2.3.2.8 ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ
M.Ö.133'te son Bergama Kralı 3. Attalos vasiyetname ile topraklarını Roma'ya bırakmış, bu olay Roma'nın Asya Eyaletini kurmasına yol açmıştır. Fakat Bergama, bundan böyle eski dönemini kaybetmiş, Efes kenti eyaleti olmuştur. Bu eyaleti kurmakla Roma çok önemli merkezi bir adım atmıştır(Değirmencioğlu,1999:243).
Roma'nın Küçük Asya üzerindeki siyasi etkinliği, Bergama topraklarının Roma'ya ka¬tılmasıyla yeni bir boyut kazandı. Anadolu üzerinde ilk defa toprak sahibi Roma, Berga¬ma krallığı topraklan üzerinde Asia eyaletini kurdu.
Asia eyaletinin kuruluşu M.Ö. 133 olarak tesbit edilmekle beraber Aristonikos'un is¬yanı bu yeni ele geçen bölgenin hemen orga¬nize edilmesine engel olmuştur. Eyalet an¬cak bu isyanın M. Perperna tarafından bastı¬rılmasından sonra M.Ö. 129 yılında Manius Aquilius tarafından kurulmuştur. Eyaletin toprakları Misya, Lidya, Karya ile Frig'yanın bir kısmını kapsamaktaydı. Bu dönemde, Anadolu'nun iç ve Akdeniz kıyı şeridindeki şehirlerde anarşi ve korsanların teşekkülü Roma'nın çıkarlarını zedelemekteydi. Roma'nın Doğu Akdeniz'de mevcut olan ticari bağların kopmasına neden olan ve Kilikya'yı üstlenmiş olan korsanlara karşı Prokonsül Preator M. Antonius, M.Ö. 103 yılında savaş açtı. Yalnız Kilikya'yı değil yakın çevresini de ele geçirdi. Böylece Roma'nın Anadolu top¬raklan üzerindeki yayılmacı ve genişlemeci politikası başlamış oluyordu.
Romanın, Anadolu'ya girmesi ve Asia eyaletini kurarak Lidya toprakları üzerindeki etkinliği (M.S. 395) Doğu ve Batı Roma olarak ikiye ayrılıncaya kadar sürdü. Lidya, Roma imparatorluğuna idarecilerin yetiştiği önem¬li bir eyalet olarak kaldı. Doğu Roma impara¬torluğu içinde yer alan Asia şehirleri, Bizans devrinde de varlık ve önemlerini korumuş¬lardık (Anonim, 2001:12).
2.3.2.9 DOĞU ROMA (BİZANS) DÖNEMİNDE DENİZLİ YÖRESİ
Roma imparatorluğunun ikiye ayrılması üzerine Laodikya'nın yönetimi Bizanslıların eline geçer. Şehir, Bizans yönetiminde gerilemiştir. Laodikya, Hierapolis ve Tripolis gibi şehirler, Türklerin buraları ele geçirdikleri tarihe kadar birbirlerine düşman olarak yaşamışlardır. Bu durum Türklerin buraları ele geçirmelerini kolaylaştırmıştır (Özkan,1993: 25).
Roma İmparatorluğu'nun bölünmesinden sonra Bizans yönetimine geçen Lidya, (De¬nizli) bu dönemde eski değerini yitirmiş ve Denizli yöresi Piskoposluk merkezi olmuş¬tur. Hellenistik dönemde kurulan Laodikya, Tripolis, Hierapolis gibi şehirler, Bizans dö¬neminde kendi aralarında çekişmelere sahne olmuş ve daha fazla gelişememiştir (Anonim, 2001: 12).
Türkler Denizli civarında ilk defa 1070'de görünmüşlerdir. Esasen, Sultan Alparslan'a karşı isyan ederek Bizans'a sığınmış olan Yıva Oğuz beyi Erbasgonoğlu'nu takip için gönderilmiş olan Afşin Bey, O'nu bulmak ümidini yitirince, keşif maksadıyla Anadolu'yu boydan boya geçip, Phrigya kıtasına girerek bölgenin en önemli merkezi olan Honaz'ı ele geçirmiş, Laodikya'yı da yağmalayarak Ege denizi sahillerine kadar ilerlemeyi başarmıştır (Gökçe,2000: 26).
1071 Malazgirt Savaşını takip eden yıllar¬da Anadolu, tamamen Türkler tarafından zaptedilmişti. Bu arada Denizli çevresi de Kutalmışoğlu Süleyman'ın maiyetindeki bey¬ler tarafından fethedildi.
Dukas, kara kuvvetleri ile 1097 tarihinde Efes, Şart, Alaşehir, Honaz, Çardak, Homa şe¬hirlerini alarak Akşehir'e kadar ilerlediler. Bi¬zans'ın elinde çok kısa kalan Denizli çevresi¬ni 1102 de I. Kılıç Arslan yeniden ele geçirdi. Bunun üzerine Bizans imparatoru Alexis Kommenos kumandalarından Philocal'ı bu¬raları geri almaya memur etti. Bu sırada batı Anadoludaki Türkmenler yoğun zulüm ve vahşete uğramışlardır. Çukurovada bulunan Atabeg Hasan, 1109 tarihinde 24.000 kişilik ordusuyla Menderes yöresine aktı, Denizli çevresini tekrar Türk hakimiyetine sokan bu akın Bergama ve izmir'e kadar uzamıştır (Anonim, 2001: 12).
