|
Uçarsan Aşarsın
Giriş Tarihi: 24-08-2007
Yer: Düşler Ülkesi
Mesajlar: 6,270
Rep Puanı: 52488853
         
Rep Gücü: 524962
|
C: arkadaşlar yardım:( +rep var...
HEYELAN (TOPRAK KAYMASI)
Heyelan, toprağın üst kısmı ile birlikte alttaki ana kayanın bulunduğu yerden kayarak
yer değiştirmesidir.
Heyelanda Etkili Faktörler
1)Eğimin fazla olması.
2)Yağışların fazla olması
3)Toprak özellikleri (killi olması)
4)Tabakaların uzanış doğrultusu: Tabakalar eğime paralel ise heyelan daha fazla görülür.
5)Beşeri faktörler: Yol yapım çalışmaları ile yamaç denge profilinin bozulması.
6)Depremler
Türkiye’de heyelan olayı en fazla Karadeniz Bölgesinde Doğu Karadeniz Bölümünde
görülür. Sebepleri: Yağışın ve eğimin fazla olmasıdır. Ayrıca toprağın killi olmasıdır.
En fazla görüldüğü dönem ilkbahardır. Sebebi kar erimeleri ile toprağın suya doygun hale gelmesidir.
---------------------------------------------------------------------------
Heyelan korkusu
Doğu Karadeniz bölgesinde, heyelan ve seller nedeniyle 74 yılda 347 kişi hayatını kaybetti.
DERE YATAKLARI BOYUNCA...
DOĞU Karadeniz'de ilkbahar ve sonbahar aylarında artan heyelanlarda 1927 yılından bu yana 253 kişi, sellerle birlikte meydana gelen heyelanlarda da 94 kişi olmak üzere toplam 347 kişi öldü. KTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Kenan Gelişli, Doğu Karadeniz'de, sahil yolu ve hemen hemen bütün dere yatakları boyunca heyelanlara rastlandığını kaydetti.
KAYA PATLATMALARI SONUCU
Yerleşimin yoğun olduğu yerlerde heyelanların fazla olduğu gerçeğinin inkar edilemeyeceğini söyleyen Gelişli, 'Ormanların sökülerek çay ve fındık bahçesi açılmasıyla oluşan birçok heyelan vardır. Yörede sahil yolu yapımı için büyük ölçekli kaya patlatmaları yapılmakta ve sonucunda heyelanlar meydana gelmektedir' dedi.
---------------------------------------------------------------------------
Doğu Karadeniz Bölgesi çok yağışlı geçtiği için toprak çok yumuşak olmakda ve sık sık heyelan olaylarına rastlanmaktadır. Fakat Doğu Karadeniz Bölgesi sık ormanlardan oluşmaktadır. Ağaçlar heyelan oluşumunu niçin önleyememektedir? Heyelan oluşumunu önlemek için dikilmesi en müsait ağaç hangisidir? (Göktürk Kutluhan)
Heyelan, toprağın üst kısmı ile birlikte alttaki ana kayanın bulunduğu yerden kayarak yer değiştirmesidir. Ağaçlarsa, kökleriyle yalnızca erozyon gibi toprağın üst örtüsünün kaymasını önler. Yani, heyelanda ağaç köklerinin de ulaşamadığı ana kayadan kopmalar meydana gelir. Heyelana, eğimin fazla olması, yağışların çok olması, toprağın killi olması, depremler ve yol yapım çalışmalarıyla yamaç denge profilinin bozulması gibi toprağın ve bölgenin yapısından kaynaklı etkiler neden olur. Türkiye�de heyelan olayı en fazla Karadeniz Bölgesinde Doğu Karadeniz Bölümünde görülür. Nedeniyse, bu bölgede yağışın ve eğimin fazla ve toprağın killi olması. En fazla görüldüğü dönem de ilkbahar. Çünkü, bu dönemde karların erimesiyle toprak suya doygun hale gelir. Yani, ağaçların bulunması, heyelan üzerinde pek bir etkiye sahip değil. Bu bölgede yol çalışmaları ve toprak kullanımının daha iyi planlanarak yapılması, olası heyelan tehlikesinden korunmakta daha etkili olabilir. Bölgede, Fırtına Deresi Havzasında Doğu Karadeniz Ekolojik ve Kültürel Araştırmaları Derneği�nin heyelan üzerine yaptığı bir çalışma var. Bu dernekle bağlantıya geçerek daha ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz.
Banu Binbaşaran Tüysüzoğlu
TRABZON POTANSİYEL HEYELAN HARİTASI

SERA GÖLÜ

Trabzon'un batısındaki Sera deresi üzerinde, kıyıdan 8 km. içerde Yıldızlı Beldesi sınırları içinde Demirtaş köyü yakınında bulunmaktadır. Dağ yamacının, 20 Şubat 1950'de kayması ile oluşan bir baraj gölüdür. Göl, Yıldızlı Beldesinden içeriye doğru 1 km. mesafededir. Vadi boyunca 2 km .lik bir uzunluk gösterir. Genişliği 150- 200 m. arasında değişir.
