu sözü geliyor:

"Dünyada canlılar vardır, cansızlar vardır, bir de Türkler vardır"

Bu yüzden gerçek bir sevgi ortamı için ruhumuzu kaybetmemeliyiz.

Buradan biraz daha derinlere açılalım;

İngilizce kelimede fair = güzel, zarif, hoş, lekesiz, saf, dürüst, adil, anlamına gelir. Bu kavram sporla birleştirildiğinde,

Hakca oyun,
Kurallara bağlılık,
Rakibe saygı,
Haksız avantajdan kaçınma,
Rakibin haksız dezavantajlarından faydalanmama,
Rakibi yenmek değil beraber olmaktan zevk almaya,
Attığın gol kadar, yediğin gole de saygı duymayı ifade eder.

Fair play kavramı sadece sporcu-hakem ya da iki sporcuyu ilgilendirmez. Seyirciden masöre, teknik adamdan top toplayan çocuklara, yöneticiden müsabakayı kaleme alanlara, özetle katılım gösteren herkese yöneliktir.

İlke basittir:

“Takımınızı destekleyebilirsiniz, ama karşı takıma hakaret etmeye hakkınız yoktur.”

Bu tanımlamadan yola çıkarak toplumsal bilinci yaratmak ve sporun ana ögesi haline gelen fair-play ruhunu yaşatmak gerekir. Çağımızın en ilgi çeken sporu olan futbola bunu yaydığımızda yüzümüze tokat gibi çarpan bir gerçekle karşılaşırız…

“Futbolun bir ruhu vardır. Ruhlar kırılgandır. Bir süreliğine ayaklar altına alınabilir. Parça parça edilebilir. İnkar edilir, hatta dövülebilir. Ama her darbe onu daha da yıpratır. Yok edilişe sürükler. Ama kaybolmasına izin verilmemelidir. Çünkü kaybolan ruh tekrar bulunamaz. Geride hatıralar, geride özlemler bırakır. Ortada ruhsuz bir futbol kaldığında oyunun milyonlarca taraftarının ne yapacağı meçhuldür”

Ruhunu korumak adına o yapıyı oluşturan ruh kavramını yaratan fair play destekli ögelere sahip çıkılmalıdır. Bunun için dünya, fair-play kavramına sarılmalı ve destek olmalıdır. Türkiye bu konuda adımı dünya ülkeleri ile eş zamanlı atmıştır.

“Uluslararası olimpiyat komitesi (IOC), 1981’de uluslararası fair-play konseyini (CIFP) tanıyıp onu bir kuruluşu olarak kabul etmesinden sonra fair-play, IOC’ye bağlı milli olimpiyat komitelerince gündeme alındı. IOC'nin her komitede fair-play’le ilgili bir komisyon kurulmasını tavsiye etmesine üzerine TMOK da bu konuda çalışmalara başladı. 26 Ocak 1982’de Turgut Atakolun başkanlığındaki TMOK yönetim kurulu fair-play sorumlularını tespit etti.”

Türkiye bu konuda üzerine düşeni yapmaya çalışırken, futbol federasyonu 1999 yılında bunu Türkiye için yazılı doküman ve uyulması gerek kural olarak değerlendirdi.

Ve bakın 5. Maddede ne dedi:

"Futbol oyununu dürüstlük içinde oynama, rakibine sportmence davranma düşüncesinden hareketle, müsabakalara katılan kulüpler, oyuncular, hakemler, teknik yönetici, öğretici ve eğiticiler ve seyircilerin:

a- oyun ve yarışma kurallarına riayet etmeleri,

b- karşı takım oyuncularına, maçı yönetenlere, maçla ilgili diğer görevlilere, seyircilere, basın ve yayın temsilcilerine sportmence davranmaları ve bu konuda her türlü çabayı harcamaları,

c- maçlara katılan herkesin, maçtan önce, maç sırasında ve maç sonrasında, maçın sonucuna ve maçı yönetenlerin verdiği kararlara saygılı davranmaları, fair play hareketleridir."