1119 yılında Loannes Bizans tahtına geçin¬ce ilk olarak Laodikeia'yı Türklerin elinden aldı. Böylece Denizli yöresi toprakları tama¬men Bizanslıların eline geçti. 1145 tarihinde Türkler Çal havalisinden geçerek yağma etmişlerdir. 1157'de Alaşehir'e gelen Manuel Kommenos, Türk topraklarına gire¬rek bazı kent ve kasabaları yakıp yıktı. 1158 senesinde Türkler Menderes Vadisini geçtik¬ten sonra, Karaağaç ovasının güneyinden ilerleyerek Laodikeia üzerine geldiler. Şehir ve çevresini yağma ederek, bütün halkını esir almışlardır. Bundan sonra II. Kılıçars-lan'la Bizans İmparatoru Manuel Komme-nos'un aralarında yapmış oldukları bir ant¬laşma ile oniki yıllık bir sulh dönemi yaşanır. (1161-1173)
Manuel Kommenos, Selçuklularla yaptığı antlaşmayı bozarak Başkent Konya'yı ele ge¬çirmek için 1176 yılında sefere çıktı. Önce La-odikeia'ya geldi, buradan Menderesin yakın¬larındaki Homa ve oradan da Myriokephalen denilen dar ve sarp bir vadiye girdi ve sybri-ze denilen çıkış yerinde Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan'ın kurduğu pusuya düştü. Çok ağır yenilgiye uğrayan Bizans ordusu; çareyi imparator Manuel Kommenos'un barış yap¬masında buldu.
Bizans imparatoru Manuel'in 1180'de ölü¬münden sonra H. Kılıçarslan yeni bir sefere girişerek Laodikeia'ya kadar ilerledi. (1180) Bunlarla birlikte bu bölge Bizans yönetimin¬de kaldı. Ancak 1176'daki savaştan sonra Türk hakimiyeti, Denizli vilayetinin doğu kı¬sımlarına kadar ilerledi. Türk akınlarıda daha batılara kaydı ki 1185'de Küçük Menderes va¬disi yağma edilmişti. Müteakip tarihlerde ise Denizli çevresi, Bizanslılar eliyle tahrip edile¬rek Türk hakimiyetine geçiş çabuklaştı.
III. Haçlı ordusu Alman İmparatoru Frederik Barbaros öncülüğünde Alaşehir üzerinde 25 Nisan 1190 tarihinde Laodikeia'ya geldi. Buralardan da Acıgöl yoluyla doğuya doğru yürüyüşlerine, açlığa ve soğuğa rağmen, de¬vam etmişlerdir. Ancak Denizli-Honaz, I. Gı-yaseddin Keyhüsrev tarafından 603/1206 ta¬rihinde feth edilmiş ve Türk ülkesine katıl¬mıştır. Fakat I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile İz¬nik, Bizans İmparatoru Theodor laskaris ara¬sında Alaşehir ile Antiokhia arasındaki 10 Ha¬ziran 1211 tarihindeki savaşta Selçukluların galip gelmesine karşın son anda bir Bizans askerinin I. Gıyaseddin Keyhüsrev'i şehit et¬mesiyle savaşın sonucu Bizansların lehine dönüştü.
Bölgedeki uç Türkmenleri, Denizli bölge¬sine baskınları sürekli yaparak halkı taciz ediyorlardı. Haçlıların İstanbul'u 1204'de iş¬galleri sırasında Denizli ve Honaz'ı Türkler fethetmiş bulunuyorlardı. Keyhüsrev'in ka¬yınpederi olan Manuel Mavrozomes kısa bir süre bölgeyi yönetmişse de iznik'te impara¬torluğunu ilan eden III. Alexis'in damadı Las-karis, Mavrozomes'i bölgenin idaresinden al¬mıştı. Kısa bir zaman sonra Keyhüsrev böl¬geyi alarak başına Esededdin Ayaz'ı vali ola¬rak atamıştı. 1215 yılında tamir edilen Sinop kalesinde bulunan kitabede, Honaz Emiri ola¬rak Esededdin Ayaz'ın adı geçmektedir. Bun¬dan sonra 1238-1255 yıllarında Seyfettin Karasungur vali olmuştur. 1251-1253 yıllarında Akhan'ı inşaa ettirmiş olup bu yıllarda güç Türkmenlerin eline geçmiştir. (Anonim, 2001:13).
Denizli yöresi, Anadolu'da Türklerin görünmeye başlaması ile birlikte yoğun bir Türkmen nüfusunun bulunduğu bölgelerden olmuştu. BU nedenle Anadolu Selçuklu sultanları Denizli yöresindeki Türkmenlerden yardım istemişti. Moğol istilasında Baycu Noyan'a Kösedağ Savaşı'nda yenilen II. Gıyaseddin Keyhüsrev(1243) Tokat, Anakara, Antalya oradan da Denizli yöresine gelerek bölgede yerleşmiş olan Türkmenlere sığındı. Bununla birlikte Moğolların Baycu Noya komutasında 2. istila hareketleri sonucu Sultan İzettin Keykavus'un ordusu 1256'da yanına para ve değerli eşya alarak Ladik'e (Denizli) hareket eder. Fakat Baycu, Keykavus'un Anadolu Selçukluların başına geçmesini ve kendisine eskisi gibi sadık kalmasını istiyordu. Bu durumu iletmek ve Keykavus'u geri çağırmak amacıyla torunu Yısutay'ı Antalya’ya gönderdi. Keykavus ise bu olaylar sırasında Denizli'ye gelmişti. Yısutay'ı Denizli'den geri gönderdi ve kendiside İznik Bizans imparatorluğunun yanına gitti.
Baycu'nun Konya'dan ayrıldığını haber alan Keykavus Ladik ve Honaz'ı Bizanslılar'a terk etmek vaadi ile askeri yardım alarak 1257'de Konya'ya geldi ve tahta yeniden sahip oldu (Gökçe,2000:30).