View Single Post
Eski 24-09-07, 10:16   #2 (permalink)
Lesgerek
Webmaster & Coder
 
Giriş Tarihi: 12-08-2006
Yer: Amisos Samisun Samsun
Mesajlar: 2,485
Blog Mesajları: 1
Rep Puanı: 37810330
Lesgerek Rütbe: Artı 11Lesgerek Rütbe: Artı 11Lesgerek Rütbe: Artı 11Lesgerek Rütbe: Artı 11Lesgerek Rütbe: Artı 11Lesgerek Rütbe: Artı 11Lesgerek Rütbe: Artı 11Lesgerek Rütbe: Artı 11Lesgerek Rütbe: Artı 11Lesgerek Rütbe: Artı 11Lesgerek Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 378155
Varsayılan C: Devlet ve Büyüme



Devletin Büyüklüğü ve Ekonomik Yapısı

Tarih boyunca devletsiz hiçbir toplum yüksek refah düzeyine erişememiştir. Toplumlar devlet olmadan ekonomik üretimden daha az verim alabilmişlerdir. Devletin ortaya çıkması, dolayısıyla hukuk kuralları ve mülkiyet haklarının oluşması, batı medeniyetlerinin ekonomik gelişmesine önemli katkıda bulunmuştur. Bu katkıdan diğer topluluklarda nasibini almıştır.
Eğer devlet kaynak kullanımında ve diğer ekonomik kararlarda monopol durumunu alırsa, o ekonomide yüksek refah düzeyine ulaşmak mümkün değildir. Ekonomik gelişme, devletin tamamen egemen olduğu ve hiç etkin olmadığı hallerde sınırlıdır.
Sovyetler birliği deneyimi, soğuk savaş sırasında Doğu ve Batı Almanya karşılaştırması ortaya çıkarmıştır ki; devletin faaliyet alanın geniş olması büyümeyi yavaşlatır ve girişimci ruhunu olumsuz etkiler.

BÜYÜMENİN YAVAŞLAMASI
A.B.D.’nin ekonomik alanda diğer ülkelere olan üstünlüğü zamanla kaybolmaya başlamıştır. Yıllık reel çıktı geçmiş yıllara göre azalan bir hızla büyümektedir. Bu ekonomik düşüş, işsizlik sorunuyla beraber uzun süre devam etmiştir. Bu dönemde reel çıktı artış hızı hiç %4 düzeyine ulaşmamıştır.
Çıktı düzeyinde yaşanan düşüş sadece A.B.D.’ye özgü olmamıştır. Büyüme oranları Avrupa' da da daha düşük düzeylerde gerçekleşmiştir. Geçmiş yıllarda gerek Avrupa gerekse A.B.D’de devletin sınırları toplam çıktı düzeyine bağlı olarak büyümüştür. Bugün ise Asya devletlerindeki büyüme oranı öncekilerden daha yüksektir. Bu ülkelerde (Hong Kong, Kore) özel sektör büyümesi devletten daha hızlı olmuştur. Bu, bölgenin etkili ülkeleri Hindistan ve Çin’de de geçerlidir. Kaynakların bölüşümünde devletin rolünün azalması ve dolayısıyla özel sektörün genişlemesiyle büyüme hız kazanmıştır.

