|
yalnızlık güzeldir, zor da olsa
Giriş Tarihi: 26-05-2007
Yer: sizim, yurtsuzum şimdi...
Yaş: 22
Mesajlar: 1,892
Rep Puanı: 3039367
         
Rep Gücü: 30430
|
C: ISTEK : Fakir Baykurt - Kaplumbağalar
Bir zamanlar Anadolu'da... Fakir Baykurt külliyatı...
Kategori: Edebiyat Tarihimizden
Bir zamanlar Anadolu'da...
Bir zamanlar Anadolu'da...
Literatür Yayınevi, Fakir Baykurt külliyatına 'Kaplumbağalar' ile başladı. Bu eserler, Türk toplumunun aynaya yansıyan suretidir aynı zamanda
A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)
Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşanan yoksulluk ve zulüm, şu an içinde bulunduğumuz koşullardan daha hafif değildi kuşkusuz. Ama, bugün tarih kitaplarından okuduğumuz modernleşmenin insanlara ödettiği ağır bedellerinin belleklerimizde bir karşılığı yok, çünkü geçmiş hakkındaki 'bilimsel' bilgilerde geçmişin ruhunu, atmosferini, insanların acılarını hissetmemize yarayacak imgeler yer almıyor. Sayılar, istatistikler, köy ve köylülerin sayısı, tarım ürünlerinin fiyatları ve geçim standartları kaydedilmiştir elbette. Ne var ki, insanların yeni yaşam tarzlarına duydukları tepkiler, çektikleri acılar, karşılaştıkları aşağılanmalar ve açlık sınırına dayanan yoksulluk hiçbir zaman 'bilimin' nesnesi olmamıştır.
İşte bu yüzden, geçmişin uçucu imgesini yeniden canlandırmak için sanata, edebiyata -en çok da romana- başvurmak zorundayız. Cumhuriyet tarihinin nerdeyse elli yıllık bir döneminin toplumsal hayatını en iyi resmeden metinlerse Fakir Baykurt ismiyle bütünleşen 'köy romanları' kanonuna aittir.
'Köy romanı'
Toplumsal sorunlara getirdiği eleştiriler ve çözümler köy-köylü gerçeğinden hareketle incelediği için Fakir Baykurt için köy yazarıdır diyoruz, ancak köy romanları onunla başlamıyor. Osmanlı'da, köyde geçen ilk romanının Nabizade Nazım'ın Karabibik'i(1890) olduğunu biliyoruz. Ancak sayısal azlıkları, köye yönelik romanların ilgi çekmediğinin işaretidir. Cumhuriyet dönemini romanlarına gelince; İstanbullu aydının Anadolu'nun tozlu yollarında, yoksul köylerinde dolaşıp cahil bırakılmış, dini istismarlara uğramış ve köy ağası tarafından sömürülüp devlet görevlileri tarafından ezilmiş köylü milletiyle kucaklaşması -aslında kucaklaşmadan çok el öptürmesi- Çalıkuşu ile başlar. Türk aydınının Osmanlı'dan devraldığı vatan kurtarma görevi, bundan böyle köyü kurtarmak biçiminde simgelenecektir Masa başında üretilmiş köy/köylü romanlarında köye su, elektrik, adalet ve eğitim getirmeye çalışan pek çok aydın roman kahramanı icat edilmiştir. Ne var ki, misyoner tavrıyla kendilerini feda eden bu aydınlarla, konuk oldukları, yaban kaldıkları, kuş uçmaz kervan geçmez memleket köşeleri arasında aslında pek bir bağ yoktur. Anadolu'yu dışarıdan bir bakışla yazan ilk yazarlar için sorun 'ben' merkezlidir; bu, aydınların içinde oldukları düşünsel ve ruhsal vaziyetin 'Ütopyacı Bireysellik' olduğunu gösterir. Sonuç olarak, aydınların bir türlü sevemedikleri, ilişki kuramadıkları ama aşkın değerler adına sevmeleri gerektiğine iman ettikleri uzak bir diyardır diyebiliriz Anadolu için.