Başarıyı bulmak, bu ruhu korumak adına dünyada her yıl yeni desteksel hamleler şekillenmektedir.



ÜLKEMİZDE FAIR-PLAY TARİHİ

Uluslararası Olimpiyat Komitesi IOC, 1981Yılında Uluslararası Fair Play Konseyi CIFP’i tanıyıp onu bir kuruluşu olarak kabul etmesinden sonra Fair Play IOC ye bağlı milli Olimpiyat komitelerince gündeme alındı. IOC nin her komitede Fair Playle ilgili bir komisyon kurulmasını tavsiye etmesine üzerine; Türkiye Milli Olimpiyat Komiteside bu konuda çalışmalara başladı.17 Kasım 1981 de Turgut Atakolun başkanlığında toplanan TMOk yönetim kurulu Fair Play komisiyonunu tespit etti. Bunlar Dr.Tarık Özerengin, Avukat Merih Sezen ve Spor Yazarı Doğan Koloğlu, Olimpiyat madalyalı atlet Ruhi Sarıalp, Uluslararası boks hakemi Ahmed Cömert olarak onaylandılar. Komite Mayıs ayında Fair Play Ödülü olarak bir plaket ve diploma yapılmasına karar verdi. Yurt çapında araştırmalar yapan komite Türkiyedeki ilk ödülü 1982 yılında İzmirde Balkan Yelken Şampiyonasında Yunanlı rakibi yanlış yola sapınca onu uyaran sağır ve dilsiz yelkenci Varol Hepağuşlara verdi. Fair Play çalışmalarını yürüten bu küçük komite 1983 yılında büyük bir başarıya imza attı Konya Derbentsporun kalecisi İsmet Karababa takımının küme düşmesi pahasına Hakemin tereddütte kaldığı golü doğruluyarak; Türkiye Fair Play Ödülüne değer görülürken; Bisikletçi Ömer Ali Erikçide Akdeniz turunda vitesi arızalana Yunan rakibine bisikletini vermesi ile Fair Play Ödülünü kazandı. ilk defa O yıl Türkiye CIFP Dünya Fair Play Ödülüne her iki sporcuyu da aday gösterdi. CIFP konseyi ittifakla İsmet Karababaya Fair Playın en büyük ödülü (Baron Pierre de Coubertin) ödülüyle değerlendirdi,, Ömer Ali Erikçide Kutlama mektubu aldı.Parisde yapılan törende İsmet Karababaya ödülü verildi. TMOK CIFP’ e resmi üye oldu ve 1984 yılından itibaren aidat ödemeye başladı. 1985 yılından sonra Fair Play çalışmalarını genel sekreter yardımcısı Avukat Bülent Savcı yürüttü.Savcının Vefatından sonra Genel sekreter yardımcılığına gelen Türkay Peker Fair Playden sorumlu oldu.