DEVLETİN KÜÇÜLMESİNİN MİLLİ HASILAYA ETKİSİ
Tablo I’ de gördüğümüz gibi, devletin gayrı safi yurtiçi hasıla içindeki payının azalmasıyla (91-97) gayrı safi yurtiçi hasıla düzeyi tam olarak %1 yükselmiştir. Bir başka deyişle devletin payının aşırı olmadan azalması,ortalama yıllık gayrı safi yurtiçi hasılaya 0.15 puan eklemiştir. Eğer devletin sınırı daha geniş olsaydı, son zamanlarda büyümede gerçekleşen yavaşlama daha büyük olabilirdi.
Eğer devlet harcamaları gayrı safi yurtiçi hasılanın %20’si civarında ise devletin ekonomiye katkısı pozitiftir. Bu aynı zamanda Milton’ un haklı olduğu başka bir noktadır. 1997 yılı için devletin ekonomiye pozitif katkısı 1 trilyon $’dır.
Buradaki bilgilere göre devletin sınırlarının biraz daha düşürülmesi durumun- da gayrı safi yurtiçi hasıla daha da artar. Devletin küçülmesinin pozitif etkisi optimum noktasına yaklaştıkça azalmaya başlar. Bu tablodan elde edilen sonuçlara göre kamu harcamalarını %2.75 azaltmakla gayrı safi yurtiçi hasıla yıllık 30 milyar $ yükselecektir. Bu artışın bugünkü değerinin anlamı, gelecek kuşakların 100’lerce milyar $’a ulaşmasıdır.
Daha da önemlisi bu etkilerin değerleri çok küçüktür. Devlet harcamalarını düşürerek elde edilen gayrı safi yurtiçi hasıla artışı yıllık 80 milyar $ civarındadır. Ayrıca ek amprik çalışmalar devletin optimal büyüklüğünün %17.45’den küçük olabileceğini önerir.
Eğer bu analizler doğruysa, sağlam bir bütçe politikası, ülkenin kamu harcamalarında mütevazı büyümeye bir izin verir, fakat bu miktar nominal gayrı safi yurtiçi hasıladan küçükse harcamaların gayri safi yurtiçi hasıla içindeki payı azalır. Ayrıca Armey eğrisine alternatif olabilecek görüşler farklı sonuçlar ortaya çıkarabilir.

DEVLET-YEREL YÖNETİMLER VE ARMEY EĞRİSİ
Elde edilen sonuçların sadece federal yönetimlere ait olduğu söylenebilir. Belki yerel yönetimlerin harcamaları aynı yönde olmayabilir. Uzun süreli analiz için yeterli bilgi kaynağı yoktur. Fakat savaş sonrasına ait bilgiler Armey eğrisinin varlığını kanıtlar. 4 numaralı grafikte merkezi ve yerel yönetim harcamalarının gayrı safi yurtiçi hasıla içindeki payının savaş sonrası dönemde arttığını görüyoruz. 1946’da %5.2 iken 1960’ da %9.9, 1980’de %13.3, 1993’ de %15.7 olmuştur. Yani yarım yüzyılın kısa bir sürede, kamulaştırma üç katına çıkmış, aynı zamanda merkezi ve yerel yönetim harcamaları 1993 yılında 47 yıl öncesine göre %10 artmıştır.
1993’ te merkezi ve yerel harcamalar gayrı safi yurtiçi hasılanın %15.68’ i kadardı. Bu harcamalardaki azalma ekonomik büyüme sağlayacaktı.