1950-70 yılları arasında genelde sanat ve edebiyata, özelde romana yansıyan aydınlanmacı ve kalkınmacı ütopyaların cisimlendiği mekân yine köylerdi. Köy hayatını, köy gerçeğini, köylünün sorunlarını, baskı ve sömürüyü en iyi bilenlerse, bu köylerden sıyrılıp Köy Enistitüleri'nde eğitim görme şansı yakalamış Köy Enistitülüler oldular. Fakir Baykurt ve kuşağı içerden yazdılar o coğrafyayı. Edebi alanda topyekûn bir seferberlik başladı. Dönem, çıplak gerçeklerin -romanlarla- yine çırılçıplak ortaya serildiği bir dönemdi. Böyle gerçekler de -gerçekten- boldu Türkiye'de. Pek çok yazar siyaseten yazdı romanlarını; romanlar köyün kalkınması için -tıpkı elektrik gibi, su gibi, yol gibi, traktör ve okul gibi- birer araçtılar. "Kişileri, çatışmaları ve çözümleri belirleyen de yazarın toplumcu çizgideki bu görüşleri olunca, yaşamı ete kemiğe büründürecek insan yerine, Fethi Naci'nin de dediği gibi, "koşulların betimlenmesinde araç" sayılan kişilerle yürütüldü roman. Romanlardaki sterotiplerin toplumsal sınıf ve katmanları simgelediği, roman kahramanlarının giriştiği mücadelenin, mücadelenin verildiği mekânla sınırlı olmayıp bütün bir ülkeyi ifade ettiği kolaylıkla fark edilebilir. Üstelik çok farklı ideolojilerin çatışma, dışlama, birbirlerini içerme, yer değiştirme, yeni bir biçim alma tarzındaki karmaşık ilişkilerinin kesiştiği mekândır 'köy romanları'.
Anadolu köylerinin durumunu, gelişmesini, tarımsal meseleleri, köydeki sınıf ve güç ilişkilerini gerçekçi bir biçimde yansıtmaya çalışan Köy romanlarının sosyolojik önemi edebiyata oranla ağır basar; çünkü o yıllarda köy sorunlarını işlemeyi 'bizim sosyologlarımız, bizim tarihçilerimiz, bizim filozoflarımız, diğer böyle sosyal işlerle uğraşan düşünürlerimiz henüz daha yapmış değiller'ken, köy romanları bir tanıklık, bir otobiyografi tarzında yazılmış, 'icabında otuz sene içinde politikacılara, iş sahiplerine, mesuliyet sahiplerine faydalı olacak döküman durumunda'dırlar. Behice Boran'ın sözleriyle özetlersem; "Ekonomik-sosyal meselelerin bilimsel açıdan incelenmesi, tartışılmasının yasaklandığı uzun yıllarda Türk solu ifadesini sanatta bulmuş, sol fikirler en fazla sanat yoluyla toplumu etkilemiştir."
Fakir'in farkı
1950'li yılların sonuna gelindiğinde, Yılanların Öcü (1959) yayımlandı ve edebiyat dünyasının hararetle konuştuğu isim Fakir Baykurt oldu. Gerek konusu gerekse de Anadolu kadını Irazca Ana'sı ile köy romanlarında çığır açan Yılanların Öcü, DP iktidarı tarafından mahkeme kapılarına taşınmıştı. Elbette yılmadı; art arda yazdı hikâye ve romanlarını. Hikâye ve romanlarındaki insanlar ne kurtarılmayı bekleyen kurbanlardır ne korkak ne de haindirler; kişilikleri, eylem ve eğilimleri, ahlak ve alışkanlıkları toplumsal ve ekonomik nedenlerle belirlenen bildiğimiz insanlardır. Bu insanların din adamı, ağa, bürokrat işbirliği karşısındaki çaresizliğini, çaresizliğin başkaldırıya nasıl dönüşebileceğini, Anadolu kadının direnişini, ezilmişliğinin altındaki öfkesini sergilerken arka plana her zaman ekonomik eşitsizliği de yerleştirmiştir.
Toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatı yansıtmaya çalışıp kanonun bildik temalarını tekrarlarken Baykurt'un köylüleri idealize edilmiş iyi veya mutlak kötü kategorileri içinde hareket eden sterotipler durumuna düşmezler. Sadece konularıyla değil, roman kişilerinin iç dünyalarını çelişki ve değişimleriyle yansıtabilmesiyle de farklıdır Baykurt'un romanları. Sade ama hikâyesini iyi anlatan, ayrıntıları yakalayan, canlı diyaloglar kuran bir dille Irazca Ana gibi, Kara Bayram gibi unutulmaz karakterler yaratmıştı.
Romanlarından uyarlanan sinema filmleriyle daha da popülerleşen Baykurt'un metinlerinin içeriği, TÖS'ün, DISK'in, TIP'in kurulması ve gençlik hareketlerinin başlamasından sonra siyasallaşır, sosyalizm vurgusu giderek artar. Kaplumbağalar (1967) romanından sonra çelişkiyi ağa-köylü ilişkisinin dışına çıkaracak, devlet ve bürokrasi eleştirisini ağırlaştıracaktır. Köylünün otoriter, bürokratik memurlara karşı hak arayışını anlatan Kaplumbağalar, o dönem solunun devlete olan tepkisinin özeti gibidir. 70'li yıllarda köyden kente göçün yarattığı sıkıntıları işleyecek, 80'lerden sonra ise Almanya'daki Türk işçilerinin sorunlarını dillendirecektir.
Okumayabilirsiniz, anlatılan mekânlar sizin kentli yaşantınıza uygun düşmeyebilir ya da kaçmak istediğiniz gerçeklerin çıplaklığı vicdanlarınızda gedikler açabilir. sanat ve edebiyatla ilgili ürünlerde ne yoksul köylüleri ne varoşlardaki insanları ne de Güneydoğu'da yaşanan acıları görmek, duymak, düşünmek istemeyebilirsiniz. Ne var ki gerçekliği değiştirmek gelmez elinizden; bugün her biri bir tarihsel/toplumsal belge niteliği taşıyan Fakir Baykurt külliyatı, sizin hikâyeniz, sizin aynanızdır; aynaya yansıyan suretinizi değiştiremezsiniz!
Türkiye gerçeğini yazdı
Gözaltılar, tutuklanmalar ve baskılarla dolu yaşamında doğrularından ödün vermeyen, hikâye ve romanlarıyla bir dönemin simgesi haline gelen Fakir Baykurt, 1929'da Burdur'un Akçaköy'ünde doğdu. 1948'de bitirdiği Gönen köy entitüsünün ardından beş yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. Daha sonra Ankara Gazi Eğitim Enistitüsünü tamamladı; Sivas, Hafik, ve Şavşat'ta ortaöğretim kurumlarında çalıştı. Bu sırada yazmaya da başlamıştı. Türkiye gerçeğini en çıplak biçimiyle yazıya, edebiyata dökerken, romanlarına yansıyan muhalifliğini hayatına da taşımayı bilmiş, hepimizin muhaliflik kültürüne bir şeyler katmayı başarmıştı. 12 Mart öncesinde TÖS, sonrasında TÖB-DER'de genel başkanlık yapan Baykurt, 12 Eylül darbesinden sonra Almanya'ya göçmek zorunda kaldı. Ancak yaşadığı mekân neresi olursa olsun, bu ülke gerçeklerinden, siyasi ve toplumsal mücadeleden hiç vazgeçmedi.
# KAPLUMBAĞALAR
Fakir Baykurt, Literatür Yayınevi, 2006, 363 sayfa
BAŞARILAR DİLERİM..
Mesajı son düzenleyen TuRMaLiN_fg ( 29-06-07 - 02:00 ).
|