Atılım Yılı

1991 yılında Çekoslovakyada Milli Olimpiyat Komitesi Pragda bir FAİR Play toplantısı düzenledi. Bu toplantıya TMOK dan Erdoğan Arıpınar ve Türkay Peker katıldılar.Toplantı dönüşünde Arıpınar ve Peker Türkiyede Fair Play için bir yön çizilmesine karar verdiler ve bir çalışa proğramı ve ödül statüsü hazırladılar. 20 Temmuz 1993 de Fair Playa büyük destek veren Sinan Erdemin başkanlığındaki TMOK yönetim kurulu bu Statüyü onayladı ve Türkiye Fair Play Konseyi kurulmuş oldu. Erdoğan Arıpınar başkanlığa getirilirken Türkay Pekerde as başkan oldu. Mayıs 1994 de Türkiyenin ilk Fair Play Kitabı Türkay Peker Tarafından(Türkçe, İngiliz ece Fransızca olarak) hazırlandı ve yayınlandı. Avrupalı ülkeler bir Fair Play kuruluşu için hazırlık yapıyorlardı. 23 Ekim 1993de Hollandanın Naarden kentinde Avrupa Fair Play Temsilcileri bir araya geldiler. Bu toplantıda Türkiyeyi Erdoğan Arıpınar ve TMOK Yönetim kurulu üyesi Cevdet Bereket temsil ettiler. Toplantı sonunda Avrupa Fair Play Birliğinin kurulmasına karar verildi. 1994 ‘in Mayıs ayında İsviçrenin Zürih Kentinde FİFA Building salonunda kurucular toplantı. Türkiye Masasında Erdoğan Arıpınar ve Türkay Peker vardı. Kurucular Meclisi olarak görev yapan Ülke temsilcileri EFPM( European Fair Play Movement) Avrupa Fair Play Birliğinin statüsünü imzalardılar ve İlk Yönetim kurulunu seçtiler. Kurulda EFPM nin 2nci başkanlıklarına, Prof. Dr. Manfred Lammer(Almanya) ve Erdoğan Arıpınar( Türkiye ) seçildiler. EFPM nin 1995 de yapılacak ilk kongre ve semineri için aday olan Hırvatistanın Zagreb kentine karşı İstanbul oy çoğunluğu ile ev sahipliğini aldı ve EFPM nin 1nci kongre ve semineri 1995 yılında İstanbulda çok başarılı bir Şekilde organize edildi. 1995 den sonra Türkiye EFPM yönetim kuruluna defalarca ev sahipliği yaptı. Fair Play konseyi 1982 den bu yana verdiği üç grupdaki(Davranış Dalı,Kariyer Dalı,İletişim Dalı) ödüllerini Spor alanında veriyordu. 199 dan itibaren ‘’ Fair Play Toplumun bir yaşambiçimidir’’ felsefesi ile Ödülleri SPORTİF ve TOPLUMSAL olarak iki grupta topladı. Böylece
Tüm Türkiyede Fair Playa uygun davrananlarıda ödüllendirmeğe başladı. EFPM nin yayın organını PLAY FAİR Magazinin ve Web Sitesi www. FairPlayeur.com adresli sitesinin genel yayın müdürlüğünü TMOK başkan yardımcısı, Fair Play Konseyi başkanı Erdoğan Arıpınar yapmakta her iki yayın organı Türkiyede hazırlanmaktadır. Dünya Fair Play Konseyinde halen Türkiyeden üç üye bulunmaktadır.
TMOK Başkanı Togay Bayatlı (AİPS Onursal Başkanı olarak),Erdoğan Arıpınar (Türkiye adına), Şenez Erzik ( FİFA Adına) görev yapmaktadırlar. Türkiye Fair Play Konseyinin amblemi (Sana kırmızı kart göstermiyorum Kalbimi veriyorum) anlamını taşıyan içinde ayyıldız olan bir kart gösteren eldir. Sporif Fair Play Ödülünde bu heykelcik ve diploma, Toplumsal Fair Play Ödülünde ise Dünyayı kucaklayan erkek ve kadınların bulunduğu tunçtan bir heykelcik ve diploma kazananlara üzerlerine adları yazılarak verilir. TMOK Fair Play Konseyi her 4 yılda bir seçilen Türkiyenin saygın spor adamlarından kurulu 20 üyeden meydana gelir. Konsey Fair Play çalışmalarını yürütür ve her yıl Fair Play Ödül alacakları tespit eder.

Türkiye Fair-Play Konseyi (2004 / 2008)

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Fair Play Konseyi 4 yıl için aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir.
Başkan : Erdoğan ARIPINAR
Başkan Yardımcısı : Türkay PEKER
Togay BAYATLI (Doğal Üye)
Üyeler (Soyadı Alfabetiği) :
- Ali ABALI
- Turgay ATASÜ
- Nurhan AYDIN
- Kahraman BAPÇUM
- Aziz BAŞDOĞAN
- Bilge DONUK
- Ali GÜNDOĞAN
- Neşe GÜNDOĞAN
- Turhan GÖKER
- Özcan MUTLUGİL
- Murat ÖZBAY
- Erdem SAKER
- Doğan ŞAHİN
- Oktar TERTEMİZ
- Yılmaz TOKATLI



FAIR-PLAY HAFTASI

Futbol Federasyonu, 15-23 Eylül tarihleri arasında kutlanacak fair-play haftasında, statlarda çeşitli uygulamalara gidecek.