YENİ KURUMSAL İKTİSAT TEORİSİ VE DEVLET MÜDAHALESİ

Devlet varlığını GSMH’ den aldığı pay ile hissettirmektedir. Ancak diğer taraftan devlet oyunun kurallarını koyarak yani etkin iktisadi kararları destekleyerek ya da cezalandırarak , bazı durumlarda da oynanan ekonomik oyuna oyuncu olarak katılarak iktisadi faaliyeti olumlu ya da olumsuz olarak etkilemektedir. Dolayısıyla ülkelerin ekonomik performansları üzerinde devletin kural koyucu ve düzenleyici rolleri de etkili olmaktadır.
a) Kurumsal Yapı ve Ekonomik Çıktının İlişkisi
Devlet bir ülkenin kurumsal yapısının önemli bir bölümünü oluşturmakta ,
kanunlar ve düzenlemeler bütününden oluşan resmi kurallar aracılığıyla toplumun ekonomik davranışlarını büyük ölçüde belirlemektedir. Devlet kurumsal yapısıyla toplumun ekonomik gelişmesine olumlu etki edebilmektedir. Bunu üç yolla yapar. Birincisi piyasada yürütülen etkin ekonomik faaliyetleri bozmayan, doğru müşevviklere sahip bir makro ve mikro ekonomik çevrenin sağlanmasıdır. İkincisi uzun dönemli etkin yatırımları destekleyecek olan mülkiyet haklarının korunması , sözleşmelerin yaptırımının sağlanması, hukuk sisteminin adalet ve istikrar üzerine kurulmuş olması gibi kurumsal alt yapının sağlanmasıdır. Üçüncüsü ise ekonomik faaliyet için gerekli fiziki altyapıyla temel eğitim ve sağlık hizmetlerinin sağlanmasıdır. Bu üç unsurun etkin şekilde sağlanamaması çarpıtılmış fiyatlar, yüksek döviz kuru uygulamaları ve taban fiyat tespitleri gibi uygulamalarla refahın yaratılmasının önünde bir engel de oluşturabilmektedir. Bunun yanında devlet yüksek işlem maliyeti, rüşvet ve yolsuzluklar ile piyasanın işleyişini geciktirebilir veya engelleyebilir.
b)Kurumsal Yapının Ekonomik Çıktı Üzerindeki Etkisini Belirleyen Unsurlar
Kurumların ekonomik çıktı üzerindeki etkisini, kurumların doğuş nedenlerine ve kurumsal yapının niteliği ya da işleyişine bağlı olarak iki farklı şekilde analiz etmek mümkündür.
i)Kurumların Doğuş Nedenlerine Bağlı Olarak
Yeni Kurumsal İktisat Teorisi’ ne göre, devletin yapmış olduğu müdahalelerin ekonomik ve politik olmak üzere iki açıklaması vardır. Kurumların ekonomik teori çerçevesinde açıklanmasına göre kurumlar faydaları maliyetlerini aştığı her durumda yaratılmaktadır. Kurumların politik olarak açıklanmasına göre ise kurumlar ve bu kurumlar tarafından yürütülen faaliyetler, yöneten konumunda olanların güçlerini devam ettirmek ve kaynaklarını ele geçirmek için oluşturulmaktadır. Dolayısıyla ekonomik açıklama yaklaşımı kurumların varlık nedenlerini etkinlik temeline dayandırırken , politik açıklama yaklaşımı , kurumların varlığını iktidarı elinde tutma temeline dayandırmaktadır. Devletin çeşitli müdahalelerinden bir kısmı , iktisadi etkinlik ve rasyonalite temelinde oluşturulmuş kurumlarken, bir kısmı da politik nedenlere bağlı olarak oluşturulmuşlardır. Politik yaklaşıma örnek olarak Türkiye’de devletin ilk olarak özelleştirmesi gereken bazı ticaret bankaları ve kamu işletmelerinin bir türlü özelleştirilememesi gösterilebilir.
Devletin iktisadi hayata müdahale düzeyi ile ilgili optimal sınırın , müdahalelerin faydasının maliyetine eşit olduğu noktada belirlenmesi gerektiğini söylemek mümkündür. Devletin oluşturduğu kurumsal yapı içerisinde, politik gerekçeli müdahalelerin ekonomik gerekçeli müdahalelere oranı arttıkça ekonomik performans da olumsuz etkilenir.
Kurallar ve düzenlemeler tüketicilerin , işçilerin ve çevrenin korunmasında yardımcı olabilmektedir. Rekabeti ve teknolojik yeniliği desteklerken tekelci gücün kötüye kullanılmasını da engelleyebilmektedir. Fakat oluşturulan kurallar sisteminin gerekli niteliklere sahip olması gerekmektedir.
ii)Kurumsal Yapının Niteliği ve İşleyişine Bağlı Olarak
Devletin kural koyucu ve düzenleyici rolünün başarılı ya da başarısız olmasında iki süreç etkili olabilmektedir. Bunlardan birincisi etkin kural ve düzenlemelerin yapılmasıdır. Bu süreçte devletin kuralları ve düzenlemeleri getirirken bu getiriden kural ve düzenlemelerin olabildiğince piyasa mantığı ve iktisadi etkinlik ile çelişmeyen nitelikte olmasına dikkat etmesi gerekmektedir. Devletin getirdiği kural ve düzenlemelerin başarısını belirleyen ikinci süreç ise, belirlenen kural ve düzenlemelerin devlet organları tarafından uygulanma sürecidir. Belirlenen kural ve düzenlemelerin pozitif şekilde uygulanması da önemlidir. Devletin getirmiş olduğu kural ve düzenlemelerin açık olmaması uygulayıcılara yorum yapma ve hareket serbestisi verme oranı yükseldikçe yürütmenin de keyfi ve yolsuzluklara açık bir uygulama belirlemesi kaçınılmaz olacaktır.