KARADENİZ BÖLGESİ EN'LERİNDEN
-En fazla heyelan Doğu Karadeniz’de görülür.( En az heyelan İç Anadolu’da görülür.)
-En fazla eğim oranı,en fazla heyelan ihtimali bu bölgededir.
---------------------------------------------------------------------------------
Heyelanlar
Bölgede meydana gelen heyelanların oluşumunda çeşitli faktörler rol oynar. Ancak genel bir yaklaşım olarak öncelikle jeolojik faktörün ön plana çıktığı söylenebilir. Afet İşleri Genel Müdürlüğünce 1966-2000 tarihleri arasında yapılan heyelan etütleri veri tabanından sorgulanıp coğrafi ortama taşındığında heyelan nedeniyle nakli veya kontrole alınması öngörülen yerleşim birimlerinin belirli jeolojik ortamlarda yoğunlaştıkları gözlenmektedir. Şekil 1 de Afet İşleri Genel Müdürlüğünce heyelan nedeniyle nakli (kırmızı noktalar) veya kontrole alınması öngörülen (mavi noktalar) yerleşim birimlerinin jeolojik harita üzerindeki dağılımı gösterilmektedir. Bu çalışma kapsamında yapılan gerek arazi çalışmalarında gerekse Coğrafi Bilgi Sistemi çalışmalarında da öncelikle jeolojik özelliklerin heyelan gelişiminde belirleyici rol oynadığı; belirli jeolojik birimlerde (özellikle fliş tipi birimlerde) daha yüksek alansal değerlere ulaştıkları anlaşılmaktadır.

ŞEKİL-1
Bölgesel anlamda meydana gelen heyelanların nedenleri olarak:
· Özellikle bölgenin kuzeyindeki fliş tipi birimlerin çok sık yamaca paralel tabakalanma göstermeleri;
· Allokton niteliğindeki İnaltı kireçtaşlarının ve Yaralıgöz grubuna ait kireçtaşlarının, topografik olarak daha alt kodlardaki flişlere sürekli su aktarmaları;
· Kayaçların aşırı tektonize olmuş olmaları ( özellikle bölgenin güneyinden geçen Kuzey Anadolu Fay Zonu içerisindeki kayaçlarda süreksizlik yoğunluğu çok fazladır.) ;
· Kuzey Anadolu Fay Zonu içerisindeki yamaçların dengesiz yapıları.
· Bölgedeki akarsu ağının yoğun oluşu nedeniyle yamaç topuklarının sürekli akarsular tarafından aşındırılmaları;
· Kuzeydeki kıyı kesiminde yer alan yamaçların Karadeniz'in dalga aşındırmasına açık olmaları;
· Bölge morfolojisinin zorlaması nedeniyle yamaç topuklarının sürekli yollar tarafından kesilmesi;
Bölgede görülen heyelanların büyük bir çoğunluğu eski heyelan kütlelerinin yeniden aktivite kazanmaları şeklindedir.
Çalışma sahasında görülen değişik türdeki kütle hareketi için Varnes’e ait sınıflama esas alınmıştır. En sık görülen hareketler: 1- Kaymalar (Düzlemsel veya Rotasyonel) 2-Akmalar şeklindedir. Raporda ‘heyelan’ olarak ifade edilen terim günlük kullanımdaki şekliyle kayma ve akmaları temsil etmek için kullanılmaktadır. Kaya düşmeleri ayrıca incelenmiştir.
Düzlemsel Kaymalar
Bu tip heyelanlar daha çok bölgenin kuzeyinde özellikle Çatalzeytin’den Cide’ye kadar uzanan bütün kıyı boyunca yoğun bir şekilde görülmektedir.
Şekil 2-Genelleştirilmiş bir düzlemsel kayma (Colorado Geological Survey 1988)

ŞEKİL-2
· Özellikle, şeyl-marn-kumtaşı ardalanmasından oluşan fliş tipi birimlerin yeraltı ve yüzey suyunu geçiren ve geçirmeyen kayaçların ardalanması şeklindeki yapısı topoğrafyaya paralel olma koşulunda düzlemsel kaymalar için uygun bir ortam yaratmaktadır.