Futbol Federasyonu'ndan yapılan açıklamada, FIFA Etik Değerler ve Fair-Play Komisyonu'nun aldığı karar gereği fair-play haftasının, Uluslararası Barış Günü ile bağlantılı olarak tüm dünyada 15-23 Eylül tarihlerinde kutlanacağı bildirildi.

Dünyada 1977 yılından bu yana kutlanan haftada, her defasında olduğu gibi sportmenliğin önemi ve değerinin vurgulanacağı belirtilen açıklamada, TFF 1. Lig'de bu hafta, Turkcell Süper Lig'de ise gelecek hafta oynanacak maçlarda çeşitli kutlamaların yapılacağı ifade edildi.

Açıklamaya göre, kutlamalar çerçevesinde takımlar sahaya fair-play bayrağı taşıyan çocuklar eşliğinde çıkacak. Karşılaşmanın başlama vuruşundan önce iki takım kaptanı, kurallara bağlı kalarak oynayacaklarına, maçın hakemlerine saygı göstereceklerine, saha içi ve dışında, şimdi ve gelecekte doğruluktan, dayanışmadan ayrılmayacaklarına dair stat mikrofonundan ant içecek.

Maçın bitiminden sonra ise sahadaki tüm futbolcular santra yuvarlığına gelecek ve ellerini sıkarak hakemleri kutlayacak.



SPOR TARİHİNDEN FAIR-PLAY OLAYLARI

Önce Antik çağdan bir örnek. Homeros olayı şöyle anlatıyor:

Atlı Araba yarışında Nestorun oğlu Antilos, Menelaosun çift koşumunu bir dar geçitte yarışma kurallarına aykırı geçtiğini farkedince galibiyet ödülünü Menelaosa verir. O ise Antilosun bu dürüst davranışına öyle sevinir ki ödül olarak verilen kısrağı ona geri verir.

1964 Innsburg Kış Olimpiyatlarında Bobsleigh çiftler yarışmasında en iyi dereceyi İtalyan Monti yapar. Sıra İngiliz Tony Nash ve eşine geldiğinde, kızağının bir parçasının kırık olduğu görülür. Monti, kendi kızağından o parçayı söker ve yarışacak olan Nashe verir.Ve Nash, Mnotinin verdiği parça ile tamir ettiği kızağında olimpiyat şampiyonu olur. Monti ise yarışmadan şampiyonluğu geri çevirmiştir.

1965 ‘de ABDde yapılan Salon Atletizm Müsabakalarında uzun atlamada İngiliz Şampiyonu Mary Rand yerdeki çizgileri karıştırınca üçüncü hakkında elenir. Willie White ise onun haksızlığa uğradığını söylerek hakem heyetine bir şans daha verilmesi talebinde bulunur.Dördüncü atlayışında Rand daha iyi bir derece yaparak yarışmayı kazanır. Burada White, rakibinin cezalandırılması sonucu galip gelmeyi reddetmiştir.White 1965 Fair Play ödülünü aldı.

1968 Dünya Kupası özel slalom yarışında Polonyalı Andrzej Bachleda sıralamada birinci ilan edilir. O buna itiraz eder ve bir kapı atladığını açıklar. Yarışmadan diskalifiye edilir. Kazanmadığı ünvanı, kabul etmez.

1966 ABDde Toledoda Dünya Greko Romen Şampiyonası sırasında Yugoslav Horvat müsabakada favori idi. Rakibi diskalifiye edilince o galip ilan edildi. Horvat, buna itiraz etti ve bir şans daha verilmesini istedi.İkinci denemede yine galip geldi ve “Zafer kazanılmalıdır” mantığı ile hareket ettiği için 1966 Fair Play ödülünü aldı.

1967 yılında Hamburgda Uluslararası Almanya Tenis Turnuvasında Macar Gulsay, çekoslavak Kukal ile başabaş bir maç çıkarıyordu. Bir ara Kukal bir kramp ile düştü ve devam edemeyecek hale geldi. Kurallara göre Gulsaya puan verilmesi gerekiyordu. Ama o doktor çağrılmasını istedi.Doktor müdahalesinden sonra Kukal maça devam etti ve maçı kazandı.

2 Kasım 1969da İspanyada Madridte Bernabeu Stadyumunda Real Madrit-Sabadell ile şampiyonluk maçı oynuyordu. 50. dakikada durum berabere iken Sabadell forveti Pedro Zaballa top ile ilerleyip, tam rakip kaleye şut atacağı sırada, Real Madrid kalecisi ve bekinin çarpışıp bayıldığını gördü. O şutunu atmadı ve kasti bir hentbole neden oldu. Maçı Real Madrid 1-0 kazandı. Maç sonrası Sabadell Kulübü , Zaballaya ceza vermek amacıyla toplandı. Ama tüm İspanyol basını Zaballayı mükemmel bir sporcu ilan etmesi ve sonra Uluslararası Komite onu Zafer Kupası ile ödüllendirdi.

1967 yılında Fransa Atletizm Şampiyonasında 200 metre yarışında Sylvie Telliez altın madalyayı Cabrielle Mayere bıraktı. çünkü, o yarışının bitimine çok az kala düşmüştü.

23 Agustos 1967da Zdenka Zarubnicka paraşütle atlama yarışında paraşütü açılmayan rakibine yardımda bulundu ve onun hayatını kurtardı.

İtalya Su Kayağı yarışında Cianni Lonzi rakibinin hayatını boğulmak üzereyken kurtardı.

İsveçli oto yarışcısı Beat Fehr Casserta diğer yarışmacıların hayatını kurtarmak isterken kendi hayatını kaybetti.

Ülkemizde de ilk kez 1983 yılında Konya mahalli kümesinde, kümede kalma maçında takımın kalecisi İsmet Karababa koruduğu kaleye atılan bir gol için tartışma çıkınca, hakeme gidip golün nizami olduğunu söyledi. Bu İsmete o yıl Pariste yılın Fair Play Ödülünü getirdi.


2006'NIN FAIR-PLAY ÖDÜLÜ 12 YAŞINDAKİ HİLAL'İN



Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nin 2006 yılı Davranış Dalı'nda Fair Play Büyük Ödülü'nü kazanan ilk öğretim okulu öğrencisi Trabzonlu Hilal Coşkuner, Dünya Fair Play Konseyi (CIFP) tarafından da büyük ödüle değer bulundu. 1983 yılında İsmet Karababa'dan sonra bu Türkiye'nin kazandığı ikinci Coubertin Büyük Ödülü oldu.

Kısa adı CIFP olan Dünya Fair Play Konseyi'nin Paris'te yaptığı toplantıda, Dünya Fair Play Ödülleri'ni kazanan sporcular belirlendi. Dr.Jenö Kamuti'nin başkanlığını yaptığı Konsey toplantısında Türkiye'yi TMOK Fair Play Konseyi Başkanı Erdoğan Arıpınar temsil etti.

Dünyanın dört bir yanından ödüller için aday gösterilen sporcuların dosyalarını inceleyen Konsey, 12 yaşındaki Trabzonlu ilk öğretim okulu öğrencisi Hilal Çoşkuner'e oybirliği ile Fair Play dünyasının en büyük ödülü olan; Modern Olimpiyat Oyunları'nın kurucusu Baron Pierre De Coubertin'in adını taşıyan ödülü vermeyi kararlaştırdı.

Coşkuner, geçtiğimiz yıl Trabzon'da Okullararası Kros Birinciliği'nde birinciliğe koşarken; gerideki rakibinin sakatlanıp yere düşmesi üzerine finale değil arkadaşına yardıma koşmuş, bu örnek hareketinden ötürü Trabzon Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ve Milliyet Gazetesi'nden ödül almıştı. TMOK Fair Play Konseyi tarafından da kendisine 2006 yılı 'Davranış Dalı'nda büyük ödül verilen Coşkuner aynı zamanda Dünya Fair Play Konseyi'ne aday olarak sunulmuştu.


YEŞİL BİLEKLİK - SPOR DOSTLUKTUR



Dünyaca ünlü bisikletçisi Lance Armstrong’un kanseri yendikten sonra yaşam mücadelesine sembol olarak seçtiği ’’renkli bileklik’’ fikri , hızla diğer yardım kuruluşları arasında yayılmaya devam ediyor. Örneğin kanser vakfı Sarı , yoksullukla mücadele eden dernekler Beyaz, AIDS vakfı Kırmızı, prostat kanseri Lacivert, Irkçılığa hayır kampanyasında ise Siyah renkli bileklikler satılarak kurumlar gelir elde etmektedir. Ülkemize Filiz Akın’ın getirdiği ve kanser vakfı yararına satılan sarı bilekliklerden sonra şu aralar Unicef yararına turuncu renk bileklikler de satılmaktadır. İnka Sportif ve Very Strong Ajans’ta Spor Dostluktur kampanyası adı altında Yeşil renk bileklikleri satışa çıkararak elde edilen geliri Umut Çocukları Derneği’ne aktarmaktadır.

Türkiye-İsviçre maçında yaşadığımız tatsız olaylar ve aldığımız cezaların ardından ; Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşmasında da meydana gelen üzücü gelişmelerin sonucunda ülkemizde ciddi projelerin başlatılması gerektiği anlaşılmıştır. Fair Play ruhunu sporun içinde yer alan herkesin taşımasını sağlamak için çeşitli kampanyalara Türk Sporu’nun oldukça ihtiyacı vardır. Spor Dostluktur kampanyası kapsamında yeşil bileklikler satışa sunulmuştur. Bileklikler üzerinde Spor Dostluktur yazmaktadır. Futbolun yeşil sahada oynanması ve ayrıca dört büyük kulübümüzün ortak rengi olmaması dolayısıyla bilekliklerin rengi yeşil olarak kullanılmıştır.

Taraftarlar, futbolcular, kulüp yöneticileri ve spor yazarları dört büyük kulübümüzün ortak rengi olmayan yeşil bilekliği satın alıp kollarına taktıklarında Fair Play’in yanı sıra Umut Çocukları Derneği’ne de sahip çıkmış olacaklardır. Patenti ve Tescil hakkı Very Strong Ajans’ta bulunan Spor Dostluktur bileklikleri Turkcell Süper Lig takımlarına ait lisanslı ürünlerin resmi dağıtımcısı İnka Sportif tarafından satışa sunulmaktadır.

Bileklikler Tüm Store ve marketlerde 2,5 YTL.’ ye satılmaktadır. Tüm taraftar ve futbolcular Fair Play’in simgesi olan yeşil bilekliği takarak tüm dünyaya Spor Dostluktur mesajı vermektedir. Türkiye genelinde toplam 5 milyon satış hedefi olan Yeşil Bileklik Kampanyası ile ilgili gerekli basın çalışmaları bütün hızıyla devam etmektedir.


FORUMUMUZDA FAIR-PLAY

Dr Yucel Adminimiz Bunu da Düşündü ve Tüm Fair-Playi Destekleyen Forum Kullanıcıları İçin Bir Ayrıcalık Yaptı...

ForumTR Fair-Play Kulübü



Kulübe Katılmak İsteyenler Bu Linkteki Kriterlere Uyuyorsa Hemen Alınıyorlar...

Gelin Siz de Fair-Play'e Destek Verin...


FAIR-PLAY MULTIMEDIA



















Mr.SaW çevrimdışı