İÇSEL BÜYÜME TEORİSİ VE DEVLET MÜDAHALESİ

İçsel büyüme teorisi büyümeyi sadece sermaye ve emek faktörlerine dayandıran , Neo-klasik büyüme teorilerinin büyüme farklarını açıklamada yetersizliklerini gidermeye yönelik olarak ortaya çıkmıştır. İçsel büyüme teorisi ülkelerin büyüme hızlarındaki farklılıkların sermaye ve emek faktörlerinden daha çok ; devletin politikaları, beşeri sermaye birikimi, doğurganlık tercihi ve teknolojinin yayılması tarafından belirlendiği fikrine dayanmaktadır.
Bu alanda oluşturulan modellere göre devlet tarafından sağlanan mülkiyet hakları, güvenlik hizmetleri, yargı hizmetleri, haberleşme ağı gibi altyapı yatırımları özel sermayenin prodüktivitesini arttırmakta ve dolayısıyla üretimi olumlu etkileyen içsel bir üretim faktörü olmaktadır. Ancak burada önemli olan bir başka nokta da , devletin almış olduğu vergilerin yaratmış olduğu etkidir. Dolayısıyla devletin özel sektörün üretim fonksiyonu üzerinde pozitif ve negatif olmak üzere iki etkisi vardır. Devletin ekonomi içerisindeki payının küçük olduğu durumlarda devletin pozitif etki yaratan yönü baskın olmakta ve ekonomik faaliyetleri olumlu etkilemektedir. Fakat devletin ekonomi içerisindeki sınırı genişledikçe vergilerin çarpıtıcı etkileri daha baskın hale gelmekte ve ekonomik faaliyetler bundan zarar görmektedir.
Sonuç olarak devlet faaliyetleri sermayenin ve işgücünün üretkenliği üzerinde etkili olmakta ve büyüme üzerinde içsel bir üretim faktörü gibi etki etmektedir. Devletin yürütmüş olduğu politikaların etkisi ekonomik çıktı üzerinde kendini göstermekte ve büyümeyi ya da küçülmeyi besleyen bir süreç yaratmaktadır. Bazı politikalar sermayenin ve işgücünün üretkenliğini arttırarak ekonomik çıktıyı yükseltirken , bu genişleme vergilenecek gelirin de artması anlamına geldiği için artan vergi gelirleriyle birlikte bu politikalar da güçlenir. Kötü politikalar ise hem ekonomik çıktıyı azaltır hem de vergilere ilişkin toplumsal tepkiyi arttırarak gerekli devlet faaliyetlerinin finansmanını güçleştirir.
İçsel Büyüme Teorisi ile ilgilenen iktisatçıların bu konuda yaptıkları çalışmalar sonucu şu çıkarımlara ulaşmışlardır:
- Başlangıç beşeri sermaye düzeyinin büyüme üzerindeki pozitif etkisi , başlangıç kişi başına GSMH düzeyinin pozitif etkisinden nispi olarak daha önemlidir. Ayrıca başlangıç beşeri sermaye düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde diğerlerine oranla daha yüksek bir büyüme hızına ulaşılmıştır.
- Daha yüksek beşeri sermayeye sahip ülkeler , aynı zamanda daha düşük doğurganlık oranına ve daha yüksek fiziki yatırım oranına sahiptir.
- Büyüme hızı , devlet tüketiminin GSMH’ ye oranıyla ters yönde ilişkilidir.