· Meydana gelen bu tipteki hareketler, geçirgen kumtaşlarından süzülen yüzey sularının geçirimsiz şeyl tipi birimler tarafından bloke edilmesi sonucu tabaka düzlemlerinde kayma direncinin yenilmesi şeklinde açıklanabilir. Özellikle bu bölgede görülen şeyllerin taşlaşmış olmaktan çok, kalıcı olmayan kompakt yapıları da, suyla temas halinde kohezyon ve içsel sürtünme değerlerinin düşmesi anlamına geleceği için ayrıca önem kazanmaktadır. Bu nedenle fliş serisi içerisindeki şeyllerin daha çok zemin davranışı gösterdikleri söylenebilir. Fliş tipi birimler içerisinde yer alan kumtaşları özellikle tektonizmanın etkisiyle yoğun süreksizlik yüzeyleri içermektedir. Dolayısıyla süreksizlik hatları boyunca yüzey suları kolaylıkla yamaç içerisine süzülebilmektedir.
· Karakteristik olarak bu tip kaymalar genellikle yüzeye yakın (1-3 m) kayma derinliklerine sahiptir. Çoğunlukla tabakalanma yüzeyleri gibi önceden var olan yüzeyler boyunca gelişir.
· Kayan kütleler çok parçalı bir yapı gösterirler. Dolayısıyla yüzey deformasyonları yüksektir.
· Ayrıca kıyı boyunca uzanan karayolu ve Karadeniz’in yamaç topuklarını aşındırıcı etkisi de heyelan gelişiminde önemli rol oynamaktadır.

Cide-Doğanşehir ilçesi arasında meydana gelen bir düzlemsel kayma.

Inebolu-Doğanşehir ilçesi arasında meydana gelen bir düzlemsel kayma.
Dairesel Kaymalar
Bu tip kaymalar bölgesel anlamda düzlemsel kaymalara göre daha fazla yayılım gösterirler. Bölgenin tamamında dairesel kayma tipindeki heyelanları görmek mümkündür. Özellikle Tosya-Ekincik, Araç-Çaykaşık, Cide-Denizkonak köylerinde, Azdavay ve Şenpazar (Kastamonu il merkezinin Kuzey batısı) bölgesindeki kömür arakatkılı birimlerdeki heyelanlarda bu durum belirgin örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğunlukla eski heyelan kütlelerinin yeniden aktivitesi şeklinde görülmektedir.
· Bu tip kaymalar, kendine ait dairesel bir kayma yüzeyi boyunca gelişir.
· Bu tip heyelanlar düzlemsel heyelanlara nazaran daha kütlesel bir yapıda gözlenmektedir.
· Çalışma bölgesinde topografik olarak 15-25 derece arasındaki eğimlerde yoğunlaşmaktadırlar.
· Çoğunlukla yamaç topuklarının akarsu erozyonu ile aşınması ve/veya yeraltı suyu yükselmeleri ile oluşurlar.
· Bölgenin güney kesiminde yer alan Kuzey Anadolu fay hattına yakın alanlarda ise deprem etkisi ile olduğu ileri sürülebilecek çok büyük dairesel tipte eski heyelanlar görülebilmektedir.
· Arazi üzerinde karakteristik olarak iç bükey bir ayna ile dış bükey bir topuk bölgesi şeklinde özellikler gösterebilirler. Ancak özellikle topuk bölgelerinin akarsu vadileri ile çakıştığı koşullarda heyelanın bu kısmı ortamda görülememektedir.
· Kayma yüzeyleri diğer kütle hareketleri ile karşılaştırılınca daha derindedir ve hareket daha yavaştır.
· Çok kütlesel ve derin kayma yüzeylerine sahip olanları, hacimsel daralma gösteren kayma yüzeylerinde sünek deformasyon tipine sahip ilerleyici özelliktedir. Bu nedenle bu tip heyelanlarda ikincil hareketler gelişebilir (Zaruba ve Mencl 1982).
· Hareket eden kütle (veya kütleler) çok parçalı bir yapı göstermez. Hareket geriye dönük dairesel bir nitelik taşıdığı için üzerindeki yapıların dikey konumlarını kaybetmeleri gibi özellikler gösterebilir.
· Tipik olarak yarım ay şeklinde bir taç bölgesi ile geriye dönük şevlerle temsil edilen bir morfolojileri vardır. Bu nedenle drenaj sistemleri bozuktur ve üzerinde su birikintileri görülebilir. Bu şekli ile heyelan kütlesi su içeriğini sürekli arttırır ve yeni aktiviteler kazanır.
· Arazi şartlarında bu tip heyelanlara ait özellikler aktif değillerse kısmen kaybolmuş olabilir.
· Çoğunlukla topuk bölgeleri akma tipi hareketlere geçiş gösterir.
Düzlemsel ve rotasyonel kaymalara ek olarak bu iki kayma tipinin bileşkesi olarak düşünülebilecek terminolojide bileşik kayma olarak isimlendirilen heyelanlar da görülebilir.
Akmalar
Bölgenin Azdavay ilçesi-Devrekâni çayı yamaçlarında daha yoğun olarak görülebilen akma tipindeki hareketler çoğunlukla yüzeysel karakterli, belirli bir kayma sathının olmadığı hareketler olarak bilinir. İçerisindeki malzemenin cinsine göre çamur akması veya moloz akması olarak isimlendirilebilir. Hareket mekanizması genel olarak viskoz sıvıların hareketine benzetilebilir. Çalışma bölgesinde genellikle aşırı yağışlardan sonra meydana gelen çamur akması şeklindeki hareketler olarak görülmektedir.
Bölgenin birçok kesiminde ana kayaç niteliğindeki birimler yüzeyde görülmektedir. Bu nedenle heyelanların çoğu ana kayaçları kapsar niteliktedir. Sadece üstteki ayrık örtü ile sınırlı heyelanlar bölge genelinde alansal olarak oldukça az yer tutar. Bu tip hareketler daha çok akma ve krip şeklindeki hareketler olarak görülmektedir.
Yukarıda açıklanan kütle hareketi tiplerine ek olarak Ilgaz Dağı geçidinde olduğu gibi kompleks yapıda gelişebilen, heyelan tipinin daha karmaşık olduğu hareketler de görülebilmektedir. Bu tip hareketlerde kayma, akma ve kopma tipi hareketler birlikte görülebilir. Bu konudaki bilgiler heyelan envanter haritasının oluşturulması sırasında bir veri tabanında saklanmıştır
Yoğun kıvrımlı ve kırıklı yapı heyelanların oluşumunda önemli rol oynamaktadır. Fayların kayaçların deformasyonundaki ve kil oluşumundaki etkisinin yanında yeraltı su çıkışlarına neden olması heyelan gelişimi anlamında belirleyicidir. Ayrıca kıvrımlı yapı da yeraltı suyunun kapanlanmasına yol açtığı için hidrostatik anomaliler yaratarak heyelan oluşumunda etken olmuştur
Bilindiği gibi Kuzey Anadolu Fay Zonu il merkezinin güneyindeki Tosya ilçesinden geçmektedir. Kuzey Anadolu Fay Zonuna yaklaştıkça eski ve aktif, büyük heyelan kütlelerinin sayısı artmaktadır. Bu tip heyelanlara örnek olarak Tosya – Gövrecik, Tosya- Ekincik, Tosya – Kargın ve Tosya – Bürnük köylerinde görülen heyelanlar sayılabilir. Bölgenin birçok kesiminde formasyon kontakları faylıdır. Bu nedenle formasyon geçişlerinde su varlığının daha fazla olmasından ötürü heyelan potansiyeli daha yüksektir.
Özellikle bölgenin kuzey kesiminde üst kotlarda görülen Yaralıgöz gurubuna ait kompakt kireçtaşları su depolayan ve fliş tipi birimlere su aktaran bir işleve sahiptir. Bu nedenle formasyon kontaklarında sıkca heyelanlar görülmektedir. Cide - Denizkonak köyünde ve Çatalzeytin -Yaralıgöz dağı eteklerinde benzer oluşumlar gözlenebilmektedir. Ayrıca Azdavay ilçesi civarında gravite kaymaları ile konumlanmış Inaltı kireçtaşı blokları da karstik yapıları ile fliş tipi birimlere su aktararak heyelan gelişiminde rol oynayabilmektedirler.
Bölgenin daha çok güney kesiminde gözlenen melanj niteliğindeki metaofiyolitler, özellikle serpantin ve grafit şist tipi birimler, deforme oldukları ölçüde yüksek heyelan potansiyeli oluşturmaktadırlar. Bilindiği gibi melanj niteliğindeki birimler heterojen yapılarıyla hidrostatik anomoliler oluşturarak heyelan gelişimine uygun jeolojik koşulları meydana getirebilirler. Bu tip heyelanlar Ankara-Kastamonu devlet kara yolu Ilgaz geçidinde sıkca görülmektedir. Bu heyelanlar genellikle karmaşık tipte veya rotasyonel heyelanlar hareketler olarak gözlenmektedir. Söz konusu heyelanların sürekli aktivite göstermeleri sonucu bu yol güzargahının terkedilmesi gündemdedir.
Topoğrafik eğim de heyelan gelişiminde etkin olan faktörlerden biridir. Çalışma alanının özellikle kuzey kesiminde ki Pontid kuşağında topoğrafik eğimlerde ani değişmeler görülmektedir. Dolayısıyla bu kesim için dengesiz bir topoğrafik yapının olduğu söylenebilir. Daha güneyde Tosya ilçesi ve yakın çevresinde de benzer şekilde Kuzey Anadolu Fay Zonuna yaklaşıldıkca dengesiz yamaç şekilleri yoğun bir şekilde görülebilmektedir.
Genel olarak akarsu ve yollar yamaç topuklarının aşınmasında rol oynayan unsurlardır. Bu nedenle stabilite bozucu etkileri vardır. Özellikle Devrekâni çayı inceleme bölgesinin en önemli akarsularından biridir; büyük bir alanda doğu – batı yönünde akarak yamaç topuklarının erozyonunda etkin olmaktadır. Kıyı şeridinde denizin yamaç topuklarını aşındırması da heyelan gelişiminde etkin rol oynamaktadır.
Ayrıca yollar, doğal drenajı bloke eden bir işleve de sahip oldukları için heyelan gelişimine neden olabilmektedir.
Heyelan gelişiminde öncelikli rol oynayan jeolojik ve topoğrafik özelliklerin heyelanla olan ilişkileri Coğrafi Bilgi Sistemi ortamında mekânsal analiz boyutunda ele alınmıştır (Söz konusu analizlerle ilgili daha detaylı bilgiler Uygulanan yöntem -.Adım 4 alt başlığında incelenmiştir).
Uygulanan Yöntem
Çalışmamızda öncelikle statik parametre olarak kabul edilen kayaç tipi ve topoğrafya dikkate alınmıştır. Ayrıca heyelan oluşumunda bölge bazında daha az rol oynayan fay, yol ve akarsu gibi etkenler de modele dâhil edilmiştir. Heyelan gelişiminde rol oynadıkları bilinmekle beraber bitki örtüsü, yeraltı suyu ve deprem ivmesi ile ilgili veriler bölgenin tamamına cevap vermediği ve heyelanlarla olan ilişkilerinde belirsizlikler olduğu için modele dâhil edilmemiştir. Ancak Kastamonu il merkezinde deprem senaryosu kapsamında deprem - heyelan ilişkisi incelenmiştir.
Uygulanan model esas olarak ‘ne zaman ?’ sorusu yerine ‘nerede ?’ sorusuna bir cevap olarak düşünülebilir. Zaman perioduyla ilişkilendirilmediği için terminolojik olarak “heyelan duyarlılık haritası” , “heyelan tehlike haritası” na göre daha doğru bir kullanım olacaktır.
Yağışla ilgili bazı veriler Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınarak veri tabanları oluşturulmuştur. Ancak bu veriler ek bilgi olarak kullanılmaktadır. Bu kapsamda ne kadar yağış miktarının heyelana neden olduğu belirgin olamamaktadır. Esasen konu yağış – heyelan ilişkisi yerine yağışla birlikte değişik birimlerdeki kayma parametrelerinin ve yeraltı suyunun ne ölçüde değiştiği, kritik değerlerin ne olduğu şeklinde ele alınıp hidrolojik model oluşturulması daha uygun bir yöntemdir. Ancak hidrolojik faktör bitki örtüsü ve yamaç yönü ile oluşturulan indirek bir yaklaşım olarak tercihe bağlı olarak uygulanabilir. Benzer şekilde deprem etkisi de yeterli verilerin olmaması ve deprem – heyelan ilişkisinin çoğunlukla stabilite analizi üzerine kurulu olması nedeniyle homojen olmayan geniş sahalara dönük modelleme yapılmasını imkânsızlaştırmaktadır. Ayrıca bu kapsamda gerçek örnekler çalışma alanı için mevcut değildir. Bitki örtüsü ve heyelan ilişkisinde de belirsizlikler çoktur. Stabilitenin bitki örtüsü türüne göre nasıl değiştiği tam olarak bilinememektedir. Dünyada benzer heyelan duyarlılık haritaları ile ilgili çalışmalarda da hidrolojik model, bitki örtüsü ve deprem etkisinin heyelan oluşumunda rol oynadığı kabul edilmekle beraber; bu faktörlerin oluşturulan modellerin dışında tutulduğu örnekler çoğunluktadır (Carrara 1991). Çalışmamız sırasında da söz konusu faktörler yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı modellemeye katılmamıştır.
Çalışmada esas olarak Varnes (1978)’ e ait kütle hareketleri sınıflaması esas alınarak düzlemsel ve dairesel kaymalar ile akma tipi hareketler dikkate alınmıştır. Arazide tespit edilen her heyelana ait lokal özellikler oluşturulan ayrı bir veri tabanında tutulmuştur. Raporlamada ise güncel bir ifade olan heyelan terimi genel kütle hareketleriyle eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.
Heyelanla ilgili faktörlerin değişik ağırlıklarla heyelanı şekillendirmeleri ve bu oluşumun coğrafi konuma göre sürekli değişmesi bu anlamda Coğrafi Bilgi Sisteminin gereğini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle yöntem olarak Coğrafi Bilgi Sistemi merkezli bir çalışma seçilmiştir. Bilindiği gibi Coğrafi Bilgi Sisteminin veri yığınlarını oluşturmak, düzenlemek, mekânsal alana taşımak, tematik (=veya türev) haritalar üretmek, heyelana ait faktörleri ayrı katman haritalar şekline getirmek ve ilgili faktörlerin mekânsal analizini yapmak gibi işlevleri vardır.
Jeoteknik verilerin çalışma alanına göre yeterli çoklukta olmamasından jeoteknik değerlendirme belirleyici olarak kabul edilmemiştir. Sadece Coğrafi Bilgi Sistemi ile ilgili çalışmaları desteklemek amacıyla, DSI ve Doç. Ilyas Yılmazer’in yaptığı çalışmalara ait kalıcı kayma parametreleri ile belli noktalar için stabilite analizleri yapılarak eğim – topoğrafik eğim ilişkisi araştırılmıştır. Ayrıca Kastamonu il merkezi ile ilgili deprem sonrası meydana gelebilecek heyelanları incelemek amacıyla jeoteknik kapsamda pseudo-statik analizler yapılmıştır.
Adım 1
Afet Işleri Genel Müdürlüğünce 1966-2000 yılları arasında yapılan toplam 663 etütde heyelanlı olarak tespit edilen alanlarla ilgili veri tabanı oluşturulmuş ve bu veriler 1/500.000 ölçekli jeolojik haritaya taşınarak heyelanların hangi birimlerde yoğunlaştığı konusunda bir ön-değerlendirme yapılabilmiştir. Şekil 1 de görüldüğü gibi nakli ve kontrole alınması uygun görülen heyelanlar ilin kuzeyindeki Mesozoik birimlerle güneyde Kuzey Anadolu Fay Zonuna yakın birimlerde yoğunlaşmıştır. Ancak bu aşamada kullanılan jeolojik harita ve noktasal veriler heyelan haritası olarak değil; sadece mevcut veri tabanındaki heyelanlı yerleşim birimlerinin çok genel bir dağılımını sunmaktadır.
Adım 2
Bu aşamada daha büyük ölçekli haritalar kullanılmıştır. Bu kapsamda:
1:25000 ölçekli MTA' ca üretilen Sayısal Jeolojik Haritalar
1:25000 ölçekli Harita Genel Komutanlığınca üretilen Sayısal eş yükseklik haritaları temel haritalar olarak kullanılmıştır.
Bu haritalardan:
1. Eğim,
2. Yamaca paralel tabakalanma,
3. Yamaç yönü (bakı),
4. Fay zonlama,
5. Yola ve akarsulara uzaklık gibi tematik haritalar üretilmiştir. Raster veri yapısı mekânsal analizlere olanak sağladığı için bütün veriler raster ortamına taşınmıştır. 40*40 m lik birim alanlar için Grid sistemi oluşturulmuştur.
Adım 3
Çalışmanın 3. adımında esas olarak bölgedeki heyelanların yerinde belirlenmesi gerçekleştirilmiştir. Arazide tespit edilen heyelanlar 1/25000 ölçekli hâlihazır haritalara işlenmiş ve her heyelanla ilgili bilgiler veri tabanına aktarılmıştır. Bu veri tabanında heyalanın tipi, lokal jeoloji, heyelanın boyutları, yüzey örtü kalınlığı, tabakalanmanın yamaca göre konumu, yamaç şekli, yeraltı suyu ve heyelanın oluşumunda etkin olan faktörler bulunmaktadır (Şekil 4). Daha sonra yapılacak modelleme için bu veri tabanındaki bilgiler kontrol noktası olarak kullanılacaktır.
Ulaşımın mümkün olmadığı belirli alanlarda ise 1/35000 ölçekli hava fotoğraflarından yararlanılmıştır.
Geçmiş dönemlerde olmuş heyelanların, gelecekte olabilecek heyelanlara ışık tutabileceği düşüncesiyle heyelan envanter haritasının bu anlamdaki önemi açıktır.

Şekil 4 Arazi çalışması sırasında heyelan ve yamaç özelliklerini kapsayan veri tabanının şematik yapısı.
Adım 4
Çalışmanın bu safhasında öncelikle oluşturulan heyelan envanter haritasının Coğrafi Bilgi Sistemine aktarılması gerçekleştirilmiştir.
Özellikle heyelanların hangi topografik ve jeolojik birimlerde yoğunlaştığı mekânsal analizlerle tespit edilmiştir. Esas olarak heyelan envanter haritasıyla ilgili tematik haritalar çakıştırıldıktan sonra alansal dağılımlar dikkate alınmıştır. Mekansal analiz anlamında jeolojik formasyon ve topoğrafik eğimle ilgili çapraz tablolar oluşturulmuştur.(Şekil 5).
Bu gibi çapraz tablolarda her heyelanın ortalama topografik eğimi ve jeolojik birimlerdeki alansal dağılımı gösterilebilmektedir.

Şekil 5. Heyelan-Ortalama Eğim-Jeolojik formasyon alansal ( m2) dağılım Çapraz Tablosu
Şekil 6 da görüldüğü gibi heyelanların belirli jeolojik formasyonlardaki dağılımı çok farklılıklar gösterebilmektedir. Bu farkın heyelana karşı olan duyarlılığı ifade ettiği düşüncesiyle modelleme yapılmıştır.

Şekil 6. Jeolojik Birimler içersindeki heyelanların Alansal dağılımı
Heyelan topografik eğim ilişkisi de heyelan envanter haritasıyla eğim haritasının çakıştırılması ve heyelan alanlarındaki topoğrafik eğimin istatistiksel dağılımının belirlenmesi ile elde edilebilir.
Heyelanların çok yüksek eğimlerden ziyade orta dereceli eğim aralığında (17-22 derece gibi) daha fazla yoğunlaşması dikkat çekicidir. Bu durum dik topoğrafik eğimlerde kayma yerine lokal kopmaların oluştuğu şeklinde de yorumlanabilir. Yüksek topoğrafik eğimin yüksek heyelan potansiyelini göstermemesi modelleme sırasında da dikkate alınmıştır.
Daha sonra alansal dağılıma göre her ilgili sınıfın ağırlıkları tespit edilerek kategorilendirme yapılmıştır.
Ağırlık değerlerinin belirlenmesinde her jeolojik (veya eğim aralığında) heyelan alanı yoğunluğunun tüm heyelan alanı yoğunluğuna oranlanması şeklinde bir yöntem izlenmiştir (Çizelge 1 ve 2). Bu yöntem ile ilgili benzer çalışma Westen (1993) tarafından da yapılmıştır.
Fay, Yol ve akarsu gibi heyelan faktörleri çizgisel yapılar oldukları için bu nesneler için uzaklıkları ifade eden dereceli-tampon sayısal haritalar üretilmiştir.

Adım 5.
Bu adımda önceki adımlarda üretilen heyelan faktör haritalardan modelleme yapılmıştır. Modellemede birim alan olarak faktör haritalardaki birim alan (40*40 m) kullanılmıştır. Daha önce de bahsedildiği gibi model esas olarak en belirleyici ve yeterli veriyi ifade eden jeoloji ve topoğrafya gibi statik parametreler üzerine kuruludur. Ayrıca bölgedeki faylar için 100, 200, 300 m.lik tampon zonlar oluşturulmuştur. Benzer şekilde yollar için 50, 100, 200 m.lik tampon zonlar ve akarsular için 100,200, 300 m. lik tampon zonlar oluşturulmuştur. Bu anlamda benzer çalışmalarda da bu faktörlerin uzaklığa bağlı değişimini içeren formüller bulunmamaktadır. Bu nedenle tampon zonların seçiminde temel kriter göreceli etkiyi ifade etme şeklinde algılanmalıdır.
Kullanılan Modelleme tekniği olarak terminolojide iki değişimli analiz (bivariate analysis ) olarak adlandırılan teknik kullanılmıştır. Heyelan faktör haritaların yeniden sınıflaması yapıldıktan sonra harita bazında heyelan indeksleri verilmiştir. Söz konusu indeksler heyelanı şekillendiren faktörlerin heyelan üzerindeki etkinlikerini temsil eden subjektif değerlerdir. Esas olarak, arazide tespit edilen heyelanlar için oluşturulan veri tabanında belirleyici faktörlerin istatistiksel dağılımını ifade eder. Subjektif değerlendirmedeki yanılgı payını minumuma indirmek amacıyla heyelan envanterindeki kontrol noktalarının modellemeyle geriye dönük sağlaması yapılmıştır. Kontrol noktaları olarak heyelan potansiyeli çok belirgin, tartışma götürmez noktalar; örneğin Cide-Denizkonak heyelanı yüksek heyelan potansiyeli veya Devrekâni metakarbonatları düşük heyelan potansiyeli olarak bu amaçla kulanılmıştır. Diğer bir deyimle oluşturulan zonların bütün kontrol noktalarıyla (çalışmamızda toplam 80 kontrol noktası tespit edilmiştir) kontrol noktalarıyla aynı heyelan potansiyelini yakalaması modelin doğruluk derecesini arttırmaktadır (Modelle kontrol noktaları arasında uyum yoksa subjektif heyelan indeks değerlerindeki göreceli dağılım -Şekil 8- yeniden gözden geçirilmelidir). Esas olarak tespit edilen heyalan faktörleriyle ilgili oluşturulan veri tabanında istatistiksel dağılım indeks değerlerinin belirlenmesinde kullanılmıştır.

Sonuçlar ve Öneriler
Afet İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde, Coğrafi Bilgi Sistemi temelinde yapılan bu çalışmada şu sonuçlar çıkarılmıştır:
· Bölgenin özellikle kuzey kesiminde heyelan potansiyelinin yüksek olduğu alanlar önemli yayılım göstermektedir.
· Gerek arazi çalışmaları gerekse Coğrafi Bilgi Sistemi çerçevesinde yapılan analizler jeolojik yapının esas yönlendirici faktör olduğunu göstermektedir. Bölgenin kuzey kesiminde yüzeylenen fliş tipindeki birimler topoğrafyaya paralel olma koşulunda heyelan duyarlılığı en yüksek birimler olarak gözlenmektedir. Güney kesiminde ise özellikle serpantin ve şist tipi birimler heyelan gelişiminde belirleyici rol oynamaktadır.
· Bölgenin orta kesiminde kireçtaşı ve Devrekani metakarbonatlarına ait kayaçların yüzeylendiği geniş alanda heyelan potansiyeli düşüktür.
· Faylı ve kıvrımlı yapı birimlerin deformasyonuna ve yeraltı suyu çıkışlarına neden olduğu için heyelan gelişiminde etkin olabilmektedir.
· Genel olarak akarsu ve yollar yamaç topuklarının aşınmasında rol oynayan unsurlardır. Dolayısıyla stabilite bozucu etkileri vardır. Ayrıca yollar doğal drenajı bloke eden bir işleve de sahip oldukları için heyelan uygun ortam oluştururlar.
· Kıyı şeridinde denizin yamaç topuklarını aşındırması da heyelan gelişiminde etkin rol oynamaktadır.
· Bölgenin meteorolojik şartları da heyelan gelişimine uygun özellikler sunmaktadır.
Heyelan modelinin tüm sahaya yayılmasından sonra heyelan duyarlılık haritası oluşturulmuştur. Söz konusu harita heyelan potansiyeline işaret eden 3 adet göreceli zona ayrılmıştır. Oluşturulan harita bölgesel ölçekte olduğu için heyelan adına genel bir yaklaşımı ifade ettiği bilinmelidir. Bu nedenle lokal alanlarda daha detaylı etütler yapılmalıdır. Ancak lokal alanlardaki heyelan potansiyelinin araştırılması sırasında ön bilgi olarak kullanılabilir.
1. Derece Heyelan Alanı - Aktif veya heyelan potansiyeli yüksek alan olarak ayrımlanan (kırmızıyla işaretlenmiş) bu zonda heyelan duyarlılığı fazladır. Dolayısıyla bu zon içerisinde yeni heyelanların gelişmesi kuvvetle muhtemeldir. Yerleşim planları için daha detaylı jeolojik ve jeoteknik çalışmaların kesinlikle yapılması, heyelana karşı önlemlerin projelendirilmesi, gerektiğinde bu sahalarda yerleşilmemesi önerilir. Lokal çalışma sırasında bu zona ait başka alanlarda heyelan örneklerinin çok olduğu bilinmelidir. Yeni yerleşim alanları seçiminde ve kritik mühendislik yapılarının projelendirilmesinde heyelan tehlikesinin yüksek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Bu amaçla 2. veya 3. derece heyelan alanlarının tercih edilmesi daha uygun olacaktır.
2. Derece Heyelan Alanı – Genel yayılımda bu zonda heyelan potansiyelinin yüksek olmadığı söylenebilir. Ancak topoğrafik eğimin arttığı, aşırı yağış, kazıların yapılması gibi koşullarda lokal heyelanlar oluşabilir. Bu nedenle, heyelan potansiyeli orta düzeyli olarak ayrımlanan bu zonda da lokal jeolojik ve jeoteknik çalışma yapmak ve bu çalışmanın sonucuna göre yerleşim ve yapılaşma kriterlerini belirlemek daha doğru olacaktır.
3. Derece Heyelan Alanı - Heyelan potansiyelinin düşük olduğu alan bu zon içerisinde heyelan yoğunluğu yüksek değildir. Ancak özellikle topoğrafik eğimin arttığı noktalarda değişik türde lokal kütle hareketleri gelişebilir. Yeni yapılaşma ve iskân alanlarının belirlenmesinde diğer zonlara göre tercih edilmelidir.
Kastamonu il sınırı içersindeki heyelan zonlarının alansal yüzde değerleri Şekil 9 da gösterilmektedir. Bu çizelgeden de anlaşılabileceği gibi heyelan gelişimi için uygun olabilecek alanlar (1. ve 2. Heyelan Alanları) önemli büyüklüktedir.

KAYNAK
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
DÜNYA HEYELAN RİSK HARİTASI

Mesajı son düzenleyen kanter ( 08-11-07 - 01:49 ).
|