Etkin Devlet Arayışları ve Devletin Küçültülerek Etkinleştirilmesi:
Devlet organizasyonlarının ülke ekonomilerinde yarattığı sonuçlara bakıldığında, bir çok ülkede devletin etkin üretim düzeylerinin sağlanmasında başarısız olduğu, refah ve büyümeyi destekleyemediği, temel fonksiyonlarını dahi yerine getiremediği görülmüştür. Ulaşılan bu sonuç, başarısız devlet diye nitelenen yeni bir devlet tanımının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Devletin yürüttüğü faaliyetlerdeki etkinsizliğin ; kaynak dağıtımında etkinsizlik, üretimde etkinsizlik, makroekonomik etkinsizlik ve özel sektörce yürütülmesi gereken faaliyetlerin kamu sektörü tarafından yürütülmesi halinde ortaya çıkan etkinsizlik olmak üzere dört kaynağı vardır.
Yeni dünya düzeni olarak tanımlanan ve globalizasyon süreciyle gelişen dünyada, ekonomik sınırlar kalkmakta ve rekabet ülke sınırlarını aşarak dünya ölçeğinde yapılmaktadır. Globalizasyon ve ülkeler arasında yaşanan vergi rekabeti, yatırımların ve üretimin nerede yapılacağını, dolayısıyla hangi ülkedeki refahın yükseleceğini belirleyecektir. İçinde bulunduğumuz yüzyıl içinde refah artışı, etkin devletlere sahip olan ülkelerde beklenecektir.
Devletlerin toprakları üzerinde yaşayan vatandaşlarına bir çok konuda hizmet verme arzusu ve ekonomik olayları yönlendirme iddiası, hedeflerin çoğalmasına, yürütülen faaliyetlerin yayılmasına neden olmuştur. Bir çok devlet yürüttüğü faaliyetlerle ilgili kontrolü kaybetmiş, denetimde ve performans değerlendirmelerinde yetersizlikler söz konusu olmuştur. Devleti küçültmek, küçük düşürmemek için gereklidir. Bir piyasa ekonomisinde devletin yaygın şekilde kabul gören temel görevlerini; hukuk devleti, istikrarlı ve piyasa sinyallerini çarpıtmayan bir makroekonomik ortamın sağlanması, temel altyapı yatırımlarının ve toplumsal hizmetlerin sağlanması, toplumdaki zayıf ve korunmaya muhtaç bireylerin ve çevrenin korunması şeklinde sıralayabiliriz. Bu belirlemeye bağlı olarak, kamu kesimi tarafından yürütülen faaliyetlerin ekonomik etkinliği ve refahı arttıracak şekilde yeniden yapılandırılması süreci başlatılabilir. Bu süreçte özelleştirme, düzenleme,yasal kurumsal serbestleştirme politikaları önem kazanmaktadır.

Özelleştirme uygulamaları
Özelleştirme sürecinde amaç, piyasa kurallarına göre işlemesi mümkün olan alanlarda , devlet mülkiyetindeki ekonomik birimlerin mülkiyetinin özel sektöre devredilerek, rekabet kuralları altında, piyasa kurallarına göre çalışan birimler dönüştürülmesidir. Özelleştirme süreciyle iki temel kazanç elde edilmeye çalışılmaktadır. Birincisi devletin temel fonksiyonlarından yoğunlaşması ve devlet bünyesindeki etkisiz birimlerin ayıklanmasıdır. İkincisi ise, devlet bünyesindeyken siyasal müdahaleler , bu kurumların devlet bünyesinde çalışırken farklı müşevviklere sahip olması, rekabetçi olmayan bir yapı içinde çalışmaları gibi çeşitli nedenlerle etkin şekilde çalıştırılamayan ekonomik birimlerin, özel sektöre devriyle piyasa kuralları içinde etkin şekilde çalıştırılacağı düşüncesidir. Bu iki kazanç kaynak dağılımında etkinlik ve üretimde etkinliktir. Özelleştirme süreci sonunda , ülke ekonomisi açısından etkin sonuçların elde edilmesinin tek şartı , rekabetçi yapıların oluşmasını sağlanmasıdır. Sağlanamazsa sadece bir mülkiyet devri olur.

Ekonomik düzenlemeler
Devletin ekonomik hayata müdahalesini gerektiren piyasa başarısızlıklarından biri de , ölçeğe göre artan getirili sektörlerdir. Bu sektörlerde çok firmanın faaliyet göstermesi ekonomik olarak etkin olmadığı için ve yaşanan rekabet sonucunda, nihai olarak tekel konumunda tek bir firma kalacağı için, tavsiye edilen politikalardan birisi tekel konumundaki kamusal üretimdir. Yaşanan teknolojik gelişmeler sonucunda geçmişte doğal tekel konumunda olan telekomünikasyon hizmetleri, radyo ve televizyon yayıncılığı gibi hizmetlerin doğal tekel niteliğinin ortadan kalkması söz konusu olmuştur.

Geçmişte ekonomik bir zorunluluk olarak görülen ve başka alternatif olmadığı için etkinsiz sonuçlar yaratsa dahi, çok fazla eleştirilmeyen doğal tekel niteliğindeki elektrik, su, telekomünikasyon, demiryolu taşımacılığı, havaalanı işletmeciliği gibi kamu hizmetleri , artık eleştirilmekte ve etkin sonuçların elde edilmesi için özelleştirilmektedir.

Yasal kurumsal serbestleşme
Geçmişte devletin tüketiciyi koruma , rekabeti sağlama gibi nedenlerle idari ve mali düzenlemeler yapmış olduğu alanlardaki düzenleme yetkisinden vazgeçmesini içeren yasal kurumsal serbestleştirme; devletin piyasaya giriş , fiyat, miktar ve ,kalite düzenlemelerine gittiği alanlarda, bu uygulamalardan vazgeçmesi o alandaki faaliyeti tamamıyla piyasa sisteminin çalışma kurallarına bırakmasıdır.
Devletin düzenlemelerden vazgeçerek serbestleşmeye gitmesinin çeşitli nedenleri vardır. Teknolojik gelişmeler , iktisatta yaşanan gelişmeler ve liberalizasyon sürecinin bir sonucu olarak , devletin geçmişte düzenlemelere gittiği bir çok alanda , rekabet koşullarının gerçekleştirilmesi amacıyla yasal kurumsal serbestleşmeye gidilmektedir. Böylece geçmişte rekabete kapalı , teknolojik olarak durağan olan üretim alanlarında, rekabetçi bir ekonomik yapının kurulması ve bunun getirmiş olduğu teknolojik gelişmenin sağlanması, ürün çeşitliliğinde ve hizmet kalitesinde artışla birlikte fiyatlarda ucuzlamanın gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Devletin Kapasitesinin Etkinleştirilmesi
Devlet yönetiminin sahip olduğu kapasitenin etkinleştirilmesinde , yönetim anlayışının ve yönetimin taşıdığı niteliklerin çok önemi vardır. OECD tarafından yapılan tanımlamaya göre iyi yönetimin unsurları olarak ; teknik ve idari rekabet , organizasyon kapasitesi, güvenilirlik ,sorumluluk taşıma ve açık bilgi sistemi sayılmıştır. Devlet bünyesindeki kurumların daha etkin şekilde çalıştırılabilmesi için üç temel mekanizma öngörülmektedir.
• Toplumsal hayatta olduğu kadar , devlet içerisinde de kurallar ve kısıtlamaların güçlendirilmesi
• Devlet kurumları içinde daha fazla rekabetçi bir yapının oluşturulması
• Devlet içinde ve dışında seçmenler ve küresel ortakların katılımının sağlanması
Devletin yasama , yürütme ve yargı erkleri arasındaki yetkilerin tam olarak bölünmesi ve bu erkler arasındaki geçişin kısıtlanması, keyfi devlet davranışlarını engelleyerek ayrı ayrı işlevleri olan güçlerin birbirini denetlemesine ve geri bildirim mekanizmasının işlemesine imkan verecektir. Yasama ve yürütme erklerinin kullanımında hesap verme yükümlülüğünün getirilmesi ve bunun tamamıyla yargısal denetime tabi olması , devlet faaliyetlerinde etkinliği arttıracaktır. Yargının bağımsız olması, idari ve siyasi kararlardan etkilenmemesi ve etkili şekilde işletilmesi gerekmektedir. Devletin keyfi uygulamalarına karşı , uluslararası düzeyde destekler sağlanması da etkili olabilecektir. Bu çerçevede Avrupa Birliği , Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşması gibi ticaret birlikleri ve Dünya Ticaret Örgütü gibi ticaret organizasyonları , ticaret üzerindeki keyfi devlet uygulamalarının önüne geçebilmektedir. Devletin tüm kurumlarında rekabetin sağlanması için, devlet personelinin çalışma ve yaptığı işte kaliteyi arama arzusunu canlı tutmak gerekir. Bunun için çalışanları motive edecek bir atama, terfi ve ücret politikasına ihtiyaç vardır. Kayırmaya dayalı atama ve terfi sisteminin olduğu yetersiz ücretlerin uygulandığı bir yapıda hiçbir personelin daha çok ve iyi çalışmak gibi bir arzusu olmayacaktır. Birçok ülkede kamu personeli sayısının düşük kalitedeki işgücünü kapsayacak şekilde adeta bir işsizlik sigortası aracı gibi kullanılarak şişirilmesi sonucunda , kamu personelinin ücretleri aşınmaya uğramıştır. Ayrıca kamu personelinin atanmasında ve terfi ettirilmesinde kayırma esasına dayalı bir sistemim kökleşmesi bürokrasinin kalitesini ve kabiliyetlerini düşürmektedir.
Devletin yürütmüş olduğu çeşitli hizmetler ve izlediği politikalarla ilgili olarak toplumdaki her kesimin katılımının sağlanması ve uzlaşma içerisinde faaliyetlere yön verilmesi başarıya ulaşmayı daha kolaylaştırmaktadır. Bu katılımın ve uzlaşmanın olmadığı ortamlarda genellikle hükümetler çıkar gruplarının ağına düşmekte ve toplumun aleyhine olan politikalar uygulamaya sokulabilmektedir. Devletin doğru politikalar belirleyebilmesi ve bunları geniş bir toplumsal destekle uygulayabilmesi için , toplumdaki her kesime yakın olması gerekmektedir.

SONUÇ:
Her ülkede devletin ekonomik faaliyetler üzerinde yarattığı olumsuzluklardan hoşnutsuzluk ve bunlarla ilgili arayışlar vardır. Bu hoşnutsuzluk arayışı Türkiye, Brezilya, Endonezya gibi gelişmekte olan ülkelerde olduğu kadar İngiltere, Almanya, ABD gibi gelişmiş ülkelerde de söz konusudur. Devletin yeniden yapılandırılması arayışları ve devletin faaliyet alanıyla ilgili optimum bir sınır belirleme çabaları çok eskilere gitmektedir. Devletin optimal büyüklüğünün ve optimal kurumsal yapısının ve olması gerektiğine yönelik bir çok ampirik çalışma yapılmaktadır. Özellikle üzerinde durulması gereken husus devletin GSMH' den kullandığı kaynağın büyüklüğü kadar, devlet organizasyonu çerçevesinde oluşturulan kurumsal yapının da , ekonomik faaliyetler üzerinde etkiler yarattığının görülmesidir. Ekonominin gelişimini belirlemekte olan devlet organizasyonu ve devletin ekonomiye müdahale politikalarının etkinlik düzeyi, ulaşılacak sonuçların da başarılı ya da başarısız olmasına yol açacaktır. Bu nedenle devletin etkinleştirilmesine yönelik arayışlar ve politika önerileri önem kazanmaktadır.
Lesgerek çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla